İnsan kadar akıllı, daha barışcı ama biz onları savaÅŸtırıyoruz…
Sayısız insan, yunusların sıradışı canlılar olduÄŸuna inanıyor. Sevimli, sevecen, dost ve akıllı yunuslar acaba gerçekten insan kadar zekiler mi? Öylesine iddialar var ki, yunuslar savaÅŸlara katılıyorlar, insanları ölümden kurtarıyorlar ve hatta body-guard oluyorlar. BaÅŸta ABD olmak üzere, dünyanın geliÅŸmiÅŸ bir çok ülkesinde yunuslar için milyonlarca dolar harcanıyor, onları anlamanın ve gizemlerini çözmenin dünyadışı yaÅŸamı araÅŸtırmak kadar önem taşıdığı ileri sürülüyor.
Genelde, denize girmek veya balık yemek dışında pek aklımıza getirmediÄŸimiz denizlerimizde çok duyarlı bir canlı yaÅŸar, bizim kadar meraklı, bizim kadar konuÅŸkan bir yaratık; bir torpidoya benzer ve bir Marslı kadar uzaylıdır. O bir balık deÄŸildir; bütün zamanların mitolojik deniz canlısı Dolphin´den yani yunusdan söz ediyoruz. Tüm dünya sularında ÅŸu an için, 66 tür yunus yaşıyor ve herkes onların insana en yakın ve en zeki canlı olduÄŸunu düÅŸünüyor; belki insanları bu 150 kiloluk, tüysüz, ıslak bir tüpün içi gibi derisi olan memeli deniz hayvanı ile karşılaÅŸtırmak doÄŸru olmayabilir ama bir yunus balığının gözüne baktığınız an belirli bir bilgi alış veriÅŸi hemen baÅŸlamıştır; bir diyalog, yansıyan bir zeka parlaması, aklın bir iması vardır. Zamanın baÅŸlangıcından beri yunusların inanılmaz yetenekleri ÅŸairler, filozoflar ve tarihciler tarafından övülmektedirler. Efsaneler yunusların Tanrı tarafından dönüÅŸtürülmüÅŸ insanlar olduklarını anlatırlar. Son 10 yılda ise, memeli hayvan uzmanları, yunusların akıllı olduklarını yeni anlamaya baÅŸladılar. Bilim adamları yunus balıkları arasındaki iletiÅŸim sistemini araÅŸtırmayı sürdürürken, sözlü ve sözsüz sinyallerin kodlarını çözmeye çalışmaklar. AraÅŸtırmacılar "echolocation"ın (Yunusların denizaltı dünyasını ayarlayabilmeleri için aralarındaki kullandıkları iletiÅŸim sistemi) onları en büyük düÅŸmanları olan ton balıklarından nasıl koruduÄŸunu saptamak istiyorlar. Florida’dan Avusturalya’ya kadar memeli hayvan uzmanları yunusların ailevi ve sosyal iliÅŸkilerini de araÅŸtırmaktalar. Laboratuarlarda da uzmanlar yunus beyninin gizemini çözme çabasındalar ve bir yunusun beyni insan beyninden çok farklı çalışıyor ve bazı uzmanlara göre, beyinlerindeki yaratıcı merkez bizimkinden çok daha büyük ve hatta etkin.
Özürlü çocukların tedavisinde yunuslar…
Grassy Key, Florida’daki "Yunus Balığı AraÅŸtırma Merkezinde" Psikolog David Nathanson her salı günü altı atlantik yunusu ile çalışıyor. Onlardan zihinsel özürlü çocukların konuÅŸmalarını ve eksik belleklerini desteklemelerini bekliyor. Bu merkez kendini tamamen yunus ile insan arasındaki dayanışmaya adamış, yunuslar özürlü çocuklarla yüzüyor, onlara sarılıyor ve eÄŸitimlerinde yardımcı oluyorlar. Nathanson, çocukların bu ortamda sınıftaki dikkatin fazlasını gösterdiklerini ve on kez daha çabuk öÄŸrendiklerini söylüyor. Bu tür çocukların eÄŸitildiÄŸi sınflarda ödül bir övgü, bir sarılma veya bir öpücüktür ve Nathanson; "yunusların öpmesini benim öpmeme tercih ediyorlar ve bundan alınmıyorum" diyor. Bazı dersler sırasında otobüs veya köpek gibi basit sözcüklerin resimleri yunuslara atılıyor. EÄŸer çocuk kelimeleri düzgün telafuz ederse yunus balıkları ile birlikte yüzme hakkını kazanıyor.Ve Nathanson devam ediyor; "Bir gün özürlü bir çocuk ayaklarını suya sarkıtıyordu. ´Flipper´ adlı tv dizisinde oynamış olan Little Bit adlı yunus balığı yanına gitti ve burnunu ona sürtmeye baÅŸladı. Çok çarpıcı bir ÅŸeydi. Sanki yunuslar bu çocukların bir eksiklikleri olduÄŸunu hissediyorlardı. Bu çocukları normalde birlikte yüzdükleri insanlardan daha korumasız görüyorlar ve bu nedenle daha iyi davranıyorlar” Kendisine yunuslar ile insanlar arasındaki iletiÅŸime adamış olan ikinci bir yer "Dolphin Plus" . Bu yer, Key Largo Florida’da iki havuzlu özel bir "Dolphinarium". 1987 yılında buranın sahibi, tesisi Miami’de "Florida Uluslararası Üniversitesi´de yardımcı profesör olan Betsy Smith’e 8 gün için devretti. Smith 15 yıl boyunca hayvanların yardımı ile tedavi çalışmalarında bulunmuÅŸ ve 1971’de ilk olarak yunuslarla tedaviyi denemiÅŸti. Åžimdi de teorisini denemek istiyordu. Teorisi bütün tedavilere raÄŸmen içe kapanık olan çocukların yunuslarla ile daha sosyal ve daha konuÅŸkan olmalarıydı.10 sene önce nevrolojik açıdan zayıf olan çocukların yunus balıklarına verdikleri tepkileri ölçmeye baÅŸlamıştı. Sonuç olarak içine kapanık çocukların en ÅŸiddetli tepkileri verdiklerini ortaya çıkarttı. Prof. Smith; "Yunuslarla çalışacaksanız iyi bir nedeninizin olması gerekir ki onları kullanmış olmayın." diyor. Yunuslarla beraber olduktan sonra çocukların sosyal marifetleri artıyor ama Smith bunların yunuslardan mı yoksa suyun tedavi etkisinden mi kaynaklandığını kesin olarak bilmediÄŸini itiraf ediyor. Ama yunuslarla birlikte olan çocukların baÅŸka sahillerde yunussuz çalışan çocuklara göre daha enerjik ve giriÅŸken oldukları da görülüyor. Anne ve babalar ile yapılan röportajlarda ise, "Yunus balıklı çocukların" uzun vadeli davranışlarını deÄŸiÅŸtirdikleri ve sosyal farklılıklar gösterdikleri ortaya çıktı.
