Dilbilimciler, günümüzün modern konuÅŸma düzenini, ilk insanın diline uyarlamaya çalışıyorlar. 30.000 Yıl öncelerde İnsanlık tek bir yerde aynı dili konuÅŸuyordu. Bilimcilere göre, genetik farklılıklar yüzünden çaÄŸlar boyunca dillerde ayrılıklar oluÅŸtu. Linguistikler yani dilbilimciler "Ana Dil"i ya da verdikleri adla "Ön Dünya Dili"ni ortaya çıkarmaya çalışırken ana dilin ilk kez Anadolu´da konuÅŸulduÄŸunu buldular.
1786 yılında İngiltere adına Hindistan’da hakimlik yapan Sir William Jones, insan doÄŸası ile ilgili raslantıların peÅŸinde. DoÄŸu felsefesi eÄŸitimi almış bazı bilginler gibi Sir Jones, önce bütün Hint destanlarını ve dini yazıtlarının dili olan Sanskritçe´yi öÄŸrendi. Jones, Sanskritçe´de Latince ve Yunanca´da kullanılan bazı gramer yapılarının ve sözcüklerin benzerliÄŸini buldu. Öyle ki, Jones’a göre hiçbir dil bilimci, bu yazıtların bir kaynaktan çıktığına inanmadan bunları inceleyemezdi. Charles Darwin’in de iddia ettiÄŸi gibi Jones da insan dilinin ve fiziÄŸinin zaman içinde kendi ana soyunu yok ettiÄŸini düÅŸünüyor. Bugün bilim adamları, dilin köklerini araÅŸtırma konusunda bir devrim peÅŸindeler. Noam Chomsky ve yandaşı dil bilimciler, dilin psikolojik bir bilinmeyen olduÄŸunu düÅŸünürken, bilginlerin bir kısmı da dilin kültürel evrimin ürünü olduÄŸunu söylüyorlar. Modern dilleri, bir incelemeden geçirirsek gramer yapılarının ve bazı sözcüklerin 5000 dil içinde benzeÅŸmesi bizi tarihi ana dillere kadar götürür. Birkaç radikal dil bilimci, daha da ileri gitmiÅŸ ve bütün bu dilleri tek bir ana dile baÄŸlamıştır. Elde edilen dil bilimi bulguları, arkeolog, antropolog ve diÄŸer sosyal bilimciler için yararlıdır. Bütün dil bilim adamları dünya toplumlarının hikayesini çözümlemek istiyorlar. Wayne Üniversitesi’nde incelemeler yapan Alexis Manaster Raamer, bir baÄŸlantı noktasına geldiklerini, dilin içindeki soruların antropolojik, sosyolojik ve psikolojik koÅŸullar içinde olduÄŸunu söylüyor. Dil, toplumu birbirine baÄŸlayan bir yapıştırıcı gibidir, dilin evrimini incelerken, eski insanların nasıl yaÅŸadıklarını, göçlerini, yiyip içtiklerini anlayabiliriz. Hatta sözcükleri incelersek, topluluklar arası iliÅŸkiler hakkında da bilgiler edinebiliriz. Çünkü yeni bulgular, birçok farklı bölgenin birbiriyle iliÅŸkisi olduÄŸunu ortaya çıkardı. Diller için oluÅŸturulan köken aÄŸacı, insanların aile aÄŸacına benziyor. Böyle bir aÄŸaç oluÅŸturulup incelendiÄŸinde tüm insanoÄŸlunun ve belki de tüm dillerin tek bir yerden, 200.000 sene önce Afrika’dan çıktığı görülüyor.
