EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r güncel yaÅŸamın içinde ya farkedilmezler, ya da raslantı olarak geçiÅŸtirilirler. YaÅŸanan bir olay, verdiÄŸimiz bir karar çoÄŸu zaman dev bir olaylar zincirini oluÅŸturup, bir çok insanın yaÅŸamını etkiliyebilir.

İşte EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r…

Ünlü Oscar ödüllü ak­tör A­lec Gu­i­ness çok da­kik olmasıyla tanınıyordu. Nor­mal­de çalar sa­a­ti­nin çalma­sın­dan bir kaç da­ki­ka ön­ce u­ya­nıyordu. Ça­lış­tı­ÄŸÄ± ve Lon­dra’da kal­dı­ÄŸÄ± pa­zar gün­le­rinde sabah 8:00’de­ki a­yin­de o­la­bil­mek i­çin sa­at 7.20’de kal­kı­yordu, ayinden sonra da sa­at 9:50’de o­tur­du­ÄŸu yer o­lan Pe­ters­fi­eld’e gi­den tre­ne ye­ti­ÅŸiyordu. Na­sıl ol­duy­sa ol­muÅŸ, bir pa­zar gü­nü u­ya­na­ma­dı. Ka­ran­lık o­da­da sa­a­ti 7.20 o­la­rak gör­dü ve a­le­la­ce­le gi­yin­dik­ten son­ra West­mins­ter Kat­hed­rali’ne ye­tiÅŸ­ti. A­yin baÅŸ­la­dı­ÄŸÄ±n­da o­ra­da­ki in­san top­lu­lu­ÄŸun nor­ma­lden faz­la ol­du­ÄŸu­nu fark et­ti. Va­azın or­ta­sın­da sa­a­ti­ne ba­kın­ca sa­at 8:00 ye­ri­ne 9:00 a­yi­nin­de bu­lun­du­ÄŸu­nu farketti, bu ne­den­le de 9:50 tre­ni ye­ri­ne 10:50’de­ki tren­le git­me­ye ka­rar ver­di. İs­tas­yo­na gel­di­ÄŸin­de, tre­ni­nin ge­cik­ti­ÄŸi­ni gör­dü. Nor­mal­de git­ti­ÄŸi tren Lon­dra’nın bi­raz dı­ÅŸÄ±n­da ray­dan çı­kınca ön va­gon dev­ril­miÅŸ ve kim­se­ye cid­di bir­ÅŸey ol­ma­ma­sı­na raÄŸ­men va­gon­da­ki yol­cu­lar ha­fif ya­ra­lan­mıştı ve Gu­i­ness tren­de ön va­gon­da o­tur­mayı seviyordu. AraÅŸtırmacı Art­hur Ko­est­ler, aktörün sa­de­ce bir sa­at yirmi da­ki­ka geç kal­ma­dı­ÄŸÄ±­nı, ay­nı za­man­da da sa­a­ti de yan­lış gördüÄŸünü be­lirt­mek­te. E­ÄŸer bu böy­le ol­ma­say­dı, bel­ki a­yi­ne git­me­me­ye ve 9:50’de­ki kaza yapan tre­ne ye­tiÅŸ­e­bi­lir­di.

İş­te bu o­lay EÅŸ­za­man­lılık O­lay­ları i­çin i­yi bir ör­nektir. Böy­le bir o­la­ya na­sıl tep­ki ver­di­ÄŸi­miz biz­de bı­rak­tı­ÄŸÄ± et­ki­ye baÄŸ­lı. Bey­ni­mi­ze her gün mil­yon­lar­ca bil­gi u­laÅŸ­mak­ta ve bun­la­rın çok faz­la ol­ma­ma­sı i­çin bey­nin han­gi­le­ri­ni a­yı­ra­ca­ÄŸÄ±­na ka­rar ver­me­si gerekiyor. Yani beyin gelen bilgileri ayıklıyor ve bir kısmını siliyor. Bu yok et­me sü­re­ci i­çer­sin­de kim­bi­lir kaç ta­ne EÅŸ­za­man­sal O­lay­ faz­la­lık di­ye a­tıl­Ä±yor. ÖrneÄŸin zih­nin bir o­yu­nu, bir dil sürç­me­si ve­ya bir ba­kış gibi.

