<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Astronomi Parapsikoloji Bilinmeyen Olaylar Kehanet Ve Gizemler &#187; Bilim ve Ötesi</title>
	<atom:link href="http://astro.zeytin.net/bolum/bilim-ve-otesi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://astro.zeytin.net</link>
	<description>Astronomi Parapsikoloji Bilinmeyen Olaylar Kehanet Ve Gizemler</description>
	<pubDate>Fri, 28 Mar 2008 14:30:03 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Geleceğin haritaları</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/gelecegin-haritalari.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/gelecegin-haritalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:15:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/gelecegin-haritalari.html</guid>
		<description><![CDATA[1993 yazında Harvard Olin Enstit&#252;s&#252; Stratejik &#199;alışmalar B&#246;l&#252;m&#252;&#8217;de g&#246;revli olan Samuel P. Huntington, &#252;nl&#252; &#8220;Medeniyetlerin &#199;&#246;k&#252;ş&#252;&#8221;n&#252; yayınlamış ve yeni y&#252;zyılda &#246;nce ideolojik sonra da k&#252;lt&#252;relr &#231;atışmaların yaşanacağını iddia etmişti. Aslında bunlara k&#252;resel d&#252;zeyde &#252;lkesel g&#246;&#231;ler ve k&#246;yl&#252;lerin kentlere g&#246;&#231;&#252; de eklenebilirdi. Kırsal kitleler artık k&#246;ylerde yatmaktan hoşlanmıyorlar, kentlerin &#246;tesinde ulusal sınırları zorluyorlar, eğitilerek daha &#231;ok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" align="left" src="uplimages/world.jpg" />1993 yazında Harvard Olin Enstit&uuml;s&uuml; Stratejik &Ccedil;alışmalar B&ouml;l&uuml;m&uuml;&rsquo;de g&ouml;revli olan Samuel P. Huntington, &uuml;nl&uuml; &ldquo;Medeniyetlerin &Ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;&rdquo;n&uuml; yayınlamış ve yeni y&uuml;zyılda &ouml;nce ideolojik sonra da k&uuml;lt&uuml;relr &ccedil;atışmaların yaşanacağını iddia etmişti. Aslında bunlara k&uuml;resel d&uuml;zeyde &uuml;lkesel g&ouml;&ccedil;ler ve k&ouml;yl&uuml;lerin kentlere g&ouml;&ccedil;&uuml; de eklenebilirdi. Kırsal kitleler artık k&ouml;ylerde yatmaktan hoşlanmıyorlar, kentlerin &ouml;tesinde ulusal sınırları zorluyorlar, eğitilerek daha &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; istiyorlar ve artık d&uuml;nya hakkında daha &ccedil;ok bilgiye ulaşmaya &ccedil;abalıyorlar. Bu eğitilmemiş, bilgisiz ve g&uuml;&ccedil;s&uuml;z insanlar, &ouml;zg&uuml;n k&uuml;lt&uuml;rleri ve soyları gibi sanılandan daha &ouml;tede inat&ccedil;ılar, Huntington; &ldquo;Uygarlıklar arasındaki fark sadece bir ger&ccedil;ek değildir, temeldir.&rdquo; diyordu, &ccedil;&uuml;nk&uuml; tarih, inan&ccedil; ve dil de &ouml;nemliydi. Farklı uygarlıklar ve halklar birbirlerini etkilerek &ccedil;oğalırlar ve bu artış etkisi uygarlıkların bilincini de arttırır.&nbsp;&nbsp;<span id="more-130"></span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Ekonomik modernizasyon her derde deva değildir. Gerek bireysel gerekse de grupsal hırs ve tutku, geleneksel vefa ve sadakatı zayıflatmaktadır. &Ouml;rneğin Hindistan&rsquo;daki Bombay kenti ilgin&ccedil; bir &ouml;rnektir, sağlıklı ve hızlı gelişime rağmen Hindu ve M&uuml;sl&uuml;man kesim arasında ciddi şiddet olayları yaşanmakta ve kan d&ouml;k&uuml;lmektedir. Hindistan&rsquo;dak, kentler benzer Afrika ve &Ccedil;in kentleri gibidirler, hepsi birer ekolojik bombadır, Delhi, Calcutta ve Pekin&rsquo;de hava kirliliği d&uuml;nyadaki b&uuml;y&uuml;k kentlerden farksızdır, n&uuml;fus &ccedil;ok hızlı artmakta, &ccedil;evre sorunları ağırlaşmakta ve etnik anlaşmazlıklar derinleşmektedir. Huntington, Hindu, M&uuml;sl&uuml;man, Slav, Ortodoks, Batılı, Japon, Latin ve bazı Afrikalılar arasındaki anlaşmazlıkların birbirlerine bağımlı olduklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. Yani bu k&uuml;resel ve karşılıklı etkilenen bir konudur, yasalar ne olursa olsunlar g&ouml;&ccedil;menler bir yol bulup sınırları aşmakta, yanlarında getirdikleri kıskan&ccedil;lıklar ve uyumsuzluklarla hem Avrupa&rsquo;da, hem de ABD&rsquo;de k&uuml;lt&uuml;rel sorunlara ve &ccedil;atışmalara neden olmaktadırlar.</p>
<p>İslami ama farklı&hellip;<br />
Ama Huntington tartışmalıdır hatta yanılmaktadır. L&uuml;bnan doğumlu Prof. Fuad Acami&rsquo;ye g&ouml;re varoşların dışında da bir d&uuml;nya vardır, Acami ş&ouml;yle diyordu; &ldquo;İslam d&uuml;nyası b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş ve b&ouml;l&uuml;nenler de kendi aralarında b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şlerdir, &ouml;rneğin Kafkaslar&rsquo;daki savaş sınırı ortadadır, medeniyetlerin fay kırıkları nedeniyle burada bir arada varolunamamaktadır ve bu kırıklar başkalarının ilgisini &ccedil;ekmektedir. Ermenistan&rsquo;da, Azerbaycan&rsquo;da ve İran&rsquo;daki g&ouml;r&uuml;nt&uuml; dini coşku ve fanatizm şeklindedir ve sonu&ccedil;ta &ccedil;atışma İslam-Hıristiyan sorununa d&ouml;n&uuml;şmektedir.&rdquo; Aslında buralarda tanımlanmamış bir k&uuml;lt&uuml;r savaşı yaşanmaktadır, M&uuml;sl&uuml;man/T&uuml;rk Azeriler&rsquo;le, Hıristiyan Azeriler&rsquo;in &ccedil;atışmasının k&ouml;keninde Ermeni katliamı iddialarının bulunması gibi, bu katliamı yapanların T&uuml;rk olmaları yeterli bir nedendir&#8230; Oysa batıya d&ouml;n&uuml;k Latin alfabesi kullanan laik T&uuml;rkiye ile, Araplara d&ouml;n&uuml;k Arap&ccedil;a yazıp &ccedil;izen şeriat&ccedil;ı İranlılar arasında bir bağ yoktur hatta t&uuml;m Orta Asya boyunca da durum b&ouml;yledir ama sorunlar &ouml;nce inan&ccedil;sal sonra da tarihsel ve k&uuml;lt&uuml;reldir oysa Ermeniler&rsquo;in İndo-Avrupalılar olarak İranlılar&rsquo;ın m&uuml;ttefikleri olmaları gerekir. G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi her iki y&ouml;ne yayılan, &ccedil;elişkili ve karmaşık sorunlar i&ccedil;i&ccedil;edir.</p>
<p>Huntington&rsquo;un k&uuml;t&uuml;rel ve etnik nedenler g&ouml;stermesine karşın, Acami onun yaklaşımını &ccedil;ok basit bulmakta ve durumu ş&ouml;yle tarif etmekte ve &ccedil;elişkiyi vurgulamaktadır, &ldquo;T&uuml;rkiye-İran sınırında iki taraf da birbirinden kuşkuludur hatta nefret vardır, birbirlerinin eşi olan iki oda taş evlerde yaşayan bu insanların d&uuml;nyaları &ccedil;ok farklıdır, oysa din birliği vardır ve bu birlik Bosnalı m&uuml;sl&uuml;manlar veyd Almanya&rsquo;daki T&uuml;rkler kadar ge&ccedil;erlidir.