İngilizce´deki Hintçe kökler;
Bir görüÅŸe göre; dil evriminin incelenmesine İngilizlerin kökenlerine inerek baÅŸlanmalıdır. Shakespeare döneminde 16. yüzyılda konuÅŸulan İngilizceyle, Chaucer dönemi 14. yüzyıl İngilizcesi çok deÄŸiÅŸiklik gösterir. Dramatik ses deÄŸiÅŸiklikleri tek bir dil içerisinde olduÄŸunda normal kabul edilebilir. İncelemeci Merritt Ruhlen’e göre; kelimeler bozuk para gibidirler yani deÄŸerleri düÅŸebilir. Toplumun talebine baÄŸlıdır.”Köpek” sözcüÄŸü, dört ayaklı, kuyruklu herhangi birÅŸeyi iÅŸaret edebilir ama hipopotam ya da daÄŸ keçisi gibi sabit bir anlam taşımaz. “ Sesler ve anlamlar arasındaki baÄŸ, dil biliminin geçmiÅŸini oluÅŸturur” diye anlatıyor Ruhlen. Çünkü, herhangi bir sayıdaki sesler birçok anlam taşıyabilirler, iki farklı dilde kelimelerin seslerinin ve anlamlarının uyuÅŸması, bir kökten geldiÄŸine iÅŸaret ediyor olabilir. ÖrneÄŸin; bir müÅŸteri, herhangi bir İtalyan, Fransız, ya da İspanyol restoranında kahvesini “au lait”,”con leche”, veya “latte” olarak ısmarlayabilir. Bu benzer sesteki sözcükler, kardeÅŸ gibidirler ve hepsi “süt” anlamındadırlar ve latince “lacte” den gelirler. Her dil, evrim sürecine baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸim göstermiÅŸtir ve hepsi, kökü bilinmeyen Roma dilinden doÄŸmuÅŸtur. Benzer karşılaÅŸtırmalar Jones’i Latince, Yunanca, ve Sanskritçe’nin daha eski bir ana dilden ortaya çıktığı fikrine itmiÅŸtir. ÖrneÄŸin; “three” yani üç sayısı, Latince’de “tres”, Yunanca’da “treis” ve Sanskritçe’de “tryas” olarak yazılır. Jones’in bu fikrinden yola çıkarak, araÅŸtırmacılar İngilizce, Almanca, Rusça, Hintçe, Persçe, İsveççe, Gallerce, ve Litvanyaca dillerinin tek bir dil kökünden türediÄŸi kanısına vararak, Hint-Avrupa adını verdiler. Bu ana dil 8000 yıl önce yazının bulunmadığı zamanlarda konuÅŸulmuÅŸtu, ve izleri, kardeÅŸ dilleri izleyerek sürüldü. Dil bilimciler, kalıntılardan yararlanarak Hint-Avrupa ana dilinin tüm Avrupa halklarınca konuÅŸulduÄŸunu buldular. Sovyet bilim adamları ise, son olarak hayvan isimlerinden ve tarımsal bitki adlarından yola çıkarak bu dili konuÅŸanların tarımla uÄŸraÅŸtıklarını ortaya çıkardılar. DaÄŸ, çiçek ve akarsu isimleri bu insanların daÄŸlık bölgede yaÅŸadıklarını gösteriyor.
HerÅŸey Anadolu´da baÅŸladı;
İpuçlarına ve verilere göre; Rus araÅŸtırmacılar, Hint-Avrupa dilini konuÅŸanların Türkiye sınırları içinde olan Anadolu’da yaÅŸadıklarını, bu dilin daha sonra Avrupa’ya ve kıtanın ortalarına yayıldığı ortaya çıkardılar, dilin Rusya’dan çıktığı ve savaÅŸlar yoluyla Avrupa’ya yayıldığı düÅŸünülüyor. Ama Gamkrelidze, Ivanov ve diÄŸer Rus dilbilimcileri, Hint-Avrupa dilinin, Mezopotamya ve Yakın DoÄŸu’dan çıktığını, çünkü bu dili konuÅŸan insanların yaÅŸadıkları coÄŸrafi koÅŸulların bu bölgelere benzediÄŸini söylüyorlar. ÖrneÄŸin, Hint-Avrupa dilindeki “wine” (ÅŸarap) sözcüÄŸü, Hint-Avrupa dili dışındaki bir dilden “Wanju”dan yani Mısırca’daki “wns” sözcüÄŸünden