Sınır ötesi konuları bilimsel düzeyde incelemesiyle tanınan ünlü Omni dergisi, okuyucularının öbür dünya hakkındaki inançlarıyla ilgili bir anket yaparak “Visions Of The Afterdeath-Ölüm sonrası vizyonları” baÅŸlığıyla yayınladı. Size bu çalışmadan alıntılar sunarken, yanısıra da ABD´de ölüm ötesi inancıyla ilgili diÄŸer istatistikleri de veriyoruz.
Yapılan araÅŸtırma aslında “Institude For The Study Of Afterdeath (ISA)” için dünyayı dolaÅŸarak,deÄŸiÅŸik kültürleri ve onların ölüm sonrası inançları inceleyen Sukie Miller’in yürüttüÄŸü projenin bir parçasıydı. AraÅŸtırma sonuçları, Amerikalıların ölüm üzerindeki tutumu için bir karşılaÅŸtırma olarak kullanılacak. ÖrneÄŸin, batılıların cevapları Hindistan’dan Sikhler’in, Brezilya’dan Guaraniler´in ve Nigerya’dan Yorubalar´Ä±n inançlarıyla karşılaÅŸtırılacak. Ankete 50 bölgeden ve çeÅŸitli yabancı ülkelerden yaklaşık 6000 kiÅŸi katıldı, sonuçlarr çoÄŸaltıldı, dini kurumlara ve üniversitelere dağıtıldı. Ayrıca katılımcıların % 17’si cevaplarına ÅŸiirler, oranlar, sanat eserleri eklemiÅŸlerdi. Katılımcıların %43.5’ünü erkekler, % 56.5’uÄŸunu kadınların oluÅŸturdu. Grubun gelir ve eÄŸitim düzeyi ise ÅŸöyleydi; yıllık geliri 45000 dolar ile 25000 dolar arasında olan orta gelirli 4 yıllık kolej eÄŸitimli insanların arasında meslek sahipleri, bilgisayar grafik ressamları, ev hanımları, mahkumlar, avukatlar, jeologlar, öÄŸrenciler, uçak pilotları, psikologlar, veterinerler ve saÄŸlık uzmanları bulunuyordu.
Ruhu yaÅŸama ne döndürecek?
İstatistikler, katılımcıların, öbür dünyada neÅŸenin, sevincin ve ışığın var olduÄŸu görüÅŸünde birleÅŸtiklerini gösteriyor. CoÄŸrafi bölgeler, gelir düzeyleri, dini eÄŸitim ve geçerli dini inançların uyuÅŸmazlığı sanıldıkları kadar etkin faktörler olmadılar; yaÅŸ ve cinsiyet farklılıkları da fazla etkili deÄŸildi. İnsanlar yaÅŸlandıkça gelecek hakkında daha az iyimser oluyorlar. Özellikle yaÅŸlı insanlar öbür dünyada sevincin ve huzurun var olmayacağını ve ölenle yaÅŸayan arasında bir iletiÅŸim bulunmayacağına inanıyorlar. Kadınlar ise, daha çok ölüm sonrasının kötü deÄŸil, daha ılımlı olduÄŸunu düÅŸünürken, reearkarnasyona inanıyorlar. Erkekler ise, ölümden sonraki yaÅŸamın varlığının bilimsel olarak kanıtlanması gereÄŸine inandırılmışlar ve ayrıca ölümden sonra duyu olarak yalnız kalacaklarına inanıyorlar. Batılı katılımcıların öbür dünya hakkındaki düÅŸünceleri kabile insanlarından farklı. ÖrneÄŸin, Miller’in araÅŸtırmasındaki bir grup insan, öbür dünyada bir çeÅŸit yokluÄŸun olduÄŸuna inanırken, ankete katılanların %64’ü öbür dünyada devamlılık olduÄŸuna inanıyor. BaÅŸka gruplar, ölüm anındaki yaÅŸ ve psikolojik duruma büyük önem veriyorlar. Fakat ankete katılanların %77’si bu iddiaya katılmıyor. Ayrıca reenkarnasyon inancına karşılık, diÄŸer kültürlerde birinin tekrar doÄŸmadan önce ailesinin ve ülkesinin belirlenmesi inancı çok önemli. Bununla beraber, anket sonuçlarının %69’u ankete katılanların, bu faktörlerin ruhu yaÅŸama döndürmeye yardım etmeyeceÄŸine inandığını da gösteriyor. İstatistiklerden de anlaşılacağı gibi öbür dünya hakkında pozitif bir ümit var. Ankete katılanların çoÄŸu, ölümden sonra yaÅŸamın zor bir yolculuk olduÄŸunu buna karşın duygusal bir bayram olacağını düÅŸünüyorlar. New Hampshire, Plymouth’dan 33 yaşında bir gazete editörü, araÅŸtırmada görüÅŸlerini ÅŸöyle yazıyor: “Bu bir gezi ve kurtarıcı bir hedefe doÄŸru ruhsal bir ilerlemedir..”