Yunusların kültürü var mı?
AraÅŸtırmacılar yıllar boyunca stres ve depresyonun bağışıklık sistemi üzerindeki etkisine baktılar. Çok ağır kanser hastalarında yeni bir sistem uygulanmaya baÅŸlanılmıştı. Bu sistemde hastalar kanser hücrelerini kederin kara gücü olarak düÅŸünüyorlar ve onlara karşı beyaz ÅŸövalyelerle savaşıyorlar. Colorado’da bulunan "Living from the Heart" adlı enstitüde görevli olan Stephen Jozsef bu hastaların yunuslarla birlikte olmaları halinde de, aynı etkinin görüleceÄŸine inanıyor. Jozsef 15 kanser hastasını yunuslarla birlikte yüzebilmeleri için Florida’daki "Dolphin Research Center" e götürdü. Jozsef, yunusların sürekli "alpha" durumunda olduklarını söylüyor. Alpha durumu, meditatif bir durum, yaratıcılık, sezgi ve belki de kendi kendine tedavi etmekle bağımlı. Jozsef’e göre hasta insanlara yunuslarla yüzme imkanı tanınırsa onlar da belki bu duruma geçebilirler ve böylece kendi kendilerini tedavi etme gücünü ortaya çıkarabilirler. Umudu hastalara bu meditatif “alpha” durumunu nasıl yaratabileceklerini öÄŸretebilme yolunda; ayrıca kan ve beyin dalgalarını yunus balıklarıyla yüzmeden önce ve sonra ölçmeyi planlıyor. "Bilimsel topluma bilgi lazım" diyor. Ama ne kadar kuru bilgi lazım olursa olsun bilimsel topluma aynı zamanda kopya edilebilecek imkanlar da verilmesi gerekli. Yıllar boyunca memeli hayvanlarla ilgili araÅŸtırmalar desteksiz ve gerçek olmayan iddialarla kirletildi. ÖrneÄŸin yunusların İngilizce konuÅŸtukları, yara tedavi ettikleri ve boÄŸulmak üzere olan insanları kurtardıkları iddia edildi. 60’lı yıllarda yunuslar hakkındaki ÅŸüpheler arttı. Nevrofizyolojist ve psikoanalist olan ve yunuslar yüzünden adı kötüye çıkan Dr. John C. Lilly bir spekülasyon ortaya atmıştı. Ona göre memeli hayvanlar muhteÅŸem beyinlerini kendi lisan, kültür, tarih, felsefe ve ahlak sistemlerini yaratmaya kullanıyorlardı. Yunusların beynini araÅŸtırmasının yanı sıra, Lilly’nin gayretleri bir garipti; Yunuslara İngilizce öÄŸretmeye çalışıyor, onlara telefon alıcıları baÄŸlayıp, uzaklardaki akrabalarıyla konuÅŸmalarını istiyordu. Derken esrar kullanmaya baÅŸladı, böylece yunusların yüksek bilincine ulaÅŸabilecekti ama bu onun kariyerinin sonu oldu. 30 yıldır, Hawaii’daki yunusları araÅŸtıran ve California Üniversite´sinde biolojist olan Kenneth Norris ÅŸöyle diyordu "Esrara baÅŸladı ve çok uzun bir zaman bu hayal dünyasını çözmeye çalıştı, böylece gerçek dünyadan gittikce uzaklaşıyordu. Çok iyi bir bilim adamıydı ama yaptığı hiçbirÅŸey ne ölçü ne de gerçek olarak bir iÅŸe yaramadı. BildiÄŸimiz gibi de bilim adamları bunlarla yaÅŸarlar." Onların bir dili olduÄŸu kesin…
Hawaii Üniversitesi’ndeki, "Kewalo Deniz Memelileri AraÅŸtırma Kurumu" nun müdürü olan psikolog Louis Herman’ın bu konuda en güvenilir bilim adamı olduÄŸu memeli hayvanlarla ilgilenen bir çok bilim adamı tarafından belirtiliyor. Norris devam ediyor; "Herman bu konuda gerçekten bir uzman. Yunusların tanımlanmasında onun çalışmaları çok büyük bir destek, tek bir yunus beyninin ne kadar yetenekli olduÄŸunu ortaya çıkardı." Herman ve meslektaÅŸları bu son 10 yıl boyunca Phoenix ve Akeakamai adlı iki Atlantik yunusu ile çalıştılar. Bu çalışmalarda yapay bir dil kullanarak, yunusların emirleri anlayıp yerine getirebilme yeteneklerini araÅŸtırdılar. Phoenix’in lisanı elektronik ayarlanan bilgi sayar ıslıklarından, Ake’ninki ise el ve kol hareketlerinden oluÅŸuyordu. Her iki lisanın da kendine öz sözleri ve kuralları vardı, bu kurallara göre sözlerin ve hareketlerin ardarda gelmelerine göre binlerce cümle kurulabiliyor. Herman, yunusların lisanları anladıklarını kanıtladı, hatta daha da önemlisi, bu kelimelerin kullanılış ÅŸekline göre anlamın deÄŸiÅŸtiÄŸini anladıklarını da gösterdi. Bu kural, çoÄŸu insan dilinin temelidir ve bu özelliÄŸi anlamak dil bilgisi uzmanları ve filozoflar için aklın bir simgesi olarak nitelendirilir. Herman örneÄŸin, ÅŸunu ortaya çıkardı; "Yunus balıkları belirli cümleler arasında ayırım yapabiliyorlar. ´Düdük sörfü yakalıyor´ ´Git düdüÄŸü sörfe getir´ demek. ´Sörf düdüÄŸü yakalıyor´ ´git sörfü düdüÄŸün yanına götür´ demek." Emirler iki yöntemle iletilmekte; Birincisinde su altına bir hoparlör yerleÅŸtiriliyor ve bilgi sayar sistemi ile ıslık yayımlanıyor. Aynı zamanda da, belirli el ve kol hareketleri yapılıyor. İkincisinde bir eÄŸitmen kenarda durarak, göz ile verilen emirleri engellemek amacıyla kara gözlükler takıyor. Ondan sonra belirli hareketler ile eÄŸitmen bir cümle kuruyor. Bazı bilim adamları için yunuslardan öÄŸrenilenlere, "lisan" demek doÄŸru deÄŸil. Pennsylvannia Üniversitesi´nde eski maymun araÅŸtırıcısı olan David Premack (artık "hayvan lisanı" iÅŸinden emekli oldu) Herman’ın "özgürce çümleleri kullanmasını" bir problem olarak görürken "İnsan lisanı soyut kavramlardan oluÅŸuyor, maddelerden ve faaliyetlerden deÄŸil." diyor. Columbia Universitesi´nde psikolog olan Herbert Ferrace’de 10 yıl önce maymun araÅŸtırıcıların dürüst olmadıklarını iddia ederken hayvanların bir lisanı deÄŸil hareketleri öÄŸrendiklerini iddia ediyordu. Daha doÄŸrusu ödül aldıkları hareketleri… (Burada, Congo filmini anımsayın.)
