EÅŸzamansal Olaylar güncel yaÅŸamın içinde ya farkedilmezler, ya da raslantı olarak geçiÅŸtirilirler. YaÅŸanan bir olay, verdiÄŸimiz bir karar çoÄŸu zaman dev bir olaylar zincirini oluÅŸturup, bir çok insanın yaÅŸamını etkiliyebilir.
İşte EÅŸzamansal Olaylar…
Ünlü Oscar ödüllü aktör Alec Guiness çok dakik olmasıyla tanınıyordu. Normalde çalar saatinin çalmasından bir kaç dakika önce uyanıyordu. Çalıştığı ve Londra’da kaldığı pazar günlerinde sabah 8:00’deki ayinde olabilmek için saat 7.20’de kalkıyordu, ayinden sonra da saat 9:50’de oturduÄŸu yer olan Petersfield’e giden trene yetiÅŸiyordu. Nasıl olduysa olmuÅŸ, bir pazar günü uyanamadı. Karanlık odada saati 7.20 olarak gördü ve alelacele giyindikten sonra Westminster Kathedrali’ne yetiÅŸti. Ayin baÅŸladığında oradaki insan topluluÄŸun normalden fazla olduÄŸunu fark etti. Vaazın ortasında saatine bakınca saat 8:00 yerine 9:00 ayininde bulunduÄŸunu farketti, bu nedenle de 9:50 treni yerine 10:50’deki trenle gitmeye karar verdi. İstasyona geldiÄŸinde, treninin geciktiÄŸini gördü. Normalde gittiÄŸi tren Londra’nın biraz dışında raydan çıkınca ön vagon devrilmiÅŸ ve kimseye ciddi birÅŸey olmamasına raÄŸmen vagondaki yolcular hafif yaralanmıştı ve Guiness trende ön vagonda oturmayı seviyordu. AraÅŸtırmacı Arthur Koestler, aktörün sadece bir saat yirmi dakika geç kalmadığını, aynı zamanda da saati de yanlış gördüÄŸünü belirtmekte. EÄŸer bu böyle olmasaydı, belki ayine gitmemeye ve 9:50’deki kaza yapan trene yetiÅŸebilirdi.
İşte bu olay EÅŸzamanlılık Olayları için iyi bir örnektir. Böyle bir olaya nasıl tepki verdiÄŸimiz bizde bıraktığı etkiye baÄŸlı. Beynimize her gün milyonlarca bilgi ulaÅŸmakta ve bunların çok fazla olmaması için beynin hangilerini ayıracağına karar vermesi gerekiyor. Yani beyin gelen bilgileri ayıklıyor ve bir kısmını siliyor. Bu yok etme süreci içersinde kimbilir kaç tane EÅŸzamansal Olay fazlalık diye atılıyor. ÖrneÄŸin zihnin bir oyunu, bir dil sürçmesi veya bir bakış gibi.
Tekrarlara dikkat edin…
Günlük yaÅŸam akışı içinde EÅŸzamansal Olaylar´Ä±n temel fonksiyonunu genelde fark etmeyiz. Kazalar ve rastlantılar olabilir diyerek, EÅŸzamansal Olaylar´Ä±n hayatımıza olan katkısını görmemezden geliriz. Olasılık yasalarına dayanarak, eninde sonunda olacak ÅŸeyler olduÄŸuna dair kararlar veririz. Er ya da geç bizi gittiÄŸimiz yolda durduracak birÅŸey olur. Bir rastlantı fazla mükemmeldir, bazı ÅŸartlar çok fazla olumludur veya bir buluÅŸma beklenmediktir. Mantığımızla anladığımız için deÄŸil, hislerimizle fark ettiÄŸimiz için içgüdüsel olarak böyle bir olayın neden olduÄŸunu ÅŸaşırarak düÅŸünürüz. Bir an bile olsa bütün bedenimiz tepki gösterir ve ÅŸaşırırız. Ama o an çok önemlidir ve sıradışı, mantığımızla açıklanılamıyacak bir olayın tanığı olduÄŸumuzu anlarız. Bir tehlikeye karşı uyarılmak veya müstakbel kurbanları korumak, EÅŸzamansal Olaylar için en sık örnek olarak gösterilirler. Bu olaylar bize koruyucu meleÄŸimizin olduÄŸunu hatırlatır veya ÅŸu düÅŸünceyi uyandırır: "Tanrının lütfu sayesinde buradayız" Felaketten kılpayı kurtulduÄŸumuzun farkına varınca dilimiz tutulur.