AIDS´in katkısı
Miller’in araÅŸtırması diÄŸer ülkelerle baÄŸlantılı olarak bilgi saÄŸlarken, ankette çaÄŸdaÅŸ Amerikan düÅŸüncesinin tarihsel çevre ve ÅŸartlar dahilinde sınanmasının ilginç olacağını düÅŸünüldü. Muhtelif inançları araÅŸtıran ve farklı bilimcilerden oluÅŸan bir grup uzmandan yardım istendi. Kültür tarihçileri anketin Amerikan vicdanının çoÄŸunluÄŸunun ve belirsizliÄŸinin bir örneÄŸi olduÄŸunu düÅŸünürken, ilahiyatçılar anketin Amerikan dini deneyiminin daima deÄŸiÅŸen doÄŸallığı olduÄŸunu iÅŸaret ettiler. Ayrıca sosyaloglar, ankete katılanların çaÄŸdaÅŸ görünüÅŸleriyle ve eski kültürler arasındaki farklılıkları tartıştılar. Öbür dünyada ne olacağı üzerindeki imalar veya beklentiler, insan ruhunun derinliklerini ölçerek, korkuların en derinine göÄŸüs gererek ve inançların en güçlüsüne meydan okuyarak birçok insanın içinde oluÅŸuyor. İnsan ruhundaki problemleri çözmeye çalışırken, ortak bilinci gözden geçiriliyor ve böylece yeni görüÅŸ açıları yaratılıyor. İyimser görüÅŸ, acaba öbür geleneklere nasıl uygun düÅŸüyor? DiÄŸer milletlerin aksine ABD yüzyıllardır tarif edilmiÅŸ ve sonra tasfiye edilmiÅŸ bütüncül bir tutuculuÄŸa sahip deÄŸil. Modern Amerikan ülküsü, bilimsel araÅŸtırmalarla ve Yeni ÇaÄŸ mistisizmi ve deÄŸiÅŸik dini geleneklerle ÅŸekilleniyor. Sukie Miller’in açıkladığı gibi, Amerika’daki insanlar dini kökenlerine olan güçlü baÄŸlılıklarını kaybetmiÅŸ gibi görünüyorlar. Bir çoÄŸu kiliseye gitmeye önem verilmeyen bir ortamda büyümüÅŸ, diÄŸerleri ise kiliseden vazgeçmiÅŸler. Bu insanlar, ölünce İsa’ya gideceÄŸini söyleyen ölüm döÅŸeÄŸindeki büyük annelerine inanmakta gittikce zorlanıyorlar. Amerikan tecrübesi, ölüm ve öbür dünyanın devirli yaÅŸam modelleri içinde daha kolay fikirler kurulabileceÄŸini ve kültürlerin alışılmamış bir yeniliÄŸe dönüÅŸmesini de ifade ediyor. Ayrıca Miller ABD’de ölümün güncel yaÅŸamın bir parçası olmadığını, kilise tarafından organize edilen ve sisteme baÄŸlanan pazar günü duası ÅŸeklinde dinsel bir olay olarak yaÅŸandığını söylüyor. Miller sözlerine incelediÄŸi diÄŸer kültürleri anlatarak devam ediyor: "Ölüm kapılar arkasına saklanmış bir ÅŸey deÄŸil, atmosfer ruhlarla dolu." Aslında ÅŸimdilerde Amerikalılar’ın ölüm ve ölüm sonrasıyla ilgili sorular sormaya yeni bir tür ilgileri var. Miller´e göre bu ilgi geciken modern yaÅŸamın kültürel konuma oturmasından kaynaklanıyor ve ÅŸöyle açıklıyor: "Bu soruları ön plana çıkaran ve AIDS salgınından ölen, genç bir neslimiz var. Bunlar ani ölümler deÄŸil, sürüp giden hastalıklar. İnsanların düÅŸünmek için zamanları var, karşı gelmeliler ve ölüme hiddetlenmeliler. Ölüm sonrasına karşı olan ilgi aslında doÄŸal."
