Dünyanın minik efendileri

"Karıncalar hakkında birşey biliyor musunuz?"

"Bazen bahçede onları görüyorum."

"Çok büyük siyah bir karınca gördüm."

"Tatlı birÅŸey bulduklarında çevresinde sürüler halinde toplanıyorlar."

"Kanatlı karıncalar bazen erkek, bazen dişidirler."

"Kızıl karıncalar, siyah karıncalar, sarı karıncalar, büyük ve küçük karıncalar vardır…"

Karıncalar hakkında söylenebilecek ÅŸeyler bu gibi ÅŸeylerdir aslında bu böceÄŸe benzeyen ama böcek olmayan yaratıklar hakkında çok az ÅŸey bilinmektedir. Karıncalar evlerimize geldiklerinde bıktırıcıdırlar, yiyeceklerimizi kirletirler, zarar verirler, kumaÅŸları, derileri veya tahtaları yerler veya deler geçerler. AhÅŸap yapıları çürütüp, yuvalar yaparlar. Bazen karıncalar tarafından sokuluruz, canımız yanar ama saldırgan deÄŸildirler. ÇeÅŸitli isimlerle adlandırılırlar; firavun, hayalet, marangoz, ateÅŸ, çılgın, hırsız, kocakafa ve akrobat karıncalar gibi… Karıncalar öteki böceklerden ayrıdırlar, bellerinin inceliÄŸi, bir veya iki mafsallı olmaları onlara özgündür. Eklemli antenleri vardır, ikisi önde ve büyük olan ikisi da arkada ve küçük olan dört kanatlı türleri vardır. İnsanlar bazen onları termitlerle karıştırırlar oysa termitlerin belleri kalındır ve eÅŸit boyda dört kanatları vardır. Karıncalar sosyal canlılardır, iÅŸçiler, kraliçeler ve erkekler olarak üç türe veya sınıfa ayrılırlar, en önemli yetenekleri koloniler kurabilmeleridir. İşçi karıncalar kısır diÅŸilerdir nadiren kanatları vardır, bir iÅŸçi karınca hem inÅŸaatçı, hem savunucu, hem de yeni doÄŸmuÅŸ karıncaların, yumurtaların ve kraliçenin bakıcısıdır. Kraliçeler normalde kanatlıdırlar ama çiftleÅŸtikten sonra kanatlarını kaybederler, temel görevleri çiftleÅŸmektir, bazı özel karınca türlerinde kraliçe iÅŸçi karıncaların ilk yumurtalarını yiyerek beslenir ve özel bir salgı çıkarır, bir kraliçe karınca uzun yıllar yaÅŸar ve genellikle kendi kızı olan bir kraliçe ile yerini deÄŸiÅŸtirir, bazı türlerde birden fazla kraliçe olduÄŸu da görülür.

Cinsiyetsizler ve cinsiyet deÄŸiÅŸtirenler

Erkek karınca genelde kanatlıdır ve ölünceye kadar kanatlarını koruyabilenleri görülür, tek özelliÄŸi çiftleÅŸmek ve kısır diÅŸiyi dölleyerek yumurtlar hale getirmektir, çiftleÅŸmenin ardından erkek karınca ölür. Erkekler küçükken zengin yiyecek rezervlerinin toplandığı çok geniÅŸ koloniler oluÅŸtururlar ama eriÅŸkin hale geldikten sonra koloniyi terk ederler. Tüm karıncaların yaÅŸamları yumurta, larva, pupa ve yetiÅŸkin aÅŸamalarından oluÅŸur. Yumurtalar mikroskopiktir, karınca yumurtadan çıktıktan sonra bacaksız larva halindedir, iÅŸçiler tarafından beslenir, iÅŸçi karınca larvayı önce sıvı yiyecekle besler, larva biraz büyüdükten sonra çiÄŸneme, emme ve yutma yetenekleri kazanır. Pupa bir yetiÅŸkin gibidir ama daha yumuÅŸak, renksiz ve hareketsizdir. Bazı türlerde Pupa, bir kozanın içinde yaÅŸar, genelde altı haftayla iki ay arasında bir karınca geliÅŸir.

