İnsan bedeni, temel olarak kendini yenileyen ve onaran bir yapıdır; her üç günde bir deri elbisemiz yenilenir çünkü hücreler sabit olarak bölünür ve çoÄŸalırlar ama bunun da bir sınırı vardır. Derinin büyük kayba uÄŸradığı hallerde yetiÅŸemezler. Birçok hücre yaÅŸlanır, DNA bunu engelleyemez veya DNA yenilenmez, zincir genetik olarak proteinlerin hasar görmesi için serbest bırakılmıştır. Berkley Üniversitesi’nden molekül bioloÄŸu Judith Campisi, deri ve bağışıklık sistemindeki  yaÅŸlı hücre kümelerinin, 70 yaÅŸlarındayken 30 yaÅŸlarındakilere göre üst düzeylerde olduÄŸunu tanımlandı. Bu iki sistemdeki yüksek oranda hücre bölünmesi öncelikle görünür yaÅŸ demekti. Öyleyse yaÅŸlanma oluÅŸumu için kayıp ve hasar daha çok hücre gruplarının sorumluluÄŸundaydı. Bitkinlik, bedenin yıpranmasının doÄŸal sonucudur, kromozomlar DNA’nın ayakkabı bağı benzeri yapısıyla iliÅŸkilidir, DNA baÅŸlıklarına ise “Telomer” denir, bunlar DNA zincirinin veya bağının dağılmasını engellerler ve kromozomlar her bölündüklerinde yeni DNA zincirini oluÅŸturmak için hazırdırlar ama telomerler bunu kısa tutarlar veya uzun sürmesine engel olurlar. Sonuç olarak, telomerler yeni DNA’nın oluÅŸması için gereken sürenin kromozomlar tarafından kullanılmasına izin vermezler.

Hücrelerin içini bir reaktöre benzetebiliriz, hücre sürekli yakıt üretir. YaÅŸlı insanlardan alınan hücrelerin araÅŸtırılması, bu yakıtın daha döllenmeden hemen sonra bir fetüs halindeyken tüketilmeye baÅŸlandığı göstermiÅŸtir. Kuramsal olarak, hücrelerin bu kadar hızlı ve çok çalışmasını engellemek ve yakıt tüketimini azaltmak mümkündür ama bu henüz kuram aÅŸamasındadır. Çünkü hücrelerin insan olduktan sonra neden böyle çalıştıklarının cevabı henüz yoktur. Beden, enerjisinin büyük kısmını, yemekten sonra hazmederken kullanır, bir çok insanın metabolizması yavaÅŸtır, bazıları ise diet yaparak bu enerjinin kullanımını azaltmaya gayret ederler. Biologlar, laboratuar farelerinin yiyeceklerini ikiye bölüp azaltarak, yaÅŸamlarını % 40 oranda uzatmayı baÅŸardılar. Los Angeles California Üniversitesi’nden biolog Roy Walford, günlük ihtiyacı olan 3000 kaloriyi, 1800’e indirerek, 120. yaşını kutlamayı umut ediyor. Walford’a göre yiyeceklerin azaltılması ve daha önemlisi doÄŸru alınması, saÄŸlıklı hücrelerin zarar verici ve yıkıcı protein gruplarından korunması yolunda ciddi bir adımdır. Özellikle de, E vitamini gibi antioxsidant vitaminlerin üst düzeyleri çok yararlı olmaktadır.