Ölüm birÅŸeyi deÄŸiÅŸtirmez;
Dünyasal yaÅŸamın sonsuz olmadığı kesindir ve ölüm korkusu olduÄŸu sürece, ölüm sonrasında yaÅŸam umudu sürecektir ve öteki dünyaya duyulan ilginin çıkış noktaları vardır. Notre Dame Üniversitesi, Teoloji Bölümü BaÅŸkanı Lawrence S. Cunningham AIDS’i 14. yüzyıldaki vebaya benzetiyor ve ÅŸöyle diyor: "Orta çağın sonlarında ölüm ve öbür dünya ile ilgili dinsel tartışmalarda büyük ilerleme kaydedildi, milyonlarca insan yaÅŸamlarının en güzel devresinde veba nedeniyle öldüler. Bugün de aynen böyle…" Cunningham ayrıca Amerikalılar’ın öbür dünya hakkındaki düÅŸüncelerinin yaÅŸam süreleri içersinde bile deÄŸiÅŸeceÄŸini iddia ediyor ve ekliyor: “benim çocukluÄŸumda cenaze törenleri günah, ölüm ve ceza korkularıyla doluydu. Cenaze töreninin bir bölümünde “Dies Ire” yani kıyamet gününde, Tanrı’nın gazabını anlatan bir orta çaÄŸ ilahisi okunurdu. Cenazelerde eskiden siyah hakimdi, ÅŸimdi ise kefenlerin kadifeleri ve papaz giyimleri beyaz; bu estetik deÄŸiÅŸim kültürel bir deÄŸiÅŸimi göstermekte."DeÄŸiÅŸimin nasılı ve niçini nedenin ve sonucun hesabıdır. Kilise insanları ölümden sonraki hayat hakkında daha iyi hissetmeye mi cesaretlendiriyor? Yoksa toplumun yükselen optimizmi mi kilisenin yaklaşımında evrime neden oluyor? KuÅŸkusuz, cevap ikisininde bir yansıması olduÄŸudur. Am kesin birÅŸey var; çok koyu Musevi-Hıristiyan tutuculuÄŸu konu dışı etkenler nedeniyle artık ÅŸeffaflaÅŸmıştır. Bu etkenler ölüm deneyi yaÅŸayan insanları (NDE’ler) içermektedir. Bu insanlar kilise tarafından daima savunulan ve semavi mutluluÄŸu içeren vizyonlardan söz etmektedirler. Öteki dünya deneyimleri tartışmasının baÅŸlıca sonuçlarından birisi, ölüm sonrası yolculuÄŸundaki deÄŸiÅŸiklikler ya da aynı kalanlardır. Ankete cevap veren 22 yaşındaki California Torrence’den bir kolej öÄŸrencisi Batı dinlerine olan bireysel baÄŸlılığın bütünlük duygusunu sürdürdüÄŸünü anlatıyor;“Ölüm insanın doÄŸallığını deÄŸiÅŸtirmez. Ölüm sadece ruhu bizim sınırlı gerçeÄŸimizden kurtarır.” diyor. KiÅŸisel sorumluluk ve kurtuluÅŸ umudu, yaÅŸam ve ölüm sonrası için uygun çözümdürler. "Beyond Ashes: Cases of Reincarnation from the Holocaust" un yazarı Rabbi Yonassan Gersom ÅŸöyle açıklıyor: “Musevi geleneÄŸinin öÄŸrettiÄŸi gibi her yaÅŸam deÄŸerli ve kendi içinde önemlidir. Bu yüzden ruh büyümeye devam ettiÄŸi gibi,özgürlük sonsuzlukta devam ediyor.” DiÄŸer