Islıkların sosyal içeriÄŸi var! Herman buna sert cevap veriyor; "Bir hayvana ödül verilmesi lisanı kullanmasının deÄŸerini düÅŸürmez. Ben hatta fazlasını iddia ediyorum. Yunuslar bir kavram üzerinde lisan anlayışlarını geliÅŸtiriyorlar. ÖrneÄŸin “under” dediÄŸim an bunun aÅŸağı inmek demek olduÄŸunu biliyorlar ve havuzun dibine dalıp oradan bir obje çıkarıyorlar. Aynı zamanda olmayan objeleri de anlayabiliyorlar. Mesela “ball question” “havuzda top var mı?” anlamına geliyor. Ake havuzu arıyor ve ondan sonra “Evet” veya “Hayır” diye kürekleriyle cevap veriyor. Hayır küreÄŸine basarsa bu sinyalı anladığını, objeyi hayalinde göz önüne getirdiÄŸini ve topun orada olmadığını ifade eder. Bu “ilgili nakletmek” kabiliyeti ÅŸimdiye kadar sadece maymunlarda ve insanlarda görülmüÅŸtür." Herman’ın laboratuvarı daha çok bir kuÅŸhaneye benzemekte. Her taraftan kulaÄŸa hoÅŸ gelmeyen gıcırtılı sesler, bağırışlar ve çok yüksek frekansta ıslıklar geliyor. Åžimdiki iÅŸ hangi yunusun bu sesleri gönderdiÄŸini ve hangisinin onları karşıladığını anlamakta. Bu çok zor bir olay, çünkü yunusların sesi nefes delikleri bölgesinden üretiliyor ve kafalarından çıkıyor. Herman, bir diÄŸer araÅŸtırmayı “Woods Hole Okyanus Enstitüsü”nde yardımcı bilim adamı olan Peter Tyack ile birlikte yaptı. AraÅŸtırmada Herman ve meslektaÅŸları bir yunusun kafasına “vocalik” adlı basit bir sistem baÄŸladılar. Bu alet Tyack tarafından yapılmıştı ve yunusun her ses çıkartmasında bir ışık yanmaya baÅŸlıyordu. "Uygulamalı Psikoloji ve Tıp Enstitüsü"nden emekli bilim adamı olan Richard Ferraro’nun yardımı ile Herman ÅŸimdi daha kapsamlı bir alet geliÅŸtiriyor ve deniyor. Bir mikro bilgisayar yunusların kafalarına baÄŸlanıyor. Her sesi kaydediyor ve seslendirme zamanını ikinci bir bilgi sayara gönderiyor. Bu kayıtlar analizinden sonra hangi yunusun konuÅŸtuÄŸu, ne tür seslerin olduÄŸu ve sesi verdiÄŸi anda ne tür bir davranışta bulunduÄŸu öÄŸrenilecek. 1965´den beri bilim adamları yunusların kendilerine özgü bir ıslıkları olduÄŸunu biliyorlar. Bunu kendilerini tanıtmak için kullanmaktadırlar. Tyack’in çalışmaları yunusların birbirlerinin ıslıklarını taklit edebildiklerini gösteriyor. Tyack ÅŸunları anlatıyor: “ÖÄŸretilmiÅŸ taklitçilik hayvan dünyasında çok nadir görülen bir olaydır. Yunus balıklarını belirli sesleri taklit etmeleri için eÄŸitebilirsiniz. Bu yeteneÄŸi yunuslar birbirlerini taklit etmek için kullanıyorlar. Belki niyetleri sosyal bir iletiÅŸim kurmak…” Arlington, Virginia’daki "Deniz AraÅŸtırma Bürosu"nun desteÄŸi ile Tyack yeni bir araÅŸtırma baÅŸlattı. Bu araÅŸtırmada “New England Aquarium” ve Chicago’daki Brookfield Hayvanat Bahçesi´ndeki yunusların seslerini kayıt ederek ıslıkların sosyal fonksiyonunu öÄŸrenmeye çalışıyor ve aynı paralelde Randall Wells tarafından 19 senedir Sarsota Bay, Florida’da bir yunus sürüsü izleniliyor. Tyack bu sürüdeki balıkların özel ıslıklarını da araÅŸtırıyor. Wells misafir araÅŸtırmacılarla ve Earthwatch’dan gelen (bir araÅŸtırma organizasyonu) isteklilerle birlikte senenin beÅŸ ayını Sarasota yunuslarının nasıl kendi aralarında alt gruba ayrıldıklarını araÅŸtırıyor. Yunusları seçmek için kısa bir süre yakalıyorlar. Bu süre içersinde Tyack her yakalanan balığın isteÄŸini kayıt ediyor. Aynı zamanda birbirine baÄŸlı olanlarınkini de kayıt ediyor, örneÄŸin anneler ve yavrular gibi…
Hamile kadınları ayırd edebiliyorlar…
