İnsan kadar akıllı, daha barışcı ama biz onları savaÅŸtırıyoruz…

Sayısız insan, yunusların sıradışı canlılar olduÄŸuna inanıyor. Sevimli, sevecen, dost ve akıllı yunuslar acaba gerçekten insan kadar zekiler mi? Öylesine iddialar var ki, yunuslar savaÅŸlara katılıyorlar, insanları ölümden kurtarıyorlar ve hatta body-guard oluyorlar. BaÅŸta ABD olmak üzere, dünyanın geliÅŸmiÅŸ bir çok ülkesinde yunuslar için milyonlarca dolar harcanıyor, onları anlamanın ve gizemlerini çözmenin dünyadışı yaÅŸamı araÅŸtırmak kadar önem taşıdığı ileri sürülüyor.

Genelde, denize girmek veya balık yemek dışında pek aklımıza getirmediÄŸimiz de­niz­le­ri­miz­de çok du­yar­lı bir canlı ya­ÅŸar, bi­zim ka­dar me­rak­lı, bizim kadar ko­nuÅŸ­kan bir ya­ra­tık­; bir torpidoya benzer ve bir Marslı ka­dar u­zay­lı­dır. O bir balık deÄŸildir; bütün zamanların mitolojik deniz canlısı Dolphin´den yani yunusdan söz ediyoruz. Tüm dün­ya su­la­rın­da ÅŸu an için, 66 tür yu­nus ya­ÅŸÄ±­yor ve herkes onların insana en yakın ve en zeki canlı olduÄŸunu düÅŸünüyor; bel­ki in­sa­nları bu 150 ki­loluk, tüy­süz, ıs­lak bir tü­pün i­çi gi­bi de­ri­si o­lan meme­li de­niz hay­va­nı i­le karşılaÅŸtırmak doÄŸru olmayabilir a­ma bir yu­nus ba­lı­ÄŸÄ±nın gö­zü­ne bak­tı­ÄŸÄ±­nız an be­lir­li bir bil­gi a­lış ve­ri­ÅŸi he­men baÅŸlamıştır; bir diyalog, yan­sı­yan bir zeka par­la­ması, a­klın bir i­ma­sı var­dır. Za­ma­nın baÅŸ­lan­gı­cın­dan be­ri yu­nusla­rın i­na­nıl­maz yetenek­le­ri ÅŸa­ir­ler, fi­lo­zof­lar ve ta­rih­ci­ler ta­ra­fın­dan ö­vül­mek­te­dir­ler. Ef­sa­ne­le­r yu­nus­la­rın Tan­rı ta­ra­fın­dan dö­nüÅŸ­tü­rül­müÅŸ in­sanlar ol­duk­la­rı­nı an­lat­Ä±r­lar. Son 10 yıl­da ise, me­me­li hay­van uzman­la­rı, yunus­la­rın akıl­lı ol­duk­la­rı­nı yeni anlama­ya baÅŸ­la­dılar. Bi­lim a­dam­la­rı yu­nus ba­lık­la­rı a­ra­sın­da­ki iletiÅŸim sis­te­mi­ni a­raÅŸ­tır­ma­yı sürdürürken, söz­lü ve söz­süz sin­yal­le­rin kod­la­rı­nı çöz­me­ye ça­lış­mak­­lar. A­raÅŸ­tır­ma­cı­lar "ec­ho­lo­ca­ti­on"ın (Yu­nus­la­rın de­ni­zal­tı dün­ya­sı­nı a­yar­la­ya­bil­me­le­ri i­çin a­ra­la­rın­da­ki kul­lan­dık­la­rı iletiÅŸim sis­te­mi) on­la­rı en bü­yük düÅŸ­man­la­rı o­lan ton ba­lık­la­rın­dan na­sıl ko­ru­du­ÄŸu­nu sap­ta­mak is­ti­yor­lar. Flo­ri­da’dan A­vus­tu­ral­ya’ya ka­dar me­me­li hay­van uzmanları yu­nusların a­i­le­vi ve sos­yal i­liÅŸ­ki­le­ri­ni de a­raÅŸ­tır­mak­ta­lar. La­bo­ra­tu­ar­larda da uz­man­lar yu­nus bey­ni­nin gi­ze­mi­ni çöz­me çabasındalar ve bir yunusun beyni in­san bey­nin­den çok fark­lı ça­lı­ÅŸÄ±­yor ve bazı uzmanlara göre, beyinlerindeki ya­ra­tı­cı mer­ke­z bi­zim­kin­den çok da­ha bü­yük ve hatta etkin.

Özürlü çocukların tedavisinde yunuslar…

Grassy Key, Flo­ri­da’da­ki "Yu­nus Ba­lı­ÄŸÄ± A­raÅŸ­tır­ma Mer­ke­zin­de" Psi­ko­log Da­vid Nat­han­son her sa­lı günü al­tı at­lan­tik yu­nusu ile çalışıyor. On­lar­dan zi­hin­sel ö­zür­lü ço­cuk­la­rın ko­nuÅŸ­ma­la­rı­nı ve eksik belleklerini des­tek­le­me­le­ri­ni bek­li­yor. Bu mer­kez ken­di­ni ta­ma­men yu­nus ile in­san ara­sın­da­ki da­ya­nış­ma­ya a­da­mış­, yunus­lar ö­zür­lü çocuk­lar­la yü­zü­yor, on­la­ra sa­rı­lı­yor ve e­ÄŸi­tim­le­rin­de yar­dım­cı o­lu­yor­lar. Nat­han­son, ço­cuk­ların bu or­tam­da sı­nıf­taki dik­ka­tin faz­la­sı­nı gös­ter­dik­le­ri­ni ve on kez da­ha ça­buk öÄŸ­ren­dik­le­ri­ni söy­lü­yor. Bu tür çocukların eÄŸitildiÄŸi sınflarda ö­dül bir övgü, bir sa­rıl­ma veya bir ö­pü­cük­tür ve Nathanson; "yu­nusların öp­me­si­ni be­nim öp­me­me ter­cih edi­yor­lar ve bun­dan a­lın­mı­yo­rum" di­yor. Ba­zı ders­ler sı­ra­sın­da o­to­büs ve­ya kö­pek gi­bi ba­sit sözcükle­rin re­sim­le­ri yu­nuslara a­tı­lı­yor. E­ÄŸer ço­cuk ke­li­me­le­ri düz­gün te­la­fuz e­der­se yu­nus ba­lık­la­rı i­le bir­lik­te yüz­me hak­kı­nı ka­za­nı­yor.Ve Nat­han­son devam ediyor; "Bir gün ö­zür­lü bir ço­cuk a­yak­la­rı­nı su­ya sar­kı­tı­yor­du. ´Flip­per´ adlı tv di­zi­sin­de oy­na­mış o­lan Litt­le Bit ad­lı yu­nus ba­lı­ÄŸÄ± ya­nı­na git­ti ve bur­nu­nu o­na sürt­me­ye baÅŸ­la­dı. Çok çar­pı­cı bir ÅŸey­di. San­ki yu­nus­la­r bu ço­cuk­la­rın bir ek­sik­lik­le­ri ol­du­ÄŸu­nu his­se­di­yor­lar­dı. Bu ço­cuk­la­rı nor­mal­de bir­lik­te yüz­dük­le­ri in­san­lar­dan da­ha ko­ru­ma­sız gö­rü­yor­lar ve bu ne­den­le da­ha i­yi dav­ra­nı­yor­lar” Ken­di­si­ne yu­nuslar i­le in­san­lar a­ra­sın­da­ki i­le­ti­ÅŸi­me a­da­mış o­lan i­kin­ci bir yer "Dolp­hin Plus" . Bu yer, Key Lar­go Flo­ri­da’da i­ki ha­vuz­lu ö­zel bir "Dolp­hi­na­ri­um". 1987 yı­lın­da bu­ra­nın sa­hi­bi, te­si­si Mi­a­mi’de "Flo­ri­da Uluslararası Üniversitesi´de yar­dım­cı pro­fe­sör olan Betsy Smith’e 8 gün için dev­ret­ti. Smith 15 yıl bo­yun­ca hay­vanların yar­dı­mı i­le te­da­vi çalışmalarında bulunmuÅŸ ve 1971’de ilk o­la­rak yu­nuslarla te­da­vi­yi de­ne­miÅŸ­ti. Åžim­di de te­o­ri­si­ni de­ne­mek is­ti­yor­du. Te­o­ri­si bü­tün te­da­vi­le­re raÄŸ­men i­çe ka­pa­nık o­lan ço­cuk­la­rın yu­nuslarla i­le da­ha sos­yal ve da­ha ko­nuÅŸ­kan ol­ma­la­rıy­dı.10 se­ne ön­ce nev­ro­lo­jik a­çı­dan za­yıf o­lan ço­cuk­la­rın yu­nus ba­lık­la­rı­na ver­dik­le­ri tep­ki­le­ri ölç­me­ye baÅŸ­la­mış­tı. So­nuç o­la­rak i­çi­ne ka­pa­nık ço­cuk­la­rın en ÅŸid­det­li tep­ki­le­ri ver­dik­le­ri­ni or­ta­ya çı­kart­tı. Prof. Smith; "Yu­nuslarla ça­lı­ÅŸa­cak­sa­nız i­yi bir ne­de­ni­ni­zin ol­ma­sı ge­re­kir ki on­la­rı kul­lan­mış ol­ma­yın." diyor. Yu­nuslarla beraber olduktan son­ra ço­cuk­la­rın sos­yal ma­ri­fet­le­ri ar­tı­yor ama Smith bun­la­rın yu­nuslardan mı yok­sa su­yun te­da­vi et­ki­sin­den mi kay­nak­lan­dı­ÄŸÄ±­nı kesin olarak bil­me­di­ÄŸi­ni i­ti­raf e­di­yor. A­ma yu­nuslar­la bir­lik­te o­lan ço­cuk­ların baÅŸka sa­hil­lerde yunussuz ça­lı­ÅŸan ço­cuk­la­ra göre da­ha e­ner­jik ve giriÅŸken oldukları da görülüyor. An­ne ve ba­ba­lar i­le ya­pı­lan rö­por­taj­lar­da ise, "Yu­nus ba­lık­lı ço­cuk­la­rın" u­zun va­de­li dav­ra­nış­la­rı­nı de­ÄŸiÅŸ­tir­dik­le­ri ve sos­yal farklılık­lar gös­ter­dik­le­ri or­ta­ya çık­tı.