Dr. Jean Skinoda Bolen ÅŸöyle yazıyor; "Bir kadının oÄŸlu latince dersinde bir ÅŸaka yapmak istemiÅŸ. Bu nedenle annesinden onunla birlikte silah dükkanına gelip orada bir kaç kurusıkı fiÅŸek satın alması için imza atmasını rica etmiÅŸ. Eve gelirken yanan bir arabanın yanından geçmiÅŸler, kaza daha henüz olmuÅŸ. O gün öÄŸleden sonra evdeki kahve makinası ocağın üstünde yanmaya baÅŸlamış ve söndürmelerine raÄŸmen ateÅŸ, hafif de olsa yanmaya devam etmiÅŸ. Daha sonra kadın televizyonda yangınla ilgili bir film seyredip, sürekli ateÅŸ ve yangın tekrarlanmasında bir anlam olduÄŸunu düÅŸünerek yatmış. Geceyarısı uyandığında, bu yangınların oÄŸlunun planınla bir ilgisi olduÄŸuna inanmış. OÄŸluna mantıklı bir açıklama yapamamasına raÄŸmen, planından vazgeçmesi için ikna etmiÅŸ. Latince dersi sürerken sınıfın dışında inanılmaz bir patlama sesi duyulmuÅŸ. İki çocuk fiÅŸeklerle oynarken, bir tanesi patlayıp, çocuklardan biri elinden ciddi olarak yaralanmış."
Jung ve Freud EÅŸzamanlılık´da…
EÅŸzamansal Olaylar´Ä±n babası tanınmış psikiyatr Carl Gustav Jung´tur ve kendi yaÅŸadığı olaylar da çarpıcıdır. Üstadı Freud’u Viyana’da ziyaret ettiÄŸinde çok ilginç bir olay oluÅŸmuÅŸtu. Öngörü ve Parapsikoloji hakkında heyecanlı bir tartışma içindeydiler. "Materialist ön yargısı" yüzünden Freud bu fikri saçma diyerek reddediyordu. Jung daha sonrasını kendi anlatıyor; “Freud konuÅŸurken bana çok garip birÅŸey oldu. Sanki göÄŸsümün hemen altı demirmiÅŸ gibi geldi ve kızgın bir ateÅŸ gibi yanıyordu. O an yanımızda duran kitaplıktan o kadar yüksek bir patlama sesi geldi ki, ikimizde üstümüze bir ÅŸey düÅŸeceÄŸi korkusuyla ayaÄŸa fırladık. Freud’a, iÅŸte dedim, tam bir dış güç fenomenin örneÄŸi. O da, bu saçmalıktan baÅŸka birÅŸey deÄŸil, diye cevap verdi. Ben, Öyle deÄŸil, Bay Profesör, hatalısınız, haklı olduÄŸumu ispatlamak için ÅŸimdi yeniden öyle bir patlama sesi duyulacağını iddia ediyorum, dedim. Bu lafları söyler söylemez kitaplıkta bir daha aynı olay tekrarlandı. Bu güne kadar, hala nasıl bu kadar emin olmamı ne saÄŸladı bilmiyorum. Freud sadece ÅŸaÅŸkın bir ifadeyle bana bakıyordu. Ne o anda ne de daha sonra o olayı bir daha onunla tartışmadık."
Altın böcek
Bir baÅŸka olay, Jung´un çok zor bir hastayı tedavi ettiÄŸi sırada yaÅŸandı. Jung’a göre hasta, iyi eÄŸitilmiÅŸti ve mükemmel bir mantığı vardı. Aynı zamanda da düÅŸünceleri kusursuzdu, gerçekçi savunumları vardı. İkisi bir gün tedavi nedeniyle beraberdiler, hasta adam rüyasında altın bir takının eline verildiÄŸini anlatırken, birden birÅŸey cama vurdu. Dışarıda cama vuran bir böcek görülüyordu. Jung camı açtı ve "Ziynet BöceÄŸi" adı verilen böceÄŸi yakaladı. Hastasına böceÄŸi vererek; "Buyrun, takınız burada." dedi. Bu olay hastanın entellektüel direnmesini kırdı ve tedaviye devam edilebildi.