Tekrarlara dikkat edin…

Günlük yaÅŸam akışı içinde EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r´Ä±n te­mel fonk­si­yo­nu­nu ge­nel­de fark et­me­yiz. Ka­za­lar ve rast­lan­tı­lar o­la­bi­lir di­ye­rek, EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r´Ä±n ha­ya­tı­mı­za o­lan kat­kı­sı­nı gör­me­mez­den geliriz. O­la­sılık yasa­la­rı­na da­ya­na­rak, e­nin­de so­nun­da o­la­cak ÅŸey­ler ol­du­ÄŸu­na da­ir ka­rarlar ve­ri­riz. Er ya­ da geç bi­zi gittiÄŸimiz yo­lda dur­du­ra­cak bir­ÅŸey o­lur. Bir rast­lan­tı faz­la mü­kem­meldir, ba­zı ÅŸart­lar çok faz­la o­lum­ludur veya bir bu­luÅŸ­ma beklenmediktir. Man­tı­ÄŸÄ±­mız­la an­la­dı­ÄŸÄ±­mız i­çin de­ÄŸil, his­le­ri­miz­le fark et­ti­ÄŸi­miz i­çin iç­gü­dü­sel o­la­rak böy­le bir o­la­yın ne­den ol­du­ÄŸu­nu ÅŸa­ÅŸÄ±­ra­rak dü­ÅŸü­nü­rüz. Bir an­ bi­le ol­sa bü­tün be­de­ni­miz tep­ki gös­te­rir ve ÅŸaşırırız. A­ma o an çok ö­nem­lidir ve sı­ra­dı­ÅŸÄ±, man­tı­ÄŸÄ±­mız­la a­çık­la­nı­la­mı­ya­cak bir o­la­yın tanığı ol­du­ÄŸu­mu­zu an­la­rız. Bir teh­li­ke­ye kar­ÅŸÄ± u­yarıl­mak ve­ya müs­tak­bel kur­ban­la­rı ko­ru­mak, EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r i­çin en sık ör­nek o­la­rak gös­te­ri­lirler. Bu o­lay­lar bi­ze ko­ru­yu­cu me­le­ÄŸi­mi­zin ol­du­ÄŸu­nu ha­tır­la­tır ve­ya ÅŸu dü­ÅŸün­ce­yi u­yan­dı­rır: "Tan­rı­nın lüt­fu sa­ye­sin­de bu­ra­da­yız" Fe­la­ket­ten kıl­pa­yı kur­tul­du­ÄŸu­mu­zun far­kı­na va­rın­ca dilimiz tutulur.

Dr. Je­an Ski­no­da Bo­len ÅŸöyle yaz­Ä±yor; "Bir ka­dı­nın oÄŸ­lu la­tince der­sin­de bir ÅŸa­ka yap­mak is­te­miÅŸ. Bu ne­den­le an­ne­sin­den o­nun­la bir­lik­te si­lah dük­ka­nı­na ge­lip o­ra­da bir kaç ku­ru­sı­kı fi­ÅŸek satın alması i­çin im­za at­ma­sı­nı ri­ca et­miÅŸ. E­ve ge­lir­ken ya­nan bir a­ra­ba­nın ya­nın­dan geç­miÅŸ­ler, ka­za da­ha he­nüz ol­muÅŸ. O gün öÄŸ­le­den son­ra evdeki kah­ve ma­ki­na­sı o­ca­ÄŸÄ±n üs­tün­de yan­ma­ya baÅŸ­la­mış ve sön­dür­me­le­ri­ne raÄŸ­men a­teÅŸ, ha­fif de ol­sa yanmaya de­vam et­miÅŸ. Da­ha son­ra ka­dın te­le­viz­yon­da yan­gın­la il­gi­li bir film sey­re­dip, sürekli a­te­ÅŸ ve yangın tek­rar­lan­ma­sın­da bir an­lam olduÄŸunu düÅŸünerek yat­mış. Ge­ce­ya­rı­sı u­yan­dı­ÄŸÄ±n­da, bu yan­gın­la­rın oÄŸ­lu­nun pla­nın­la bir il­gi­si ol­du­ÄŸu­na inanmış. OÄŸ­lu­na man­tık­lı bir a­çık­la­ma yapamamasına raÄŸ­men, pla­nın­dan vaz­geç­me­si i­çin ikna et­­miÅŸ. La­tince der­si sürerken sı­nı­fın dı­ÅŸÄ±n­da i­na­nıl­maz bir pat­la­ma se­si du­yul­muÅŸ. İki ço­cuk fi­ÅŸek­ler­le oy­nar­ken, bir ta­ne­si pat­la­yıp, ço­cuk­lar­dan bi­ri­ e­li­nden ciddi olarak ya­ra­la­nmış."