Yunusların kültürü var mı?

A­raÅŸ­tır­ma­cı­lar yıllar bo­yun­ca stre­s ve dep­res­yo­nun ba­ÄŸÄ±­ÅŸÄ±k­lık sis­te­mi ü­ze­rin­de­ki et­ki­si­ne bak­tılar. Çok a­ÄŸÄ±r kan­ser has­ta­la­rın­da ye­ni bir sis­tem uy­gu­lan­ma­ya baÅŸ­la­nıl­mış­tı. Bu sis­tem­de has­ta­lar kan­ser hüc­re­le­ri­ni ke­de­rin ka­ra gücü o­la­rak dü­ÅŸü­nü­yor­lar ve on­la­ra kar­ÅŸÄ± be­yaz ÅŸö­val­ye­ler­le sa­va­ÅŸÄ±­yor­lar. Co­lo­ra­do’da bu­lu­nan "Li­ving from the He­art" adlı ens­ti­tü­de gö­rev­li­ o­lan Step­hen Joz­sef bu has­ta­la­rın yu­nuslarla bir­lik­te ol­ma­ları halinde de, ay­nı et­kinin görülece­ÄŸi­ne i­na­nı­yor. Joz­sef 15 kan­ser has­ta­sı­nı yu­nuslarla birlikte yü­ze­bil­me­le­ri i­çin Flo­ri­da’da­ki "Dolp­hin Re­se­arch Cen­ter" e gö­tür­dü. Joz­sef, yu­nusların sürekli "alp­ha" du­ru­mun­da olduklarını söylüyor. Alpha durumu, me­di­ta­tif bir du­rum­, ya­ra­tı­cı­lık, sez­gi ve bel­ki de ken­di ken­di­ne te­da­vi et­mek­le bağımlı. Joz­sef’e gö­re has­ta in­san­la­ra yu­nuslarla yüz­me im­ka­nı ta­nı­nır­sa on­lar da bel­ki bu du­ru­ma ge­çe­bi­lir­ler ve böy­le­ce ken­di ken­di­le­ri­ni te­da­vi et­me gü­cü­nü or­ta­ya çı­ka­ra­bi­lir­ler. U­mu­du has­ta­la­ra bu me­di­ta­tif “alp­ha” du­ru­mu­nu na­sıl ya­ra­ta­bi­le­cek­le­ri­ni öÄŸ­ret­ebilme yolunda; ay­rı­ca kan ve be­yin dal­ga­la­rını yu­nus ba­lık­la­rıy­la yüz­me­den ön­ce ve son­ra ölç­me­yi plan­lı­yor. "Bi­lim­sel top­lu­ma bil­gi la­zım" di­yor. A­ma ne ka­dar ku­ru bil­gi la­zım o­lur­sa ol­sun bi­lim­sel top­lu­ma ay­nı za­man­da kop­ya e­di­le­bi­le­cek im­kan­lar da ve­ril­me­si ge­re­kli. Yıllar bo­yun­ca me­me­li hay­van­la­rla ilgili a­raÅŸ­tır­malar des­tek­siz ve ger­çek ol­ma­yan id­di­a­lar­la kir­le­til­di. Ör­ne­ÄŸin yu­nusların İn­gi­liz­ce ko­nuÅŸ­tuk­la­rı, ya­ra te­da­vi et­tik­le­ri ve bo­ÄŸul­mak üze­re o­lan in­san­la­rı kur­tar­dıkları iddia edildi. 60’lı yıl­lar­da yu­nuslar hak­kın­da­ki ÅŸüp­he­ler art­tı. Nev­ro­fiz­yo­lo­jist ve psi­ko­a­na­list o­lan ve yunuslar yüzünden adı kö­tü­ye çı­kan Dr. John C. Lilly bir spe­kü­las­yon or­ta­ya atmış­tı. Ona gö­re me­me­li hay­van­lar muh­te­ÅŸem be­yin­le­ri­ni ken­di li­san, kül­tür, ta­rih, felsefe ve ah­lak sis­tem­le­ri­ni ya­rat­ma­ya kul­la­nı­yor­lardı. Yu­nusların bey­ni­ni a­raÅŸ­tır­ması­nın ya­nı sı­ra, Lilly’nin gay­ret­le­ri bir garipti; Yu­nuslara İn­gi­liz­ce öÄŸ­ret­me­ye ça­lı­ÅŸÄ±­yor­, onlara telefon alıcıları baÄŸlayıp, u­zak­lar­da­ki ak­ra­ba­la­rıy­la ko­nuÅŸ­malarını is­ti­yor­du. Derken es­ra­r kullan­ma­ya baÅŸ­la­dı, böylece yu­nusların yük­sek bi­lin­ci­ne u­la­ÅŸa­bi­le­cek­ti ama bu onun kariyerinin sonu oldu. 30 yıldır, Ha­wa­ii’da­ki yu­nusları a­raÅŸ­tı­ran ve California Üniversite´sinde bi­o­lo­jist o­lan Ken­neth Nor­ris ÅŸöyle diyordu "Es­rar­a baÅŸ­la­dı ve çok u­zun bir za­man bu ha­yal dün­ya­sı­nı çöz­me­ye ça­lış­tı, böy­le­ce ger­çek dün­ya­dan git­tik­ce u­zak­laÅŸ­Ä±yordu. Çok iyi bir bi­lim a­da­mıy­dı a­ma yap­tı­ÄŸÄ± hiç­bir­ÅŸey ne öl­çü ne de ger­çek o­la­rak bir i­ÅŸe ya­ra­ma­dı. Bil­di­ÄŸi­miz gi­bi de bi­lim a­dam­la­rı bun­larla ya­ÅŸarlar." Onların bir dili olduÄŸu kesin…

Ha­wa­i­i Ü­ni­ver­si­te­si’ndeki, "Ke­wa­lo Deniz Memelileri AraÅŸtırma Kurumu" nun mü­dü­rü o­lan psi­ko­log Lo­u­is Her­man’ın bu ko­nu­da en gü­ve­ni­lir bi­lim a­da­mı ol­du­ÄŸu me­me­li hay­van­lar­la il­gi­le­nen bir çok bi­lim a­da­mı ta­ra­fın­dan belirtili­yor. Nor­ris devam ediyor; "Her­man bu ko­nu­da ger­çek­ten bir uz­man. Yu­nusların ta­nım­lan­ma­sın­da o­nun ça­lış­ma­la­rı çok bü­yük bir des­tek, tek bir yu­nus bey­ni­nin ne kadar yetenekli ol­du­ÄŸu­nu or­ta­ya çı­kar­dı." Her­man ve mes­lek­taÅŸ­la­rı bu son 10 yıl bo­yun­ca Pho­e­nix ve A­ke­a­ka­ma­i ad­lı i­ki At­lan­tik yu­nusu ile ça­lış­tı­lar. Bu ça­lış­ma­lar­da yapay bir dil kullanarak, yunusların e­mir­le­ri an­la­yıp ye­ri­ne ge­ti­re­bil­me yeteneklerini a­raÅŸ­tır­dı­lar. Pho­e­nix’in li­sa­nı e­lek­tro­nik a­yar­la­nan bil­gi sa­yar ıs­lık­la­rın­dan, A­ke’nin­ki i­se el ve kol ha­re­ket­le­rin­den o­lu­ÅŸu­yordu. Her i­ki li­sa­nın da ken­di­ne öz söz­le­ri ve ku­ral­la­rı vardı, bu ku­ral­la­ra gö­re söz­le­rin ve ha­re­ket­le­rin ar­dar­da gel­me­le­ri­ne gö­re bin­ler­ce cüm­le ku­ru­la­bi­li­yor. Her­man, yu­nusların li­san­la­rı an­la­dık­la­rı­nı kanıt­la­dı, hat­ta da­ha da ö­nem­lisi, bu ke­li­me­le­rin kul­la­nılış ÅŸek­li­ne gö­re an­la­mın de­ÄŸiÅŸ­ti­ÄŸi­ni an­la­dık­la­rı­nı da gös­ter­di. Bu kural, ço­ÄŸu in­san dilinin te­me­li­dir ve bu ö­zel­li­ÄŸi an­la­mak dil bil­gisi uzmanları ve fi­lo­zof­lar i­çin ak­lın bir sim­ge­si o­la­rak ni­te­len­di­ri­lir. Her­man örneÄŸin, ÅŸu­nu or­ta­ya çı­kar­dı; "Yu­nus ba­lık­la­rı be­lir­li cüm­le­ler a­ra­sın­da a­yı­rım ya­pa­bi­li­yor­lar. ´Dü­dük sör­fü ya­ka­lı­yor´ ´Git dü­dü­ÄŸü sör­fe ge­tir´ de­mek. ´Sörf dü­dü­ÄŸü ya­ka­lı­yor´ ´git sör­fü dü­dü­ÄŸün ya­nı­na gö­tür´ de­mek." E­mir­ler i­ki yön­tem­le i­le­til­mek­te; Birin­ci­sin­de su al­tı­na bir ho­par­lör yer­leÅŸ­ti­ri­liyor ve bil­gi sa­yar sis­te­mi i­le ıs­lık ya­yım­la­nıyor. Ay­nı za­man­da da, be­lir­li el ve kol ha­re­ket­le­ri ya­pı­lıyor. İ­kin­ci­sin­de bir eÄŸitmen ke­nar­da du­rarak, göz i­le ve­ri­len e­mir­le­ri en­gel­le­mek amacıyla ka­ra göz­lük­ler ta­kıyor. On­dan son­ra be­lir­li ha­re­ket­ler i­le eÄŸitmen bir cüm­le ku­ruyor. Ba­zı bi­lim a­dam­la­rı için yu­nuslardan öÄŸ­ren­ilenlere, "li­san" de­mek doÄŸ­ru de­ÄŸil. Penns­ylva­nni­a Ü­ni­ver­si­te­si´n­de es­ki may­mun a­raÅŸ­tı­rı­cı­sı o­lan Da­vid Pre­mack (ar­tık "hay­van li­sanı" i­ÅŸin­den e­mek­li ol­du) Her­man’ın "öz­gür­ce çüm­le­le­ri kul­lan­ma­sı­nı" bir prob­lem o­la­rak gör­ürken "İn­san li­sa­nı so­yut kav­ram­lar­dan o­lu­ÅŸu­yor, mad­de­ler­den ve fa­a­li­yet­ler­den de­ÄŸil." diyor. Co­lum­bi­a U­ni­ver­sitesi´nde psi­ko­log o­lan Her­bert Fer­ra­ce’de 10 yıl ön­ce may­mun a­raÅŸ­tı­rı­cı­la­rın dü­rüst ol­ma­dık­la­rı­nı id­di­a ederken hay­van­ların bir li­sa­nı de­ÄŸil ha­re­ket­le­ri öÄŸ­re­ndiklerini iddia ediyordu. Da­ha doÄŸ­ru­su ö­dül al­dık­la­rı ha­re­ket­le­ri… (Burada, Congo filmini anımsayın.)

