Carl Gustav Jung´a göre
Bu bilim çağında mucizelere ne diyeceÄŸiz, nasıl tanımlayacağız? Mucizeler elle tutulur, dokulunur, deneylenebilir ve tanımlanabilir ÅŸeyler deÄŸiller, gerçekten oluÅŸup, oluÅŸmadıkları ise bir baÅŸka tartışmanın konusu. Bir fikre göre, bilimsel analizlerle dinsellik arasında belirgin ve keskin bir açık var. Ama belki de, mucizeler anlatılırken yapılan dil sürçmeleri, ortak yalanlar bizi ÅŸarlatanlıktan gerçeÄŸe götürebilirler. Aslında mucizelere inanırken, onların geldikleri ya da doÄŸdukları kaynaklara daha çok inanıyoruz. Öyleyse mucizenin anlamı ne olabilir?
Modern psikoterapinin bazılarına göre kurucusu olan Carl Jung, küçük mucizeleri "Senkronizasyon" olarak tanımlıyordu. Ama olayları tanımlayabilen Senkronizasyon Kuramı iliÅŸkileri açıklayamıyor. Jung´a göre, Senkronik olaylar üç türe ayrılıyorlar; Birincisi içsel düÅŸünceyle dış olay arasındaki uygunluk veya uyumluluk. Bir örnek verebiliriz; "Kanadalı bir film yapımcısının, geçtiÄŸimiz yol içinde kanser olduÄŸu anlaşılıyor ve adam hastalıkla mücadeleye baÅŸlıyor. Kemoterapi ve ameliyat geçiriyor, derken yürüyemez hale geliyor, ancak bastonla adım atabiliyor. Bir gece, daha önce hiç gitmediÄŸi bir kafede yemek yiyor. Garson kız geliyor ve büyük bir merakla olanları öÄŸreniyor ve sonra adamı kentin 2 km yakınındaki ÅŸelaleye gitmesi için zorlamaya baÅŸlıyor ama ÅŸelaleye ancak yürüyerek gidilebiliyor. Adam, direniyor ve böyle bir yürüyüÅŸen kendisi için çok zor olduÄŸunu ve ÅŸimdiki durumunu daha da kötüleÅŸtirebileceÄŸini söylüyor. Garzon kız ısrar ediyor ve adamı cesaretlendirmeye çalışıyor. Adam kızı kırmamak için sonunda razı oluyor ama bilinen bir manzaranın ötesinde ne olacağını da merak ediyor. Bu arada, kemoterapi sırasında bazı hastaların düÅŸünsel olarak bir güvenlik ve barış ortamından söz ettiklerini ve bu ÅŸekilde kemoterapiden daha iyi sonuçlar aldıklarına tanık olduÄŸunu anımsıyor. Uzun yürüyüÅŸün sonunda, ÅŸelalenin önünde dururken, kendisine yapılan tıbbi terapileri düÅŸünüyor. O güne kadar asla metafizik yaklaşımlara deÄŸer vermeyen hasta film yapımcısı, ilk kez orada daha barışçı ve ÅŸifalı bir ortamın içinde bulunduÄŸunu imajine etmeye baÅŸlıyor ve sonraki tüm tedavilerden büyük yararlar görüyor.
Senkronizasyonun iliÅŸkileri
İkinci tür senkronizasyon bir insanın sezgisel hayalleri veya rüyalarıyla ortaya çıkıyor; olaylar gelecekte olacaklarla ve sonradan tarihi bir olay olma niteliÄŸini kazanan olaylarla ilgili. Alman filozof Immanuel Kant tarafından kaydedilmiÅŸ. Almanya´da bulunan İsveçli durugörücü ve metafizikçi düÅŸünür Emanuel Swedenborg bir yemeÄŸe davetlidir, yemek sınasında Swedenborg bir vizyon görür ve Stockholm´de büyük bir yangının olduÄŸunu söyler. BulunduÄŸu yerle Stockholm arasında yüzlerce km. vardır. Sonradan anlaşılır ki, yangının baÅŸladığı an, Swedenborg´un vizyonu gördüÄŸü anla aynı andır. Üçüncü tür Senkronizasyon bireyseldirler ve öngörüsel rüyalar, vizyonlar ya da hissediÅŸler olarak ortaya çıkarlar. Bunların çoÄŸu olay gerçekleÅŸtikten sonra anlam kazanır veya açıklanabilir. ÖrneÄŸin BaÅŸkan Lincoln´ün suikastte öldürülmesinden birkaç gece evvel rüyasında, kendisini ölü yatarken ve etrafında yas tutan insanları görmesi olayıdır. Bu tür olayları duyuyor, okuyoruz ama bilimsel olarak açıklanamıyorlar raslantı olarak açıklamak ise yetersiz ve çok garip oluyor. Fakat, bu fenomeni ille de ruhsal bir olay olarak açıklamak gerekli deÄŸildir; Jung, yeni bir dinin veya inancın bu yoldan vaaz edilmediÄŸini ama düÅŸünce ve hissetme gibi geçerli bir sezginin kabul edilebilirliÄŸinden söz ediyordu. Senkronizasyonu anlamanın en iyi yolu normaldışı olarak gerçekleÅŸen anlamlı raslantıların, kiÅŸisel bir deney olarak yaÅŸanmasıdır. Senkronizasyon, bir düÅŸünceyle uÄŸraÅŸmaktır; vizyon, rüya veya önsezinin nedensiz olarak dış bir olayla bütünleÅŸmesi ya da arada bir iliÅŸkinin kurulmasıdır.