bir yanda DoÄŸu dinleri deÄŸiÅŸik bir yol izliyorlar. San Jose State Üniversitesi’nde dinleri karşılaÅŸtıran Prof. Kenneth Kramer’e göre; öbürdünya yolcusu bireysel olma fikrine baÄŸlı olmamak için isteÄŸini terketmemeye çalışıyor ve Kramer sözlerine ÅŸöyle devam ediyor: "Bu sizi yüksek bilinçle baÄŸlanmakta; bizi tam bir insan olmaktan kurtaran ÅŸeydir. YolculuÄŸun gayesi bizi herÅŸeyden ayırmak ve herÅŸeyin gitmesine izin vermektir." Öte yandan Tibetliler´e göre, ölümden hemen sonra, birçok ruh isteklerinin aksine sürükleniyorlar ve bir çeÅŸit dünyasal yaÅŸamın kozmik artığı olan hedeften uzak kalarak, reenkarnasyon kaderine baÄŸlanıyorlar. KiÅŸisel öncelik ve özgürlük, Amerikan insanının üstüne dayandırıldığı temeldir; bu yüzden Amerikalılar’ın özgür isteklerden mahrum edilmiÅŸ bir öbür dünyayı resimlemede zorlanmalarına ÅŸaÅŸmamak gerekir. Kramer, "Death Dreams ve The Sacred Art of Dying" de ÅŸöyle diyor: "Batıda biz bireysellliÄŸimize deÄŸer veriyoruz; isteklerimiz bilinçle ve özdeÅŸlikle birleÅŸiyor"
YaÅŸamın kalitesi ölüm ötesini belirliyor!
Aslında Batı dinleri cennetin yükselmiÅŸ bilincin diyarı olduÄŸunu savunuyorlar. California,Thousand Oaks’da dizayn ve reklam ÅŸirketi yöneticisi olan 46 yaşındaki bir anketçi ÅŸöyle yazıyor: "Öte yanın yolcusu, insan bedeninde olduÄŸu gibi duymuyor, dokunmuyor ve görmüyor, onun yerine daha yüksek bir yaratıcılıkta yaşıyor ve çok yüksek bir uçakta olduÄŸunu biliyor." NDE’yi yani ölüm deneyini yaÅŸayan insanlar da aynı fikirdeler. "The Omega Project"in yazarı ve Conneticut Üniversitesi’nde psikoloji profösörü olan Kenneth Ring’e göre ölümden dönen insanlar duygularını daha net ifade ediyorlar; "Tanımlamanın ötesi hayat dolu ve renkler çok canlı. Güzel ve doÄŸaüstü bir müzik her zaman duyuluyor. DoÄŸuÅŸtan kör olan insanlar bile orada görüyorlar.” diyor. Duygusal sevinç doÄŸu ve batı geleneklerin ortak fenomenidir. "Harvard University’s Center for Study of World Religion"nın yöneticisi ve "Kanchu’s Drum"’in yazarı olan Lawrence E. Sullivan batıdaki düÅŸünce doÄŸrultusunda cennetin sonsuz bir bayram ve eÄŸlence yeri olduÄŸunu iddia etmektedir. Gökyüzü, Tanrı’nın sevgiyle ve barışla yıkanmış yüzü önüne çıkana kadar, ruhun yaÅŸadığı yerdir. NDE’leri yaÅŸayan insanlar bunları iddia etmekteler. Böyle bir durumu yaÅŸayan bir kiÅŸi ÅŸunları anlatmakta; "Ömrünüzdeki en güzel bin olayı alın bunları milyonla çarpın, ancak o zaman o hisse yaklaÅŸabilirsiniz."Bizim öbür dünyaya olan bastırılmaz güvenimiz tarihimizde ve ruhumuzda çok