Islıkların sosyal içeriÄŸi var! Her­man bu­na sert­ ce­vap ve­ri­yor; "Bir hay­va­na ö­dül ve­ril­me­si li­sa­nı kul­lan­ma­sı­nın de­ÄŸe­ri­ni dü­ÅŸür­mez. Ben hat­ta faz­la­sı­nı id­di­a e­di­yo­rum. Yu­nuslar bir kavram ü­ze­rin­de lisan an­la­yış­la­rı­nı ge­liÅŸ­ti­ri­yor­lar. Ör­ne­ÄŸin “un­der” de­di­ÄŸim an bu­nun a­ÅŸa­ÄŸÄ± in­mek de­mek ol­du­ÄŸu­nu bi­li­yor­lar ve ha­vu­zun di­bi­ne da­lıp o­ra­dan bir ob­je çı­ka­rı­yor­lar. Ay­nı za­man­da ol­ma­yan ob­je­le­ri de an­la­ya­bi­li­yor­lar. Me­se­la “ball qu­es­ti­on” “ha­vuz­da top var mı?” an­la­mı­na ge­li­yor. A­ke ha­vu­zu a­rı­yor ve on­dan son­ra “E­vet” ve­ya “Ha­yır” diye kü­rek­le­riyle ce­vap ve­ri­yor. Ha­yır kü­re­ÄŸi­ne ba­sar­sa bu sin­ya­lı an­la­dı­ÄŸÄ±­nı, ob­je­yi ha­ya­lin­de göz ö­nü­ne ge­tir­di­ÄŸi­ni ve to­pun o­ra­da ol­ma­dı­ÄŸÄ±­nı i­fa­de e­der. Bu “il­gi­li nak­let­mek” ka­bi­li­ye­ti ÅŸim­di­ye ka­dar sa­de­ce may­mun­lar­da ve in­san­lar­da gö­rül­müÅŸ­tür." Her­man’ın la­bo­ra­tu­va­rı daha çok bir kuÅŸ­ha­ne­ye ben­ze­mek­te. Her ta­raf­tan kul­a­ÄŸa hoÅŸ gel­me­yen gı­cır­tı­lı ses­ler, baÄŸ­Ä±rış­lar ve çok yük­sek fre­kans­ta ıs­lık­lar geliyor. Åžim­diki iÅŸ han­gi yu­nusun bu ses­le­ri gön­der­di­ÄŸini ve han­gi­si­nin on­la­rı kar­ÅŸÄ±­la­dı­ÄŸÄ±­nı anlamakta. Bu çok zor bir o­lay, çün­kü yu­nusla­rın se­si ne­fes de­lik­le­ri­ böl­ge­sin­den ü­re­ti­li­yor ve ka­fa­la­rın­dan çı­kıyor. Her­man, bir diÄŸer a­raÅŸ­tır­ma­yı “Wo­ods Ho­le Okyanus Enstitüsü”nde yar­dım­cı bi­lim a­da­mı o­lan Pe­ter Tyack i­le bir­lik­te yap­tı. A­raÅŸ­tır­ma­da Her­man ve mes­lek­taÅŸ­la­rı bir yu­nusun ka­fa­sı­na “vo­ca­lik” ad­lı ba­sit bir sistem baÄŸ­la­dı­lar. Bu a­let Tyack ta­ra­fın­dan ya­pıl­mış­tı ve yu­nusun her ses çı­kart­ma­sın­da bir ı­ÅŸÄ±k yan­ma­ya baÅŸ­lıyordu. "Uygulamalı Psikoloji ve Tıp Enstitüsü"nden emekli bi­lim a­da­mı o­lan Ric­hard Fer­ra­ro’nun yar­dı­mı i­le Her­man ÅŸimdi da­ha kapsamlı bir a­let ge­liÅŸ­ti­ri­yor ve de­ni­yor. Bir mik­ro bil­gisa­yar yu­nus­la­rın ka­fa­la­rı­na baÄŸ­la­nı­yor. Her sesi ka­ydediyor ve ses­len­dir­me­ za­ma­nı­nı i­kin­ci bir bil­gi sa­ya­ra gön­de­ri­yor. Bu ka­yıt­lar a­na­lizinden sonra han­gi yu­nusun ko­nuÅŸ­tu­ÄŸu­, ne tür ses­lerin ol­du­ÄŸu­ ve se­si ver­di­ÄŸi an­da ne tür bir dav­ra­nış­ta bu­lun­du­ÄŸu­ öÄŸ­renilecek. 1965´den be­ri bi­lim a­dam­la­rı yu­nusların ken­di­le­ri­ne öz­gü bir ıs­lık­la­rı ol­du­ÄŸu­nu bi­li­yor­lar. Bu­nu ken­di­le­ri­ni ta­nıt­mak i­çin kul­lan­mak­ta­dır­lar. Tyack’in ça­lış­ma­la­rı yu­nusların bir­bir­le­ri­nin ıs­lık­la­rı­nı tak­lit e­de­bil­dik­le­ri­ni gös­te­ri­yor. Tyack ÅŸun­la­rı an­la­tı­yor: “ÖÄŸ­re­til­miÅŸ tak­lit­çi­lik hay­van dün­ya­sın­da çok na­dir gö­rü­len bir o­lay­dır. Yu­nus ba­lık­la­rı­nı be­lir­li ses­le­ri tak­lit et­me­le­ri i­çin e­ÄŸi­te­bi­lir­si­niz. Bu yeteneÄŸi yu­nuslar bir­bir­le­ri­ni tak­lit et­mek i­çin kul­la­nı­yor­lar. Bel­ki ni­yet­le­ri sos­yal bir i­le­ti­ÅŸim kur­mak…” Ar­ling­ton, Vir­gi­ni­a’da­ki "Deniz AraÅŸtırma Bürosu"nun des­te­ÄŸi i­le Tyack ye­ni bir a­raÅŸ­tır­ma baÅŸ­lat­tı. Bu a­raÅŸ­tır­ma­da “New Eng­land A­qu­a­ri­um” ve Chi­ca­go’da­ki Bro­ok­fi­eld Hayvanat Bahçesi´ndeki yu­nusların ses­le­ri­ni ka­yıt e­de­rek ıs­lık­la­rın sos­yal fonk­si­yo­nu­nu öÄŸ­ren­me­ye ça­lı­ÅŸÄ±­yor ve aynı paralelde Ran­dall Wells ta­ra­fın­dan 19 se­ne­dir Sar­so­ta Bay, Flo­ri­da’da bir yu­nus sü­rü­sü iz­le­ni­li­yor. Tyack bu sü­rü­de­ki ba­lık­la­rın ö­zel ıs­lık­la­rı­nı da a­raÅŸ­tı­rı­yor. Wells mi­sa­fir a­raÅŸ­tır­ma­cı­lar­la ve E­art­hwatch’dan gelen (bir a­raÅŸ­tır­ma or­ga­ni­zas­yo­nu) is­tek­li­ler­le bir­lik­te se­ne­nin beÅŸ a­yı­nı Sa­ra­so­ta yu­nuslarının na­sıl ken­di a­ra­la­rın­da alt gruba ay­rıl­dık­la­rı­nı a­raÅŸ­tı­rı­yor. Yu­nus­la­rı­ seç­mek i­çin kı­sa bir sü­re ya­ka­lı­yor­lar. Bu sü­re i­çer­sin­de Tyack her ya­ka­la­nan ba­lı­ÄŸÄ±n is­te­ÄŸi­ni ka­yıt e­di­yor. Ay­nı za­man­da bir­bi­ri­ne baÄŸ­lı o­lan­la­rın­ki­ni de ka­yıt e­di­yor, ör­ne­ÄŸin an­ne­ler ve yav­ru­lar gi­bi…