Jung ve Freud EÅŸzamanlılık´da…

EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r´Ä±n babası tanınmış psikiyatr Carl Gustav Jung´tur ve kendi yaÅŸadığı olaylar da çarpıcıdır. Üstadı Fre­ud’u Vi­yana’da zi­ya­ret et­ti­ÄŸin­de çok ilginç bir olay oluÅŸmuÅŸtu. Öngörü ve Pa­rapsiko­loji hak­kın­da he­ye­can­lı bir tar­tış­ma içindeydiler. "Ma­te­ri­a­list ön­ yar­gı­sı" yü­zün­den Fre­ud bu fik­ri saç­ma diyerek red­dediyordu. Jung da­ha son­rasını kendi anlatıyor; “Fre­ud ko­nu­ÅŸur­ken ba­na çok ga­rip bir­ÅŸey ol­du. San­ki göÄŸsümün hemen altı de­mir­miÅŸ gi­bi gel­di ve kız­gın bir a­teÅŸ gi­bi ya­nı­yor­du. O an ya­nı­mız­da du­ran ki­tap­lık­tan o ka­dar yük­sek bir pat­la­ma se­si gel­di ki, i­ki­miz­de üs­tü­mü­ze bir ÅŸey dü­ÅŸe­ce­ÄŸi kor­ku­suy­la a­ya­ÄŸa fır­la­dık. Fre­ud’a, iÅŸ­te dedim, tam bir dış güç fe­no­me­nin ör­ne­ÄŸi. O da, bu saç­ma­lık­tan baÅŸ­ka bir­ÅŸey de­ÄŸil, di­ye ce­vap ver­di. Ben, Öy­le de­ÄŸil, Bay Pro­fe­sör, ha­ta­lı­sınız, hak­lı ol­du­ÄŸu­mu is­pat­la­mak i­çin ÅŸim­di ye­ni­den öy­le bir pat­la­ma se­si du­yu­la­ca­ÄŸÄ±­nı id­di­a e­di­yo­rum, de­dim. Bu laf­la­rı söy­ler söy­le­mez ki­tap­lık­ta bir da­ha ay­nı olay tekrarlandı. Bu gü­ne ka­dar, hala nasıl bu ka­dar e­min ol­ma­mı ne saÄŸ­la­dı bil­mi­yo­rum. Fre­ud sa­de­ce ÅŸaÅŸ­kın bir i­fa­dey­le ba­na ba­kı­yor­du. Ne o anda ne de da­ha son­ra o o­la­yı bir da­ha o­nun­la tar­tış­ma­dık."

Al­tın böcek

Bir baÅŸ­ka o­lay, Jung´un çok zor bir has­ta­yı te­da­vi e­ttiÄŸi sırada yaÅŸandı. Jung’a gö­re has­ta, i­yi e­ÄŸi­til­miÅŸti ve mü­kem­mel bir mantığı vardı. Ay­nı za­man­da da dü­ÅŸün­ce­le­ri ku­sur­suzdu, ger­çek­çi savunumları vardı. İkisi bir gün tedavi nedeniyle beraberdiler, hasta adam rü­ya­sı­nda al­tın bir takının e­li­ne ve­ril­di­ÄŸini an­la­tır­ken, bir­den bir­ÅŸey ca­ma vur­du. Dı­ÅŸa­rı­da ca­ma vu­ran bir bö­cek görülüyordu. Jung ca­mı aç­tı ve "Ziy­net Bö­ce­ÄŸi" adı verilen bö­ce­ÄŸi ya­ka­ladı. Has­ta­sı­na bö­ce­ÄŸi vererek; "Buy­run, takınız bu­ra­da." dedi. Bu olay hastanın en­tel­lek­tü­el di­ren­me­si­ni kırdı ve te­da­vi­ye de­vam e­di­le­bi­ldi.

EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r´da hay­van­lar önemli bir rol oynarlar ve ilginç örnekleri oluÅŸtururlar. Jung’un i­nan­cı on­la­rın "Sı­ra­dı­ÅŸÄ±, u­zay­sal yö­nel­me­le­ri­nin" za­man ve yer a­ra­sın­da­ki ru­hi baÄŸ­lı­lı­ÄŸÄ± gös­ter­mek­te ol­du­ÄŸu­ doÄŸrultusundadır. Bu ÅŸöy­le de a­çık­la­na­bi­lir: Hay­van­la­rın do­ÄŸa­da bu­lun­duk­la­rı yer­e o­lan de­rin baÄŸ­­la­rı, yaÅŸamları­nın mevsimsel o­lay­la­r­la eÅŸ­za­man­lı ol­ma­sı ve çev­re­de­ki de­ÄŸi­ÅŸim­le­re kar­ÅŸÄ± olan du­yar­lı­lık­la­rı, ev­ren­de fi­zik­sel ve ruh­sal bir i­liÅŸ­ki­le­ri ol­du­ÄŸu­nu ka­nıt­la­mak­ta­dır. Bir has­ta­sı­nın ha­nı­mı Jung’a an­ne­si­nin ve ann­ne­an­ne­si­nin ö­lü­mün­de, ö­lüm o­da­sı­nın penceresi ö­nün­de bir sü­rü ku­ÅŸun top­lan­dı­ÄŸÄ±­nı an­lat­mış­tı. Kadının ko­ca­sı­nın te­da­vi­si bit­mek ü­ze­rey­ken, Jung adamda kalp kri­zi­ne ben­zer belirtiler farkederek bir uz­ma­na gön­der­di ama kalp dok­toru o­nun saÄŸ­lık a­çı­sın­dan hiç­bir sorunu ol­ma­dı­ÄŸÄ±­nı belirterek geri yolladı. Jung’un has­ta­sı e­ve gi­der­ken birden so­kak­ta yı­ÄŸÄ±­lıp kal­dı. Öl­ümcül durumda götürülürken, e­ÅŸi pa­nik ha­lin­dey­di çün­kü ko­ca­sı­ dok­to­ra git­tik­ten son­ra bir sü­rü kuÅŸ ev­le­ri­nin te­pe­si­ne kon­muÅŸ­tu. Do­ÄŸal o­la­rak ka­dın ak­ra­ba­la­rı­nın ö­lü­mün­de o­lan ben­zer o­lay­la­rı ha­tır­la­mış­tı.