Kraliçenin ülkesi

İki temel yöntemle yeni koloniler kurarlar, kanatlı olanları uçarak uygun buldukları yerde kümelenirler ama en çok görülen yöntem diÅŸi ve erkek karıncaların çiftleÅŸme uçuÅŸu yapmak için yuvayı terk etmeleridir. DöllenmiÅŸ kraliçe bir çukur veya boÅŸluk bulur ve yerleÅŸerek iÅŸçi karıncaları yumurtlamaya baÅŸlar. İlk yumurtalar kraliçenin beslenmesi içindir ve zaman geçtikçe koloni ortaya çıkmaya baÅŸlar, hızla sayıları artar ve yuvayı geniÅŸletmeye baÅŸlarlar. Bazı kraliçeler Atta türünde olduÄŸu gibi (Yaprak kesiciler) yumurtalarını yeme konusunda aşırıya kaçarlar ve bu yüzden çok irileÅŸirler ama yeterince iÅŸçi karınca üredikten sonra artık kraliçenin sorunu kalmaz. İşçiler hızla yayılırlar, yiyecek toplamaya ve yumurtalara bakmaya baÅŸlarlar. Artık kraliçenin yapacağı tek iÅŸ yumurtalarını çoÄŸaltmaktır. Normalde binlerce kanatlı kraliçenin çok azı hayatta kalır, çoÄŸu kuÅŸlar ve böcekler tarafından yenirler, bazıları ise yeterince yumurtlamayı baÅŸaramadığından açlıktan ölür. OÄŸul vermek birden fazla kraliçe olduÄŸunda görülür, yani yeni bir koloninin kurulması için kraliçenin birden fazla olması gerekir. Bazı farklı karınca türlerinin koloniler halinde bölündükleri de görülür, örneÄŸin firavun karıncaları, bazı ateÅŸ karınca türleri, hayalet karıncalar böyle davranırlar.

 

 

Yiyecek alarmı

Karıncalar hemen her tür yiyeceÄŸi yerler hatta alıştıkları ve aradıkları özel tatlar vardır, ateÅŸ karıncaları bitkilerin özsularını, ÅŸekeri, proteinleri, yaÄŸları, tohumları, bitkileri ve böcekleri yemeyi sever. Firavun karıncaları sadece ÅŸeker, protein, yaÄŸ ve böceklerle beslenirler. Marangoz karıncalar ise ÅŸeker ve böcek yerler. Karınca yiyeceÄŸin yerini raslantısal aramayla bulur, görevli izci karınca yiyecek bulduÄŸunda taşıyabilirse alıp götürür ama taşıyamayacağı kadar büyükse bir parçasını koparır ve yuvaya taşır. Yolda giderken rasladığı tüm iÅŸçileri kışkırtır, heyecanlandırır ve yiyeceÄŸin kalanının olduÄŸu yere hemen gitmeleri için haber verir. Bu olay inanılması güç, muhteÅŸem bir iletiÅŸimdir ama yiyeceÄŸin elde edilmesinin dışında neden heyecanlandıkları ve telaÅŸa kapıldıkları bilinmemektedir. Bazı türler özel bir koku bırakırlar ve bu koku izi sayesinde ötekiler yiyeceÄŸin yerini bulabilirler. Her karıncanın suya ihtiyacı vardır ve bunun için gerektiÄŸinde çok uzaklara gider, iÅŸçiler midelerinde taşıyarak yuvaya su getirebilme yeteneklerine sahiptirler.