gelmiÅŸtir. İngiliz arkeolog Colin Renfrew, Ruslar´Ä±n teorisini kabul edilemez buluyor. Renfrew, arkeolojik çalışmalar sonucunda, Hint-Avrupa dilini konuÅŸanların yurdunun Anadolu olduÄŸunu ilan ederken, ayrıca bu insanların hiç savaÅŸ yapmadıklarını sadece tarımla uÄŸraÅŸtıklarını düÅŸünüyordu. Renfrew, dilin Anadolu’dan Avrupa’ya yayılmasının 1500 yıl sürdüÄŸünü hesaplamıştı. Çünkü, tarım yapan insanların, istilacılık yapmadan doÄŸal süreç içinde ancak bu kadar ilerleyebilirlerdi. Hint-Avrupa dilinin keÅŸfinden sonra bilimciler, yıllarca bu dil üzerinde araÅŸtırma yaptıktan sonra daha da geriye gidilmesi gerektiÄŸini anladılar. Ama Gamkrelidze ve diÄŸer Rus bilimciler, Hint-Avrupa dilinin, Mezopotamya ve Yakın DoÄŸu’dan çıktığını coÄŸrafi koÅŸullar nedeniyle savunurken dünyanın baÅŸka bölgelerini de araÅŸtırdılar. ÖrneÄŸin; Altik yakınlarında Korece ,Japonca ve Orta Asya dillerinin oluÅŸtuÄŸu Asya dillerini incelediler (bu diller “semitik” dil soyundan gelir). Hint-Avrupa dili ve Asya dilleri hakkında araÅŸtırma yapıldığında, Ruslar bunların çok daha eski bir ana dilden geldiÄŸini anladılar. Bu dilin adı “nostratic”di ve “bizim dilimiz” anlamına geliyordu. Bu eski ana dil günümüze uyarlanırken, Rus bilginler, en çok kullanılan sözcüklere ağırlık verdiler. Vücut bölümleri, ÅŸahıs ekleri ve doÄŸal nesneler gibi.
Kızılderililer Asya´dan geldi;
Sesleri analiz ederken, Nostratic dilin birçok farklı dilin oluÅŸumunda yer aldığını görürüz. ÖrneÄŸin, Nostratic dilde genç erkek anlamına gelen “majra” deÄŸiÅŸmiÅŸ ve Hint-Avrupa dilinde “merio” olmuÅŸtur. Daha sonra anlam deÄŸiÅŸikliÄŸi geçirip, koca erkek anlamına gelen Fransızca sözcük yani “mari” olmuÅŸtur. İngilizce´de de evlilik anlamında “marry” olarak kullanılır. Nostratic sözcükler incelendiÄŸinde, konuÅŸanların ne zaman ve nasıl yaÅŸadıkları da ortaya çıkıyor, tarım bitkisi adlarından, onların tarımla uÄŸraÅŸtığını anlıyoruz. Ama evrimin nasıl geliÅŸtiÄŸi her zaman bilinmeyebilir. ÖrneÄŸin; “kuyna” sözcüÄŸü Nostratic dilde köpekle kurt arası birÅŸeydir. Daha sonra “k” harfi Alman dillerinde “h” ye dönüÅŸerek, sonunda İngilizce´de ki “hound” sözcüÄŸü ortaya çıktı. İlk köpek 1400 yıl önce ortaya çıkmıştı ve bu Nostratic dilin konuÅŸulduÄŸu zamana rastlar. Böylece bir dilin oluÅŸmasında koÅŸulların önemi ortaya çıkıyor. Nostraticler seyahat eden bir topluluktular, bunu “uzun yolculuk” anlamına gelen sözcüklerin varlığı bir yana, dilin yayıldığı Asya ,Avrupa ve Hindistan gibi bölgelerdeki izlerinden de anlıyoruz. Bu arada, Joseph Greenberg, yerli Amerikan dilleri hakkında araÅŸtırma yapmıştı. O’na göre; yerli Amerikalılar yani Kızılderililer üç grup halinde binlerce yıl önce Asya’dan gelmiÅŸlerdi. İlk ve en güçlü grup olan Amerindler Güney ve Orta Amerika’da konuÅŸulan dili oluÅŸturdular. DiÄŸer iki grubu oluÅŸturan Nadeneler, Kuzey Batı’da Apaçiler´in, Eskimolar´Ä±n konuÅŸtuÄŸu dili geliÅŸtirdiler ve onlar Amerika’ya en son gelenlerdiler.