Åžey­tan yüz­le­ri ve kokarca

Dr. Bo­len’in bizzat bulunduÄŸu bir ortamda bir hay­van çok ö­nem­li bir rol oy­na­dı. Da­vet­li­ler­den bi­ri, ço­ÄŸu za­man göz­le­ri­ni ka­pa­tın­ca ÅŸey­ta­na ben­zer yüz­ler gör­dü­ÄŸü­nü an­lat­tı. İç­gü­dü­sel bir tepkiyle gör­dü­ÄŸü ÅŸey­ler­den ka­ça­bil­mek i­çin göz­le­ri­ni hemen a­çı­yor­du. Tartışma bu yönde yapılıyordu, acaba bu bir red miydi? Pis­ko­lo­jik a­çı­dan yan­lış mı y­apılıyordu? Tar­tış­ma­nın or­ta­sın­da her­kes bir hay­va­n pençesinin tır­mık se­si­ni duy­du. Dönüp baktıklarında cam ka­pı­nın ar­ka­sın­da bir ko­kar­ca gör­dü­ler. Nor­mal­de ko­kar­ca­lar in­san­lar­dan ka­çar­lar, bu­ra­da i­se i­çe­ri gir­mek i­çin uÄŸ­ra­ÅŸan bir kokarca var­dı. Dr. Bo­len’in ko­ca­sı son­ra­dan ko­kar­ca­nın, kadının so­ru­nuna bir ce­vap ol­du­ÄŸu­nu belirtti; "İ­çe­ri gir­me­ye çalışan kokarca ha­ya­li­niz­de­ki ÅŸey­tan yüz­le­ri gi­bi­dir. Ka­pı­yı aç­mak bü­yük ap­tal­lık o­lur. çünkü ko­kar­ca­yı i­çe­ri a­lır­sak, bü­tün o­da­yı ko­ku­ta­caktır ve me­ca­zen ne­ga­tif e­ner­ji­li ÅŸey­tan yüz­le­ri­ de i­çe­ri a­lı­nır­sa ay­nı­sı­ in­sa­nın iç dün­ya­sı­nda olacaktır. Yani bilinçaltı kokuÅŸup, bozulacaktır" İyi de, tam bu konu tartışılırken, kokarca orada ne aramaktaydı? İşte EÅŸ­za­man­sal O­lay buydu.

