Bilimadamları, duyuların gücünü arttırmak, çoÄŸaltmak ve geniÅŸletmek için ileri bilgisayar teknolojilerini kullanıyorlar.
Duyu Alanlarında…
BeÅŸ duyu olarak tanımlanan görmek, duymak, koklamak, hissetmek ve tat almak dünyayı öÄŸrenme yollarımızdır. Hiç birÅŸey, bu beÅŸ kapının birinden geçmeden duygularımızı etkileyemez. Hassas bir insan kendi duygularıyla dokunmayı anlatır, tatsız bir deneyim aÄŸzınızda kötü bir tat bırakır. KiÅŸinin anlatmaya çalıştığı ÅŸeyi gördüÄŸümüz zaman onu daha iyi anlayabiliriz. İnsanın beÅŸ duyusu Yen ÇaÄŸ´Ä±n ileri bilgisayar teknolojisi tarafından geniÅŸletiliyor. KonuÅŸabilen, koklayan ve körlüÄŸü onarabilen teknolojilerden söz ediliyor. Ve bu ÅŸekilde insan/makina evriminde ileriye doÄŸru küçük bir adım atıyoruz.
James Geary
Massachusetts Medya Teknoloji Laboratuarları´nda (MIT) profesör olan Hiroshi Ishii´nin keÅŸfettiÄŸi ilk kiÅŸisel dijital yardımcı, hesap tahtasıydı. DokunuÅŸunu, yumuÅŸak temasını ve boncukları hareket ettiÄŸi zaman çıkardığı net "tıkırtı" sesini çok sevdi. Çocukluk dönemi deneyimlerinden esinlenerek, Ishii, bilgisayarların içine gençliÄŸindeki hesap tahtası (abacus) gibi dokunuÅŸu güzel ve gerçek olan dijital bilgi zenginliÄŸini yaratmak için bazı yollar tasarlarken "Dijital teknoloji ile maddesel dünyanın zenginliÄŸine katılmak ve dijital bilgyi iÅŸlemek için dokunabileceÄŸimiz nesneleri kullanmak istedim." diyordu. Buradan yola çıkan Ishii´nin MIT´deki Gerçek Medya Grubu, "Haptic" (hissetme duyusuna ait demektir) arayüzlerini geliÅŸtiriyorlar. Yani bir bilgisayar vasıtasıyla birine ulaşıp ona dokunma programları üzerinde çalışıyorlar. Hissetmedeki arayüzlerden biri fiziksel anlamda birbirlerinden uzak olan iki insan arasında direk bir baÄŸ yaratan bir bilgisayar programıdır. "Geri 9 tilim Gücü" adlı teknolojinin kullanılarak, kullanıcıların bilgisayarlarla birbirlerini fiziksel etkilemelerini saÄŸlar ve dokunma sistemi insana benzer iki nesnenin kontrolünü verir. Bilgisayar benzerliÄŸi aynı tavırla çalıştırır, bir erkek ya da kadının karşılıklı hareketlerini gerçekten hisseden bir dokunma sistemine sahiptir. Ishii´nin hedefi kullanıcıların fiziksel oluÅŸumunu tekrar yaratmak deÄŸil, (ki belki bu da mümkündür) amacı insanın hareketlerini gönderen fiziksel bir elektronik zincir yaratmak. Ishii "Gerçekten fiziksel olarak birÅŸeyi hissetmek, algılamamızı zenginleÅŸtirir ve çevreden etkilenmemizi saÄŸlar" diyor.