Hamile kadınları ayırd edebiliyorlar…

Wells son za­man­lar­da a­raÅŸ­tır­ma­la­rı Tam­pa böl­ge­si­ne ge­niÅŸ­let­ti, a­raÅŸ­tır­ma­la­rı­na 1970 yı­lın­da baÅŸ­la­dı, o za­man­dan be­ri Flo­ri­da’nın ba­tı kı­yı­sın­da yak­la­ÅŸÄ±k 600 yu­nusu ta­nım­la­dı ve sü­rü­le­rin a­ra­la­rın­da çe­ÅŸit­li grup­la­ra ay­rıl­dık­la­rı­nı da kanıt­la­dı. Ye­tiÅŸ­kin di­ÅŸi­le­rin san­ki yav­ru­lar­la bir­lik­te grup­lar o­luÅŸ­tur­uyorlar. Bu grup­lar 3 ku­ÅŸak di­ÅŸi ve ay­nı za­man­da ak­ra­ba­la­rı ol­ma­yan di­ÅŸi­le­ri de i­çe­re­bi­li­yor, yav­ru­la­rın ya­kı­nın­da o­lan di­ÅŸi yu­nusların il­le de a­na­la­rı ol­ma­la­rı ge­rek­mi­yor, “ba­kı­cı­la­rı” da o­la­bi­liyor. Wells ve mes­lek­taÅŸ­la­rı yu­nus­la­rın ol­gun­laÅŸ­dıktan sonra, cin­si­ye­tlerine gö­re ay­rıl­mış grup­la­rı ter­cih et­tik­le­ri­ni or­ta­ya çı­kar­dı­lar. Bu grup­lar i­çer­sin­de er­kek­ler baÅŸ­ka er­kek­ler­le yıl­larca sü­re­bi­len baÄŸ­la­r ku­ru­yor­lar. Ben­zer bir a­raÅŸ­tır­ma Mic­hi­gan Ü­ni­ver­si­tesi´nden me­zun bir grup öÄŸ­ren­ci­ ta­ra­fın­dan ku­zey ba­tı Avus­tral­ya’da­ki Mon­key Mi­a sa­hi­lin­de ya­pıl­mış­tı. Bu a­raÅŸ­tır­ma­da bir er­kek sü­rü­sü­nün çift­leÅŸ­mek i­çin di­ÅŸi­le­ri ka­çır­dık­la­rı or­ta­ya çık­tı. Wells’e gö­re bu baÄŸ­lar a­na i­le yav­ru a­ra­sın­da­ki baÄŸ­lar ka­dar kuv­vet­li o­la­bi­lir. BaÄŸ­lar her­hal­de er­kek yu­nus ba­lık­la­rı­na ih­ti­yaç duy­duk­la­rı di­na­mik­li­ÄŸi ve­ri­yor ve ay­nı za­man­da kö­pek ba­lık­la­rı­na kar­ÅŸÄ± bir ko­ru­ma o­lu­yor. Wells yaÅŸ, cin­si­yet, do­ÄŸum, ö­lüm, ol­gun­laÅŸ­ma ve ü­re­me ör­nek­le­ri­ni ka­ydederek ya­ba­ni sü­rü­nün di­na­mi­ÄŸi­ni kap­sam­lı bir ÅŸe­kil­de an­la­ma­yı u­mud e­di­yor. Ba­zı a­raÅŸ­tır­ma­cı­lar ya­ba­ni ve tu­tuk­lu o­lan yu­nus­la­rın ay­nı ÅŸe­kil­de bü­yü­yüp, ol­gun­la­ÅŸÄ±p, ü­rü­yor­lar mı di­ye ba­kı­yor­lar ve bil­gi­le­ri ka­ydediyor­lar. Wells e­lin­de­ki ka­yıt­la­rı bun­lar­la mu­ka­ye­se e­derken ay­nı za­man­da da, yu­nus­la­rın çıkarttıkları hava kabarcıklarındaki de­ÄŸi­ÅŸken­li­ÄŸi­, psikolojik açıdan anlama­ya ça­lı­ÅŸÄ±­yor. Aynı ekip, "Port­land Eyalet Üniversitesi"nde bi­yo­lo­ji pro­fö­sö­rü o­lan De­bo­rah Duf­fi­eld i­le bir­lik­te ça­lı­ÅŸÄ±r­ken Sa­ra­so­ta sü­rü­sü­nün ge­ne­tik ya­pı­sı­nın o­luÅŸ­ma­sı­nı ye­ni bir ge­ne­tik bir anlayışla a­raÅŸ­tı­rı­yor. Bu­gü­ne ka­dar yu­nus ba­lık­la­rı­nın çift­leÅŸ­me­le­ri da­ha anlaşılmış deÄŸil. He­le ba­ba­lık kavramını sap­ta­mak im­kan­sız; Wells’in u­mu­du ge­ne­tik bil­gi­le­ri di­ÅŸi i­le er­kek a­ra­sın­da­ki dav­ra­nış­lar­la bir­leÅŸ­tir­mek ve böy­le­ce ba­ba­la­rın ak­ra­ba­la­rıy­la ne tür bir i­liÅŸ­ki­le­ri ol­du­ÄŸu­nu çı­kar­mak­ yolunda. Wells, Sa­ra­so­ta sü­rü­sü­nün ay­rı sü­rü­ler­le çift­leÅŸ­tik­le­ri­ni or­ta­ya çı­kar­dı, araÅŸtırmacıya göre yunuslar doÄŸal veya kasıtlı ölümlere karşı bu yöntemi uyguluyorlar. Yu­nus ba­lı­ÄŸÄ± i­çin en bü­yük teh­li­ke ton ba­lı­ÄŸÄ± a­ÄŸlarıdır. ABD De­niz Kuv­vet­le­ri­, "Memelileri Koruma AnlaÅŸması" ile ba­lık­çı­lar ta­ra­fın­dan "ka­zay­la" öl­dü­rü­len yu­nus­la­rı­n sa­yı­sı­nı azalt­ma­ya ça­lış­ması­na raÄŸ­men uy­gu­la­ma pek baÅŸarılı gö­rül­mü­yor. Yu­nusların ra­da­rı­nı (ses a­yar­la­ma­sı ve do­laÅŸ­ma) ve e­ÄŸi­tim sis­tem­le­ri­ni a­raÅŸ­tı­ran bi­lim a­dam­la­rı on­la­rı aÄŸ­lar­dan ko­ru­ya­bil­mek i­çin im­kan­lar a­rı­yor­lar. Ra­dar, yu­nusun yaÄŸ­lı ka­fa­sın­dan kı­sa pat­la­ma ses­le­ri gön­de­ri­yor, ses bu­ra­da bir ı­ÅŸÄ±­na çev­ri­li­yor ve su­da ha­va­da git­ti­ÄŸin­den 4.5 kez da­ha hız­lı i­ler­li­yor. Ses gön­de­ril­dik­ten son­ra bir he­de­fe sıç­rı­yor ve çev­re hak­kın­da bil­gi do­lu bir yan­sı­ma i­le dö­nü­yor. Yu­nus ba­lık­la­rı çe­ne­le­rin­de bu­lu­nan bir yaÄŸ de­po­suyla doÄŸ­ru ses­le­ri al­gı­lı­yor­lar, ses bu­ra­dan iç ku­la­ÄŸa, o­ra­dan da bey­ne gi­di­yor. Ya­yın i­çin yük­sek­ten dü­ÅŸük fre­kan­sa ka­dar çok ge­niÅŸ bir band­la­rı var ve bu ya­yın­lar ba­lık­la­rın ve di­ÄŸer hay­van­la­rın i­çin­den X ı­ÅŸÄ±n­la­rı gi­bi ge­çi­yor. Yu­nuslara su i­çer­sin­de 800 met­re­lik bir me­sa­fe­ye ka­dar gö­re­me­dik­le­ri ob­je­le­ri ta­nım­la­ma im­ka­nı ve­ri­yor. Bu çalışmanın bir diÄŸer yönü, yu­nusla­rın ra­dar­la­rı­ aracılığı ile di­ÄŸer ba­lık­la­rın be­yin­le­ri­ne be­lir­li i­maj­lar nak­le­de­bil­dik­le­rini de kapsıyor. Bel­ki de bu ra­dar, yu­nusla­ra on­la­rın çev­re­le­ri­ne gi­ren in­san­la­rı an­la­ma im­ka­nı­nı da ve­ri­yor­dur. Ör­ne­ÄŸin ha­mi­le ka­dın­lar yu­nus ba­lık­la­rıy­la bir­lik­te su­da o­lun­ca ra­him­le­ri­ne doÄŸ­ru e­ner­ji dal­ga­la­rı his­set­tik­le­ri­ni söy­lü­yor­lar. Ekolu vu­ruÅŸ­la­rın çok gü­zel ol­du­ÄŸu­nu an­la­tı­yor­lar. Ya­tış­tı­rı­cı tit­re­ÅŸim­ler his­se­de­bi­li­yor­lar san­ki bir ma­ki­na i­çer­sin­den e­ner­ji gön­de­ri­li­yor­muÅŸ gi­bi. Yu­nusların ra­da­rı­nı 40 yıl ön­ce bul­muÅŸ o­lan Ken Nor­ris bu ses­le­rin bir ba­lı­ÄŸÄ± öl­dü­re­cek ka­dar güç­lü ol­du­ÄŸu­nu söy­lü­yor ve"Yu­nus ba­lı­ÄŸÄ± bir baÅŸ­ka ba­lı­ÄŸÄ±n ya­kın­la­rı­na gel­di­ÄŸi an nor­mal ses­ten iki i­le beÅŸyüz kez da­ha u­zun frekansta bir ses çı­karı­yor" diyor. Norris, la­bo­ra­tu­var­da yap­tı­ÄŸÄ± de­ney­ler­de bu­na ben­zer bir ses­le ham­si ba­lık­la­rı­nı öl­dür­me­yi ba­ÅŸar­dı.