Deneyler, kiÅŸiliÄŸimizi bellerler
Bu olaylar, elle dokunulabilir dünya ile iliÅŸkili deÄŸildir ama önemlidirler çünkü olaylar fizik dünyanın dışında varolurlar. Jung´un en önde gelen iddiası, kuramın tüm yönlerine dikkat edilmesidir, EÄŸer biz kendimizi küçük mucizeler olasılığına açık tutarsak, onlar oluÅŸurlar. Ve gerçekten kendimizi bilinçlendirebilirsek, çevremiz mucizelerle kuÅŸatılır, yaÅŸadığımız dünyanın senkronizasyon fenomeniyle dolu olduÄŸunu görürüz. Yüksek bilincin kolay senkronizasyon deneyimlerine eÄŸilimi daha görünürdür ve orada daha da güçlenir; o zaman insanlar ya endiÅŸe ederler veya bir ruhsal arayışa girerler, bu da doÄŸum, ölüm, ya da aÅŸk gibi yani en güçlü duyguların yaÅŸandığı dönemlerdir. Küçük mucizeler bize yardımcıdırlar, zaman içersinde deÄŸiÅŸimi ve ruhsal eylemi yüksek frekansta çalıştırmamızı saÄŸlarlar. Amerikan kızılderilerinin bir geleneÄŸi bu yönde dikkat çeker; olgunlaÅŸma dönemi geldiÄŸinde doÄŸaya yanlızlığa ve rüyalara yollanan kızılderili genç, bütün bunları dünyanın kendisine verdiÄŸi gerçeklik ödülleri olarak kabul eder. YaÅŸadığı gerçeklik deneyimlerden yola çıkarak, adını belirler. Senkronik olaylar gerçekte bizi iç iliÅŸkiler ve baÄŸlantılar yoluyla büyüyen dünyaya yani bildiÄŸimizin dünyanın sınırlarının ötesine götürürler. Bu ÅŸekilde, bireysel benliÄŸimizle bütünlük arasındaki görünmez bağı hissederiz ya da bütünlüÄŸe dönüÅŸürüz.
Karmanın senkronik anlamı
Buradaki "benlik" tanımı bir tanrı veya tanrısal bir iliÅŸki deÄŸildir, bir tür ödünç alınmadır; doÄŸunun "karma" inancıyla iliÅŸkilidir. Batı dünyasının karma anlayışıyla karışırken, eylemin gözardı edildiÄŸi bir haldir. Bu yaÅŸam sırasında ve sonraki reenkarnasyonlarda yapılanlar bireysel olarak cezalandırılır ya da ödüllendirilir. Karma düÅŸüncesi bir tür toplama kavramının çevresinde oluÅŸmuÅŸtur; negatif ve pozitif eylemlerin sentezi sonucunda enerji dengelenir. Bunu bankadaki hesap dengesine benzetebiliriz; alacakla, borcun dengelenmesi gibi. EÄŸer banka hesabımızı korumazsak, yeni yatırımlar yapmazsak, israf etmezsek iflas ederiz ama bu konudaki tüm kararlar bizim kararlarımızdır. Hiçkimse bankada olmayanı harcayamaz. Böylece sonuçlanmamış kısıtlamaları anlarken, özgür iradeye baÄŸlılığı da anlarız; iÅŸte bu karma yasasının paradoksal anlamda bireyi kapsamasıdır. Bir yaÅŸamı baÅŸtan sona doÄŸru zaman çizgisi doÄŸrultusunda resimlersek, karmayı görebiliriz, bu tablo öncelikle karmanın kendisini geçmiÅŸ ve doÄŸrudan bugünle beraber içerir. Karmamız yayılır ve an içinde yaratılır. Bu anın geliÅŸimi bireyin ilk anından baÅŸlayarak, geçmiÅŸten bugüne doÄŸrudur. Jung´un kuramına göre, yaÅŸamın doÄŸal teleolojisi yani evrene hakim olan yaratıcı düzeni böyledir kısacası evrende bir düzen, mantık ve sistem vardır. Bununla beraber Jung, baÅŸtan bugüne doÄŸru gelen zaman çizgisindeki hareketi farklı yorumlar; eÄŸer birisi eylemini bireysel anlamda bir sona doÄŸru götürüyor ve geleceÄŸe yönelik olarak temel bir güç kullanıyorsa bu olay geçmiÅŸi de içermektedir; iÅŸte o zaman karmik modelle karşılaÅŸabiliriz.