Dokunmatik seks
MIT´nin baÅŸka bir yerinde, 1993 yılında "Suni Akıl Laboratuarı"da Kenneth Salisbury ve Thomas Massie "Hayali Haptik Arayüzü" keÅŸfettiler. Bu, insanlara kendi bilgisayarlarındaki bilgiye dokunmasına izin veren bir teknolojidir. Massie ÅŸu anda, "Sezilebilir Teknolojiler" adlı bir ÅŸirketin baÅŸkanı, sistemi iÅŸletmek için bilgisayar ekranı üzerindeki basit geometrik ÅŸekillerle dolu sanal alana parmağınızı parmak hareketlerinizi kopya etmesi için özel bir yuvanın veya alanın içine yerleÅŸtiriyorsunuz. O alanda birÅŸeye dokunduÄŸunuzda, örneÄŸin bir üçgenin ucuna, Görüntü parmağınızın ucuna basınç uyguluyor. Böylece, ÅŸeklin keskinliÄŸini hissediyorsunuz. Basıncın azalması ve düzensizlikler, pürüzler ve düzgünlükler gibi dokunmalar kopya edilebilir. BuluÅŸa "Phantom" yani Hayalet adı verildi ve ilk ticari uygulamalara ulaÅŸtı bile, Hershey´deki Pennsylvania Eyaleti Tıp Merkezi´ndeki cerrahlar, gerçek hastalar üzerinde beyin cerrahlığı yapacak öÄŸrencileri eÄŸitmek için Phantom´u kullanıyorlar. Dokunma ve Phantom sistemleri basit bir el sıkışmadaki gizli basınç ve dokunuÅŸtan çok farklıdırlar. Bilgisayar Bilim Laboratuarı ÅŸefi Michael Dertouzos Phantom´u farklı bir ÅŸekilde yorumluyor; bir dizi alıcılarla donatılmış gerçeklik elbiselerinin giyilmesiyle, bir gün dokunmatik ve duyusal dijital seksin yapılabileceÄŸi görüÅŸünde, bilgisayar oluÅŸumlarıyla zımpara kağıdının sertliÄŸini dahi hissedebilecek güçte olacağımızı düÅŸünüyor. Ishii, Massie ve Salisbury "Haptik Arayüz"ün deriden daha duyarlı olduÄŸunu ileri sürüyorlar.
Kokuyla hastalık tanımı mümkün mü?
Orta ÇaÄŸ hekimleri nefes kokularıyla hastalıkları teÅŸhis etmede ustaydılar. Bugün bile karaciÄŸer hastalığı gibi kesin hastalıkların farklı kokular çıkarttığı bilinir. İskoçya, Inverness´deki Highland Psikiyatrik AraÅŸtırma Grubu´nda bir araÅŸtırmacı olan George Dodd, Orta ÇaÄŸ´dan kalan nefes alma egzersizlerini modern hekimlik içersinde tekrar ortaya çıkarmak istedi. Fakat doktorun burnu yerine bir bilgisayar çipi üzerindeki elektronik burun, daha iyi teÅŸhis yapılabilir. Koku düzeni olan ilk elektronik burunlar yüksek güçlü bir bilgisayara baÄŸlanan hassas elektrokimyasal alıcılar, birkaç yıldan beri piyasadadır ve aslında patlayıcı madde artıklarını bulmak için, yiyecek içecek endüstrisinde kalite kontrol testlerinde ve alkol kan seviyesini belirlemek amacıyla kullanılırlar. Dodd ilk olarak 1960´ların sonlarında "koku alanının" dış seviyelerini incelemeye baÅŸladı. Kokunun doÄŸası hala bilimsel tartışmaların önemli bir konusudur. 1970´lerin başıydı ve kokunun üç boyutlu kimyasal modeli belirlendi; farklı geometrik ÅŸekillere sahip molekülleri içeren kokular belirlendi. Bu kurama göre kokular, örneÄŸin misk kokusu, daire ÅŸekilli bir koku molekülüdür ve burun bu moleküllere karşı duyarlıdır.