EÅŸzamansal Olaylar´da hayvanlar önemli bir rol oynarlar ve ilginç örnekleri oluÅŸtururlar. Jung’un inancı onların "Sıradışı, uzaysal yönelmelerinin" zaman ve yer arasındaki ruhi baÄŸlılığı göstermekte olduÄŸu doÄŸrultusundadır. Bu ÅŸöyle de açıklanabilir: Hayvanların doÄŸada bulundukları yere olan derin baÄŸları, yaÅŸamlarının mevsimsel olaylarla eÅŸzamanlı olması ve çevredeki deÄŸiÅŸimlere karşı olan duyarlılıkları, evrende fiziksel ve ruhsal bir iliÅŸkileri olduÄŸunu kanıtlamaktadır. Bir hastasının hanımı Jung’a annesinin ve annneannesinin ölümünde, ölüm odasının penceresi önünde bir sürü kuÅŸun toplandığını anlatmıştı. Kadının kocasının tedavisi bitmek üzereyken, Jung adamda kalp krizine benzer belirtiler farkederek bir uzmana gönderdi ama kalp doktoru onun saÄŸlık açısından hiçbir sorunu olmadığını belirterek geri yolladı. Jung’un hastası eve giderken birden sokakta yığılıp kaldı. Ölümcül durumda götürülürken, eÅŸi panik halindeydi çünkü kocası doktora gittikten sonra bir sürü kuÅŸ evlerinin tepesine konmuÅŸtu. DoÄŸal olarak kadın akrabalarının ölümünde olan benzer olayları hatırlamıştı.
Åžeytan yüzleri ve kokarca
Dr. Bolen’in bizzat bulunduÄŸu bir ortamda bir hayvan çok önemli bir rol oynadı. Davetlilerden biri, çoÄŸu zaman gözlerini kapatınca ÅŸeytana benzer yüzler gördüÄŸünü anlattı. İçgüdüsel bir tepkiyle gördüÄŸü ÅŸeylerden kaçabilmek için gözlerini hemen açıyordu. Tartışma bu yönde yapılıyordu, acaba bu bir red miydi? Piskolojik açıdan yanlış mı yapılıyordu? Tartışmanın ortasında herkes bir hayvan pençesinin tırmık sesini duydu. Dönüp baktıklarında cam kapının arkasında bir kokarca gördüler. Normalde kokarcalar insanlardan kaçarlar, burada ise içeri girmek için uÄŸraÅŸan bir kokarca vardı. Dr. Bolen’in kocası sonradan kokarcanın, kadının sorununa bir cevap olduÄŸunu belirtti; "İçeri girmeye çalışan kokarca hayalinizdeki ÅŸeytan yüzleri gibidir. Kapıyı açmak büyük aptallık olur. çünkü kokarcayı içeri alırsak, bütün odayı kokutacaktır ve mecazen negatif enerjili ÅŸeytan yüzleri de içeri alınırsa aynısı insanın iç dünyasında olacaktır. Yani bilinçaltı kokuÅŸup, bozulacaktır" İyi de, tam bu konu tartışılırken, kokarca orada ne aramaktaydı? İşte EÅŸzamansal Olay buydu.