Ölümsüzlük yasal mı?
Biolojik araÅŸtırmaların umulmadık sonuçları yaÅŸlanma oluÅŸumunda yeni buluÅŸları ortaya koyuyor ama normal olarak bunlar kısaltılmış olarak ancak özel tıbbi veya bilimsel yayınlarda yer alıyorlar ve toplum bunlardan haberdar olamıyor. Bunun için bir kuruluÅŸ oluÅŸturuldu; “YaÅŸamı Uzatma Vakfı” kar amacı gütmeyen bir örgüt ve iÅŸi saÄŸlıklı uzun ömür araÅŸtırmalarını duyurmak ve desteklemek; son haberler iletiliyor, yeni teknikler tanıtılıyor ve yeni ürünler duyuruluyor. KuruluÅŸun amacı, üyelerinin uzun yaÅŸamaları için yardımcı olmak ve gelecekte gerekecek fonları yaratmak; ana hedef ise fiziksel ölümsüzlük. Slogan olarak da “Biz çabuk yaÅŸlanmıyoruz, çabuk ölmüyoruz” diyorlar. 16 yıl evvel Hollywood’da Saul Kent ve William Faloon tarafından kurulan “YaÅŸamı Uzatma Vakfı”nın başı yasalarla dertte. Öncelikle önerdikleri özel beslenme metodları ve ilaçlara karşı çıkmaları yüzünden, FDA “ABD Beslenme ve İlaç Dairesi” tarafından sıkıştırılıyorlar. Ticari sistemin dışında olmaları bir diÄŸer handikap. En büyük savaÅŸ ise, son yılların ünlü gençlik ilacı olan Melatonin için yaÅŸandı ve yaÅŸanıyor. Melatonin bir hormon ve bedeni yeniliyor. “YaÅŸamı Uzatma Vakfı”, Melatonin’nin ticari amaçlı tıp kuruluÅŸları ve doktorlar tarafından kontrol edilmesine karşı çıkıyor, benzeri diÄŸer alternatif saÄŸlık kuruluÅŸları tarafından da desteklenen bu mücadelenin amacı ise, Melatonin ürünlerinin serbest ve ucuz satılması. Uzun süreli hastaların ilacı kullanmaya bütçeleri yetmiyor, buna raÄŸmen dev ilaç tröstleri buna hiç aldırmadan kısıtlamayı sürdürüyorlar ve savaÅŸ sürüyor.

Onlar ölümü reddediyorlar ?
Öte yandan, ölümsüzlüÄŸün ÅŸu anda varolduÄŸunu da söyleyebiliriz. Uluslararası Ebedi Toplum Organizasyonu adlı kuruluÅŸ üç kiÅŸiyi ölümsüz olarak ilan etti; Charles P. Brown, Berna Deane ve James R. Stroke bir sosyal program oluÅŸturdular; fiziksel ölümsüzlüÄŸün bedenlerimizde gerçekten  ÅŸifrelendiÄŸini iddia ediyorlar,  hücreler buna hazırlar, iÅŸ sadece onları bu oluÅŸum için uyandırmakta. Bu üç ilginç insan “Together Forever-Ebediyen Beraber” adlı bir kitap yazarak olayı iyice tırmandırdılar; bakın ne yazmışlar; “Ölümsüzlük hücrelerini hissediyoruz, beden ölüm uykusuna benzeyen derin uyku nedeniyle buna zaten deneyimli. Ölümsüzlük zaten insanın en büyük arzusu ve amacı olarak hücrelerimizde her an titreÅŸmektedir ve bu titreÅŸim enerjisi hücrelerimizle bilincimiz arasında karşılıklıdır; derinlerde bunu anımsıyoruz; sürekli olarak, evet, ölümsüz doÄŸdum, ölmek için doÄŸmadım, demeliyiz; iÅŸte hücrenin uyanışı budur…”

Bu üç kiÅŸi, kendileri gibi düÅŸünenleri biraraya toplayarak Scottsdale Arizona’da bir komün oluÅŸturdular. Orada ilahi ölümsüzlüÄŸü, fiziksel yenilenmeyi kovalarken, bedenlerini temizlemeye çalışıyorlar. O kadar ilginç düÅŸünceleri var ki, oluÅŸturdukları ölümsüzlük enerjisinin kendilerini kazalardan koruyacağına da inanıyorlar. Bütün bunlar bir yana ama bu olaya bilim dünyasının olumlu baktığı tek birÅŸey var; o da bilinçaltının ölümü ve öleceÄŸini önceden kabullenmiÅŸ olması, ama bu bir kuram, henüz bilinmeyen bir yöntemle bilinçaltı ölümü reddederse acaba neler olacaktır? Örnek ise, ölümcül hastaların çok azında görülen ölüme direnme gücü ve sonunda hastalığı yenmeleri; onlar ölümü reddediyorlar ve Azrail eli boÅŸ yerine dönüyor; İşte, gizem burada ama nasıl?