Araştırmacıların tartışması;
Greenberg’in teorisi, araÅŸtırmacılar arasında tartışma yarattı. Boulder’deki konferansta dilbilimciler Greenberg’in metoduna karşı çıktılar çünkü Greenberg tüm dillerdeki ses benzerliklerini, tek bir dile baÄŸlıyordu. Onlara göre tüm diller zaten birbirini etkilemiÅŸlerdi. 20 sene önce de buna benzer bir tartışma yapılmıştı ve o zaman konu Afrika dilleriydi. Greenberg’in teorisi arkeologlar arasında da kargaÅŸa yarattı çünkü yerli Amerikalılar hakkındaki fikirleri deÄŸiÅŸmiÅŸti. Arkeologlar uzun süre Yeni Dünya’ya göçlerin 12.000 yıl önçe yapıldığına inanmışlardı. Greenberg bir çok yerli dilinin Amerind dilinden türediÄŸi görüÅŸündeydi ama deÄŸiÅŸik bir veri vardı çünkü arkeolojik bulgular 12.000 yıldan daha önce göç olduÄŸunu bulmuÅŸtu ve bu da dillerin yayılmasına daha çok zaman veriyordu. ÖrneÄŸin; 16.000 yıllık maÄŸara yaÅŸamından sonra Åžili’de 33.000 yıl önceden kalan bir baÅŸka barınak bulunmuÅŸtu. Yeni çalışmalar yerli amerikalıların genlerinin deÄŸiÅŸtiÄŸi tarihi karşılaÅŸtırıyorlar ve bu da 60.000 yıl öncesine raslıyor. Amerikada’ki araÅŸtırmalar, İngiltere’deki gizeme de ışık tutuyor. Hint-Avrupa dil ailesinden olmayan bir lisanı konuÅŸan Basklar´Ä±n nerden geldiÄŸi araÅŸtırılıyor. Rus bilimadamları, Bask dilinin Nadene’in bir kolu olduÄŸunu düÅŸünüyor, bu dil Çince´ye ve eski Akdeniz dili olan “Etrüskan”a dayanıyor aynı dile daha sonra “Dene Caucasian” adı verildi ve dil kıta’nın iki yanında ve Avrasya’da konuÅŸulmuÅŸtu. Tıpkı Bask’ların dili gibi; baÅŸka dillere çevrilse bile sabit kalmayı baÅŸardı, egzotik dilbilimine göre dil bazen genlerde olduÄŸu gibi, bir topluluÄŸun belirgin özelliÄŸi olabilir. Tarihsel dil araÅŸtırmaları, bilim adamlarını ilginç araÅŸtırmalara yöneltiyor. Genler incelendiÄŸinde, dil ve gen arasında bir bağın olduÄŸu ortaya çıktı. Stanford Üniversitesi genetik uzmanı Luigi Cavalli Sforza; “insanlar 50.000 yıl önce dünyaya yayıldığında; çok sayıda grup oluÅŸmuÅŸtu ve bu gruplar bir daha genetik ve dil olarak birleÅŸemediler. Genler deÄŸiÅŸtiÄŸi için diller de deÄŸiÅŸti” diye açıklıyor. Sforza ve arkadaÅŸları,42 milletten gen örneÄŸi aldılar ve bir aile aÄŸacı yaratmaya çalıştılar, aÄŸaç insanların yayılışının tarihçesini, tek bir topluluktan binlercesine nasıl ayrıldığını gösteriyor.
