Gerçek mi yoksa kurgu mu?

Bu yazımızda Paranormal yani "Normalötesi" kavramını tanımlayacak ve bu alandaki son geliÅŸmeleri inceleyeceÄŸiz. Paranormallik, bilimin kabul edilmiÅŸ ortamında açıklamalar bulunabilen olaylar ve yetenekler olarak tanımlanabilir. AraÅŸtırmada bilimsel kıstaslar tanımlanmış ve Quantum Kuramı´nın getirebileceÄŸi yenilikler de göz önüne alınmaÅŸtır.

Paranormal olaylar veya Parapsikoloji´nin ilgi alanı genelde ÅŸu baÅŸlıklara ayrılabilir;

* Clairvoyance-Durugörü: Farklı zaman ve mekanlarda oluÅŸan olaylarla ilgili bilgiyi, normal insanlardan farklı olarak bilebilmek veya hissetmek.

* Telepati: DüÅŸünce iletiÅŸimi; Bir zihinden diÄŸerine direkt bilgi iletiÅŸimi, burada fiziksel medyumluk olgusu veya yetisi yoktur.

* Psikokinesis: Hareketsiz bir cismin belli bir uzaklıktan düÅŸünce gücüyle hareket ettirilmesi.

* Precognition-Öngörü: Gelecekte olabilecek olayları, zamanı gelmeden önce, belli bir eÄŸri içinde kalarak ve gerçekleÅŸme zamanını da doÄŸru olarak tahmin edebilmek. Olayın oluÅŸmasında önemli olan, sıradan bilgilerden yola çıkılarak, sıradışı öngörülerde bulunabilmektir.

* Spiritüalizm: Bedensiz ölü ruhlarla iliÅŸki kurmak.

* Reenkarnasyon: Bir ruhun tekamül etmek için, sayısız kez dünyada yeniden doÄŸması ya da bedenlenmesi.

Buradaki amaç, yukardaki kavramların geçerli bilimsel bilgiyle olan uyumsuzluÄŸunu göstermek ve bazı olayları test etmektir. Tartışmanın anahtarı paranormalin yapısını veya doÄŸasını varsayarak tartışırken, evrenin materyalist veya düalistik doÄŸasında yer alıp almadığını anlamaktır. Maddi evren madde ve enerjiden oluÅŸur, her olay bu iki fonksiyonun bileÅŸim ve dönüÅŸümlerinden meydana gelir. Buna karşın düalistik evrenin yani iki karakterli evrenin madde ve enerjiden öte birÅŸeyi daha içerdiÄŸi düÅŸünülmektedir; buna ruh veya düÅŸünce diyebiliriz. Bilimin iÅŸi maddi evreni anlamaktır, bunun için metodları ve teknolojisi vardır; bu metodlar ve araçlar fizik dünyayı araÅŸtırmaya uygundur. EÄŸer evren gerçekten maddeyse, kuramsal olarak tüm açıklamalarda bilimin terminolojisi her türde ve aynı doÄŸrultuda kullanılır. Bu noktada, fiziksel olmayan evrenin yani düalistik evrenin oluÅŸumunu araÅŸtırırsak aynı kabul edilmiÅŸ fizik bilim metodlarını kullanmamız zordur. Burada dört boyutlu bir uzay-zaman evreni öne sürebiliriz fakat burada bir sorun vardır; bu kez de, bütün bir realitenin varolan bir parçası yani bildiÄŸimiz maddi evren diÄŸer alanlarla özellikle de ruhla yanyanadır. YaÅŸam geçicidir ve farklı iki olgunun bileÅŸiminden oluÅŸur yani ruhla, fizik bedenin. Ruhun süregiden mücadelesi, fizik alandaki etkisini devam ettirmektir. Newton temelli bilimsel anlayışın yönettiÄŸi klasik kuramların kökeninde determinizma yani neden-sonuç iliÅŸkisi yer alır (buna geçmiÅŸ ve bugün de diyebilirsiniz.) İşte bilimin anayasası ve iskeleti budur ama günümüzün bilimi hiç istemediÄŸi halde kendi buluÅŸunun sonucunda, aslında hiç istememesine raÄŸmen deÄŸiÅŸime hatta dönüÅŸüme uÄŸrama tehlikesiyle karşı karşıyadır. 20. Yüzyıl´Ä±n başında geliÅŸtirilmeye baÅŸlanan Quantum Kuramı herÅŸeyi deÄŸiÅŸtirebilecek gibidir ve reddedilememektedir.

Beynimizi ne yönetiyor?

