Astroloji ilk kez, M.Ö. 3000´lerde, Dicle ve Fırat nehirleri boyunca yani Mezopotamya´da ortaya çıkmıştır. Bu iki önemli nehrin kıyısında kurulmuÅŸ olan ÅŸehirlere, güneÅŸte kurutulmuÅŸ tuÄŸlalarla duvarlar çektiler. O zamandaki ÅŸehirlerin zenginliÄŸi, yaÅŸamın rahatlığı, yıldızlarla uÄŸraÅŸmak için uygun fırsat ve dürtüleri ortaya çıkardı. Rahipler sınıfı aynı zamanda da ilk astrologlardı. Yüzlerce tanrıya tapan Sümerler için küçük bir tanrı ve tanrıça grubu daha fazla önemliydi. Sümerler, gök tanrısı An ve yer tanrısı Ki´nin birlikteliÄŸinden hava tanrısı Enlil´in doÄŸduÄŸuna inanıyorlardı. Bu üç tanrı An, Ki ve Enlil yüce üçlü olarak tanımlanırlardı. Ancak tanrısal doÄŸuÅŸ Enlil´in doÄŸumu ile bitmez, Enlil´in, Ninlil´e (gök tanrıçası) aşık olması ve onu baÅŸtan çıkarıp, hamile bırakmasıyla devam eder. Ninlil, Ay tanrısı Nanna´yı doÄŸurdu sonra da Nanna´nın karısı olan Ningal; güneÅŸ tanrısı Utu ve Venüs olarak adlandırdığımız parlak yıldızın tanrıçası İnna´yı doÄŸurdu. Ay, GüneÅŸ ve Venüs, Sümerler tarafından diÄŸer tanrı ve tanrıçalar gibi, insan formunda, duyguları ve gereksinimleri olan varlıklar olarak tanımlandılar. Sümerler kendilerinin tanrıların kölesi olduÄŸuna inanıyorlardı, dünyayı tatlı su okyanusunda yüzen ve gökyüzüne uzanan yüzeysel daÄŸları olan bir düzey olarak düÅŸünüyorlardı. 13 önemli Sümer kentinin sahibi ve her kentin gereksinimlerini karşılayan kendi tanrısı ve tanrıçası vardı. Nanna, Ur kentinin, Utu, Sippur ve Larsa´nın ve İnna Uruk kentinin baÅŸ tanrılarıydılar.

Popularity: 13% [?]


Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır | Sayfayı Gönder Sayfayı Gönder