"Ön Dünya Dili" yayılıyor;
Daha da önemlisi Sforza genetik deÄŸiÅŸimin dili de etkilediÄŸini buldu. En eski kaynaÅŸma Afrika ve diÄŸer dünya insanları arasında olmuÅŸtu, olay Homo Sapiensler´in Afrikadan çıkışlarını da açıklıyor. Genetik kaynaÅŸma, dildeki kaynaÅŸma ve etkileÅŸimi beraberinde getirdi. Afrika dili Khosan’ın bir kolu olan Kung San dili direkt olarak öbür dilleri de etkiledi. Yakın DoÄŸu’da paleo-antropologların yaptığı fosil incelemelerinde: ilk ayrılmanın ve bütünleÅŸmenin tarihi belirlendi; bu dönem 92.000 yıl önceydi. Benzer ÅŸekilde genetik araÅŸtırmalar yapan bir diÄŸer grup, bütün dillerin 200.000 yıl önce yaÅŸamış olan küçük bir gruptan çıktığını söylüyor. ”Eve” hipotezi denilen bu görüÅŸ California Üniversitesi genetikçileri tarafından savunuluyor. Onlara göre; tüm insanların genlerinde Afrika’da yaÅŸayan Homo Sapiensler´in özellikleri var.EÄŸer insanlık bu küçük gruptan türemiÅŸse hepsinin aynı dili kullanmış olması mümkündür. Sheveroskin’e göre, genetik çalışmalar yoluyla orjinal ana dile ulaşılabilir. ÖrneÄŸin; Nostratik dilde yaprak anlamına gelen “lapa”, DeneCaucasian dilindeki “tlapa” ve Amerind dilindeki “dap” ile benzeÅŸir. Amerindlerde kadın anlamına gelen “kuni” Nostratik dilindeki “küni” ye benzer. İngilizce´de kadın hükümdar anlamına gelen “queen”de buradan türemiÅŸ olabilir. Sheveroskin ve diÄŸer dil bilimciler buna benzer düzinelerce sözcüÄŸün ÅŸeceresini çıkardılar ve orjinal ana dile “Ön Dünya Dili” adını verdiler.
Ön Dünya Dili adı verilen orjinal ana dil incelenirken, sözcüklerin geliÅŸimi ve türleri de incelendi. Bu dönemde, bilim ve matematik olmadığı için, örnek üretirken genel kavramlar ele alındı. ÖrneÄŸin; ”Niwha” yani ”hayat” sözcüÄŸü insanoÄŸluna ait tüm hayati kavramları kapsıyordu; hava, kan ,kalp gibi, dilin sözcükleri daha çok insan hareketleriyle ilgiliydi, köklerin bulunmasından sonra, dilin nasıl oluÅŸtuÄŸu da incelendi, dilin oluÅŸumu tabii ki iletiÅŸime dayalıydı. Fakat hala atalarımızın dil oluÅŸtururken nelerden etkilendikleri merak konusu.
Sayfa 60
Ataların sesi
Ortak kelimeler ve gramatik yapılar araÅŸtırırken, dil bilimciler modern dillerin kök aÄŸacını yeniden oluÅŸturuyorlar. En çok kabul edilen aile aÄŸacı, Hint-Avrupa dil ailesine aittir. Bugün bilginler, HintAvrupa dilinin bu aÄŸacın sadece bir kolu olabileceÄŸini söylüyorlar.
Sayfa 62
Kelimelerin yayılışı
Yeni araÅŸtırma sonuçlarına göre; ataların dili, Avrupa’ya çiftçiler tarafından yayılmıştı. İngiliz arkeolog Colin Renfew’e göre; Hint-Avrupa dili denen bu lisan ÅŸimdi modern Türkiye olan Anadolu’da 8.000 yıl önce ortaya çıkmış ve İngilizce, Fransızca gibi birçok dilin temelini oluÅŸturmuÅŸtu.
Sayfa 63
Hepsi aynı aileden
Dünya insanlarının genlerini inceleyen biologlar sonuçta bir aile aÄŸacı oluÅŸturdular. İnsan soyu tarihi göçler sonucunda ortaya çıkan 7 büyük bölüme ayrılıyor, hepsi. Genetik çalışmalar sonucunda anlaşılmıştır ki; dillerin lisan aÄŸacı, genetik ayrımla paralel geliÅŸmiÅŸtir.
Sayfa69
Homo Sapien´ler, konuÅŸma için gerekli anotomik yapıya sahiptiler.