Yunus beyni insanlarınkine benziyor;

Bu ka­dar kes­kin bir ra­dar sis­te­mi­ne raÄŸ­men yunuslar (örneÄŸin bir yu­nus, ha­vu­zun ö­bür ta­ra­fın­da o­lan bir vi­ta­min kap­sü­lü­nü o an se­ze­bi­li­yor) ba­lık­çı­la­rın aÄŸ­la­rı­nı se­ze­mi­yorlar. Nor­ris yu­nus ba­lık­la­rı­nı bu aÄŸ­lar­dan kur­ta­ra­bil­mek i­çin ye­ni bir yöntem geliÅŸtirdi. Tro­pi­kal ­denizlerde ton ba­lık­la­rı hep Spin­ner türü ve de nor­mal yu­nus ba­lık­la­rın ya­nın­da gö­rü­lü­yor. Bu bir­lik­te­lik bir mil­yar do­lar­lık bir ba­lık en­düs­tri­si­ni kur­ulmasına neden ol­du. Balık­çı­lar ton sü­rü­le­ri­ni yu­nusları izleye­rek ta­nım­lı­yor­lar. Son­ra ton i­le yu­nus ba­lık­la­rın­nı bir a­ra­ya ge­ti­rip üst­le­ri­ne bir aÄŸ a­tı­yor­lar ve bu­nu da al­tın­dan ka­pa­tıp vinç i­le çe­ki­yor­lar. Ba­lık­cı­la­rın ni­ye­ti ton ba­lık­la­rı­nı ya­ka­la­yıp yu­nusları ser­best bı­rak­mak a­ma yu­nuslar aÄŸ­la­rın i­çin­de ÅŸaÅŸ­kı­na dö­nü­yor­lar aÄŸ­lara do­la­ÅŸÄ±­yorlar ve son­unda bo­ÄŸu­la­rak ö­lü­yor­lar. Her se­ne yak­la­ÅŸÄ±k 125.000 yu­nus böy­le ö­lü­yor. Nor­ris’e gö­re yu­nus­la­rın sü­rü sis­te­mi­ni an­la­yarak on­la­rı aÄŸ­lar­dan kur­tar­mak i­çin bir sis­tem ge­liÅŸ­ti­re­bi­lir. Nor­ris’e gö­re sü­rü­nün temel fonk­si­yo­nu koro tep­ki­si­dir. Aslında bu, yu­nuslara kö­pek ba­lık­la­rın­dan kaç­ma im­ka­nını ya­ra­tan ka­rı­ÅŸÄ±k bir sis­tem. Nor­ris, ÅŸöy­le a­çık­lı­yor; "Bir müzikalde her dans­çı ya­nın­da­ki­nin ha­re­ket­le­ri­ni se­ze­bi­li­yor. Yu­nuslar da sü­rü­de o­lan di­ÄŸer ba­lık­la­rın ha­re­ket­le­ri­ni se­zi­yor ve on­la­ra u­ya­rak ha­re­ket e­di­yorlar. Ton ba­lı­ÄŸÄ± a­ÄŸÄ±n­da bir ke­re ya­ka­lan­dık­tan son­ra yu­nuslar sü­rü­den çı­kmış o­lu­yor­lar ev ağın i­çin­de üstüste sıkışıp kalın­ca sü­rü iletiÅŸim sis­tem­le­ri ça­lış­mı­yor, on­la­rı kur­tar­mak i­çin bu sis­te­mi a­yak­ta tut­ma­mız ve her birinin ye­ri­ni bilmemiz la­zım." Nor­ris ve ar­ka­daÅŸ­la­rı ÅŸu an yu­nus ba­lık­la­rın sin­yal sis­te­mi­ni boz­ma­ya­cak bir a­ÄŸ ÅŸek­li a­ra­mak­ta­dır­lar. 70’lle­rin so­nun­da Nor­ris bir deneme yaptı; Yu­nusları 3.5 m. açılım a­çık­lı­ÄŸÄ± o­lan bir a­ÄŸla ya­ka­la­dı a­ma dışarı çıka­mı­yorlardı an­la­mış­tı 6 m.’lik bir a­çılımla ba­zı­la­rı çık­ma­ya baÅŸ­la­dı. Nor­ris ve mes­lek­taÅŸ­la­rı bu yaz a­ÄŸ­la­rın a­çı­lış ÅŸe­kil­le­ri­ni a­raÅŸ­tı­rı­yor­lar. ÖÄŸ­ren­mek is­te­dik­le­ri bü­tün sü­rünün han­gi a­çık­lık­ta ka­ça­ca­ÄŸÄ±­dır. Ne­re­dey­se in­san bey­ni­nin bü­yük­lü­ÄŸün­de bey­ni o­lan bu hay­va­nın as­lın­da bu tür prob­lem­ler­den kaçabilmesi bize normal geliyor. İnanılmaz derecedeki kes­kin i­ÅŸit­me du­yu­su kö­pek ba­lı­ÄŸÄ±nın kes­kin ko­ku du­yu­su i­le karşılaÅŸtırılabi­lir. Fakat o bü­yük bey­nin yetenekle­ri i­le ye­ter­siz­lik­le­ri a­ra­sın­da­ki ga­rip çeliÅŸki bi­zi ÅŸa­ÅŸÄ±r­tı­yor. İn­san bey­nin­de “ne­o­cor­tex” o­la­rak ta­nım­la­nan be­yin böl­ge­si ya­ra­tı­cı­lı­ÄŸÄ±n ve dü­ÅŸün­ce­le­rin kay­na­ÄŸÄ±­dır. İn­san­da bü­tün cor­tex böl­ge­si­nin %96’sı ne­o­cor­tex’tir. Yu­nusda i­se %98’tir. A­ma in­san i­le yu­nusun ne­o­cor­tex bü­yük­lü­ÄŸü­nün ben­zer­li­ÄŸi dışında genel olarak be­yin­ler çok fark­lı. "Wor­ces­ter Deneysel Bioloji Vakfı"dan Pe­ter Mor­ga­ne New York Kenti Tıp Okulu´nda a­na­to­mi pro­fe­sö­rü o­lan İl­ya Gle­zer i­le bir­lik­te yu­nus­la­rın ne­u­ro-­a­na­to­mi a­raÅŸ­tır­ma­la­rı­nı baÅŸ­lat­mış­tı. Mor­gane, "Yu­nusla­rın bey­ni çok de­ÄŸi­ÅŸik bir ev­rim­den geç­ti. Bu ne­den­le cor­tex­le­ri ka­ra hay­van­la­rın­kin­den çok da­ha ge­nel­leÅŸ­miÅŸ olarak kal­mış." diyor. 60’lı yıl­la­rın or­ta­sın­dan ön­ce me­me­li hay­van­la­rın be­yin­le­ri­ni a­raÅŸ­tır­mak çok zor­du çün­kü bu hay­van­lar ü­ze­rin­de cer­ra­hi iÅŸ­lem­ler yap­mak im­kan­sız­dı. Ka­ra­da­ki me­me­li hay­van­la­ra ve­ri­len a­nes­tezi dozu bir yu­nusu a­nın­da öl­dü­rür. 1963 yı­lın­da Mor­ga­ne a­nes­te­si­o­lo­jist E­u­ge­ne Na­gel i­le bir­lik­te bir res­pi­ra­tör ya­rat­mış­tı. Bu res­pi­ra­tör yu­nusun na­bız a­tı­ÅŸÄ± ÅŸek­lin­de­ki ne­fes al­ma­sı­nı tak­lit e­di­yor. Ay­nı za­man­da da bir "nit­ro­us o­xi­de" ka­rı­ÅŸÄ±­mı ya­rat­mış­lar­dı. Bu ka­rı­ÅŸÄ±m hayvanları u­yu­ÅŸturuyordu. Mor­ga­ne devam ediyor; "Ne­o­cor­tex’in ev­rim o­la­rak yap­tı­ÄŸÄ± tek ÅŸey sa­de­ce bü­yü­mek­ti a­ma da­ha komp­lekse ben­ze­mi­yor, or­ga­ni­zas­yo­nu çok es­ki, bu ÅŸek­li biz baÅŸ­ka mo­dern ka­ra hay­va­nın­da gö­re­mi­yo­ruz. Yu­nusların beyni 50 mil­yon se­ne ön­ce ilk de­fa su­ya gir­di­ÄŸi za­ma­ndaki gibi…" Yu­nusların be­yin ya­pı­sı ka­ra hay­van­lar­Ä±ndan da­ha zi­ya­de kir­pi­nin­ki­ne ben­zi­yor. Kirpinin cor­te­xi 100 mil­yon yıl ön­ce ge­liÅŸ­miÅŸ, ya­ra­sa (bu da es­ki tip bir be­yin) bey­ni i­le de ben­zer­li­ÄŸi var. Ör­ne­ÄŸin "İ­ler­le­miÅŸ pri­matlar"ın yani maymunların ne­o­cor­te­xi yo­ÄŸun sü­tün ÅŸek­lin­de­dir ya­ni grup ha­lin­de ne­u­ron yı­ÄŸÄ±n­tı­la­rı­dır. Bu u­zun, sık sü­tün­lar, bey­ne a­it cor­te­xin te­mel ge­liÅŸ­me bö­lüm­le­ri­dir. Mor­ga­ne ve Gli­ver i­ler­i tek­no­lo­ji­le­ri kul­la­na­rak yu­nus­la­rın sü­tün­larının çap­la­rı da­ha ge­niÅŸ ol­ma­sı­na raÄŸ­men in­san­la­rın­kin­den da­ha az ol­du­ÄŸu­nu or­ta­ya çı­kar­dılar. Mikro dolaşımları da o ka­dar komp­leks de­ÄŸil.