derin bir ÅŸekilde yerleÅŸmiÅŸtir. Sukie Miller’e göre "Amerikalılar mutlu olmanın temel hakları olduÄŸunu sanıyorlar. Bunu bağımsızlık bildirgesinde de garanti etmiÅŸtik. Buna hakkımız olduÄŸunu sanıyor ve elimize geçmezse baÅŸkalarını yargılıyoruz." Chicago Üniversitesi´nde sosyoloji profesörü ve aynı zamanda tanınmış yazar olan Andrew Greeley Amerikalıların öbür dünya hakkındaki beklentilerinin gittikce arttığı düÅŸüncesini destekliyor ve ÅŸöyle diyor; "Cehenneme inanç azalmıştır ama cennete olan inanç aynı kalmıştır. İnsanlar tanrının onlara kötü birÅŸey yapabileceÄŸine artık inanmıyorlar." Amerika’daki dinsel gelenekleri karakterize eden iyimserlik, ölümün çok güç ve acı dolu bir seyahat ile baÅŸladığını düÅŸünen kültürlerle çatışıyor. Miller Nijerya’daki Yoruba Hunter Guild’te ÅŸu anlayışın olduÄŸunu belirtiyor; "Onlar hayatı hem mutlulukla hem de acıyla baÅŸladığı için ölümün de bir parçasın acı olması gerektiÄŸine inanıyorlar. Onlar avın baÅŸarısını takip eden bir tanrıya inanıyorlar. Öldükleri an av sırasında yaÅŸamış oldukları olayları, yargılanmalarını ve tehlikeleri bir daha görüyorlar ve bunlar acı, terör ve üzüntüleri de içeriyor." Lawrence Sullivan da aynı fikirde; "ÇoÄŸu inançta güçlü bir hesap verme ilkesi var. Ölen kiÅŸi bir teste dayanacak ve geçecek. İran’dan gelen ZerdüÅŸt dininde ölmek, can çekiÅŸme ve ümidin yok olması olarak ortaya çıkıyor. Cennete ulaÅŸabilmek için ruhun "Chin Vat" tan (bir ateÅŸ köprüsü) cehenneme düÅŸmeden geçmesi lazım. Yeni Gine inançlarında ölü, tüylü ve memeli bir hayvanın ardından karanlık ve soÄŸuk bir ülkeye doÄŸru gidiyor. İzlanda efsanelerinde de ölümden sonra yaÅŸanan dünya, donmuÅŸ çorak bir toprak olarak tarif ediliyor. Böyle olmasına raÄŸmen çoÄŸu dünya dinlerinde ortak bir inanç vardır; Ölümden sonraki hayatın ÅŸartları dünyadaki davranışlara göre deÄŸiÅŸkendir. Jersey City State College’de filozofi profesörü olan ve "The Millenium Myth" adlı kitabın yazarı Michael Grosso ÅŸunları söylüyor; "Öbür dünyada yaÅŸadıklarımız dünyadaki hayat tarzımızın bir sonucudur. DoÄŸuda kader deniyor batıda ise davranışlarımızın ahlaki neticeleri. İkisi de hayatımızı iyi yaÅŸamaya mecbur edici." Sullivan’e göre aynı ÅŸeyler yeni endüstri ülkelerinde de uyum saÄŸlıyor; "Venezuela’daki Waraolar kendi köylerinden çıkan bir çok yolun dünyanın sonuna gittiÄŸine inanıyorlar. Ölümlerinden sonra hayattaki yaÅŸamlarına göre belli bir yol onlar için belirleniyor. Gökyüzündeki krallığa hayatdaki davranışlara uygun bir ÅŸekilde gidiyorlar."