Wells son zamanlarda araÅŸtırmaları Tampa bölgesine geniÅŸletti, araÅŸtırmalarına 1970 yılında baÅŸladı, o zamandan beri Florida’nın batı kıyısında yaklaşık 600 yunusu tanımladı ve sürülerin aralarında çeÅŸitli gruplara ayrıldıklarını da kanıtladı. YetiÅŸkin diÅŸilerin sanki yavrularla birlikte gruplar oluÅŸturuyorlar. Bu gruplar 3 kuÅŸak diÅŸi ve aynı zamanda akrabaları olmayan diÅŸileri de içerebiliyor, yavruların yakınında olan diÅŸi yunusların ille de anaları olmaları gerekmiyor, “bakıcıları” da olabiliyor. Wells ve meslektaÅŸları yunusların olgunlaÅŸdıktan sonra, cinsiyetlerine göre ayrılmış grupları tercih ettiklerini ortaya çıkardılar. Bu gruplar içersinde erkekler baÅŸka erkeklerle yıllarca sürebilen baÄŸlar kuruyorlar. Benzer bir araÅŸtırma Michigan Üniversitesi´nden mezun bir grup öÄŸrenci tarafından kuzey batı Avustralya’daki Monkey Mia sahilinde yapılmıştı. Bu araÅŸtırmada bir erkek sürüsünün çiftleÅŸmek için diÅŸileri kaçırdıkları ortaya çıktı. Wells’e göre bu baÄŸlar ana ile yavru arasındaki baÄŸlar kadar kuvvetli olabilir. BaÄŸlar herhalde erkek yunus balıklarına ihtiyaç duydukları dinamikliÄŸi veriyor ve aynı zamanda köpek balıklarına karşı bir koruma oluyor. Wells yaÅŸ, cinsiyet, doÄŸum, ölüm, olgunlaÅŸma ve üreme örneklerini kaydederek yabani sürünün dinamiÄŸini kapsamlı bir ÅŸekilde anlamayı umud ediyor. Bazı araÅŸtırmacılar yabani ve tutuklu olan yunusların aynı ÅŸekilde büyüyüp, olgunlaşıp, ürüyorlar mı diye bakıyorlar ve bilgileri kaydediyorlar. Wells elindeki kayıtları bunlarla mukayese ederken aynı zamanda da, yunusların çıkarttıkları hava kabarcıklarındaki deÄŸiÅŸkenliÄŸi, psikolojik açıdan anlamaya çalışıyor. Aynı ekip, "Portland Eyalet Üniversitesi"nde biyoloji profösörü olan Deborah Duffield ile birlikte çalışırken Sarasota sürüsünün genetik yapısının oluÅŸmasını yeni bir genetik bir anlayışla araÅŸtırıyor. Bugüne kadar yunus balıklarının çiftleÅŸmeleri daha anlaşılmış deÄŸil. Hele babalık kavramını saptamak imkansız; Wells’in umudu genetik bilgileri diÅŸi ile erkek arasındaki davranışlarla birleÅŸtirmek ve böylece babaların akrabalarıyla ne tür bir iliÅŸkileri olduÄŸunu çıkarmak yolunda. Wells, Sarasota sürüsünün ayrı sürülerle çiftleÅŸtiklerini ortaya çıkardı, araÅŸtırmacıya göre yunuslar doÄŸal veya kasıtlı ölümlere karşı bu yöntemi uyguluyorlar. Yunus balığı için en büyük tehlike ton balığı aÄŸlarıdır. ABD Deniz Kuvvetleri, "Memelileri Koruma AnlaÅŸması" ile balıkçılar tarafından "kazayla" öldürülen yunusların sayısını azaltmaya çalışmasına raÄŸmen uygulama pek baÅŸarılı görülmüyor. Yunusların radarını (ses ayarlaması ve dolaÅŸma) ve eÄŸitim sistemlerini araÅŸtıran bilim adamları onları aÄŸlardan koruyabilmek için imkanlar arıyorlar. Radar, yunusun yaÄŸlı kafasından kısa patlama sesleri gönderiyor, ses burada bir ışına çevriliyor ve suda havada gittiÄŸinden 4.5 kez daha hızlı ilerliyor. Ses gönderildikten sonra bir hedefe sıçrıyor ve çevre hakkında bilgi dolu bir yansıma ile dönüyor. Yunus balıkları çenelerinde bulunan bir yaÄŸ deposuyla doÄŸru sesleri algılıyorlar, ses buradan iç kulaÄŸa, oradan da beyne gidiyor. Yayın için yüksekten düÅŸük frekansa kadar çok geniÅŸ bir bandları var ve bu yayınlar balıkların ve diÄŸer hayvanların içinden X ışınları gibi geçiyor. Yunuslara su içersinde 800 metrelik bir mesafeye kadar göremedikleri objeleri tanımlama imkanı veriyor. Bu çalışmanın bir diÄŸer yönü, yunusların radarları aracılığı ile diÄŸer balıkların beyinlerine belirli imajlar nakledebildiklerini de kapsıyor. Belki de bu radar, yunuslara onların çevrelerine giren insanları anlama imkanını da veriyordur. ÖrneÄŸin hamile kadınlar yunus balıklarıyla birlikte suda olunca rahimlerine doÄŸru enerji dalgaları hissettiklerini söylüyorlar. Ekolu vuruÅŸların çok güzel olduÄŸunu anlatıyorlar. Yatıştırıcı titreÅŸimler hissedebiliyorlar sanki bir makina içersinden enerji gönderiliyormuÅŸ gibi. Yunusların radarını 40 yıl önce bulmuÅŸ olan Ken Norris bu seslerin bir balığı öldürecek kadar güçlü olduÄŸunu söylüyor ve"Yunus balığı bir baÅŸka balığın yakınlarına geldiÄŸi an normal sesten iki ile beÅŸyüz kez daha uzun frekansta bir ses çıkarıyor" diyor. Norris, laboratuvarda yaptığı deneylerde buna benzer bir sesle hamsi balıklarını öldürmeyi baÅŸardı.