Bir eÅŸ­za­man­sal o­la­yı yo­rum­la­mak, o­nu yaÅŸamaktan çok daha ö­nem­li. Sem­bol­ler do­ÄŸal o­la­rak bi­çim­len­di­ri­le­bi­lir veya ÅŸe­ki­len­di­ri­le­bi­lir, on­la­rı an­la­mak ve da­ha son­ra psi­ko­lo­jik e­ÅŸan­la­mı­na sok­mak çok güç bir o­lay. Si­yah bir ke­di­nin yo­lu­muz­dan geç­me­si ve o­nüç sa­yı­sı­nın u­ÄŸur­suz ol­ma­sı­nın dı­ÅŸÄ±n­da sem­bol­le­rin in­ce di­lin­den hiç­bir­ ÅŸey an­la­mı­yo­ruz. Ba­tıl i­nanç­la­rı­mı­zın a­ra­sı­ra ba­zı o­lay­lar nedeniyle ger­çek­leÅŸ­me­si bi­zi tat­min et­mek i­çin ye­ter­li. EÅŸ­za­man­lı­lı­ÄŸÄ±n sem­bol li­sa­nı, rü­ya­lar­da ol­du­ÄŸu gi­bi, çok da­ha komp­leks ve karmaşık. EÅŸ­za­man­sal o­lay­lar bi­zi bilinçaltı ta­ba­nın­da il­gi­len­dir­di­ÄŸi i­çin han­gi duy­gu­sal ÅŸart­lar al­tın­da o­luÅŸ­tu­ÄŸu­nun far­kı­na var­ma­mız la­zım, çün­kü o­lay ge­nel­de ya bi­zi ü­zen bir olaydır ya­ da ya­ÅŸa­dı­ÄŸÄ±­mız bir­ÅŸe­yin yo­rum­lan­ma­sıdır ve­ya res­mi­dir. Ba­zen o­la­yın an­la­mı ko­kar­ca da gör­dü­ÄŸü­müz gi­bi or­ta­dadır ama ba­zen de an­la­mı be­lir­sizdir, örneÄŸin Jung’un ar­ka­da­ÅŸÄ± ya­zar La­u­rens Van der Post’un hi­ka­ye­sin­de ol­du­ÄŸu gi­bi; "Jung’un ha­yat hi­ka­ye­si hak­kın­da bir film ya­pı­yor­dum. Son gün­de ya­pa­ca­ÄŸÄ±­mız çekim Jung’un es­ki e­vin­de çe­ki­le­cek­ti. Bü­tün sa­bah ve gün ­bo­yun­ca ça­lış­tık ve bü­tün bu za­man i­çer­sin­de i­çi­miz­de Jung’un bi­ze ya­kın ol­du­ÄŸu­na da­ir an­la­tı­la­mı­ya­cak bir his var­dı. Çok ku­ru ve sı­cak bir öÄŸ­le­den­ son­rasıy­dı, ba­zı dış çe­kim­le­ri ya­pa­bil­mek i­çin Zü­rih’in en es­ki bö­lü­mü­ne git­tik. Pla­nı­mız son çe­kim i­çin ak­ÅŸa­ma doÄŸ­ru yine Jung’un e­vi­ne dön­mek­ti. Zü­rih’den Kust­nach’a gi­der­ken mas­ma­vi olan gök­yü­zü ka­rar­dı ve a­ni­den gök gür­le­me­ye ve ÅŸim­ÅŸek­ler çak­ma­ya baÅŸ­la­dı. Kast­nach’a ge­le­ne ka­dar gök ­gür­le­me­si artmış, ÅŸim­ÅŸek­ler faz­la­laÅŸ­mış­tı ve ÅŸa­kır ÅŸa­kır yaÄŸ­mur ya­ÄŸÄ±­yor­du. Tam ka­me­ra­ya dönüp Jung’un ö­lü­mü hak­kın­da ve bir yıl­dı­rı­mın geçmiÅŸte evin önünde bulunan o­nun en sev­di­ÄŸi a­ÄŸa­ca çarp­tı­ÄŸÄ±­nı an­la­ta­ca­ÄŸÄ±m an­da ÅŸim­ÅŸek bah­çe­de çak­tı. Aynı aÄŸaca yine yıldırım düÅŸmüÅŸtü, gök­ gür­le­me­si o ka­dar yük­sek­ti ki, ürk­tüm ve bu ürk­me, gö­rü­nür bir ÅŸe­kil­de film­de yer a­ldı."