Yunuslar uzaydan mı geldiler?

Ka­ra­daki me­me­li hay­van­la­rın ne­o­cor­texleri bir ev­rim­den ge­çip, ö­zelleÅŸmiÅŸti. Ka­radaki me­me­li hay­van­la­rın (in­san­lar da­hil) bir­leÅŸ­miÅŸ du­yu­sal sis­tem­le­ri var ve bun­lar ilk cor­tex böl­ge­le­rin a­ra­la­rı­na sı­kış­tı­rıl­mış­lar ve de öÄŸ­ren­me­nin ve duy­gu­la­rın dö­nüm nok­ta­sı ol­du­ÄŸu tah­min e­di­li­yor. Ya­ni du­yu bil­gi­le­ri­ni a­nı­lar­la ve his­ler­le bir­leÅŸ­ti­ren baÄŸ­la­ma do­ku­su. Ör­ne­ÄŸin bir çam a­ÄŸa­cının ko­ku­su bi­ze ge­çen No­el’i ha­tır­la­ta­bi­lir. Yu­nus­la­rın bey­nin­de­ki göv­de du­yu sis­te­mi, (gör­me,i­ÅŸit­me, his­set­me) ka­radaki me­me­li hay­van­la­rın­kin­den da­ha ge­nel­leÅŸ­miÅŸ ÅŸe­kil­de­. Mor­gane bunu ÅŸöyle a­çık­lı­yor; "Cor­ti­cal dev­ri­min son bö­lü­mü bu­ra­da ger­çek­leÅŸ­me­miÅŸ. Ya­ni bi­rin­ci du­yu­nun ve mo­tor böl­ge­le­rin ge­liÅŸ­me­sini kasdediyorum." Mik­ro bi­o­lo­jist o­lan Harry Jer­ri­son 1986´da ÅŸun­la­rı ö­ne sür­dü; "E­ÄŸer yu­nus bey­ni­nin ne­o­cor­te­x i­le ya­kın i­liÅŸ­ki­si ol­duÄŸunu söy­ler­sek o za­man ´mo­ti­ve´ fonk­si­yon­la­rı (Ar­ka­daÅŸ­lık ve his­ler gi­bi) ne­o­cor­ti­cal sü­re­çde in­sa­nın­kin­den da­ha faz­la­dır ve dü­ÅŸün­ce­le­ri de da­ha duy­gu­sal­dır." Ay­nı uzman ya­ra­sa­lar­la yap­tı­ÄŸÄ± a­raÅŸ­tır­ma­lar­dan da baÅŸ­ka bir kuram çı­kar­dı. Bu kurama gö­re be­yin­le­ri­nin bü­yük böl­ge­le­ri çok ge­liÅŸ­miÅŸ bir "Ec­ho­la­ting" yani sinyalizasyon sis­te­mi­ne baÄŸ­lı. Yu­nusun bü­yü­müÅŸ ne­o­cor­te­xi­ni he­sa­ba ka­tar­sak bel­ki ec­ho­la­ting sis­tem­le­ri yu­nus ger­çe­ÄŸi­nin ya­rat­Ä±ldığı nok­ta­ya gel­miÅŸ o­la­bi­lir. Bel­ki yu­nus­la­rın ec­ho­la­ting sü­reç­le­ri in­san­la­rın gör­me sü­reç­le­ri gi­bi ça­lı­ÅŸÄ±­yor­du. İ­ki­si de dış dün­ya­yı ve ken­di­ni al­gı­la­ma­yı saÄŸlıyor. Ya­ra­sa­la­rın bir­bir­le­ri­nin sin­ya­le­ri­ni ya­ka­la­ya­bil­dik­le­ri kanıt­lan­mış du­rum­da. Bu cor­ti­cal­de de­ÄŸil sub­cor­ti­cal ve­ya bey­nin or­ta kıs­mın­da ya­pı­lır. Bu yetenek dış dün­ya hak­kın­da­kı al­gı­la­ma­la­rı pay­la­ÅŸa­bil­dik­le­ri an­la­mı­na ge­liyor. Je­ri­son "Yu­nus ba­lı­ÄŸÄ± id­rak i­le il­gi­li dün­ya­sın­da ´ba­lı­ÄŸÄ±´ ge­nel an­lam­da gö­rü­yor­dur, ö­zel an­lam­da de­ÄŸil." di­yor. Nor­ris, grup bi­linç fik­ri­ni ka­bul et­me­ye ra­zı de­ÄŸil ve a­çık­lı­yor; "Yu­nuslar ke­sin bir­bir­le­ri­nin sin­yal­le­ri­ni din­le­ye­rek bil­gi e­di­ni­yor­lar. Bu fi­kir çok ca­zip a­ma hiç­bir ka­nı­tı­mız yok. Sa­de­ce bir­ÅŸey i­çin ka­nı­tı­mız var, o da sin­yal­le­ÅŸir­ken bir­bir­le­ri­ne doÄŸ­ru ses­le­ri püs­kürt­me­dik­le­ri. Bi­zim ´Yu­nus ba­lı­ÄŸÄ± sin­yal­leÅŸ­me dav­ra­nı­ÅŸÄ±´ de­di­ÄŸi­miz bir dav­ra­nı­ÅŸa sa­hip­ler. Çok ba­sit bir ÅŸe­kil­de o­na ge­rek­li ter­ti­ba­tı ka­pa­tı­yor­lar. Çev­re­le­ri­ne ses püs­kürt­mek i­çin bir pen­ce­re ge­liÅŸ­tir­miÅŸ­ler, a­ma bu­nu bir­bir­le­ri­ne yap­mı­yor­lar. Yu­nus­la­rın bir li­sa­na sa­hip ol­duk­la­rı­na da i­nan­mı­yorum. Ba­na gö­re yunus­la­rın da­ha zi­hin yo­ru­cu, faz­la ta­ba­ka­lı ve du­yu­lar ü­ze­ri­ne ku­rul­muÅŸ bir ko­mü­ni­kas­yon sis­tem­le­ri var; Da­ha zi­ya­de mü­zik gi­bi, ri­tim­le­ri var ve her vu­rus­ta bir kaç me­saj bir­den i­le­te­bi­li­yor­lar. Me­se­la bir ıs­lık bir yu­nus ba­lı­ÄŸÄ±­na di­ÄŸe­ri­ni ta­nım­lı­yor ve ay­nı za­man­da o­ra­da bir teh­li­ke­nin ol­du­ÄŸu­nu i­fa­de e­di­yor." Ba­zı a­raÅŸ­tı­rı­cı­lar Jer­ri­son’un top­lum­sal bi­linç fik­ri­ni "fi­lo­zo­fik" ve "ha­va­i" di­ye ni­te­len­di­ri­yor. Mor­ga­ne a­çık­lı­yor; "Jer­ri­son yu­nusların dün­ya­yı in­san­lar­dan fark­lı al­gı­la­dı­ÄŸÄ±­nı id­di­a e­di­yor. Bu doÄŸ­ru o­la­bi­lir, çün­kü fark­lı bir be­yin ya­pı­sı­na sa­hip­ler. Bir baÅŸ­ka ge­ze­gen­den ve­ya At­lan­tis­´ten bir u­zay­lı gi­bi…""Se­arch for Ex­tra­ter­res­ti­al İn­tel­li­gen­ce-Dünyadışı Zekayı AraÅŸtırma" projesi olan Se­ti’nin a­raÅŸ­tı­rı­cı­la­rı bu­nu ka­bul­le­ne­bi­lir. Bel­ki bu ne­den­le Di­a­na Re­iss "San Fran­cis­co Eyalet Ü­ni­ver­sitesi´nde in­san­lar i­le hay­van­lar a­ra­sın­da­ki iletiÅŸim pro­fe­sö­rü ve ay­nı za­man­da Va­le­ja, Ka­li­for­ni­a’da bulunan "Af­ri­ka Deniz Dünyası"da­ki Pro­ject Cir­ce’nin ku­ru­cu­su. Re­iss’in i­ÅŸi o­lan yu­nusla­rın iletiÅŸim sis­tem­le­ri­ni çöz­me­ çabası, dünyadışı zekanın a­raÅŸ­tırıl­ma­sı­na ben­zi­yor. Re­iss NA­SA bir top­lan­tı­sın­a mi­sa­fir ko­nuk ol­muÅŸ ve Pa­sa­de­na, Ka­li­for­ni­ya’da bulunan ve baÅŸkanlığını Prof. Carl Sagan´Ä±n yaptığı "Pla­ne­tary So­ci­ety" den ö­dül al­mış­tı ve Ma­ca­ris­tan’da 1987 yı­lın­da "Uluslararası Astronomi BirliÄŸi"nde da i­ki a­raÅŸ­tır­ma­nın or­tak prob­lem­le­ri­ni a­çık­la­mış­tı. Ya­pı­la­rı­nı bil­me­di­ÄŸi­miz sin­yal­le­ri na­sıl an­la­rız ve ör­nek­le­ri na­sıl ta­nım­la­ya­bi­li­riz? İs­te­nse dahi, bir canlı türünün iletiÅŸim sis­te­mi­ne kar­ÅŸÄ± kör ve sa­ÄŸÄ±rsa bu­nu na­sıl çö­ze­bi­lir ki? Re­iss 8 yıl bo­yun­ca yu­nusları a­raÅŸ­tır­mış­tır. Bu a­raÅŸ­tır­ma­lar sı­ra­sın­da ses­li ve ses­siz sin­yal­le­ri­ni çöz­me­ye ça­lıştı. Re­iss dav­ra­nış ko­du o­lan "et­hog­ram"ı ya­rat­tı. Bu­nu yunusları sey­re­de­rek ve on­la­rın dav­ra­nış­la­rı­nı vi­de­o­ya ka­yde­derek yap­tı. On­dan son­ra dav­ra­nış­la­rı­nı bö­lüm­le­re a­yı­rıp yu­nus­la­rın ses­le­ri ve dav­ra­nış­la­rı a­ra­sın­da­ki i­liÅŸ­ki­yi a­ra­dı.