İnanç nasıl tanımlanabilir?
Karmanın yaÅŸamsal iliÅŸkisi de buna benzer; bu noktada senkronizasyon düÅŸüncesi bir ÅŸekilde Tao ile iliÅŸki kurar. Jung, bir yandan ruhun kiÅŸiliÄŸin gerçek olmayan örtülerinden yoksun olması gerektiÄŸini söylüyor öte yandan ise ilkel bilinçaltı imajlarının telkin ettiÄŸi gücü anlatıyordu. Fakat öte yana döndüÄŸümüzde, kollektif bilinçaltının etkisini tanımlıyor, kendimizi karanlık bir dünyanın koridorlarında buluyoruz, bunu anlamak zor olsa da psikolojinin kiÅŸilik tanımından herkesce kabul edilebilir olduÄŸunu biliyoruz. Tanımlamanın zorluÄŸu genelde belirgindir ama derinliÄŸi vardır. Bilincin ve telkin edici gücün oluÅŸturduÄŸu çok hassas bir iç oluÅŸum vardır. Senkronizasyon insandaki dengede mevcuttur ve bu denge tümüyle Tao´nun kendisi demektir. Jung´a göre dinin tanımı maddenin gerçeÄŸi ve insanın nasıl yaratıldığı demek deÄŸildir çünkü Jung bir bilimciydi ve dinsel yaklaşımlar ona göre ne iyi, ne de kötüydü asıl olan konsantrasyonun kendisiydi yani insanın bilinmeyene yönelik hissettikleriydi. Ama daha da önemli olan bu hissediÅŸin nereden geldiÄŸidir. EÄŸer bu bilinmeyeni hissediÅŸ, bir korkuyla bastırılıyorsa ruh saÄŸlıksızdı. Jung, kültürlerin daima bilinmeyenle etkili olduklarını, soruların cevaplarıyla ulaşılan sonuçların, insan ötesi alanda nasıl sonuçlandığını antik veya modern anlamda arıyordu. Ruhun kültürel sınavıyla din tanımlanabilir, gerek antik gerekse de modern ruh yaklaşımı, her iki ortamda da nedensik olaylar olasılığına izin verir. Bilinmeyen fenomenle buluÅŸulduÄŸunda, Jung´un antik ve modern kültürleri arasında bir farkın olmadığı görülür. Her uygar insanın bilinci geliÅŸirken ruhunun derinliklerinde hala antik bir varlıktır
Vasiyet
Bizler hala bilinmeyenin açıklamalarını arıyoruz. Bu bizi antik insanla, rasyonel ya da modern insan arasındaki hakiki farklılıkların dışına götürür. Herkes bilinmeyeni kendince açıklayabilir, rasyonel bir insan kanunlarla ve bilimsel kanıtlarla , antik insan ise büyülerle, sihirle aynı ÅŸeyi yapar. Tüm kültürel gruplar bu gerçeklerden saptıklarında yıkılırlar. Tüm sistemler bir ÅŸekilde, içinde insanın kendisini eÅŸit hissettiÄŸi ve bilinmeyene boyun eÄŸmediÄŸi bir dünya yaratırlar. Bilinçaltı kontrollarını ruhumuz saÄŸlarız, iyi veya kötü gerekli deÄŸildir. Jung´a göre din olgusu veya inancı ruhun bilinçaltında saklı baskılardan serbest kalmaya çalışmasıdır. Ruh, berraklık ve saflık çizgisinde bilinmeyenin tüm renklerini karşılaÅŸtırırken bazı zamanlarda kendisini mucizelerle gösterir. Bu zanna göre, burada bir bilinmeyen vardır, tanımlanamaz ve evrensel öÄŸrenimin ilk adımları olarak kategorize edilir. Bu noktada, aÄŸlayan azize resimleri veya göklerde görünen vizyonlar gerekli deÄŸildirler ve onay gerekmez. Fakat bu bir vasiyettir. Ve bu vasiyet, kollektif bilinç içindir, yani bilinmeyenin iÅŸine son verilmesine ve de durdurulmasına yöneliktir. Son anlamda ise Jung´a göre, mucizeler senkronizasyonun yasalarıdırlar, açıklanmaların ötesinde ve öncesinde inançlardan uzak ve ayrı tutulmalıdırlar.
Popularity: 11% [?]
Sayfayı Yazdır
|
Sayfayı Gönder