Bir eÅŸzamansal olayı yorumlamak, onu yaÅŸamaktan çok daha önemli. Semboller doÄŸal olarak biçimlendirilebilir veya ÅŸekilendirilebilir, onları anlamak ve daha sonra psikolojik eÅŸanlamına sokmak çok güç bir olay. Siyah bir kedinin yolumuzdan geçmesi ve onüç sayısının uÄŸursuz olmasının dışında sembollerin ince dilinden hiçbir ÅŸey anlamıyoruz. Batıl inançlarımızın arasıra bazı olaylar nedeniyle gerçekleÅŸmesi bizi tatmin etmek için yeterli. EÅŸzamanlılığın sembol lisanı, rüyalarda olduÄŸu gibi, çok daha kompleks ve karmaşık. EÅŸzamansal olaylar bizi bilinçaltı tabanında ilgilendirdiÄŸi için hangi duygusal ÅŸartlar altında oluÅŸtuÄŸunun farkına varmamız lazım, çünkü olay genelde ya bizi üzen bir olaydır ya da yaÅŸadığımız birÅŸeyin yorumlanmasıdır veya resmidir. Bazen olayın anlamı kokarca da gördüÄŸümüz gibi ortadadır ama bazen de anlamı belirsizdir, örneÄŸin Jung’un arkadaşı yazar Laurens Van der Post’un hikayesinde olduÄŸu gibi; "Jung’un hayat hikayesi hakkında bir film yapıyordum. Son günde yapacağımız çekim Jung’un eski evinde çekilecekti. Bütün sabah ve gün boyunca çalıştık ve bütün bu zaman içersinde içimizde Jung’un bize yakın olduÄŸuna dair anlatılamıyacak bir his vardı. Çok kuru ve sıcak bir öÄŸleden sonrasıydı, bazı dış çekimleri yapabilmek için Zürih’in en eski bölümüne gittik. Planımız son çekim için akÅŸama doÄŸru yine Jung’un evine dönmekti. Zürih’den Kustnach’a giderken masmavi olan gökyüzü karardı ve aniden gök gürlemeye ve ÅŸimÅŸekler çakmaya baÅŸladı. Kastnach’a gelene kadar gök gürlemesi artmış, ÅŸimÅŸekler fazlalaÅŸmıştı ve ÅŸakır ÅŸakır yaÄŸmur yağıyordu. Tam kameraya dönüp Jung’un ölümü hakkında ve bir yıldırımın geçmiÅŸte evin önünde bulunan onun en sevdiÄŸi aÄŸaca çarptığını anlatacağım anda ÅŸimÅŸek bahçede çaktı. Aynı aÄŸaca yine yıldırım düÅŸmüÅŸtü, gök gürlemesi o kadar yüksekti ki, ürktüm ve bu ürkme, görünür bir ÅŸekilde filmde yer aldı."
Jung ölümünü haber veriyor…
Bay Van der Post bu deneyimin Jung’un ruhsal olarak yaÅŸamasına ait bir kanıt olduÄŸu düÅŸüncesinde. YaÅŸamın, zaman ve mekan ikilemi içinde sadece ÅŸekil deÄŸiÅŸtirdiÄŸini varsaymakta. Yorumu daha çok ruhsal ve felsefi. Gök gürlemesine karşı gösterdiÄŸi tepkiyi ve o anın içinde yarattığı derin etkiyi anlayabilmek için, Bn. Post´un yıllar önce yelken yapmak amacıyla gittiÄŸi Afrika’da yaÅŸadığı bir olaya dönmemiz gerekiyor. "Uykusuz gecelerden sonra yorgun bir vaziyette kamaramda yanlızdım. Birdenbire kendimi karanlık bir vadinin içinde, çığların düÅŸtüÄŸü suyla ve karla kaplı daÄŸların arasında buldum. Yakın bir felaketi hissediyordum ve sesimi yükselttiÄŸim an çığların üstüme yıkılacağını biliyordum. Birden vadinin sonundaki dağın doruÄŸunda, güneÅŸ ışığı içerisinde Jung ortaya çıktı, bir kaç hafta önce evimin kapısında gördüÄŸüm gibi orada duruyordu. Elini sallayarak “görüÅŸürüz” diye bağırdı ve sonra dağın yüksek tarafında kayboldu. O anda uyandım, yorgunluktan dalıp gitmiÅŸtim, her ÅŸey bir rüyaydı ama çok etkiliydi. Ertesi sabah güneÅŸin doÄŸmasıyla birlikte kalktım, kabinin perdelerini kenara çekmiÅŸtim. Dışarda güneÅŸden kanatları parlayan tek bir martı vardı, böyle birÅŸeyi daha önceki hiçbir gezimde görmemiÅŸtim. Penceremin yanından geçerken kafasını çevirdi ve doÄŸrudan bana baktı. Bir kaç dakika sonra ise, gemi garsonu bir tepsi üstünde meyve ve çayın yanısıra geminin telsiz haberlerini getirdi. Bülteni okuyunca, Jung’un geçen öÄŸleden sonra öldüÄŸüne dair yapılan açıklamayı gördüm. Vakti, uzaklığı ve toleransı düÅŸünerek, Jung’un ölümünün tam rüyama denk geldiÄŸini hesapladım. Evet, doÄŸruydu, Jung´u öldüÄŸü ündü rüyamda görmüÅŸtüm ya da rüya benzeri bir yerde…"