İnsanın koku haritası çıkarılıyor
Dodd´un çalışması bilgisayar çipleri üzerinde bu özellikleri kodlamaktı ve sonra özel kokuları tanımak için özel bilgisayar çipleri hazırladı. Böylece, ucuz ve küçük teÅŸhis araçları ortaya çıktı. Koklayan bir çip bir telefona yerleÅŸtirildi. Sirozlu hastalar özel bir bilgisayarı aradılar ve bilgisayarın hastaların nefeslerini analiz etmesi için konuÅŸma bir süre devam ettirildi, sonuç olumluydu, bilgisayar belleÄŸindeki verileri tarayarak doÄŸru teÅŸhiste bulundu. Dodd, geleceÄŸi hayal ediyor ve her doktorun ofisinde elektronik bir burunun bulunacağını ve insanların ülser ve diyabet gibi saÄŸlık problemlerini görüntülemek için kredi kartı ÅŸeklideki kodlanmış koku kartları taşıyacaklarını ileri sürüyor. Bununla beraber bu tür elektronik burunların yiyecek endüstrisinde devamlı kullanılan araçlardan daha çok duyarlı olmaları gerekiyor. EÄŸer çalışırlarsa ayrıntılı molekül haritalarında hastalıkla ilgili tüm kokulara ihtiyaç vardır. İnsan burnunda yüzlerce koku reseptörü ile birlikte havada binlerçe koku molekülünün birbirini etkileyen karmaşık bir güce ihtiyaç duyulur. Dodd, henüz koku kodlarını bilmediÄŸimizi kabul ediyor. Toplanan ve toplanacak olan gerekli bilgilerin uzun bir iÅŸ olduÄŸunu fakat mümkün olabileceÄŸini de belirtiyor. Belirli hastalıklar için koku molekülleri belirlenmiÅŸtir. Ama bu sistemin geliÅŸmesi sonucunda, elektronik burun tarafından koklanan bir gül gerçekten güzel kokar mı sorusu karşımıza gelecektir.
Tat duyusunun bilinmeyen yönleri
Koku alma gibi tat almayı araÅŸtırmak da zordur. Dokunma ve lezzetle beraber gelen koku, nesnenin tadını belirlemede çok önemlidir. Merkezi sinir sistemi ve tat alma duyusu üzerinde çalışmalarını geliÅŸtiren Michigan İniversitesi´nde psikoloji ve diÅŸçilik profesörü olan Robert Bradley´e göre bu tip bir çalışma, tüm duyulardan daha önemlidir. Ay´daki kraterlerin göründüÄŸü gibi insan dili 8000 ile 10000 arasında tat alma tomurcuklarıyla kaplıdır. Her birisinde 50 ile 75 arasında kimyasal tat alma alıcıları bulunur. Bu alıcılar, kısa yaÅŸamlıdırlar ve her on günde bir düzensizce yer deÄŸiÅŸtirirler. "Elektrod EleÄŸi" olarak adlandırılan Bradley´in aygıtı, 4 mm. çapında yassı bir silikon diskten yapılmıştır. Her biri bir bilgisayara baÄŸlanan bir seri mikroskopik kanal, diskin içinde minyatür bir elek halindedir. AraÅŸtırmacılar, dilin alıcı hücrelerini beyne baÄŸlayan bir siniri böldüler ve sinirin üzerine "Elek Elektrodu"nu yerleÅŸtirdiler. Sinir daha sonra geliÅŸimini sürdürerek diskin içindeki deliklere girdi ve yeni bir tat alma alıcısı oluÅŸtu. Bradley´in bu hantal aygıtı icat etmedeki amacı tat alma hücrelerinin yüksek devir oranlarındaki nedenleri araÅŸtırmaktır. "Dilin içine yerleÅŸtiririz" diyor ve ÅŸöyle devam ediyor, "YaÅŸlanma belirtilerini izliyor gibiyiz çünkü hücreler doÄŸarlar ve hepsi 10 gün içinde ölürler". Bradley, dilin tuz ve ÅŸeker tadı arasındaki farklılığı algılayan beyinsel mekanizmayı keÅŸfedeceÄŸini ümit ediyor. Bradley´in çalışması hala keÅŸfin ilk devrelerinde. Onun aygıtının ardındaki temel teknoloji, insanın sinir sisteminin diÄŸer bölümlerine minyatür elektronik çiplerinin aşılanması için bir model olarak kullanılabilir. Bradley´e göre sinir sistemi ve makinalar arasındaki benzer arayüzler felçlileri harekete geçirmek ya da sinir dürtüleri tarafından güçlendirilmiÅŸ suni eller yaratmak için de kullanılacaktır. Bradley, "Alet, imkan dahilinde bedene herhangi bir ÅŸeyi baÄŸlamak için sinirsel bir arayüz olarak da kullanılabilir" diyor. ÷yleyse gelecekte sinir sisteminin tedavi edilmesi için Bradley´den umutlanabiliriz.