Karınca ilk yardımı

Karıncaların bir aile gibi yaÅŸayan sosyal canlılar olduklarının en iyi kanıtı yuvaları yani kolonilerdir. Dünyanın birçok yerinde 4.500 karınca türü belirlenmiÅŸtir. YaÄŸmur ormanlarında bilinmeyen türlere raslanmaktadır ama yaÄŸmur ormanlarının tahrip edilmeleri nedeniyle yeni türler belirlenememektedir. Yuvaları çoÄŸu zaman toprağın altındadır ama aÄŸaçlarda hatta evlerde bile kolonileÅŸirler. Özel yiyecekler üretebilen insan dışında tek canlı türü onlardır, mantar yetiÅŸtiren Yaprakkesici karıncalar yaprakları keserler, parçaları yuvaya getirirler ve gübreleyerek mantar bahçeleri oluÅŸtururlar. Hasatçı karıncalar sık sık tarlaları dolayarak özellikle çim tohumlarını toplarlar. Özel iÅŸçiler bu tohumları çiÄŸneyerek kırarlar ve ötekilerin yemesi için hazırlarlar. Bazı türler yaprak bitlerinin ifrazatı olan ÅŸekerli akışkan maddeyi yerler veya saklayıp korurlar. Balküpü karıncaları bitkiözü taşıyan dev konteynırlara benzerler. O kadar çok miktarda bitki özünü vücutlarına depolarlar ki, hareket edemezler. Kolonilerin orduları ve sürücü karıncalar milyonlarca iÅŸçiden farklıdırlar, görevleri ayrıdır. Koloni evresini çoÄŸu zaman göç evresi izler. Tüm koloni kraliçeyi ve yeni doÄŸmuÅŸları koruyan iri asker karıncaların koruması altında yola çıkarlar, asker karıncalar yollarına çıkan herÅŸeyi öldürürler, ordunun ve sürücülerin geçtikleri yörede yaÅŸayan tek bir böcek kalmaz. Hatta uçamayan yavru kuÅŸlar, kertenkeleler veya diÄŸer küçük hayvanlar eÄŸer kaçmazlarsa ölümden kurtulamazlar. Yürüyen koloni bazen geçici yuvalar kurar ama in ilginci bazı türlerin kurdukları örgütlerdir. Amazon karıncaları yeni yetme karıncaların bir kısmını ötekilerin olgunlaÅŸmaları için köle gibi kullanırlar. Tüm karıncaların yaptığı "trophallaxis" yani birbirlerini besleme sistemi içerik olarak kimyasal uyarıcı iÅŸlevini görür, bitkin, yorgun ve aç karıncalar, ötekiler tarafından bu ÅŸekilde beslenirler. "Trophallaxis" eÅŸi olmayan bir yardımlaÅŸma sistemidir ve karıncaların bunu yapmaları için ikinci ve özel bir mideleri daha bulunur.