Bilgisayar kullanabiliyorlar; Ay­nı za­man­da bir yu­nusun yönetebi­le­ce­ÄŸi 9 tuÅŸ­lu bir su al­tı klav­ye­si ya­rat­tı. Her­han­gi bir tu­ÅŸa bas­tı­ÄŸÄ± an bil­gi sa­yar bu­nu ka­ydediyor ve bu se­s için ö­zel bir sem­bol ya­ra­tı­yor. On­dan son­ra yu­nus ba­lı­ÄŸÄ±­na is­te­nen ÅŸey ve­ri­li­yor ör­ne­ÄŸin bir top, bir ba­lık vs. Klav­ye­yi yer­leÅŸ­tir­dik­ten kı­sa bir sü­re son­ra yu­nuslar ken­di ken­di­le­ri­ne kul­la­nı­mı­ öÄŸ­renmiÅŸ­ler. TuÅŸ­la­ra bas­tık­tan son­ra çı­kan ses­le­ri tak­lit et­me­ye baÅŸ­la­yarak, ken­di ses re­per­tu­ar­la­rı­na bil­gisa­yar ses­le­ri­ni de kat­mış­lar. TuÅŸ ıs­lık­la­rı­nı görs­el ob­je­ler­le baÄŸ­la­dık­la­rı­ anlaşılı­yor. Bü­tün a­raÅŸ­tır­ma­lar ta­bi bu ka­dar ba­ÅŸa­rı­lı geç­miyor; Åžu an için en bü­yük mad­di des­tek ABD Deniz Kuvvetleri´nden gel­mek­te, oysa Deniz Kuvvetleri de­niz me­me­li hay­van­la­rı kul­lan­mak­la suç­lan­mış­tı. Son 4 yıl­da a­raÅŸ­tır­ma­lar i­çin 30 mil­yon do­lar har­can­dı. Ordu bu a­raÅŸ­tır­ma­la­ra "De­niz Bi­o­lo­ji Sis­temi" di­yor ve bu­ra­da yu­nuslar, de­niz ars­lan­la­rı ve be­lu­ga ba­li­na­lar­Ä± ile il­gi­le­ni­li­yor. Geçen 30 yıl­da Ordu, Ha­wa­i­i, Key West ve San Di­e­go’da­ki giz­li yer­ler­de 240 yunus ye­tiÅŸ­tir­di. Ay­nı za­man­da yu­nusların ra­da­rı, dal­ma­sı, bu­lup ge­ri ge­tir­me yeteneÄŸi, a­na­to­mi­si ve bey­ni­nin e­lek­trik ak­ti­vi­te­si hak­kın­da 200’e ya­kın ya­zı ya­yın­la­dı. GöründüÄŸü kadarıyla Ordu, çok ÅŸe­yi a­çık­la­mışa ben­zi­yor ve bun­la­ra kar­ÅŸÄ± ka­mu­o­yu da ye­te­rin­ce il­gi du­yu­yor.

Yunuslar Deniz Kuvvetleri hizmetinde…

Nor­ris devam ediyor; "Deniz Kuvvetleri´nin de­niz me­me­lileri a­raÅŸ­tır­ma­sı 1950’le­rin son­la­rın­da baÅŸ­la­dı. O za­man­larda be­lir­li gö­rev­li­ler, de­niz me­me­lileriyle il­gi­le­nen bir kaç eÄŸitmeni gö­rev­len­dir­di­ler. Ni­yet­le­ri Yu­nuslar hak­kın­da bil­gi e­din­mek ve i­ca­bın­da Ordu için kul­lan­mak­tı. Dal­gıç­la­ra uÄŸradıkları za­ra­rla­rı a­zalt­mak is­ti­yor­lar­dı ve ay­nı za­man­da da yu­nusların ra­da­rı­na ben­ze­yen bir hidro­di­na­mik tor­pi­do ge­liÅŸ­tir­mek is­ti­yor­lar­dı. Bu tor­pi­do de­niz al­tın­da bir yu­nus gi­bi ko­lay­ca i­ler­li­ye­bi­le­cek­ti. Des­tek aramayan ve bü­rok­ra­si en­gel­le­ri ol­ma­yan en i­yi or­ga­ni­ze grup Deniz Kuvvetleri´ydi. Ye­ni­likçi fi­kir­le­ri o­lan in­san­la­rın yan­la­rın­day­dı­lar. A­ma ben giz­li sak­lı dö­nen ÅŸey­le­re kar­ÅŸÄ±­yım ve yu­nuslar i­le il­gi­li saç­ma sa­pan ko­nu­la­ra da kar­ÅŸÄ±­yım. Me­se­la yu­nusları ba­tan ge­mi­le­r için kul­lan­mak gi­bi." Bu­ra­da­ki kas­Ä±t çı­kan söy­len­ti­ler son zamanlarda, Kör­fez Savaşı´nda yu­nusla­rın İran ma­yın­la­rı­nı bu­la­bil­me­le­ri ve düÅŸ­man ge­mi­le­ri­ni ba­tır­ma­la­rı ÅŸeklindeydi. Ordu i­le bu­na ben­zer suç­la­ma­lar yü­zün­den yıl­lar­ca dal­ga ge­çil­di. 70’li yıl­lar­da "The Day of the Dolp­hin-Yunusların Günü" adlı fil­m bu­nu des­tek­le­di. Fil­min ko­nu­su Ordu´nun yu­nus­la­rın sırt­la­rı­na pat­la­yıcı pa­ket­ler baÄŸ­la­yıp düÅŸ­man ge­mi­le­ri­ni ha­va­ya u­çur­mak­tı. Derken, Vi­et­nam Sa­va­ÅŸÄ± sü­re­cin­de yu­nus­la­rın ge­mi­le­re ko­ru­ma o­la­rak Vi­et­nam’ın Cam Ranh Sa­hi­li­´ne gön­de­ril­dik­le­ri söy­lendi. İ­çi boÅŸ mız­ra­klar bu­run­la­rı­na baÄŸ­la­nı­yor ve yu­nuslar pat­la­yan ku­tu­lar­la düÅŸ­man kur­ba­ÄŸa a­dam­la­rı­nı ÅŸiÅŸ­li­yor­lar­dı. Bu doÄŸruydu; prog­ram­dan vaz­ge­çil­di çün­kü yu­nuslar i­yi ve kö­tü kur­ba­ÄŸa a­dam­la­r a­ra­sın­da­ki far­kı bil­mi­yor­lar­dı. Ordu´nun res­mi a­çık­la­ma­la­rı yu­nus­la­rın baÅŸ­ka bir ne­den­le de Vi­et­nam’a gön­de­ril­di­ÄŸi­ni söy­lü­yor­du. Ba­lık­la­rın bu­la­nık su­ i­çin­de as­ke­ri malzemeleri sez­me yetenek­le­ri­ni ölç­mek is­te­miÅŸ­ler­di. Kör­fez’de yu­nus­la­rın ger­çek­ten tor­pi­do, ma­yın ve düÅŸ­man kur­ba­ÄŸa a­dam­la­rı­nı bul­abildikleri or­ta­ya çık­mış­tı. Ban­gor Deniz Komutanlığı, Was­hing­ton’daki "Tri­dent Nükleer Denizaltı Üssü" nü ko­ru­mak i­çin 16 yu­nusu kul­lan­dı­ÄŸÄ±­nı resmen a­çık­la­dı. Bu o­la­yı 15 çev­re ve hay­van hak­la­rı grubu en­gel­le­me­ye ça­lış­tı. Ordu´nun bu prog­ra­mı baÅŸ­ka ne­den­ler­den do­la­yı da sal­dı­rı ne­de­ni ol­du, de­niz me­me­li hay­van eÄŸitmeni o­lan Rick Tro­ut ye­te­nek­siz bulunduÄŸu için, San Di­e­go’lu bir ÅŸir­ket olan Se­a­co’da­ki gö­re­vin­den ay­rıl­mış­tı. Se­a­co Ordu ile iliÅŸkisi olan bir kuruluÅŸtu ve Trout´a gö­re Ordu yunus­la­rı de­niz al­tı ko­ru­ma prog­ram­la­rın­da kul­la­nı­yor­du ve bu prog­ram yu­nus­ları ve de­niz ars­lan­la­rını kapsıyor­du. Tro­ut devam ediyor; "Ordu´da sar­hoÅŸ eÄŸitmen­ler de­niz ars­lan­la­rı­nı ki­lit­li ku­tu­lar­da ge­mi­den a­ta­rak ka­zay­la bo­ÄŸu­yor­lar­dı. Ay­nı za­man­da i­yi per­for­mans gös­ter­me­yen hay­van­la­rı dö­vüp aç­lık­tan öl­me­le­ri­ne ne­den o­ldular." Bunun üzerine, "Deniz Memelileri Komisyonu" ndan (MMC) 7 ki­ÅŸi Tro­ut’un id­di­a­la­rı­nı a­raÅŸ­tır­mak­la gö­rev­len­di­ril­di. Dos­ya­la­ra, bel­ge­le­re ba­kı­la­cak­, eÄŸitimler izlenecek ve es­ki çalışanlar (Tro­ut da­hil) i­le ko­nu­ÅŸu­la­cak­tı. A­raÅŸ­tı­rı­cı grupkesin bir ka­nıt bu­la­ma­dı a­ma yi­ne­ de da­ha faz­la ve­te­ri­ner gö­rev­len­di­ri­le­ne ka­dar ye­ni me­me­li de­niz hay­van­Ä±nın a­lın­maması­nı tav­si­ye et­ti. Ayrıca, Pen­ta­gon’un yük­sek gö­rev­li­le­rin­den bi­rinin bü­tün de­niz me­me­li hay­van­lar progra­mı­na bir bak­ma­sı öneriliyor­du.