İnsanın ötesi…
Felsefi olarak İnsanlık mental, fiziksel ve sosyal olarak üst düzeylere ulaÅŸma uÄŸraşı içinde. Ölümsüzlükçüler, ÅŸu an içinde bulunduÄŸumuz evrim düzeyinin çok uzadığı düÅŸüncesindeler. Buna inananlar içinde bilindiÄŸi gibi, bedenlerini iddialara göre hemen ölmeden evvel ve genel olarak da ölür ölmez likit nitrojen içinde donduranlar bulunuyor. Bir kısmı ise, ölümsüzlüÄŸün insanların bilinçlenmesiyle oluÅŸacağını düÅŸünüyorlar. Tıp ve psikoloji, insanın kiÅŸiliÄŸinin nereden kaynaklandığını söyleyemiyor ama biyoloji ÅŸunu belirleyebilir; dünyasal insan düÅŸüncesinden ve mental oluÅŸumdan, beyinde çalışan elektriksel sinyaller  sorumluysa ve eÄŸer insan kiÅŸiliÄŸi veya ruh, beyinde bir  etki doÄŸuruyorsa yani söz konusu elektriksel sinyallere neden oluyorsa ve benzer bir etkiyi yapay bir beyinde yaratamıyorsak, öyleyse herÅŸey kimyasal deÄŸildir ve ayrı, farklı birÅŸey biryerlerde vardır. Bilgisayarları aklınıza getirin; bilgisayarın “hardware” denen teknik yeterliliÄŸi yani bedeni vardır, her program “software” ise bir kiÅŸiliktir; bedenin yani bilgisayarın farklı özelliklerini ayrı düzeylerde kullanır, hele bir de bilgisayarın ana belleÄŸi çok büyük veya geniÅŸse. Ama sorun hızdır, bilgisayar insandan hızlı bir hesabı yapabilir fakat bunu nasıl yapacağını kendi düÅŸünemez. Anlaşılabildiyse, beden=bilgisayar ile program=kiÅŸilik/ruh benzerliÄŸi olabildiÄŸince ortadadır.

Sonuçta görülüyor ki, insan ölümsüzlüÄŸe, bilinç olarak, bilgelik olarak, istek olarak, hatta tıbbi olarak hazırdır ama yaÅŸam biçimi olarak, tüm alışkanlıklarıyla ve oluÅŸturduÄŸu sistemlerle hazır deÄŸildir. Buna daha çok zaman var; belki de gerçekten evrim artık yeni bir aÅŸamaya yani insanötesi insan aÅŸamasına geçmeli…
Ve …

Bir veya birkaç olayla ölüm ötesini kesin olarak tanımlamaya kalkışmak geleceÄŸin araÅŸtırmalarına yarar saÄŸlamayacaktır. Belki de bazı kesin olaylar veya kesin bir olay, tarihsel literatürün zengin arÅŸivinde saklıdır, yukarda verilen olaylar buna örnek olabilirler. Ama geçmiÅŸteki olaylar ve çalışmalar, günümüzdeki parapsikolojik kiÅŸiliÄŸin dışında kalmaktadır. Güncel parapsikolojinin ağırlıklı bilimsel bakış açısı, ölüm ötesi örneklerini veya savlarını kolay kabul etmemekte hatta dışlamaktadır. O zaman da geriye kiÅŸisel görüÅŸler kalmaktadır yani ölüm ötesi hakkında özgün düÅŸünceler oluÅŸturabiliriz ama öteye geçemeyiz. Ölüm kendi kapsamı, niteliÄŸi ve niceliÄŸi yönünden bir son olmamalıdır dendiÄŸinde, özgün bir görüÅŸü ortaya koymuÅŸ oluruz. Bu durumda hem uyarıcı, hem de çok güç sorularla karşılaşırız; KiÅŸisel ölüm deneyleri hangi açıdan deÄŸerlendirilecektir? Ve en önemlisi öteki dünyanın doÄŸal yapısı nasıldır?