Konuşan bilgi bankalarına az kaldı
Herkes hava durumu hakkında konuÅŸmayı sever.İşte buradan yola çıkan MIT Bilgisayar Bilimi Laboratuarı´nın müdürü Victor Zue, insan konuÅŸmalarını bilgisayarlara öÄŸretmekle uÄŸraşıyor. Hava raporu veren ve Zue tarafından yazılan bir bilgisayar programı olan Jüpiter´e New York´un ısı derecesini, Tokyo´daki nemi ya da Rio´nun hafta sonunda hava tahminini sorun, Jüpiter size cevabı verir. Zue "Bu makine ile gerçekten konuÅŸabilirsiniz" demektedir. Jüpiter´in konuÅŸma yeteneÄŸinin anahtarı sadece insan konuÅŸmalarını duymak deÄŸildir, yanısıra konuÅŸmayı da anlıyor. Zue "İnsan gibi konuÅŸması için bir makinenin, kelimeleri bilmekten daha fazlasını yapması gerekir. Kelimeleri anlaması lazımdır ama bu ilktir ve çok sınırlı bir makinadır" demektedir. Dört paket programının bir sonucu olan Jüpiter´in ses tanıma programı, sesleri tanır ve dille ilgili olasılıkların tahmini üzerinde dayandırılan "kelime varsayımı"na çevirir. Ve tüm bunlar birkaç saniye içinde gerçekleÅŸir. Jüpiter için geliÅŸtirilmiÅŸ teknoloji piyasada kendi alanını oluÅŸturuyor. Jüpiter´in bilgisayar mimarisini tasarlamak için yedi yılını harcayan Michael Phillips ticari kullanımlar amacıyla Jüpiter´in ses tanıma programını uyarlamak için 1994 yılında Uygulamalı Dil Teknolojileri A.Åž. (AlTech) ile ortak oldu. Geçen sene içinde Altech, ilerlemiÅŸ telefon iÅŸletme bilgisini esas alan konuÅŸmayı tanıma uygulamaları için iki paket programı baÅŸlattı. AT&T, aynı zamanda kredi kartı numaralarını tanımlayan benzer bir programı deniyor. Ve Zue eninde sonunda ticari havayolu uçuÅŸları hakkında bilgi veren bir diÄŸer sistemi baÅŸlatmayı planlıyor. Teknolojik gelecekte, bilgisayarlar, hava durumundan çok daha öte ÅŸeyler hakkında konuÅŸacaklar.