Ruhlarla iletiÅŸim kurmak doÄŸru mu?
Hawaii Hanapepe’de 59 yaşındaki bir orkide yetiÅŸtiricisi 14 yaşında ölüm deneyi yaÅŸamış ve bize hayattaki yaÅŸamın ve öbür dünyadaki karşılığın iliÅŸkisine göz atmamıza yardımcı oluyor; "Her insanın aydınlatmadan veya eksiklikten gelen bir tecrübesi var. AÅŸağılık durumlarda bu çok üzücü ve karışık bir var olma durumudur." Kenneth Ring daha karamsar bir resim çiziyor; "Bütün yaptığınız kötü ÅŸöylerin etkisini kendiniz hissetmiÅŸ gibi yaşıyorsunuz." diyor ve devam ediyor "Åžunu düÅŸünün. BaÅŸkalarına yapmış olduÄŸunuzu kendinize yapmış oluyorsunuz". İlerlemeler ruhsal olarak kendi kendini suçlama ÅŸeklini alıyor. Ring’e göre önemli olan birinin ruhunuzu yargılaması deÄŸil, ruhun kendi kendini yargılamasıdır. Yani; "Suçlu deÄŸilsiniz ve suç veya utanç duygusuyla karşı karşıya gelmezsiniz. Kendi kendini yargılamak çok kuvvetli bir kabul ve sevginin varlığında da hissedilir." BirçoÄŸumuz mutlu bir son bekliyormuÅŸ gibi görünür ya da böyle düÅŸünmek isteriz. Fakat bu iyimserlik yüzyıllardır bir amentünün üzerine dayandırıldığı için midir yoksa bizim düÅŸüncemizin yüzeyselliÄŸinin bir yansıması mıdır? Sert seçenekleri, kötü haberleri, karmaşık algıları kabul etmeme yetersizliÄŸimiz yüzünden mi öbür dünya hakkında ümit verici bir görüÅŸe sahibiz? Amerikalıların öbür dünya fırsatına ve bireysel deÄŸer fikrine baÄŸlı olmaları gibi, biz de kesin ve somut cevapları olmayan ve hiçbir zaman olmayacak sorulardan nefret ediyoruz. Sukie Miller öbür dünya doÄŸrultusunda, Amerikalılar için ÅŸunları söylüyor. "Bu ülkede bilinmeyenle iyi anlaÅŸamıyoruz. Biz maddiyatçıyız ve maddi kanıtlara inanırız. ABD’de eÄŸer bir ÅŸey maddi deÄŸilse, onun gerçek olmadığı düÅŸünülür." Michael Grasso konuya biraz daha deÄŸiÅŸik bir açıdan bakıyor ve; "Vasat insan belki de bedeni ve dünyadaki insanları terketmenin ne anlama geleceÄŸini düÅŸünmüyor. İnanç sahibi olmak ve ruhun baki kalmasını hayal etmek çok zor. İnsanlar vücutları olmadan nasıl kendileri olacaklarını düÅŸünüyorlar. Fiziksel vücut fikrinden vazgeçmeliler ve yıldız biçiminde, ruhsal, zihinsel bir yaÅŸam fikrini kabul etmeliler."