Yuva ve koloninin yaşamı

CoÄŸrafi alışkanlıklar, büyümenin doÄŸal koÅŸulları ve sınırları, farklı istemler yuvanın yani koloninin yerini belirler çünkü koloninin yeri karıncanın yaÅŸamındaki en önemli yerdir. İstemler birbirlerinden çok farklı yuva türlerini oluÅŸtururlar. Göze fazla çarpmayan bir yerin bulunması ilk istemdir, bunu koloni yaÅŸamının doÄŸal olarak geniÅŸleyebilmesi için uygunluk istemi izler. YiyeceÄŸin getirilebilmesi, yumurtaların, yavruların ve kraliçenin uygun iklim koÅŸullarında korunmaları önemlidir. Yuva bu amaçlar için kendi içinde özgün yuvalar içerir, küçüklerin korunma alanları vardır. Bazen farklı tiplerde böcekler ve böcek larvaları kullanılarak yumurtaların ve yavruların üstleri örtülerek kamuflaj yapılır. İlk bakışta karmakarışık bir ortam görülür ama gerçekte sistem çalışmaktadır. İşçiler sürekli olarak yuvanın havasını ayarlarlar. Yumurtalar, larvalar ve pupalar yuvanın çeÅŸitli yerlerine taşınarak gerektiÄŸi gibi havalandırılırlar. Hava kanalları havanın durumuna göre açılır ya da kapatılır. Isı arttığında yumurtalar ve yavrular yuvanın alt katlarına taşınırlar, soÄŸuk havalarda güneÅŸin ısısından yararlanmak için yuvanın tepesinde kubbeler inÅŸa edilir. Askerler giriÅŸi korurlar ve yüklerini getiren iÅŸçileri kontrol ederler. İşçiler sorumluluklarını yerine getirdikten sonra tekrar çıkışa yönelirler, bazı iÅŸçiler yuvanın temizliÄŸinden sorumludurlar, pupaların koza artıklarını, böcek kalıntılarını ve yaÅŸlı karıncaların ölülerini dışarıya atarak yuvayı temiz tutarlar. Kubbeler ve labirentler tükürük benzeri bir salyanın topraÄŸa karıştırılmasıyla yumuÅŸatılırlar, bazı yuvaların tepesi ısının daha etkin olabilmesi için özellikle kubbe ÅŸeklinde inÅŸa edilir. Bu tür bir kubbe güneÅŸin radyasyonunu sabah ve akÅŸam saatlerinde üç kez daha fazla emer, bu oran aynı boyuttaki düz alandan daha çoktur. Kışları avantaj tersine döner ve karıncalar bu kez yuvanın altlarına giderek birikmiÅŸ ısıyı kullanırlar. Toprak yuvalar çok büyük olabilirler, 100 metre derinliÄŸinde, 8 m2 geniÅŸliÄŸinde olanları görülür, 80 cm derinlikte bir metre çapında çember biçiminde bir kanal vardır, bu alanda gelen ve giden karıncalar bulunur. Daha derinlerde mantar yetiÅŸtirme alanları ve sonra da yavrular alırlar. Dikkat çeken bir diÄŸer sistem yaÅŸamsal önem taşıyan ve karbon dioksitle, amonyağın dışarı atıldığı hava kanallarıdır. Tahıl yiyen karıncalar toprak yuvalarını ikiye bölerler. Üst bölümde yaz aylarında tohumlar kurutulur ve kolayca kırılacak hale gelirler, alt bölüm ise daha rutubetlidir. Kızıl karıncalar ise kısmen yer üstünde, kısmen yer altında birleÅŸik yuvalar kurarlar, yer üstündeki yuva dal parçaları, iÄŸne çam yaprakları, ot parçaları ve yosunlardan yapılmıştır

 

Milyarlık karınca orduları

Bir diÄŸer yuva yeri aÄŸaçlardır; aÄŸaç kabuklarının altları, kırık dalların içleri , çürümüÅŸ gövdeler toprak gereksinmeksizin koloni uçin uygundurlar. AÄŸaç karıncaları örneÄŸin Caponotus Herculeanus adlı tür saÄŸlıklı aÄŸaçları sever ve aynen toprak altında olduÄŸu gibi aÄŸacın içini oyarak koridorlar oluÅŸturur. İlginç olan aÄŸacın ölmemesidir, radyoaktif iyonla beraber aÄŸacın öz suyu karıncaları besler, 130 m2´lik bir alanı kaplayan 12 aÄŸaçlık kolonilere raslanmıştır. Dorylus cinsi karınca ordularının kurdukları kolonilerin sayısı milyonlara ulaşır, çok büyük yiyecek stoklarına ihtiyaçları vardır ve yuvaları kalıcı deÄŸildir. Bu kadar büyük bir birikime yuvalar bile dayanamaz, bunun savaÅŸçı karıncalar özellikle toplanma dönemlerinde açıkhava yuvaları kurarlar. Ortada kraliçe ve yumurtalar olmak üzere birbirlerine tırnaklarıya tutunan milyarlarca karınca bedenleriyle iletiÅŸim kurarak üstüste yığılarak dev kümeler oluÅŸtururlar. Yuvanın koridorları karınca bedenlerinden oluÅŸur ve taşımacılık ve yumurtaların havalandırılması buralardan yapılır. Sabahın erken saatlerinde tüm koloni kaynaÅŸmaya baÅŸlar, kraliçe iÅŸçiler tarafından taşınır, larvaların ve pupaların yiyecekleri asgariye indirilir, koloni yer deÄŸiÅŸtirmeye hazırlanmaktadır, kraliçenin bıraktığı sayısız yumurtanın larvalara dönüÅŸmesiyle koloni yola çıkacaktır.