Böyle körlüÄŸe can kurban
Bir düÅŸünün. Yabancı bir ÅŸehirde caddede yürüyorsunuz ve eski bir arkadaÅŸla buluÅŸmak için kararlaÅŸtırdığınız özel bir lokantayı nasıl bulacağınızı düÅŸünüyorsunuz. Kemerinize iliÅŸtirilmiÅŸ küçük bir bilgisayara birkaç komut girdikten sonra taktığınız özel bir gözlükte lokantaya giden en kolay yolun gösterildiÄŸi bir ÅŸehir haritasını görüyorsunuz. DoÄŸru caddenin bulunması için bir iÅŸaret karşınıza çıkıyor. GözlüÄŸünüze hafif dokunmayla ÅŸekli büyütebiliyorsunuz ve lokantayı buluyorsunuz. Ve ÅŸimdi bir ÅŸey daha düÅŸünün. Siz gerçekten körsünüz. Anlatılan bu olay, Seattle´da Washington İniversitesi´nde Arayüz Teknoloji Laboratuarın´dan Tom Furness tarafından araÅŸtırılan görme gerçeÄŸidir. Furness, ilerlemiÅŸ bilgisayar teknolojisi, lazerler ve diotlar kullanarak görme duyusunun nasıl fazlalaÅŸacağını araÅŸtırıyor. Sonuç, göz retinasının üzerine direkt olarak ÅŸekilleri çizen bir aygıt olarak tasarımlanan "Gerçek Retina Göstergesi" ile ince hafif hücreler tabakasının bulunduÄŸu gözün arkasının birbirine baÄŸlanmasıdır. Furness, "Bu sanki bir film projektörünü alıp gözün üzerine direkt olarak yansıtmaya benziyor" diyor ve devam ediyor; "Bakmak için bir perde yaratmaktansa bu perdeden çıkan ışınları yaratırız. Işık retinaya ulaÅŸtığında ÅŸekil gerçekten oradaymış gibi görünür. Fakat deÄŸildir. Bu gerçek olmayan bir ÅŸekildir." Yüksek teknoloji ürünü olan bir gözlük basit bir evrak çantası görünümündeki bir bilgisayara baÄŸlanır. Bilgisayara giren herhangi bir görüntüyü gözden geçiren bir çevirgeç iÅŸaretleri lif optik kordonuyla gözlüklere gönderir. Sonra mikro-göstergeler iÅŸaretleri renkli ÅŸekillere çevirir ve düÅŸük güçlü lazer ışını aracılığı ile kullanarak üzerinde bu ÅŸekilleri oluÅŸturur. Sonuçta oluÅŸan görüntü görülenin tam resmidir ve görüntünün standart alanı üzerine eklenir yani takviye ederek daha olaÄŸanüstü bir görüntü oluÅŸturur. Aygıt hala deneniyor. Furness, aygıtın kemere rahatça takılan paket sigara ÅŸeklinde bir birime indirileceÄŸini ama 1999´da piyasaya sunulması düÅŸünülen ilk ticari ürünlerin daha büyük olacağını öngörüyor.
İnanılmaz bir gelecege doğru
Furness; "1993´de bir kiÅŸi laboratuara geldi, denendi ve kör gözümle bu ÅŸekilde çok iyi görebiliyorum dedi. Ëšaşırdık ve araÅŸtırmaya yeniden baÅŸladık." diyor. Furness´in grubu gözleri sonradan yarıyarıya iyileÅŸen bu kiÅŸinin birkaç yıl önce otomobil kazasında gözlerini kaybettiÄŸini öÄŸrendiler. Işığın retinaya ulaÅŸmasını engelleyen ve gözde fiili körlük yaratan yara içi dokusu bozulmuÅŸtu. Fakat retinanın kendisi bozulmamıştı ve aygıttan gelen görüntü yara izinin dokusunda küçük yarıklar boyunca oluÅŸtu. Bu beklenmedik olayın keÅŸfi Furness´e, bazı kazalardan sonra tekrar görebilmek için insanlara yardım edebileceÄŸini düÅŸündürdü. Furness, bazı ÅŸeyleri deÄŸiÅŸtireceÄŸine inanıyor ve "Aşırı görmenin bir çeÅŸidini insanlara verebiliriz" diyor. Biyonik gözler yaratmak gibi. Sonunda Phantom gibi yeni teknolojilerle Jüpiter ve Görme Aygıtı gibi hayal, ses ve dokunmayla meydana getirilen bilgisayarlar ortaya çıkıyor. Gelecek çok farklı ve inanılmaz olacaktır; belki de hayallerimizin ötesinde…