KuÅŸkusuz o anın anısı ve duyguları Bn. Post´un yıllar sonra Jung’un Bollingen’de olan evindeki çekim gününde hissettiklerinin temeliydi ve gök gürlemesi ÅŸüpesiz Jung’un kendisine yakın olduÄŸu duygusunun kanıtıydı. Post’un anısı ve Jung’un varlığını hissetmesi gök gürlemesini normal doÄŸa fenomeni olmaktan çıkardı. Ama diÄŸerleri için bu sadece doÄŸal bir olaydı. Biz bilgimize uyan olayları görürüz. Dünyayı bize doÄŸrudan ait olmayan, raslantısal olarak ortaya çıkan bilgilerin birikimi olarak görürsek, biz düÅŸüncelerimizde bölünür ve herkesi kapsayan yaÅŸamsal bütünden kendimizi dışlanmış hissederiz. EÄŸer bilgimiz dünya ve kendimiz hakkında bildiÄŸimiz sembollerin tüm içeriÄŸini kapsasaydı, sonsuz olurduk. Lauren Van der Post’un durumu, onun bir basit gök gürlemesiyle Jung’un ruhuna ve yaÅŸamın deÄŸiÅŸkenliÄŸine doÄŸrudan bakmasını saÄŸladı. Ama bütün EÅŸzamansal Olaylar bu kadar dramatik ve sonuçları bu kadar derin deÄŸildir. Sık sık EÅŸzamansal Olaylar´la karşılaÅŸan insanların ortak noktası yaÅŸamın onlara sürpriz yapmasına izin vermeleridir. Kozmik Åžakacı olaylarında olduÄŸu gibi…
Mesaj, ne anlatmak istiyor?
Bizim dünyamızda her an yoÄŸun ve yorgunuz, bu nedenle garip raslantıları önemsiz ama nadir olaylar olarak geçiÅŸtiririz. Böyle davranarak, bizim için önemli olan bir çok olayı gözden kaçırabiliriz. Ya da garip bir olay bizi korkutarak yaÅŸamımızın tamamen deÄŸiÅŸmesini saÄŸlar. AÅŸağıdaki olay çalışan bir kadının başından geçmiÅŸtir; "Bir sanatcı olarak yaÅŸama baÅŸlamıştım, ama maddi durumumu güvenceye almak için psikoterapist oldum. BaÅŸarılı kariyerimi çocuk isteÄŸi yüzünden bırakıp sonradan sanata dönmeyi istiyordum. Ama her ne kadar bu deÄŸiÅŸikliÄŸi istediysem de maddi açıdan bağımlı olmam bunu gerçekleÅŸtirmeme engel oldu. Aylarca tereddüt içinde kaldım. Bir gün bir sempozyumu beklerken, bir kaç yıl önce çocuk sahibi olabilmek için iÅŸini bırakan bir meslektaşıma rastladım. ÇocuÄŸu okula baÅŸlamış ve kendisi de psikoterapist ve öÄŸretmenlik görevine geri dönmüÅŸtü. Benim için bu karşılaÅŸma esrarengiz bir anlam taşıyordu. İçgüdüsel olarak, bütün olmak istediÄŸim ÅŸeyin sembolüne rastladığımın farkına vardım. Etki o kadar büyüktü ki, hemen orada karar verdim ve daha sonra planlarımı gerçekleÅŸtirmeye baÅŸladım." Jean Bolen’e göre, böyle bir karşılaÅŸma, mesajın içeriÄŸini olayda saklıyarak kadere evet dedirten bir duygu uyandırır. Hiç kimse tek bir olaydan anlam çıkaramaz ya da hiçbir sembolün yorumu yoktur. Zıt durumda olan bir baÅŸka kadın, iÅŸe dönüp dönmemeyi düÅŸünürken, iÅŸine ve öÄŸretmenliÄŸe geri dönen anneyi görünce kendi isteklerinin onaylanmış olduÄŸunu görür. "Mesaj"sadece sembolde deÄŸil ona verdiÄŸimiz cevapta da bulunur. Büyük ölçüde mesajın düzeyi ve anlamı için doÄŸrudan sorumluyuz.