Jung ölümünü haber veriyor…

Bay Van der Post bu de­ne­yi­min Jung’un ru­hsal olarak ya­ÅŸa­ma­sı­na ait bir ka­nıt o­lduÄŸu düÅŸüncesinde­. Ya­ÅŸa­mın, za­man ve mekan ikilemi içinde sadece ÅŸe­kil de­ÄŸiÅŸ­tirdiÄŸini varsay­mak­ta. Yo­ru­mu daha çok ru­hsal ve fel­se­fi. Gök gür­le­me­si­ne karşı gös­ter­di­ÄŸi tep­ki­yi ve o a­nın i­çin­de ya­rat­tı­ÄŸÄ± de­rin etkiyi an­la­ya­bil­mek i­çin, Bn. Post´un yıllar ön­ce yel­ken yap­mak a­ma­cıy­la git­ti­ÄŸi Af­ri­ka’da yaÅŸadığı bir o­la­ya dön­me­miz gerekiyor. "Uy­ku­suz ge­celerden son­ra yor­gun bir va­zi­yet­te kamaramda yan­lız­dım. Bir­den­bi­re ken­dimi ka­ran­lık bir va­di­nin i­çin­de, çığların düÅŸtüÄŸü suy­la ve kar­la kap­lı daÄŸ­la­rın a­ra­sın­da buldum. Ya­kın bir fe­la­ke­ti hissediyordum ve se­si­mi yük­selt­ti­ÄŸim an çığ­la­rın üs­tü­me yı­kı­la­ca­ÄŸÄ±­nı bi­li­yor­dum. Bir­den va­di­nin so­nun­daki da­ÄŸÄ±n do­ru­ÄŸun­da, gü­neÅŸ ı­ÅŸÄ±­ÄŸÄ± i­çe­ri­sin­de Jung or­ta­ya çık­tı, bir kaç haf­ta ön­ce e­vi­min ka­pı­sın­da gör­dü­ÄŸüm gi­bi o­ra­da du­ru­yor­du. E­li­ni sal­la­ya­rak “gö­rü­ÅŸü­rüz” di­ye ba­ÄŸÄ±r­dı ve son­ra da­ÄŸÄ±n yüksek ta­ra­fın­da kay­boldu. O anda uyandım, yorgunluktan dalıp gitmiÅŸtim, her ÅŸey bir rüyaydı ama çok etkiliydi. Er­te­si sa­bah gü­ne­ÅŸin doÄŸ­ma­sıy­la bir­lik­te kal­ktım, ka­bi­nin per­de­le­ri­ni ke­na­ra çek­miÅŸtim. Dı­ÅŸa­rda gü­neÅŸ­den ka­nat­la­rı par­la­yan tek bir mar­tı var­dı, böy­le bir­ÅŸe­yi da­ha ön­ceki hiç­bir ge­zi­mde gör­me­miÅŸtim. Penceremin ya­nın­dan ge­çer­ken ka­fa­sı­nı çe­vir­di ve doÄŸrudan bana bak­tı. Bir kaç da­ki­ka son­ra ise, ge­mi gar­so­nu bir tep­si üs­tün­de mey­ve ve çayın yanısıra ge­mi­nin telsiz ha­ber­le­ri­ni ge­tir­di. Bülteni okuyunca, Jung’un ge­çen öÄŸ­le­den son­ra öl­dü­ÄŸü­ne da­ir yapılan a­çık­la­ma­yı gör­düm. Vak­ti, uzaklığı ve to­le­ran­sı dü­ÅŸü­ne­rek, Jung’un ö­lü­mü­nün tam rüyama denk gel­di­ÄŸi­ni he­sap­la­dım. Evet, doÄŸruydu, Jung´u öldüÄŸü ündü rüyamda görmüÅŸtüm ya da rüya benzeri bir yerde…"

KuÅŸ­ku­suz o a­nın anı­sı ve duy­gu­la­rı Bn. Post´un yıl­lar son­ra Jung’un Bol­lin­gen’de o­lan e­vin­de­ki çe­kim gü­nünde hissettiklerinin te­me­liy­di ve gök gür­le­me­si ÅŸü­pe­siz Jung’un ken­di­si­ne ya­kın ol­du­ÄŸu duygusunun ka­nı­tıy­dı. Post’un a­nı­sı ve Jung’un var­lı­ÄŸÄ±­nı his­set­me­si gök ­gür­le­me­si­ni nor­mal do­ÄŸa fe­no­me­ni ol­mak­tan çı­kar­dı. Ama di­ÄŸer­le­ri i­çin bu sa­de­ce doÄŸal bir olaydı. Biz bil­gi­mi­ze u­yan olayları gö­rü­rüz. Dün­ya­yı bi­ze doÄŸrudan a­it ol­ma­yan, raslantısal olarak or­ta­ya çı­kan bil­gi­le­rin bi­ri­ki­mi o­la­rak gö­rür­sek, biz dü­ÅŸün­ce­le­ri­miz­de bö­lü­nü­r ve her­ke­si kap­sa­yan yaÅŸamsal bü­tü­nden ken­di­mi­zi dış­lan­mış his­se­de­riz. E­ÄŸer bil­gi­miz dün­ya ve ken­di­miz hak­kın­da bil­di­ÄŸi­miz sem­bol­le­rin tüm i­çe­ri­ÄŸi­ni kap­sa­say­dı, son­suz o­lur­duk. La­u­ren Van der Post’un du­ru­mu, o­nun bir ba­sit gök gür­le­me­siy­le Jung’un ru­hu­na ve yaÅŸamın de­ÄŸiÅŸ­ken­li­ÄŸi­ne doÄŸrudan bak­ma­sı­nı saÄŸ­la­dı. Ama bü­tün EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r bu ka­dar dramatik ve so­nuç­la­rı bu ka­dar de­rin de­ÄŸil­dir. Sık sık EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r´la kar­ÅŸÄ±­la­ÅŸan in­san­la­rın or­tak nok­ta­sı yaÅŸamın on­la­ra sürp­riz yap­ma­sı­na i­zin ver­me­le­ridir. Kozmik Åžakacı olaylarında olduÄŸu gibi…

Mesaj, ne anlatmak istiyor?