Yunus beyni insanlarınkine benziyor;
Bu kadar keskin bir radar sistemine raÄŸmen yunuslar (örneÄŸin bir yunus, havuzun öbür tarafında olan bir vitamin kapsülünü o an sezebiliyor) balıkçıların aÄŸlarını sezemiyorlar. Norris yunus balıklarını bu aÄŸlardan kurtarabilmek için yeni bir yöntem geliÅŸtirdi. Tropikal denizlerde ton balıkları hep Spinner türü ve de normal yunus balıkların yanında görülüyor. Bu birliktelik bir milyar dolarlık bir balık endüstrisini kurulmasına neden oldu. Balıkçılar ton sürülerini yunusları izleyerek tanımlıyorlar. Sonra ton ile yunus balıklarınnı bir araya getirip üstlerine bir aÄŸ atıyorlar ve bunu da altından kapatıp vinç ile çekiyorlar. Balıkcıların niyeti ton balıklarını yakalayıp yunusları serbest bırakmak ama yunuslar aÄŸların içinde ÅŸaÅŸkına dönüyorlar aÄŸlara dolaşıyorlar ve sonunda boÄŸularak ölüyorlar. Her sene yaklaşık 125.000 yunus böyle ölüyor. Norris’e göre yunusların sürü sistemini anlayarak onları aÄŸlardan kurtarmak için bir sistem geliÅŸtirebilir. Norris’e göre sürünün temel fonksiyonu koro tepkisidir. Aslında bu, yunuslara köpek balıklarından kaçma imkanını yaratan karışık bir sistem. Norris, ÅŸöyle açıklıyor; "Bir müzikalde her dansçı yanındakinin hareketlerini sezebiliyor. Yunuslar da sürüde olan diÄŸer balıkların hareketlerini seziyor ve onlara uyarak hareket ediyorlar. Ton balığı ağında bir kere yakalandıktan sonra yunuslar sürüden çıkmış oluyorlar ev ağın içinde üstüste sıkışıp kalınca sürü iletiÅŸim sistemleri çalışmıyor, onları kurtarmak için bu sistemi ayakta tutmamız ve her birinin yerini bilmemiz lazım." Norris ve arkadaÅŸları ÅŸu an yunus balıkların sinyal sistemini bozmayacak bir aÄŸ ÅŸekli aramaktadırlar. 70’llerin sonunda Norris bir deneme yaptı; Yunusları 3.5 m. açılım açıklığı olan bir aÄŸla yakaladı ama dışarı çıkamıyorlardı anlamıştı 6 m.’lik bir açılımla bazıları çıkmaya baÅŸladı. Norris ve meslektaÅŸları bu yaz aÄŸların açılış ÅŸekillerini araÅŸtırıyorlar. ÖÄŸrenmek istedikleri bütün sürünün hangi açıklıkta kaçacağıdır. Neredeyse insan beyninin büyüklüÄŸünde beyni olan bu hayvanın aslında bu tür problemlerden kaçabilmesi bize normal geliyor. İnanılmaz derecedeki keskin iÅŸitme duyusu köpek balığının keskin koku duyusu ile karşılaÅŸtırılabilir. Fakat o büyük beynin yetenekleri ile yetersizlikleri arasındaki garip çeliÅŸki bizi ÅŸaşırtıyor. İnsan beyninde “neocortex” olarak tanımlanan beyin bölgesi yaratıcılığın ve düÅŸüncelerin kaynağıdır. İnsanda bütün cortex bölgesinin %96’sı neocortex’tir. Yunusda ise %98’tir. Ama insan ile yunusun neocortex büyüklüÄŸünün benzerliÄŸi dışında genel olarak beyinler çok farklı. "Worcester Deneysel Bioloji Vakfı"dan Peter Morgane New York Kenti Tıp Okulu´nda anatomi profesörü olan İlya Glezer ile birlikte yunusların neuro-anatomi araÅŸtırmalarını baÅŸlatmıştı. Morgane, "Yunusların beyni çok deÄŸiÅŸik bir evrimden geçti. Bu nedenle cortexleri kara hayvanlarınkinden çok daha genelleÅŸmiÅŸ olarak kalmış." diyor. 60’lı yılların ortasından önce memeli hayvanların beyinlerini araÅŸtırmak çok zordu çünkü bu hayvanlar üzerinde cerrahi iÅŸlemler yapmak imkansızdı. Karadaki memeli hayvanlara verilen anestezi dozu bir yunusu anında öldürür. 1963 yılında Morgane anestesiolojist Eugene Nagel ile birlikte bir respiratör yaratmıştı. Bu respiratör yunusun nabız atışı ÅŸeklindeki nefes almasını taklit ediyor. Aynı zamanda da bir "nitrous oxide" karışımı yaratmışlardı. Bu karışım hayvanları uyuÅŸturuyordu. Morgane devam ediyor; "Neocortex’in evrim olarak yaptığı tek ÅŸey sadece büyümekti ama daha komplekse benzemiyor, organizasyonu çok eski, bu ÅŸekli biz baÅŸka modern kara hayvanında göremiyoruz. Yunusların beyni 50 milyon sene önce ilk defa suya girdiÄŸi zamandaki gibi…" Yunusların beyin yapısı kara hayvanlarından daha ziyade kirpininkine benziyor. Kirpinin cortexi 100 milyon yıl önce geliÅŸmiÅŸ, yarasa (bu da eski tip bir beyin) beyni ile de benzerliÄŸi var. ÖrneÄŸin "İlerlemiÅŸ primatlar"ın yani maymunların neocortexi yoÄŸun sütün ÅŸeklindedir yani grup halinde neuron yığıntılarıdır. Bu uzun, sık sütünlar, beyne ait cortexin temel geliÅŸme bölümleridir. Morgane ve Gliver ileri teknolojileri kullanarak yunusların sütünlarının çapları daha geniÅŸ olmasına raÄŸmen insanlarınkinden daha az olduÄŸunu ortaya çıkardılar. Mikro dolaşımları da o kadar kompleks deÄŸil.