Quantum Kuramı evrenin geleneksel yapısına yöneliktir yani statik deÄŸil deÄŸiÅŸkendir, bazen parçacıklar halinde özgün davranışlar içine girer, bazen de dalgacıklar halinde aynı davranışı gösterir, bu gözlem konumunda farkedilebilir. Bu kaçınılmaz deÄŸiÅŸimi gözlenmesi sırasında, ölçümler de yapılabilmektedir. Kısacası evren artık yüzyıllardır sanıldığı gibi sabit, belli karakteri olan bir yer deÄŸildir, evren artık ne olduÄŸu veya nasıl davranacağı belli olmayan bir yerdir. Fizikçi Niels Bohr, "tamamlayıcılık" tanımını getirerek alanlardaki deÄŸiÅŸkenlerin doÄŸal olarak çiftleÅŸtiklerini (pozisyon-momentum ve zaman-enerji gibi…) ama çiftleÅŸen iki deÄŸiÅŸkenin birbirlerine tam olarak benzemediklerini söylüyordu. Quantum denklemi öngörülmemiÅŸtir, deneylerle ortaya çıkmış, sadece farklı olasılıkların biraraya gelmesiyle bulunmuÅŸtur ve yeni bir konum anlamındadır. Bu yeni konumu ÅŸöyle özetleyebiliriz; "GeleceÄŸi tahmin edemezsiniz sadece farklılıkları olasılık olarak tahmin edebilirsiniz." Tabii ki, gözlemleyebilme düzeyinde gerçek hala neden-sonuç sınırlarının içindedir ama bu pratik bir amaca yönelik bir yaklaşımdır yani iÅŸin kolay yanıdır, asıl gerekli olan çok sayıda mikro olay olasılıklarının, en küçük düzeyde veya önemde olsa dahi sürekli olarak gözlemlenebilmesidir. Roger Penrose "Minds, Machines and Mathematics" adlı makalesinde ÅŸöyle demektedir; "GöründüÄŸü kadarıyla, bireysel quant olayları, sinirsel tepkimelerin itici gücünü harekete geçiren tetik olarak sorumlu tutulabilirler" Sir John Eccles ise aynı paraleldeki "Brain and Mind, Two or One" baÅŸlıklı makalesinde fizikçi Henry Margenau´dan alıntı yaparak yukarda sözü edilen deÄŸiÅŸkenliklerin çiftleÅŸmesini desteklerken Margenau´nun beynin bölümlerinin olası quant yasaları tarafından yönetildiÄŸini ve bunun yeterli olabileceÄŸini belirttiÄŸini söylemektedir, burada olası deÄŸiÅŸikliklerin çok fazla oldukları fakat buna karşın ölçümlenemeyen bir dengeyi korudukları da bir gerçektir ve bu olasılıkların her birisi kesindir yani karşımızda kendileri birer deÄŸiÅŸmez olan olasılıklar vardır.