Algının Döner Kapıları
Duyumsal gizemler dünyayı algılamanın birçok yolu olduÄŸunu gösterirler. Somerville´de yaÅŸayan 35 yaşındaki konuÅŸma araÅŸtırmacısı Karen Chenausky, "Bu göbek deliÄŸinizi keÅŸfetmeniz gibi bir ÅŸey" diyor. "Bazı zamanlarda farkına varır ve onunla oynamaya baÅŸlansınız. Bir süre sonra sıkılırsınız çünkü herkesin sahip olduÄŸunu anlarsınız." Karen, baÅŸka bir deneyime neden olan bir duyu organının, duyum ikiliÄŸini araÅŸtırıyor. ÷rneÄŸin, Karen duyum ikiliÄŸine iyi bir örnek veriyor; Renkli duyum. Ona göre ses ve görme birbirine karışık iki olaydır. Harf ve kelimelerin farklı tonları elde olmadan insan kafasında farklı ve canlı renkler uyandırır. Rus roman yazarı Vladimir Nasokow, iyi bir örnektir. KonuÅŸma ve bellekle ilgili inceleme yazısında, seslerin kendi özel alfabetik paletini anlatmaktadır; "YeÅŸil grupta kızılaÄŸaç yaprağı (f), olgunlaÅŸmamış elma (p) ve ÅŸamfıstığı (t) bulunmakta. Kahverengi grupta zengin yumuÅŸak lastik tonları (g) ve koyu renkli ayakkabı bağı (h) bulunmaktadır." Nabomow gibi Karen de "Duyum ikiliÄŸi dünyayı algılamanın bir yoludur" diyor. Geçen 300 yıldan beri bilinen duyum ikiliÄŸi sözcüÄŸü, Eski Yunanca´daki (syn-birlikte) ve (aisthessis-algılamak)den gelmektedir ve bu bir gizemdir. Bilim adamları neden ve nasıl üzerinde tartışırlar. Bu konu üzerinde ünlü olan ve bilimsel kitaplar yazan sinir mütehassısı Richard Cytowic´e göre bir milyonda sadece on kiÅŸi "Sintezik"dir veya her 200 kiÅŸide birisi kelimeleri, harfleri ya da numaraları duyduÄŸunda otomatik olarak renkleri görür. Cytowic duygular ve anıların iÅŸleme tabii tutulduÄŸu yeri ve beynin en eski bölümlerinden biri olan limbik sistemdeki duyu ikiliÄŸi ile ilgili kaynağı izliyor. Kuramına göre Sintezi, dünyayı görmenin ilkel yoludur. Cytowic, "Duyum ikiliÄŸi içimizdeki normal bir beyin fonksiyonudur. Fakat çalışması bilince ulaşır. Memelilerin nasıl gördüÄŸünün, duyduÄŸunun, kokladığının, tat aldığının ve hissettiÄŸinin saklandığı bir bellektir" diyor. DiÄŸer araÅŸtırmacılar beÅŸ duyu organını kontrol eden beynin bölümleri arasında Sintezi´yi araÅŸtırıyor. Ontario´daki McMaster İniversitesi´nden Daphne Maurer sadece ses deÄŸil örneÄŸin koklama, tat alma, dokunma duyuları konusunda yeni doÄŸan bebeklerin sintezik sıkıntı çektiÄŸini belirtiyor. Dört aydan sonra bebeklerin korteksleri yeterince olgunlaşıyor ve duyum ikiliÄŸi zayıflıyor; teori üzerinde araÅŸtırma yapan Cambridge İniversitesi Deneysel Psikoloji Bölümü´nden Simon Baron-Cohen "Bebeklerin beyinleri sonraki hayatlarında gerekecek olandan çok daha fazla sinirsel baÄŸlara sahiptir" diyor ve ekliyor; "BaÄŸların çoÄŸu zaman içinde azalır veya yokolur. Sintezik insanlar bu baÄŸların bir kısmını veya tamanını kaybetmeyen insanlar olabilirler." Cytowic ise konuyu ÅŸimdilik noktalıyor;"Sintezi bir hastalık deÄŸildir ama bir ödüldür duyu organlarınızın ötesinde çok daha fazla ÅŸeyler verir. Ama en önemlisi uyuÅŸturucuya karşı tek çare olmasıdır çünkü tüm bağımlıların sinirsel zaaflarını giderdiÄŸi gibi, bağımlılığı da engeller."
Popularity: 17% [?]
Sayfayı Yazdır
|
Sayfayı Gönder