Orjinal telaffuz: maymunlar, yunuslar, ve ilk insanlar
Tarih-dil bilimcileri, telaffuz ve ek yapısına dayanarak, hangi dillerin ilk olarak nerede konuÅŸulduÄŸunu araÅŸtırıyorlar. Brown Üniversitesi araÅŸtırmacılarından Philip Lieberman ilkel insanların bugünkü insanlara benzer bir gırtlak yapısına sahip olduÄŸunu söylüyor. Fosil araÅŸtırmaları göstermiÅŸtir ki; geliÅŸkin bir dile ve modern gırtlak yapısına 200.000 yıl önce ulaşılmış, göçlerle iletiÅŸim saÄŸlanmıştır. Belki de gerçek anlamda dile yakın bir iletiÅŸim formu bundan daha önceye de gidiyor. Fosil kafatasları incelendiÄŸinde anlaşıydı ki; konuÅŸmaya yarayan ve günümüz insanlarında bulunan bir beyin bölümü ilkel insanlarda milyonlorca yıl önce de vardı. Buna göre; atalarımız az da olsa konuÅŸma yeteneÄŸine sahiptiler. Lieberman, yeni kitabı, “Diller ve ÇeÅŸitleri”nde ilk insanların konuÅŸmaya baÅŸlamasının nedenini, iletiÅŸim kurmak bir yana, dünyaya egemen olma isteÄŸine baÄŸlıyor. Anladığımız kadarıyla o zamanlarda; bir iki kelimelik konuÅŸmalar ve genel anlamlar taşıyan sözcükler kullanılıyordu. Maymunlar ve diÄŸer akıllı hayvanlar arasında da paylaşılan bir dil formu vardır. Åžempanzelerle yapılan çalışmalarda, sınırlı zaman içinde, sembol ve ÅŸekillerle iletiÅŸim kurabildikleri gözlendi. California Üniversitesi araÅŸtırmacıları; 5 buçuk yaşındaki Kanzi adındaki maymunun 2 yaşında bir çocuk düzeyinde gramer kurallarını öÄŸrendiÄŸini açıkladılar. UCLA psikoloÄŸu Patricia Greenfield ve Sue Savage; Kanzi’nin semboller yoluyla iletiÅŸim kurabildiÄŸini açıkladılar. Yunuslar ve deniz aslanlarıyla yapılan çalışmalarda ise, kelimeleri ve emirleri anladıkları gözlendi. AraÅŸtırmacıların bazıları hayvanların konuÅŸmaları anladıklarını söylerken, bir kısmı da onların yemeklere ulaÅŸmak ve ihtiyaçlarını gidermek için ÅŸartlı reflekse uyduklarını söylüyor. Colombia Üniversitesi psikoloÄŸu Herber Terrace “Tüm araÅŸtırmalar kanıtlamıştır ki; hayvanlar sofistike bir dil kullanıyorlar.” diyor. Terrace, hayvanların da insanlar gibi iletiÅŸim kurdukları bir dile sahip olduklarına inanıyor. Fakat önemli olan konuÅŸabilmeleri deÄŸil, böyle bir yeteneÄŸi kullanabilmeleridir. Hayvanlarda konuÅŸma fiziksel ihtiyaçlarla ilgilidir, insanlar ise sadece dünyevi maddi ihtiyaçları için deÄŸil, düÅŸüncelerini ve duygularını ifade etmek için de dil kullanıyorlar.