Ama, yine de varlar…

Margenau düÅŸüncenin deÄŸiÅŸimlere neden olduÄŸuna inanıyor ve duyuların olasılıkları kontrol ettiklerini veya belirlediklerini söylüyordu. Fakat bu materyalist bir yaklaşım deÄŸildir çünkü karşımızda fiziksel bir duygu içeren bir enerji alanı yoktur, öyleyse düÅŸünmemiz gereken düÅŸüncedir fakat düÅŸünce de bir enerjidir ama düÅŸünce evrendeki enerjiden ayrı ve farklı bir enerji türü olarak düÅŸünülmelidir. Yani o bir quant enerjisidir ve fizik evrendeki bildiÄŸimiz enerji demek deÄŸildir. Sir Arthur Eddington, geleceÄŸin asla geçmiÅŸteki nedenlerin sonucu olmadığını fakat benzerlikler içinde ayrılıklar içerdiÄŸini söylemektedir. Eddington, "bilinç birliÄŸi" nden söz ederken bunun bir gerçek olduÄŸunu belirtir. Organik olmayan bir sistem üst düzeyde bir neden-sonuç iliÅŸkisine giremez yani önemli olan bilinçtir birleÅŸik doÄŸa içersinde bilinç egosunu kullanarak kendisini kanıtlar. Deneysel kanıtlar quantum kuramını desteklemektedir yani Atomik deneyler hassas quant etkilerin hayrete düÅŸürücü sonuçlara ulaÅŸtığını göstermektedir. Hiç kimse son elli yıldaki quant mekaniÄŸini öngörememiÅŸtir, buna karşın kesinliÄŸin ulaÅŸtığı düzey bilim açısından emsalsizdir. Sonuç olarak quantum dünyası tüm dünyadır, Kopenhag GörüÅŸü´ne göre quantum, Einstein´Ä±n inancı eskide kalırken, Tanrı´nın evreni yönetirken zar atmadığı anlaşılmıştır. Klasik yaklaşım içersinde tarafsız olarak hakim olan ortak yön, kiÅŸiliksiz (nötr) bir iliÅŸki içinde zihinsel ve ruhsal olayların fizik gerçeklik içersinde saf bir iÅŸlevi ortaya koymasıdır. Bu durum quantuma ters gibi görünürken bağımsız ve tarafsız bir gerçeÄŸin varlığını da yalanlamaz. Böyle bir gerçeÄŸin doÄŸası çeÅŸitli iliÅŸkilerle ÅŸekillenir. Quantum kuramı içsel iliÅŸkiselliÄŸi veya bütünselliÄŸi mistik öÄŸretileri hatırlatırcasına önerir ama ruhun varlığını önermez, buna karşın fiziksel alanda gerçekleÅŸmeyen ruha benzer iliÅŸkilerin mekaniÄŸini gösterir. İşte bu iliÅŸkiler olası deÄŸiÅŸimlerin dağılımıyla ve de bireysel quant etkileriyle birleÅŸerek gelecekte olacaklar olarak fizik evrende kullanılabilirler. Daha akla yakın ve tatmin edici olan ise, gözlemlenebilen dünyadaki, zeka ürünü olan eylemlerin veya olayların gösterdiÄŸi sonuçlardır. Genelde ortaya çıkan kaprisli yapı yani olayların istenildiÄŸi anda deÄŸil de, beklenmedik veya istenmedik anlarda oluÅŸmaları kaosun karmaşık yapısından kaynaklanmaktadır. Paranormal fenomenlere ait ciddi raporlar, ne denirse denilsin maddi alanın ötesinde varoluÅŸlarını sürdürmektedirler ve bunlar ciddi birer kanıttırlar. Hayalet tanımları, poltergeist (darbeci ruhlar) etkiler, uyarıcı önseziler, spontane telepati, ruhsal ÅŸifa, beden dışı deneyler ve daha baÅŸkaları kanıtların görüldüÄŸü alanlar olarak görülmektedirler. Tabii ki raslantılar, halüsinasyonlar veya ÅŸarlatanlıklar çok fazladır fakat fizik gerçekliÄŸin dışında kalan sadece tek bir zeki olay dahi yeterlidir.

Paranormal bir faÅŸist gücün esiri miyiz?

Burada ilginç olan, spontane paranormal olayların kesin ve ÅŸiddetli kanıtları arzulandığı gibi göstermemeleridir, bu yüzden de gerçek gibi tanımlanamazlar. Bunun bir nedeni de, deneyleyememek olabilir. Sayısız bilimsel parapsikolojik çalışma, istatistik anlamların dışına çıkmazken, düÅŸünce yetisinin oluÅŸturduÄŸu bilgi veya fizik olaylar ilginçtir ki, fizik-ötesi kaynaklara dayanırlar. Bu konuda, California Üniversitesi´si İstatistik Bölümü´nden Prof. Jessica Utts ÅŸöyle diyor; "Standartların kullanımı bilimin diÄŸer alanlarında olduÄŸu gibidir, oysa içerikte ruhsal fonksiyonlar vardır. İstatistik sonuçlarla ilgili çalışmalar deneysel olarak umulanın çok uzağındadır. Tartışmalarda ise, sonuçlarda olması gereken ama olmayan metodolojik noksanlar nedeniyle olaylar yüksek sesle reddedilmektedirler. " 1995´de Dean Radin tarafından hazırlanan "Parapsikoloji Hakkında Sık Sorulan Sorular" baÅŸlıklı dökümanda ESP yani Duyu Ötesi Algı olaylarının istatistik sonuçları kesin olarak verilirken Öngörü, Telepati ve Psikokinezi´nin öncelik aldığı görülmektedir. ESP´nin istatistik aracılığı ile kazandığı güç, güvenilir ve tekrarlanabilir deneylerle kanıtlanmaktadır. Burada bilimsel yön vardır ve geçerlidir ama olaylara neden olan faktör bilinmemekte ve X Faktörü adıyla yetinilmektedir. Fizik, psikoloji, felsefe, istatistik, matematik, bilgisayar, kimya, antropoloji ve tarih uzmanı olan bir grup bilimcinin hazırladığı raporun sonucunda aşırı dozda imajinasyon olgusu belirtilmiÅŸtir. Öyleyse, istatistik sonuçları oluÅŸturan her bir olayın yukardaki tüm bilim dalları tarafından da sorgulanması durumu ortaya çıkmaktadır yani Paranormal olayların kanıtlanması ve kabulü daha da zorlaÅŸmaktadır. Tartışmanın ötesinde ise, fizik-ötesi bir gücün veya etkenin, insanın hür iradesi üzerinde bir baskı yapıp, yapmadığını araÅŸtırmaktır. Ama böyle bir sonuca, ne güvenilmez neden-sonuç iliÅŸkileriyle, ne de quantum kuramının geleneksel raslantılarıyla ulaşılamaz. Bilinçsel düzeyde bazı fizik-ötesi iliÅŸkilerin kasıtlı olarak dışardan araya girmesi ise, sistemi etkilemektedir.