Bal depoları

BalköpüÄŸü karıncaları normal iÅŸçilerden farklıdırlar, kursaklarını balla doldururlar, kursakları esnektir ve içlerini kıpırdayamayacak kadar doldururlar. Bu stokları ancak yeni doÄŸmuÅŸ karıncalar kullanabilir, bal yabanarılarının safralarından toplanır. İşçilerin kursakları dolunca yuvaya dönerler veya getirilirler, önce onların karınları doyurulur ve kalan bal köpükleri özel depo odaların tavanlarına asılır, bu odaların tavanları özel olarak pürüzlü yapılır. BalköpüÄŸü karıncalarının amacı nedir? GöründüÄŸü kadarıyla safralardaki tatlı sıvı tercih edilen bir yiyecektir. Yabanarılarının üreme zamanları kısıtlıdır ve safraları geçicidir, bunun için elde edilen rezerv çok önemlidir. Bir yuvada binlerce iÅŸçinin oluÅŸturduÄŸu 600 bal köpüÄŸü sayılmış ve 1000 köpüÄŸün yaklaşık 400 gr. bal içerdiÄŸi hesaplanmıştır. Bir diÄŸer neden bu tür karıncaların çölümsü yerlerde yaÅŸamalarıdır, bitki özü bulmaları zordur ve bunun için bal stoklarına ihtiyaç duyarlar. Avustralya´daki ilkel yerliler BalköpüÄŸü karıncalarının bal köpüklerini toplayarak alkol yapımında kullanırlar. BilindiÄŸi gibi bal tıp alanında da kullanılır ve bunun için balsam yani pelesenk aÄŸaçlarından yararlanılır.

Hasatçılar

Hasatçı karıncaları izlediÄŸinizde iÅŸçilerin yuvanın giriÅŸine gelerek küçük toprak duvarlar inÅŸa ettiklerini görürsünüz. Uzun sıralar halinde kırlara ve tarlalara gidip gelirler. DönüÅŸte her biri farklı tohumlar taşımaktadırlar, bazıları küçük, bazıları ise bir karıncadan çok büyüktür. Bazı çok iri karıncalar toprak kırıntılarını ve taÅŸ parçacıklarını da yuvaya getirirler. Buna karşın yuvadan çıkan karıncaların ise içi boÅŸ tohum kabuklarını taşıdıkları ve dışarda yakın bir yere götürüp bıraktıkları görülür. Bazen tohumları dışarda kesip parçalarlar, tohumlar çoÄŸu zaman bitkilerden toplanır ama bazen öteki Hasatçı karıncalardan veya onların depolarından çalınırlar. Karınca tohumu ayıklar ve kabuÄŸunu çıkarır sonra güneÅŸte kurutur ve yuvanın derinliklerine götürür, tohumlar asla filizlenmezler çünkü karıncalar üzerlerine bir örtü yayarlar. Bu örtü karıncanın kendi oluÅŸturduÄŸu bir guddesel ifrazattır, tohum kolayca kırılabilir kahverengine döndüÄŸünde örtüye gerek kalmaz. İçindeki niÅŸastanın ÅŸekeri ayrıştırılır, içerdiÄŸi proetinler ve yaÄŸ karıncalar tarafından özel bir rejim yapılırmışcasına yenilir.