Yunuslar uzaydan mı geldiler?
Karadaki memeli hayvanların neocortexleri bir evrimden geçip, özelleÅŸmiÅŸti. Karadaki memeli hayvanların (insanlar dahil) birleÅŸmiÅŸ duyusal sistemleri var ve bunlar ilk cortex bölgelerin aralarına sıkıştırılmışlar ve de öÄŸrenmenin ve duyguların dönüm noktası olduÄŸu tahmin ediliyor. Yani duyu bilgilerini anılarla ve hislerle birleÅŸtiren baÄŸlama dokusu. ÖrneÄŸin bir çam aÄŸacının kokusu bize geçen Noel’i hatırlatabilir. Yunusların beynindeki gövde duyu sistemi, (görme,iÅŸitme, hissetme) karadaki memeli hayvanlarınkinden daha genelleÅŸmiÅŸ ÅŸekilde. Morgane bunu ÅŸöyle açıklıyor; "Cortical devrimin son bölümü burada gerçekleÅŸmemiÅŸ. Yani birinci duyunun ve motor bölgelerin geliÅŸmesini kasdediyorum." Mikro biolojist olan Harry Jerrison 1986´da ÅŸunları öne sürdü; "EÄŸer yunus beyninin neocortex ile yakın iliÅŸkisi olduÄŸunu söylersek o zaman ´motive´ fonksiyonları (ArkadaÅŸlık ve hisler gibi) neocortical süreçde insanınkinden daha fazladır ve düÅŸünceleri de daha duygusaldır." Aynı uzman yarasalarla yaptığı araÅŸtırmalardan da baÅŸka bir kuram çıkardı. Bu kurama göre beyinlerinin büyük bölgeleri çok geliÅŸmiÅŸ bir "Echolating" yani sinyalizasyon sistemine baÄŸlı. Yunusun büyümüÅŸ neocortexini hesaba katarsak belki echolating sistemleri yunus gerçeÄŸinin yaratıldığı noktaya gelmiÅŸ olabilir. Belki yunusların echolating süreçleri insanların görme süreçleri gibi çalışıyordu. İkisi de dış dünyayı ve kendini algılamayı saÄŸlıyor. Yarasaların birbirlerinin sinyalerini yakalayabildikleri kanıtlanmış durumda. Bu corticalde deÄŸil subcortical veya beynin orta kısmında yapılır. Bu yetenek dış dünya hakkındakı algılamaları paylaÅŸabildikleri anlamına geliyor. Jerison "Yunus balığı idrak ile ilgili dünyasında ´balığı´ genel anlamda görüyordur, özel anlamda deÄŸil." diyor. Norris, grup bilinç fikrini kabul etmeye razı deÄŸil ve açıklıyor; "Yunuslar kesin birbirlerinin sinyallerini dinleyerek bilgi ediniyorlar. Bu fikir çok cazip ama hiçbir kanıtımız yok. Sadece birÅŸey için kanıtımız var, o da sinyalleÅŸirken birbirlerine doÄŸru sesleri püskürtmedikleri. Bizim ´Yunus balığı sinyalleÅŸme davranışı´ dediÄŸimiz bir davranışa sahipler. Çok basit bir ÅŸekilde ona gerekli tertibatı kapatıyorlar. Çevrelerine ses püskürtmek için bir pencere geliÅŸtirmiÅŸler, ama bunu birbirlerine yapmıyorlar. Yunusların bir lisana sahip olduklarına da inanmıyorum. Bana göre yunusların daha zihin yorucu, fazla tabakalı ve duyular üzerine kurulmuÅŸ bir komünikasyon sistemleri var; Daha ziyade müzik gibi, ritimleri var ve her vurusta bir kaç mesaj birden iletebiliyorlar. Mesela bir ıslık bir yunus balığına diÄŸerini tanımlıyor ve aynı zamanda orada bir tehlikenin olduÄŸunu ifade ediyor." Bazı araÅŸtırıcılar Jerrison’un toplumsal bilinç fikrini "filozofik" ve "havai" diye nitelendiriyor. Morgane açıklıyor; "Jerrison yunusların dünyayı insanlardan farklı algıladığını iddia ediyor. Bu doÄŸru olabilir, çünkü farklı bir beyin yapısına sahipler. Bir baÅŸka gezegenden veya Atlantis´ten bir uzaylı gibi…""Search for Extraterrestial İntelligence-Dünyadışı Zekayı AraÅŸtırma" projesi olan Seti’nin araÅŸtırıcıları bunu kabullenebilir. Belki bu nedenle Diana Reiss "San Francisco Eyalet Üniversitesi´nde insanlar ile hayvanlar arasındaki iletiÅŸim profesörü ve aynı zamanda Valeja, Kalifornia’da bulunan "Afrika Deniz Dünyası"daki Project Circe’nin kurucusu. Reiss’in iÅŸi olan yunusların iletiÅŸim sistemlerini çözme çabası, dünyadışı zekanın araÅŸtırılmasına benziyor. Reiss NASA bir toplantısına misafir konuk olmuÅŸ ve Pasadena, Kaliforniya’da bulunan ve baÅŸkanlığını Prof. Carl Sagan´Ä±n yaptığı "Planetary Society" den ödül almıştı ve Macaristan’da 1987 yılında "Uluslararası Astronomi BirliÄŸi"nde da iki araÅŸtırmanın ortak problemlerini açıklamıştı. Yapılarını bilmediÄŸimiz sinyalleri nasıl anlarız ve örnekleri nasıl tanımlayabiliriz? İstense dahi, bir canlı türünün iletiÅŸim sistemine karşı kör ve sağırsa bunu nasıl çözebilir ki? Reiss 8 yıl boyunca yunusları araÅŸtırmıştır. Bu araÅŸtırmalar sırasında sesli ve sessiz sinyallerini çözmeye çalıştı. Reiss davranış kodu olan "ethogram"ı yarattı. Bunu yunusları seyrederek ve onların davranışlarını videoya kaydederek yaptı. Ondan sonra davranışlarını bölümlere ayırıp yunusların sesleri ve davranışları arasındaki iliÅŸkiyi aradı.