Öbür dünyadaki gerçeÄŸi tahmin etmek ile ilgili diÄŸer bir konu da iletiÅŸimdir; yani ruhsal bir dünya ile yaÅŸayanın maddi dünyası arasındaki iletiÅŸim yolları. İletiÅŸim kurulabildiÄŸine inanılan bir çok yol vardır, hepsi olmasa da bir çoÄŸu deneysel kanıt göstermekte yetersiz kalıyorlar. Washington Des Moins’daki 35 yaşında olan İngilizce hocasından gelen mektup bize bu konuyu bilim acısından araÅŸtırmanın ne kadar zor olduÄŸunu gösteriyor; ÅŸunları yazıyor; "EÄŸer açık olursak yaÅŸamımız boyunca bize yakın olan insanların ruhlarıyla baÄŸlantı kurabiliriz. Ölü akrabalarımın ruhları benimle uykuda ve uyanık zamanda konuÅŸuyorlar. Fiziki vücutları yok ama onları hissedebiliyorum." Miller aynı problemi dile getiriyor; "Ölüm gününde meksikalılar ölü çocukların mezarlarında mumlar yakıp oraya ÅŸekerler bırakıyorlar. Mumlar titremeye baÅŸlarsa bu çoçukların gelip ÅŸekerlerin esansını aldıklarının iÅŸareti olarak görüyorlar. Biz bunu ÅŸairane bir fikir olarak kabul ederken, Meksika’daki mum yakan kiÅŸiler için bu deney gerçektir. Çocuklar gerçekten dönmüÅŸ oluyorlar ve böylece ölülerle baÄŸlantı kurmuÅŸ olunuyor." Kenneth Kramer Çin’lilerin kültürel gelenekleri arasında aileden ölen kiÅŸilerle baÄŸlantı kurma olduÄŸunu belirtiyor; "Çin’de atalara çok büyük bir saygı var. Onlarla baÄŸlantı kurmak için özenle düzenlenmiÅŸ törenler var. Ölüleri önemli kararlar verileceÄŸi zaman çağırıyorlar." Miller aynı zamanda Afrika’daki bazı kabilelerden de bahsediyor; "Onlar ölüleriyle baÄŸlantı kurmanın zorunlu olduÄŸuna inanıyorlar. Bu sistemde ölü büyükbabaya ve büyükanneye bakmanız ve onlara hediye vermeniz lazım. EÄŸer bunu yapmazsanız ruhlar çok kötü olabiliyorlar ve cehennemin ipleri kopuyor." Miller bu davranış ile bugünün Amerikan toplumundaki yaygın gerçeÄŸin arasındaki farkı gösteriyor.; "Kaldı ki biz burada hayatta olan yaÅŸlılarımıza bile bakmıyoruz, ölülerle ise hiç ilgimiz yok."
Ölümle baÄŸlantı kurma hakkında Amerikalıların çok deÄŸiÅŸik hisleri var. Andrew Greeley’e göre, insanların % 40’dan fazlası ölmüÅŸlerin onları ziyaret ettiklerini söylüyorlar. Bu oran dulların arasında % 60’a kadar yükseliyor. BaÄŸlantıyla ilgili olarak dini kurumlar deÄŸiÅŸik cevaplar veriyorlar. Cunningham ÅŸunları açıklıyor; "Ölülerle baÄŸlantı kurmak büyücülüÄŸe çok yakın bir olay ve gelenek olarak kilise tarafından’da Kara Büyü sanatının bir bölümü olarak görülüyor." Gersham’da aynı düÅŸüncede; "Seans yapmayın. onları geriye çağırmaya çalışmayın." Ama rüyalar sayesinde gerçekleÅŸen baÄŸlantıların ona göre bir mahsuru yok. Kural sanki ÅŸöyledir; "Onları çağırmayın, onlar sizi çağırsınlar."
Popularity: 11% [?]
Sayfayı Yazdır
|
Sayfayı Gönder