Hesap tutmaktan edebiyata…
MÖ 35.000´den sonra İnsanoÄŸlu kendini, duvarlara resimleyerek ifade etti. Fakat MÖ 35.000´den önce Mezopotamya’da kurulan büyük uygarlıkta; vergileri kaydetmek ve malları hesaplamak için bir iletiÅŸim sistemi kullanılıyordu. Buna çivi yazısı denildi. İlk yazı, çivilerle yumuÅŸak taÅŸlara sembollerin çizilmesiyle ortaya çıktı. 2.000 kadar sembol vardı. Bunlar sadece defter tutmak amacıyla deÄŸil, tıbbi bilgiler, destanlar ve dini yazıtlar için de kullanılıyordu. İlk yazı, çivi yazısı olarak kabul edilmesine raÄŸmen, baÅŸka yazı sistemleri de geliÅŸti. Bunlar farklı yöntemlerdi ama tümü de İnsanoÄŸlu´nun yazıya neden gereksinim duyduÄŸunu açıklıyordu. Birçok yazı sisteminin doÄŸuÅŸu, yeni medeniyetlerin güçlerini kanıtlama ve egemen olma isteÄŸinden doÄŸdu. ÖrneÄŸin; Mısır’da, yazı, hükümdarı övmek için kullanıldı. Çin’de bulunan eski dökümanlarda, anıtlar üzerine fetihleri öven yazıların yazıldığı görülüyordu. Orta Amerika’daki Maya yazıtları ise mevsim törenlerini ve imparatorluk merasimlerini anlatır. Yazı, önceleri seçkinler ve soylular için ortaya çıktıysa da sonraları halk tarafından kullanılmaya baÅŸlandı. Yazı sistemleri önceleri bulut, güneÅŸ, yaÄŸmur, öküz gibi resimlerden yani hiyerogliflerden oluÅŸuyordu. Bu, basit gibi görünse de her resim, bir diÄŸerine eklenip farklı anlamlar yaratırdı, ve anlamlar, yazan kiÅŸiye göre deÄŸiÅŸirdi. Sonuçta; yazılar, doÄŸrudan doÄŸruya fikrin ifade edildiÄŸi “ideogramlar” haline dönüÅŸtü. GüneÅŸ simgesi, daha sonra ateÅŸ ve ışık anlamına gelmeye baÅŸladı. Sesler ise, fonetik olarak birleÅŸmeye baÅŸladı. ÖrneÄŸin; İngilizce´deki “bee” (arı) ve “leaf” (yaprak) birleÅŸerek “belief” yani inanç anlamına geldi. Bu sonuç dilin kolaylaÅŸmasını ve iletiÅŸim sistemi haline gelmesini doÄŸurdu. M.Ö. 1500 yılında ilk gerçek alfabe yazıldı. “Eski Canaatie” alfabesi sistemli iletiÅŸimi kolaylaÅŸtırdı ve genel bir alfabe haline geldi. İlk kez bir yazı sistemi, tamamen fonetiÄŸe uygundu, ve okunması kolaydı. Fakat yine de sesli harflerin eksikliÄŸi okumayı güçleÅŸtiriyor ve yazı çözücülerini zorluyordu. ÖrneÄŸin; “dbt” sözcüÄŸü sesli harfler olmadığı için “dept” (borç), “debit” (zimmet), ya da “doubt” (ÅŸüphe) anlamına gelebilirdi. M.Ö. 740’da ilk kez Yunanlılar, sesli harfleri kullandılar. Bu herkes için kolaylık oldu, yazının doÄŸuÅŸu insanların kendilerine ifade etmelerinde çığır açtı. Yazı, her sosyal sınıf için önemli bir araç olduÄŸu kadar demokrasi ve edebiyat için de gerçek bir hazineydi, .
1 Kelime: (Su)
HAKU-Ön Dünya Dili
HAWK-Amerind Dili
KWA-Dene Caucasian Dili
HAKU-Nostratik Dili
HAKW-Hint Avrupa Dili
AQUA-Latince
WAZZAR-Eski Almanca
WATER-İngilizce
2 Kelime: (Yemek)
HİTA-Ön Dünya Dili
HİT-Amerind Dili
İTA-Nostratik Dili
HED-Hint Avrupa Dili
EDMENAİ-Eski Yunanca
EDERE-Latince
EZZAN-Eski Almanca
EAT-İngilizce
3 Kelime: (Köpek)
KUJAN- Ön Dünya Dili
KUYNA-Nostratik Dili
KUON- Hint Avrupa Dili
HOUND- İngilizce
4 Kelime: (Kraliçe)
KUNİ-Ön Dünya Dili
KÜNİ-Nostratik Dili
GWEN-Hint Avrupa Dili
QUEEN-İngilizce
Popularity: 18% [?]
Sayfayı Yazdır
|
Sayfayı Gönder