Bilgisayar kullanabiliyorlar; Aynı zamanda bir yunusun yönetebileceÄŸi 9 tuÅŸlu bir su altı klavyesi yarattı. Herhangi bir tuÅŸa bastığı an bilgi sayar bunu kaydediyor ve bu ses için özel bir sembol yaratıyor. Ondan sonra yunus balığına istenen ÅŸey veriliyor örneÄŸin bir top, bir balık vs. Klavyeyi yerleÅŸtirdikten kısa bir süre sonra yunuslar kendi kendilerine kullanımı öÄŸrenmiÅŸler. TuÅŸlara bastıktan sonra çıkan sesleri taklit etmeye baÅŸlayarak, kendi ses repertuarlarına bilgisayar seslerini de katmışlar. TuÅŸ ıslıklarını görsel objelerle baÄŸladıkları anlaşılıyor. Bütün araÅŸtırmalar tabi bu kadar baÅŸarılı geçmiyor; Åžu an için en büyük maddi destek ABD Deniz Kuvvetleri´nden gelmekte, oysa Deniz Kuvvetleri deniz memeli hayvanları kullanmakla suçlanmıştı. Son 4 yılda araÅŸtırmalar için 30 milyon dolar harcandı. Ordu bu araÅŸtırmalara "Deniz Bioloji Sistemi" diyor ve burada yunuslar, deniz arslanları ve beluga balinaları ile ilgileniliyor. Geçen 30 yılda Ordu, Hawaii, Key West ve San Diego’daki gizli yerlerde 240 yunus yetiÅŸtirdi. Aynı zamanda yunusların radarı, dalması, bulup geri getirme yeteneÄŸi, anatomisi ve beyninin elektrik aktivitesi hakkında 200’e yakın yazı yayınladı. GöründüÄŸü kadarıyla Ordu, çok ÅŸeyi açıklamışa benziyor ve bunlara karşı kamuoyu da yeterince ilgi duyuyor.
Yunuslar Deniz Kuvvetleri hizmetinde…
Norris devam ediyor; "Deniz Kuvvetleri´nin deniz memelileri araÅŸtırması 1950’lerin sonlarında baÅŸladı. O zamanlarda belirli görevliler, deniz memelileriyle ilgilenen bir kaç eÄŸitmeni görevlendirdiler. Niyetleri Yunuslar hakkında bilgi edinmek ve icabında Ordu için kullanmaktı. Dalgıçlara uÄŸradıkları zararları azaltmak istiyorlardı ve aynı zamanda da yunusların radarına benzeyen bir hidrodinamik torpido geliÅŸtirmek istiyorlardı. Bu torpido deniz altında bir yunus gibi kolayca ilerliyebilecekti. Destek aramayan ve bürokrasi engelleri olmayan en iyi organize grup Deniz Kuvvetleri´ydi. Yenilikçi fikirleri olan insanların yanlarındaydılar. Ama ben gizli saklı dönen ÅŸeylere karşıyım ve yunuslar ile ilgili saçma sapan konulara da karşıyım. Mesela yunusları batan gemiler için kullanmak gibi." Buradaki kasıt çıkan söylentiler son zamanlarda, Körfez Savaşı´nda yunusların İran mayınlarını bulabilmeleri ve düÅŸman gemilerini batırmaları ÅŸeklindeydi. Ordu ile buna benzer suçlamalar yüzünden yıllarca dalga geçildi. 70’li yıllarda "The Day of the Dolphin-Yunusların Günü" adlı film bunu destekledi. Filmin konusu Ordu´nun yunusların sırtlarına patlayıcı paketler baÄŸlayıp düÅŸman gemilerini havaya uçurmaktı. Derken, Vietnam Savaşı sürecinde yunusların gemilere koruma olarak Vietnam’ın Cam Ranh Sahili´ne gönderildikleri söylendi. İçi boÅŸ mızraklar burunlarına baÄŸlanıyor ve yunuslar patlayan kutularla düÅŸman kurbaÄŸa adamlarını ÅŸiÅŸliyorlardı. Bu doÄŸruydu; programdan vazgeçildi çünkü yunuslar iyi ve kötü kurbaÄŸa adamlar arasındaki farkı bilmiyorlardı. Ordu´nun resmi açıklamaları yunusların baÅŸka bir nedenle de Vietnam’a gönderildiÄŸini söylüyordu. Balıkların bulanık su içinde askeri malzemeleri sezme yeteneklerini ölçmek istemiÅŸlerdi. Körfez’de yunusların gerçekten torpido, mayın ve düÅŸman kurbaÄŸa adamlarını bulabildikleri ortaya çıkmıştı. Bangor Deniz Komutanlığı, Washington’daki "Trident Nükleer Denizaltı Üssü" nü korumak için 16 yunusu kullandığını resmen açıkladı. Bu olayı 15 çevre ve hayvan hakları grubu engellemeye çalıştı. Ordu´nun bu programı baÅŸka nedenlerden dolayı da saldırı nedeni oldu, deniz memeli hayvan eÄŸitmeni olan Rick Trout yeteneksiz bulunduÄŸu için, San Diego’lu bir ÅŸirket olan Seaco’daki görevinden ayrılmıştı. Seaco Ordu ile iliÅŸkisi olan bir kuruluÅŸtu ve Trout´a göre Ordu yunusları deniz altı koruma programlarında kullanıyordu ve bu program yunusları ve deniz arslanlarını kapsıyordu. Trout devam ediyor; "Ordu´da sarhoÅŸ eÄŸitmenler deniz arslanlarını kilitli kutularda gemiden atarak kazayla boÄŸuyorlardı. Aynı zamanda iyi performans göstermeyen hayvanları dövüp açlıktan ölmelerine neden oldular." Bunun üzerine, "Deniz Memelileri Komisyonu" ndan (MMC) 7 kiÅŸi Trout’un iddialarını araÅŸtırmakla görevlendirildi. Dosyalara, belgelere bakılacak, eÄŸitimler izlenecek ve eski çalışanlar (Trout dahil) ile konuÅŸulacaktı. AraÅŸtırıcı grupkesin bir kanıt bulamadı ama yine de daha fazla veteriner görevlendirilene kadar yeni memeli deniz hayvanının alınmamasını tavsiye etti. Ayrıca, Pentagon’un yüksek görevlilerinden birinin bütün deniz memeli hayvanlar programına bir bakması öneriliyordu.