Yunuslarla yüzmek ister misiniz?

MMC, halen yeni bir program uyguluyor, bu prog­ram­da zi­ya­ret­ci­ler yu­nus ba­lık­la­rı i­le yü­ze­bil­mek i­çin 55 do­lar ö­dü­yor­lar. Mü­dü­r John Twiss ÅŸun­la­rı söy­lü­yor; "İ­zin kı­sıt­la­ma­lar­la ve­ril­miÅŸ­ti. A­ma bu yüz­me­le­rin 1989 yı­lı­nın so­nu­na ka­dar de­ne­me o­la­rak ya­pı­la­ca­ÄŸÄ±­nı tav­si­ye et­tik, çün­kü o za­man e­li­miz­de de­ÄŸer­len­di­re­bi­le­ce­ÄŸi­miz bil­gi­ler o­la­cak­tı." Son yüz­me iz­ni Hyatt Wa­i­ka­lo­a’day­dı. Burası Ha­wa­i­i A­da­sı´­nın Ko­na sa­hi­lin­de­dir ve dün­ya­nın yu­nuslar için en bü­yük böl­gedir. "Hyatt Yunus AraÅŸtırma" da bi­lim a­dam­la­rı ve eÄŸitmen­ler a­raÅŸ­tır­ma, e­ÄŸi­tim ve eÄŸ­len­ce­yi bir­lik­te ya­pı­yor­lar. Bu­nun i­yi bir ka­rı­ÅŸÄ±m ol­du­ÄŸu da ke­sin. Böl­ge 4 hektar bü­yük­lü­ÄŸün­de do­ÄŸal göl su­yu bu­lu­nan bir yer ve ok­ya­nu­sa a­çık. İ­çi tro­pi­kal ba­lık ve canlılarla do­lu. Bu ba­lık­la­rı yu­nuslar do­ÄŸal çev­re­sin­de yi­yorlar. Böl­ge o ka­dar bü­yük ki yu­nuslar kaç­mıyorlar. Yu­nus eÄŸitmeni Chris­ti­an Har­ris "Lüt­fen em­ni­yet çe­ket­le­ri­ni­zi çı­kar­tın ve is­ke­le­de bı­ra­kın. Be­ni du­ya­bi­lir­se­niz si­ze 100 do­lar ve­receÄŸim." di­yor. Ya­rım sa­at­lik bir eÄŸ­len­ce prog­ra­mı­nın son bö­lü­mün­de ka­tı­lan­lar bü­yü­len­miÅŸ gibiler. A­yak­la­rı­nı içinde 6 yu­nus e­vi o­lan gö­le so­ku­yor­lar. Hiç bi­ri ce­vap ver­mi­yor. Har­ris gü­lüp o­muz­la­rı­nı sil­ki­yor; "Bu­ra­dan ay­rı­lır­ken bu hay­van­la­ra hayran oluyorlar ve ÅŸefkat­le ay­rı­lı­yor­lar." Prog­ra­mın ba­ÅŸa­rı­sı 55 do­lar­lık prog­ra­mın bek­le­me lis­te­sin­den bel­li; 40 ki­ÅŸi­lik yer i­çin yüz­ler­ce in­san bek­li­yor ve sıra bir pi­yan­go sis­te­mi­ne gö­re belirleniyor. Ay­rı­lan 30 da­ki­ka­nın sa­de­ce 10 da­ki­ka­sı yu­nuslarla bir­lik­te, ge­ri ka­lan 20 da­ki­ka ise yu­nus­la­rın dav­ra­nış ve a­na­to­mi e­ÄŸi­ti­mi i­le ge­çi­yor. Görevli ve­te­ri­ner Jay Swe­e­ney i­le Ra­e Sto­ne’un ni­yet­le­ri Hyat­ta’da bir de­niz bi­lim e­ÄŸi­tim prog­ra­mı kur­mak ve ay­nı za­man­da o­nu kar­sız bir a­raÅŸ­tır­ma ku­ru­mu yap­mak. Ku­ru­mun ilk pro­je­si Nor­ris’in Ha­wai­i’li yu­nus­la­rın sos­yal di­na­mik­le­ri­ni a­raÅŸ­tır­ma­da des­tek ol­mak için hazırlandı.

Yücelten deney;

A­çık de­niz­ler­de, teh­li­ke­le­r art­tı­ÄŸÄ± i­çin ko­ru­nan böl­ge­ler yu­nuslar için tek em­ni­yet­li yer­ler o­la­rak gö­zü­kü­yor. Dı­ÅŸar­da kö­pek ba­lık­la­rı­nın ve ton ba­lı­ÄŸÄ± av­cı­la­rın yem­le­ri o­lu­yor­lar. Son za­man­lar­da gi­zem­li bir ve­ba­nın da kur­banı oldular. İ­ki yaz ön­ce bin­ler­ce yu­nus öl­müÅŸ­tü, tümün­de ya­ra­lar, za­tü­rre ve mik­ro­bik en­fek­si­yon­lar var­dı. MMC, NMFS ve Ordu ta­ra­fın­dan des­tek­le­nen ve Ku­zey A­me­ri­ka­lı bi­lim a­dam­la­rın­dan o­lu­ÅŸan a­raÅŸ­tır­ma gru­bu yu­nusların ö­lü­mü­nü ze­hir­li yo­sun­lar­dan o­lu­ÅŸan çi­çek­le­re baÄŸ­lı­yor­lar. Söy­len­ti­le­re gö­re yu­nuslar bu çi­çek­le­rde bulunan Bre­vo­to­xin’den etki­len­miÅŸ ba­lık­la­rı yi­ye­rek ze­hir­le­ndiler. A­ma çev­re­ci­ler ve di­ÄŸer a­raÅŸ­tı­rı­cı­lar hü­kü­me­tin bu buluÅŸundan ve açıklamasından tat­min ol­madı­lar. On­la­ra gö­re ö­lüm­le­rin ne­de­ni deniz çiçekleri de­ÄŸil. Tah­min­le­r, A­me­ri­ka­lı­la­rın her yıl ok­ya­nu­sa at­tık­la­rı ze­hir­li ve mik­rop­lu ar­tık­la­rın ö­lü­me yol aç­tı­ÄŸÄ±­ yolunda. Ha­wa­i­i’de yu­nusla­rın ya­ÅŸa­ma im­kan­la­rı çok da­ha faz­la. O­ra­da­ki de­niz zehirli ar­tık­la­rdan ko­run­muÅŸ du­rum­da. Gün a­ÄŸa­rır­ken Hyatt’ın is­ke­le­si de ka­pan­mış o­lu­yor. O za­man­lar yu­nuslar gö­lün i­çin­de oy­nu­yor­lar, taÅŸ­la­rın ara­sın­da dans­çı­lar gi­bi ki­bar kibar yü­zü­yor­lar. Gün a­ÄŸa­rır­ken ses­siz ok­ya­nusun ü­ze­rin­de gü­neÅŸ do­ÄŸu­yor. Åža­fak­ta kam­bur ba­li­na­la­rın ı­ÅŸÄ±­ÄŸÄ±n i­çi­ne at­la­ma­la­rı gö­rü­lü­yor. Muh­te­ÅŸem be­den­le­ri kur­ÅŸun gi­bi su­dan fış­kı­rı­yor­. Bir kaç sa­at son­ra ilk yü­zü­cü gru­bu böl­ge­ye ge­li­yor. Yu­nus­la­r san­ki onların gel­me­le­ri­ne se­vi­ni­yor­lar. İnsanlar top­lar a­tı­yor­lar, onlarla ya­kınlaÅŸma çabasındalar. Bu­na kar­ÅŸÄ±­lık yunuslar da bu­run­la­rıy­la hafifçe dokunarak, ga­rip ve za­man zaman da kor­ku do­lu in­san­la­rı in­ce­li­yor­lar.

KuÅŸkusuz, yu­nuslar i­le yüz­mek yü­cel­ten bir deney. Ken­di çev­re­le­ri­ne in­san­la­rı al­ma­la­rı­nın ya­nı­sı­ra in­san­lı­ÄŸa koÅŸulsuz sa­rı­lı­yor­lar, pay­laÅŸ­ma­la­rı bir ger­çek, ha­yal de­ÄŸil ve za­man bo­yun­ca tek­rar­la­nı­yor. Bir çok bi­lim a­da­mı ken­di­le­ri­ni on­la­rın "u­zay­lı" zi­hin­le­ri­ni çöz­me­ye a­da­mış­tır. Nor­ris "Biz bir sü­tun ü­ze­rin­de yan­lız ya­ÅŸa­mı­yo­ruz. Yu­nuslar he­pi­mi­zin da­hil ol­du­ÄŸu a­ÄŸa­cın bir da­lı­dır. Biz on­lar­da­nız, on­lar da biz­den. On­lar ve di­ÄŸer hay­van­lar hak­kın­da ne ka­dar çok ÅŸey bi­lir­sek a­ra­mız­da­ki sı­nır­lar o ka­dar a­zal­mış o­la­cak." di­yor.
 

 

Popularity: 17% [?]


Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır | Sayfayı Gönder Sayfayı Gönder