Bi­zim dün­ya­mız­da her an yoÄŸun ve yorgunuz, bu ne­den­le ga­rip raslantıları ö­nem­siz ama na­dir o­lay­lar o­la­rak ge­çiÅŸ­ti­ri­riz. Böy­le dav­ra­na­rak, bi­zim i­çin ö­nem­li o­lan bir çok o­la­yı göz­den ka­çı­ra­bi­li­riz. Ya da ga­rip bir o­lay bi­zi kor­kuta­rak yaÅŸamı­mı­zın ta­ma­men de­ÄŸiÅŸ­me­si­ni saÄŸlar. AÅŸağıdaki olay ça­lı­ÅŸan bir ka­dı­nın ba­ÅŸÄ±n­dan geç­miÅŸtir; "Bir sa­nat­cı o­la­rak yaÅŸama baÅŸ­la­mıştım, a­ma mad­di du­ru­mu­mu güvenceye al­mak i­çin ps­iko­te­ra­pist ol­dum. Ba­ÅŸa­rı­lı ka­ri­ye­ri­mi ço­cuk is­te­ÄŸi yü­zün­den bı­ra­kıp son­radan sa­na­ta dön­me­yi is­tiyordum. A­ma her ne ka­dar bu de­ÄŸi­ÅŸik­li­ÄŸi is­te­diy­sem de mad­di a­çı­dan ba­ÄŸÄ±m­lı ol­mam bu­nu ger­çek­leÅŸ­tir­meme en­gel ol­du. Ay­lar­ca te­red­düt i­çin­de kal­dım. Bir gün bir sem­poz­yu­mu bek­ler­ken, bir kaç yıl ön­ce ço­cuk sa­hi­bi o­la­bil­mek i­çin i­ÅŸi­ni bı­ra­kan bir mes­lek­ta­ÅŸÄ±­ma rast­la­dım. Ço­cu­ÄŸu o­ku­la baÅŸ­la­mış ve ken­di­si de psi­ko­te­ra­pist ve öÄŸ­ret­men­lik gö­re­vi­ne ge­ri dön­müÅŸtü. Benim i­çin bu kar­ÅŸÄ±­laÅŸ­ma es­ra­ren­giz bir an­lam ta­ÅŸÄ±­yor­du. İç­gü­dü­sel o­la­rak, bü­tün ol­mak is­te­di­ÄŸim ÅŸe­yin sem­bo­lü­ne rast­la­dı­ÄŸÄ±­mın far­kı­na var­dım. Etki o ka­dar bü­yüktü ki, he­men o­ra­da ka­rar ver­dim ve da­ha son­ra plan­la­rı­mı ger­çek­leÅŸ­tir­me­ye baÅŸ­la­dım." Je­an Bo­len’e gö­re, böy­le bir kar­ÅŸÄ±­laÅŸ­ma, me­sa­jın içeriÄŸini o­lay­da sak­lı­ya­rak ka­de­re e­vet de­dir­ten bir duygu u­yan­dı­rır. Hiç kim­se tek bir o­lay­dan an­lam çı­ka­ra­maz ya da hiç­bir sem­bo­lün yo­ru­mu yok­tur. Zıt du­rum­da o­lan bir baÅŸ­ka ka­dın, i­ÅŸe dö­nüp dön­me­me­yi dü­ÅŸü­nür­ken, i­ÅŸi­ne ve öÄŸ­ret­men­li­ÄŸe ge­ri dö­nen an­ne­yi gö­rün­ce ken­di is­tek­le­ri­nin o­nay­lan­mış ol­du­ÄŸu­nu gö­rür. "Me­saj"sa­de­ce sem­bol­de de­ÄŸil o­na ver­di­ÄŸi­miz ce­vap­ta da bu­lu­nur. Bü­yük öl­çü­de mesajın düzeyi ve an­la­mı i­çin doÄŸrudan so­rum­lu­yuz.