Yunuslarla yüzmek ister misiniz?
MMC, halen yeni bir program uyguluyor, bu programda ziyaretciler yunus balıkları ile yüzebilmek için 55 dolar ödüyorlar. Müdür John Twiss ÅŸunları söylüyor; "İzin kısıtlamalarla verilmiÅŸti. Ama bu yüzmelerin 1989 yılının sonuna kadar deneme olarak yapılacağını tavsiye ettik, çünkü o zaman elimizde deÄŸerlendirebileceÄŸimiz bilgiler olacaktı." Son yüzme izni Hyatt Waikaloa’daydı. Burası Hawaii Adası´nın Kona sahilindedir ve dünyanın yunuslar için en büyük bölgedir. "Hyatt Yunus AraÅŸtırma" da bilim adamları ve eÄŸitmenler araÅŸtırma, eÄŸitim ve eÄŸlenceyi birlikte yapıyorlar. Bunun iyi bir karışım olduÄŸu da kesin. Bölge 4 hektar büyüklüÄŸünde doÄŸal göl suyu bulunan bir yer ve okyanusa açık. İçi tropikal balık ve canlılarla dolu. Bu balıkları yunuslar doÄŸal çevresinde yiyorlar. Bölge o kadar büyük ki yunuslar kaçmıyorlar. Yunus eÄŸitmeni Christian Harris "Lütfen emniyet çeketlerinizi çıkartın ve iskelede bırakın. Beni duyabilirseniz size 100 dolar vereceÄŸim." diyor. Yarım saatlik bir eÄŸlence programının son bölümünde katılanlar büyülenmiÅŸ gibiler. Ayaklarını içinde 6 yunus evi olan göle sokuyorlar. Hiç biri cevap vermiyor. Harris gülüp omuzlarını silkiyor; "Buradan ayrılırken bu hayvanlara hayran oluyorlar ve ÅŸefkatle ayrılıyorlar." Programın baÅŸarısı 55 dolarlık programın bekleme listesinden belli; 40 kiÅŸilik yer için yüzlerce insan bekliyor ve sıra bir piyango sistemine göre belirleniyor. Ayrılan 30 dakikanın sadece 10 dakikası yunuslarla birlikte, geri kalan 20 dakika ise yunusların davranış ve anatomi eÄŸitimi ile geçiyor. Görevli veteriner Jay Sweeney ile Rae Stone’un niyetleri Hyatta’da bir deniz bilim eÄŸitim programı kurmak ve aynı zamanda onu karsız bir araÅŸtırma kurumu yapmak. Kurumun ilk projesi Norris’in Hawaii’li yunusların sosyal dinamiklerini araÅŸtırmada destek olmak için hazırlandı.
Yücelten deney;
Açık denizlerde, tehlikeler arttığı için korunan bölgeler yunuslar için tek emniyetli yerler olarak gözüküyor. Dışarda köpek balıklarının ve ton balığı avcıların yemleri oluyorlar. Son zamanlarda gizemli bir vebanın da kurbanı oldular. İki yaz önce binlerce yunus ölmüÅŸtü, tümünde yaralar, zatürre ve mikrobik enfeksiyonlar vardı. MMC, NMFS ve Ordu tarafından desteklenen ve Kuzey Amerikalı bilim adamlarından oluÅŸan araÅŸtırma grubu yunusların ölümünü zehirli yosunlardan oluÅŸan çiçeklere baÄŸlıyorlar. Söylentilere göre yunuslar bu çiçeklerde bulunan Brevotoxin’den etkilenmiÅŸ balıkları yiyerek zehirlendiler. Ama çevreciler ve diÄŸer araÅŸtırıcılar hükümetin bu buluÅŸundan ve açıklamasından tatmin olmadılar. Onlara göre ölümlerin nedeni deniz çiçekleri deÄŸil. Tahminler, Amerikalıların her yıl okyanusa attıkları zehirli ve mikroplu artıkların ölüme yol açtığı yolunda. Hawaii’de yunusların yaÅŸama imkanları çok daha fazla. Oradaki deniz zehirli artıklardan korunmuÅŸ durumda. Gün aÄŸarırken Hyatt’ın iskelesi de kapanmış oluyor. O zamanlar yunuslar gölün içinde oynuyorlar, taÅŸların arasında dansçılar gibi kibar kibar yüzüyorlar. Gün aÄŸarırken sessiz okyanusun üzerinde güneÅŸ doÄŸuyor. Åžafakta kambur balinaların ışığın içine atlamaları görülüyor. MuhteÅŸem bedenleri kurÅŸun gibi sudan fışkırıyor. Bir kaç saat sonra ilk yüzücü grubu bölgeye geliyor. Yunuslar sanki onların gelmelerine seviniyorlar. İnsanlar toplar atıyorlar, onlarla yakınlaÅŸma çabasındalar. Buna karşılık yunuslar da burunlarıyla hafifçe dokunarak, garip ve zaman zaman da korku dolu insanları inceliyorlar.
KuÅŸkusuz, yunuslar ile yüzmek yücelten bir deney. Kendi çevrelerine insanları almalarının yanısıra insanlığa koÅŸulsuz sarılıyorlar, paylaÅŸmaları bir gerçek, hayal deÄŸil ve zaman boyunca tekrarlanıyor. Bir çok bilim adamı kendilerini onların "uzaylı" zihinlerini çözmeye adamıştır. Norris "Biz bir sütun üzerinde yanlız yaÅŸamıyoruz. Yunuslar hepimizin dahil olduÄŸu aÄŸacın bir dalıdır. Biz onlardanız, onlar da bizden. Onlar ve diÄŸer hayvanlar hakkında ne kadar çok ÅŸey bilirsek aramızdaki sınırlar o kadar azalmış olacak." diyor.
Popularity: 17% [?]
Sayfayı Yazdır
|
Sayfayı Gönder