Mantar üreten karıncalar

En geliÅŸmiÅŸ beslenme türlerinden birisi Mantar Üretici Karıncalarda görülür, bu tür doÄŸal maddeleri yiyerek yaÅŸamaz, kendi yetiÅŸtirdiklerini yer yani bir tür çiftçidir. Çalılara ve aÄŸaçlara diziler halinde tırmanarak yapraklardan küçük dairesel parçalar keserler, bunları birbirlerine aktararak yuvalarına taşırlar, yuvada özel olarak hazırlanmış ve hatta yalanarak sterile edilmiÅŸ yerler vardır. Yapraklar çiÄŸnenerek lapa haline getirilirler. Koridorlarda beyaz kabuklar görülür, içleri protein doludur ve çalışanların aç kalmamaları için hazır tutulurlar. Çok küçük boydaki iÅŸçi karıncalar lapa hazırlamayla görevlidirler, lapa besleyici özelliÄŸini yitirdiÄŸinde, küçük kahverengi parçalar halinde boÅŸ bir alana taşınır. Bu alan taze yaprak parçacıklarıyla tıkabasa doldurulmuÅŸtur. İşte mantar burada oluÅŸur ve koloniden koloniye taşınır. Genç kraliçe düÄŸün uçuÅŸundan evvel bu mantardan küçük bir parça alır ve saklar ve yeni yuvası için ilk mekanı bulduÄŸunda mantar parçasını tükürür ama parça çok hızlı büyüse de gübreye ihtiyacı vardır, o zaman kraliçe mantarın dış yüzünde küçücük yırtıklar açar ve oralara karnından çıkardığı sıvıyı minik damlacıklar halinde akıtır. İlk yavru doÄŸana kadar kraliçe asla bu mantardan yemez ama yumurtalarının % 90´Ä±nı yer. Yeni yuvanın yedek besin deposunu bu mantar oluÅŸturacaktır hatta yeni doÄŸan ilk larva bile yine yumurtalarla beslenir.

Amansız avcılar

Böcekler, örümcekler ve tırtıllar karıncaların yiyecekleridirler. Onları canlı yakalarlar veya komaya sokarak saklarlar. Ölü kuÅŸlar ve fareler de karıncaların avı olurlar, ormanlarda kızıl karıncalara SaÄŸlık Polisi denmesi boÅŸuna deÄŸildir. AÄŸaçların alt kesimlerinde ve yerde kızıl karıncalar zarar verici ve çürüyebilen hiçbirÅŸey bırakmazlar. Ormanda yürürken gördüÄŸünüz karınca dizileri baÅŸlarında her yönü kontrol eden avcıların bulunduÄŸu sürülerdir. Avcıların birisi bir av gördüÄŸünde hemen ona yönlenir ve yiyecek potansiyelini kontrol eder eÄŸer av yararlıysa avcı derhal hücuma geçer ve aynı anda da yardım sinyallerini gerideki sürüye yollar. Av ne kadar direnirse dirensin alarm verilmiÅŸtir ve destek hemen gelir, av hemen ölmeli ve en kısa zamanda yuvaya taşınmalıdır eÄŸer taşınamayacak kadar büyükse hemen orada parçalanmalıdır. Kazıl karıncaların av alanı yaklaşık bir hektardır ve bu alanın her santimini bilirler. Larvaların iyi yetiÅŸmesi için en enemli besin zengin proteinler içeren ettir. Bazen av içeri alınmaz, parçalanır, fazlalıklar atılır, iÅŸçiler tarafından yenir ve yuvaya dönülerek ötekilere trophallaxis yapılır. Karıncalar evrenin en büyük avcıları Sürücü ve Ordu karıncalarıdır, çevrelerindeki herÅŸeyi yerler, aslında karıncalar dünyanın en iyi devriyeleri ve askerleridirler, tüm doÄŸal ortamı kullanırlar her biri tam bir gerilladır. Kendi bedenlerinden köprüler yaparak, ırmakları aÅŸarlar, dev örümcekleri, akrepleri yüzlercesinin canı pahasına kahramanca savaÅŸarak öldürürler. Göç eden dev karınca orduları insanlar için de tehlikelidirler çünkü sayıları çok fazladır üstelik tek amaçları kraliçenin ve larvaların beslenmesi için çok sayıda deÄŸiÅŸik av alanları bulmaktır. Tüm bu yazılanlar doÄŸanın en büyük harikası sayabileceÄŸimiz karıncaları anlatmaya yeterli deÄŸildir, amaç araÅŸtırmaya yönelik ipuçlarını sunmaktı. Karıncaların iletiÅŸim sistemlerini çözmeye çalışan bilim adamları vardır ve bir gün insanlarla, insandışı tek sosyal amaçlı canlı olan, yardımlaÅŸmayı bilen ve iletiÅŸim kurabilen karıncalar arasında bir iliÅŸkinin kurulacağına inanmaktadırlar.