Yanlı da olsa  ölüm sonrası merakı ve ilgisi uygar toplum düzeyinde ve kültürel göstergenin peÅŸisıra yükseliyor. Sayısız kitap yayınlanıyor, NDE, mistik görüntüler, melekler ve ilahi yolculuklar, binlerce kitap yıllardır peÅŸpeÅŸe yayınlanıyor. YaÅŸam sonrası için tek bir yol var, o da bir sürpriz neyse ki bizim sürpizlere dayanma kapasitemiz çok yüksek ama kendimize ne istediÄŸimizi sormamız gerekiyor; duyularım söylüyor ki, bir yer var ve biz oradan  geldik ama yine oraya gidecek miyiz? Yani  eve?
O yer var ve orası tümüyle öteden beri bizim kaderimiz.

En tatmin edici olabilecek ve kesin geçerliliÄŸe sahip metod, tutarlı olması kaydıyla ölülerle kurulabilecek bir iliÅŸki türüdür ama ÅŸu ana kadar bu yöntem baÅŸarılamamış veya bulunamamıştır, hatta büyük bır olasılıkla da o gün asla gelmeyecektir. İnsan düÅŸüncesi çok karmaşık ve tutarsızdır iÅŸte bu özelliÄŸi nedeniyle hiçbir konuda ufku doÄŸrudan görememektedir. Parapsikolojinin en baÅŸarılı adımı, ölüm ötesini araÅŸtırmayı saygın bir hale getirmesi olmuÅŸtur ama hala çok az ÅŸey bilinmektedir. Trans medyumluÄŸu, ölüm deneyleri, BDD’ler, ölüm hali vizyonları ve reenkarnasyon olayları hakkında daha öÄŸrenilecek çok ÅŸey vardır. Belki bir gün, ÅŸok edici etkin bir ışık parlayacak, ölüm ötesi iliÅŸki aydınlanacak ve ölüm ÅŸoku o andan sonra cevapsız bir soru olmayacaktır. Fakat açıkça söylemek gerekir ki, zekanın yetileri ne olursa olsun ÅŸu anda söylenenler ancak birer spekülasyondur; bazen küstahça, bazen fanatikçe veya iyimserlikle. Ölüm ötesi olayı etkileyicidir ama henüz tanımlanmamıştır.    

Ölümsüzlük bizi melek veya vampir mi yapacak?
 Ve ölümsüzlük gibi evrensel bir konuda, öncelikle olumlu düÅŸünmeliyiz. Ama dünyasal sorunlarımız vardır ve bunlar bizi korkutabilir; özellikle III. Dünya Ülkeleri’ndeki nüfus yoÄŸunluÄŸu ciddi ve endiÅŸe vericidir. SavaÅŸlar sadece kaynakların ele geçirilmesi gibi basit ve ilkel bir neden için yapılmaktadır; doÄŸal afetler ve açlık etkin ve öldürücüdür. Zengin azınlıklar geliÅŸirken, fakir çoÄŸunluk açlıktan ölmektedir; Bu arada, geliÅŸmiÅŸ ülkelerde iÅŸÅŸizlik dev oranlarda büyürken, emeklilik yaşı, 20-40 yaÅŸ arasındaki  kuÅŸağın çalışma gücüne katılımını engellemektedir. Emeklilik ödemeleri, 80 yılı aÅŸan uzun bir yaÅŸam ortalamasında devletlere çok pahalıya malolacaktır hatta yıkıma neden olabilir. Ölümsüzler yaÅŸam desteÄŸini nereden alacaklar ve kendi dölleriyle nasıl rekabet edeceklerdir? Ölüm korkusunun kalkması toplumun beklentilerini ve sonuçta düzenini deÄŸiÅŸtirecektir. EÄŸer önümüzdeki bin yıl içinde ölümsüz olursak, ya bir melek ya da bir vampir olacağımız kesindir; bugün ektiÄŸimiz tohumlara göre sonucu bekleyip göreceÄŸiz.

Popularity: 22% [?]


Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır | Sayfayı Gönder Sayfayı Gönder