Yaşamı değiştiren geyik
İnsana, yaÅŸamın temel deÄŸiÅŸiklikleri eÅŸzamanlılığı baÅŸlatıyormuÅŸ gibi görünüyor. Edebiyat ve Kelt Mitolojisi profesörü olan Laurie, öÄŸretmenliÄŸi bırakıp hemÅŸire ve ebe olarak bir kariyer yapmayı düÅŸünmektedir. Bunun sıfırdan yaÅŸama yine baÅŸlamak olduÄŸunu bilmesine raÄŸmen yaÅŸamının yeni bir bölümünün baÅŸlaması ona büyük bir heyecan vermektedir. Bir gece, diÅŸi bir geyiÄŸin önemli bir rol oynadığı bir Gal efsanesi üzerine konferans verdikten sonra, eve dönerken yol kenarında bir geyik görür. Hayvanın yaralı olduÄŸunu düÅŸünerek arabayı durdurup, yavaÅŸca yaklaşır. Hayvan, diÅŸi bir geyiktir, kadının ona doÄŸru uzattığı ele yaklaşır ve ona bakar. GeyiÄŸin durumunun iyi olduÄŸunu gördükten sonra Laurie arabasına döner. Ama geyik onu evine kadar takip eder ve Laurie’ye uzun gelen bir süreden sonra bahçe parmaklığının üstünden atlayıp gecenin içinde kaybolur. Laurie o anda evin kapısına gelene kadar hemÅŸirelik hayallerinden vazgeçeceÄŸine karar verir. Artık Kelt bölümünde doktora yapmasını gerekli görmektedir. Buna bir zamanlar baÅŸlamış ama çoluk çocuk sahibi olabilmek için vazgeçmiÅŸtir. Mesaj gelmiÅŸtir, bir yaÅŸam tümüyle deÄŸiÅŸecekken, geyik motifi içinde olaylar rayına oturtulur. Ama nasıl ve kimin tarafından?
Sembollerin (özellikle bilinçaltı semboller) insanların düÅŸüncelerini daima zorlamıştır. Belki de en yorucu olanlar EÅŸzamansal sembollerdir. Bu nedenle hem durumun ayrıntılarına, hem de bizim gösterdiÄŸimiz tepkiye önem vermemiz gerekir. Belli ÅŸartlar bizim içdünyamıza uyum saÄŸlıyorsa, iç güdüsel tepki göstermeye baÅŸlıyorsak, soru dışında da bizden ne beklendiÄŸini biliyorsak o zaman EÅŸzamansal bir ÅŸeyin iÅŸbaşında olduÄŸunu tahmin edebiliriz. Ve bu sayede evrensel bir drama katılıyoruz ve bu dramda da çok önemli bir rolümüz var, verdiÄŸimiz her karar, çoÄŸu zaman bizden baÅŸka bir çok yaÅŸamı etkilemektedir, hayal dahi edemeyeceÄŸimiz karmaşık bir sistemle hepimiz sayısız insanla bağımlıyız, etkiliyor ve etkileniyoruz. Bu da bize Farkındalık GerekliliÄŸi ve SorumluluÄŸunu getiriyor. Farkındalık noktasına ulaÅŸtığımızda, belki de artık kararlarımızı çok zor verebileceÄŸiz, hatta sonuçlarını düÅŸünmek bizleri belki de çok korkutacak. Kimbilir, EÅŸzamansal Olaylar´Ä± anlamak için henüz hazır olmayabiliriz de, ya da evrenin sırrını öÄŸrenmeyi daha hak etmedik. Çünkü, EÅŸzamansal Olaylar´Ä±n ardında basit raslantının çok ötesinde evrensel gerçeÄŸin ta kendisi yatıyor olabilir.
Popularity: 45% [?]
Sayfayı Yazdır
|
Sayfayı Gönder