Karıncalar hakkında * Bir karınca yuvasına günde 2.400 böcek taşır.

* Dört satır okuduÄŸunuzda dünyada 40 insan ve 700 milyon karınca doÄŸmakta, 30 insan ve 500 milyon karınca ölmektedir.

* Karınca boyu 0.01 ile 3 cm arasında deÄŸiÅŸen, ağırlığı 1 ile 150 miligram arasında, sperm hücrelerinin sayısına göre dilediÄŸi kadar yumurtlayan, herÅŸeyi yiyen ve nüfusu milyarların çok ötesine varan bir böcek türüdür.

* Karıncalar dünyamızın 150 milyon yıl önce doÄŸan ilk bilinçli hakimleri ve ilk toplum kuranlarıdırlar.

* Karıncanın aerodinamizmi mükemmeldir. Her eklem mekanik bir harikadır, Deri ve kabuk kısımları sanki bir bilgisayarın yardımıyla yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Üçgen kafası havayı deler, uzun ve bükülebilen bacakları toprakta yürürken bedenin rahat bir ÅŸekilde yaylanmasını saÄŸlar sanki spor bir otomobil gibidir. Pençeleriyle tavanda yürüyebilir, gözleriyle 180 derecelik bir çevreyi görür. Antenleriyle bizim göremediÄŸimiz binlerce bilgiyi ve uç kısımlarını çekiç gibi kullanır. Karnı keseler ve boÅŸluklarla doludur, oralarda gerekli maddeleri stok eder. Çeneleriyle keser, sıkıştırır ve yakalar. Bedenindeki muazzam boru sistemi kokusal haberlerin depolanmasını saÄŸlar.

* Arjantin karıncaları ilk kez 1866´da Buenos Aires´de görüldüler. 1891´de ABD´de, 1908´de Güney Afrika´da, 1910´da Åžili´de, 1917´de Avustralya´da ve 1920´de Fransa´da ortaya çıktılar ve Fransa´nın güneyinde ortaya çıkar çıkmaz yöredeki tüm yerli karıncalara karşı savaÅŸ açarak onları yendiler. 1960´da İspanya´da, 1967´de Roma´da görüldüler, 1990 sonlarında ise kuzey Avrupa´ya doÄŸru yayıldıkları belirlendi.

* Karıncalar insanlardan daha kalabalıktırlar. Daha çok siteleri vardır ve çevreye daha uygun yuvalarda yaÅŸarlar. Hiçbir insanın yaÅŸayamayacağı kuru, buzul, sıcak veya nemli bölgelerde yaÅŸarlar. Bizden yüz milyon önce de vardılar ve atom bombasına bile dayanıklı oldukları hatırlanırsa bizden yüz milyon yıl sonra da varolacaklar. Onların tarihinde bizler sadece üç milyon yıllık bir raslantıdan ibaretiz. Bir gün dünyadışı canlılar dünyamıza inerlerse ÅŸaşırmayacaklar ve kuÅŸkusuz karıncalarla konuÅŸmaya baÅŸlayacaklardır çünkü onlar dünyanın gerçek sahipleridirler.

* Karıncaların bulunmadığı 1 km2´lik bir toprak parçası yoktur.
 

Popularity: 81% [?]


Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır | Sayfayı Gönder Sayfayı Gönder