Her alanın yasaları, kendi alanına ait olmalıdır.

Fizikçi Max Planck dahi, neden-sonuç iliÅŸkilerine inanıyor ve; "Bizler doÄŸrudan ve içten bir bilgi kaynağı ile iliÅŸki içindeyiz, o iliÅŸki noktasında insan bilinci, düÅŸüncemizin ve irademizin orada, konu dışında kalarak nedensel bir emirle tatil yaptığını bize söylüyor." Åžimdi eÄŸer biz bazı fizik-ötesi ruhsal alanın varlığını kabul edersek, bu mantıklı bir varsayım olabilir ama bu varsayımın bir ÅŸartı vardır, yasaları da bu fizik-ötesi alanın içinde bulmamız gerekir yani fiziksel olayların, fiziksel yasalara uymaları örneÄŸinde olduÄŸu gibi. Ama düÅŸünceden düÅŸünceye iletiÅŸimin yani Telepati´nin böyle bir gereksinmesi yoktur, ruhsal medya olmadan da kendisine ruhsal alanda yer bulabilir. Clairvoyant olan birisinin yaptığı ise, ruhun bir parçasının uzayın ve zamanın dışına ulaÅŸmaktır. Psikokinezi´de ise, imajinasyonun yeri çok önemlidir ve atıl bir cisim harekete geçebilmektedir. Spiritüalizm yalnız ve yalnız spiritüel bir yaÅŸam gerektirir ve ruhsal alanın diÄŸer bölümleriyle iliÅŸkiye girilmektedir. Ruhun beden deÄŸiÅŸtirerek evrensel bir yolculuk yapabilme yetisi yani yeniden doÄŸabilmesi eÄŸer doÄŸruysa evrensel anlamda çok büyük bir ÅŸans veya fırsattır. Güncel bir sorunun gelecekte ne olacağını önceden görmek aslında ruhun özgürlüÄŸüyle, geleneksel içsel neden-sonuç doÄŸasıyla çeliÅŸkilidir ve burada nedenlerin sonuçları hür iradeyle bütünleÅŸememektedir. Bununla beraber, sınırlandırılmış bir Öngörü yetisi Durugörü katıldığında yararlı sonuçlara ulaÅŸarak daha net bir resim ortaya çıkarabilir ve bu yetenek o zaman alışılmışın çok ötesine çıkabilir. Ama ne iÅŸe yarayacağının yasaları konulmalıdır.

Bilimin henüz söyleyebileceÄŸi bir söz yok…

Dünyasal varoluÅŸ sırasında spiritüel veya ruhsal yetiler etkindirler, çapraşık ve anlamsız olsalar da insanı etkileyebilirler, sonuçta ise bu özellikleri yüzünden fizik yasalarının geçerli olduÄŸu bir dünyada yaÅŸayabilmektedirler. Benzer yetiler bazı insanlarda, ötekilerden daha güçlü olabilir. Hatta onların bu yetileri belli düzeylerde uygun düÅŸünce eÄŸitim teknikleriyle geliÅŸtirilebilir de… Özetlersek, bilim henüz bu alanda yeterince etkin ve yetkin deÄŸildir ama elinden geleni yapmaktadır, Quantum Kuramı ise yeni ama ne sonuçlar getireceÄŸi bilinmeyen bir pencereyi açmıştır ama Paranormal olaylar vardırlar ve varlıklarını sürdürüyorlar… Bizim hala bilemedÄŸimiz, anlayamadığımız, çözümleyemediÄŸimiz bir alanda, ortamda, koÅŸullarda veya boyutta… Hangi tanımı arzu ederseniz, seçim özgürlüÄŸü size tanınmıştır.
 

Popularity: 41% [?]


Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır | Sayfayı Gönder Sayfayı Gönder