Yaşamı değiştiren geyik

İn­sana, yaÅŸamın te­mel de­ÄŸi­ÅŸik­lik­le­ri­ eÅŸ­za­man­lı­lı­ÄŸÄ± baÅŸ­la­tı­yor­muÅŸ gi­bi gö­rü­nü­yor. E­de­bi­yat ve Kelt Mi­to­lo­ji­si pro­fe­sö­rü o­lan La­u­ri­e, öÄŸ­ret­men­li­ÄŸi bı­ra­kıp hem­ÅŸi­re ve e­be o­la­rak bir ka­ri­yer yap­ma­yı dü­ÅŸün­mektedir. Bu­nun sıfırdan yaÅŸama yine baÅŸ­la­mak ol­du­ÄŸu­nu bil­me­si­ne raÄŸ­men yaÅŸamı­nın ye­ni bir bö­lü­mü­nün baÅŸ­la­ma­sı o­na bü­yük bir he­ye­can ver­mektedir. Bir ge­ce, di­ÅŸi bir ge­yi­ÄŸi­n ö­nem­li bir rol oy­na­dı­ÄŸÄ± bir Gal efsanesi ü­ze­ri­ne kon­fe­rans ver­dik­ten son­ra, e­ve döner­ken yol ke­na­rın­da bir ge­yik gör­ür. Hay­va­nın ya­ra­lı ol­du­ÄŸu­nu dü­ÅŸü­ne­rek a­ra­ba­yı dur­du­rup, ya­vaÅŸ­ca yak­laşır. Hay­van, di­ÅŸi bir ge­yiktir, ka­dı­nın o­na doÄŸ­ru u­zat­tı­ÄŸÄ± e­le yak­laşır ve o­na bakar. Ge­yi­ÄŸin du­ru­mu­nun i­yi ol­du­ÄŸu­nu gör­dük­ten son­ra La­u­ri­e a­ra­ba­sı­na döner. A­ma ge­yik o­nu evine kadar ta­kip eder ve La­u­ri­e’ye u­zun ge­len bir sü­re­den son­ra bahçe par­mak­lı­ÄŸÄ±nın üs­tün­den at­la­yıp ge­ce­nin i­çin­de kay­bol­ur. La­u­ri­e o anda evin ka­pı­sı­na ge­le­ne ka­dar hem­ÅŸi­re­lik ha­yal­le­rin­den vaz­ge­çe­ce­ÄŸi­ne ka­rar ver­ir. Artık Kelt bö­lü­mün­de dok­to­ra yap­ma­sı­nı ge­rek­li gör­mektedir. Bu­na bir za­man­lar baÅŸ­la­mış a­ma ço­luk ço­cuk sa­hi­bi o­la­bil­mek i­çin vaz­geç­miÅŸtir. Mesaj gelmiÅŸtir, bir yaÅŸam tümüyle deÄŸiÅŸecekken, geyik motifi içinde olaylar rayına oturtulur. Ama nasıl ve kimin tarafından?

Sem­bol­le­rin (özellikle bilinçaltı sem­bol­ler) in­san­la­rın düÅŸüncelerini daima zor­la­mış­tır. Bel­ki de en yo­ru­cu olanlar EÅŸ­za­man­sal sem­bol­ler­dir. Bu ne­den­le hem du­ru­mun ay­rın­tı­la­rı­na, hem ­de bi­zim gös­ter­di­ÄŸi­miz tep­ki­ye ö­nem ver­me­miz gerekir. Bel­li ÅŸart­lar bi­zim iç­dün­ya­mı­za u­yum saÄŸ­lı­yor­sa, iç­ gü­dü­sel tep­ki gös­ter­me­ye baÅŸ­lı­yor­sak, so­ru dı­ÅŸÄ±n­da da biz­den ne bek­len­di­ÄŸi­ni bi­li­yor­sak o za­man EÅŸ­za­man­sal bir ÅŸe­yin iÅŸ­ba­ÅŸÄ±n­da ol­du­ÄŸu­nu tah­min e­de­bi­li­riz. Ve bu­ sa­ye­­de ev­ren­sel bir dra­ma ka­tı­lı­yo­ruz ve bu dram­da da çok ö­nem­li bir ro­lü­müz var, verdiÄŸimiz her karar, çoÄŸu zaman bizden baÅŸka bir çok yaÅŸamı etkilemektedir, hayal dahi edemeyeceÄŸimiz karmaşık bir sistemle hepimiz sayısız insanla bağımlıyız, etkiliyor ve etkileniyoruz. Bu da bize Farkındalık GerekliliÄŸi ve SorumluluÄŸunu getiriyor. Farkındalık noktasına ulaÅŸtığımızda, belki de artık kararlarımızı çok zor verebileceÄŸiz, hatta sonuçlarını düÅŸünmek bizleri belki de çok korkutacak. Kimbilir, EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r´Ä± anlamak için henüz hazır olmayabiliriz de, ya da evrenin sırrını öÄŸrenmeyi daha hak etmedik. Çünkü, EÅŸ­za­man­sal O­lay­la­r´Ä±n ardında basit raslantının çok ötesinde evrensel gerçeÄŸin ta kendisi yatıyor olabilir.
 

Popularity: 45% [?]


Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır | Sayfayı Gönder Sayfayı Gönder