&rdquo; Benzer hatta aynı &ccedil;elişki i&ccedil;in Balkanlar yani Yugoslavya anımsanmalıdır, bir yanda Sırp kimliğinde Ortodoks Hıristiyanlar ve yanlarındaki Yunan, Rus ve Romen konfig&uuml;rasyonu &ouml;te yanda da Osmanlı&rsquo;nın İslam Evi vardır. Burada doğal s&uuml;re&ccedil; ve son yaşanmış, kan d&ouml;k&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r ama Kafkasya&rsquo;da hen&uuml;z bu sonu&ccedil; oluşmamıştır aksine olası bir T&uuml;rkiye-İran &ccedil;atışması Ermeni savaşından daha akla yakındır. Acami&rsquo;nin s&ouml;z ettiği &ccedil;ok derin ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şl&uuml;k işte budur yani T&uuml;rkiye-İran sınırındadır ve Acami siyasetten s&ouml;z etmemekte kabile, aşiret veya klan savaşlarını kadetmektedir, ayrıca burada kasdedilen şey t&uuml;m Arap d&uuml;nyasını da kapsamamaktadır. Ve batı d&uuml;nyası K&ouml;rfez ve Irak savaşlarında olduğu gibi İslam Evi&rsquo;nin bir odasını &ouml;teki odasına karşı kullanmaktadır&hellip;&nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br />
Acami i&ccedil;in d&uuml;nyanın durumu Huntington&rsquo;un sandığından &ccedil;ok daha tehlikelidir, olaylara sadece siyaset ve etnik olarak yaklaşmak yeterli olamaz ve Acami haklıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml; kentler durmaksızın &uuml;reyen, para kazanmaktan başka birşey d&uuml;ş&uuml;nmeyen ve birbirlerini &ouml;ld&uuml;ren milyonlarca insandan oluşmuş şuursuz kalabalıklarla doludur. Batının en d&uuml;ş&uuml;k d&uuml;zeydeki pop k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nde kaybolmuş ve antik kabile kini taşıyan bu insanlar, hi&ccedil;bir farkı ve k&ouml;keni d&uuml;ş&uuml;nmeksizin k&ouml;t&uuml;, yetersiz ve harap evlerinde limuzin ve seks d&uuml;şleri kurmaktadırlar ve bunun sonu ter&ouml;rizme, &ouml;l&uuml;me ve hatta canlı bombalara ulaşmaktadır. Gerilla d&uuml;zeyindeki bitimsiz &ccedil;atışmaların dalgaları hen&uuml;z &ccedil;ok şiddetli olmasa da kıtaları aşmakta, artık farkedilebilir kesişmeler oluşturmakta ve kolay tanımlanamamaktadırlar. Kısacası g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n d&uuml;nyası teknoloji ve n&uuml;fus dışında bu y&ouml;nde Antik &Ccedil;ağ&rsquo;dan farklı değildir.&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Orta Doğu ve T&uuml;rkiye<br />
Bir&ccedil;ok insan i&ccedil;in 1989&rsquo;daki değişim muazzamdır ama hen&uuml;z bunu anlamış ve karşılaştırabilmiş sayılmayız. Atlas hen&uuml;z değişmemiş, sadece değişim başlamıştır. Sovyetler&rsquo;in &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml; ve ardından gelen Arap-İsrail askeri anlaşmazlığı gelecekteki &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k değişimlerin sadece bir proloğudur. ABD Deniz Kuvvetleri&rsquo;nden planlamacı Michael Vlahos; &ldquo;&Ouml;dediğimiz &uuml;cret, d&uuml;nyanın bizi izlemesi i&ccedil;in yeterli değil, bir &ccedil;ok y&ouml;ne gidiyoruz, demokratik kapitalizmi insanlığın sosyal evrimi i&ccedil;in son s&ouml;z sanmayalım.&rdquo; Haritaya bakmadan ve savaşlardan s&ouml;z etmeden &ouml;nce, birbirleriyle etkileşen dinsel, k&uuml;lt&uuml;rel sorunlara, demografik y&ouml;nlenmelere ve d&uuml;nyanın &ouml;zel b&ouml;lgelerindeki doğal kaynakların dağılımına &ccedil;ok daha yakından bakmalıyız ve tabii Orta Doğu&rsquo;ya&hellip; Ve Orta Doğu&rsquo;nun geleceği bir anlamda ya da uzun vadede T&uuml;rkiye&rsquo;ye bağlıdır. Gelişmekte olan T&uuml;rkiye&rsquo;de 1980&rsquo;de halkın % 44&rsquo;&uuml; kentlerde yaşıyordu, bu oran 1990&rsquo;da % 61&rsquo;e &ccedil;ıktı, 2000&rsquo;lerde ise % 67&rsquo;ye ulaştı ve hızla da artmakta. K&ouml;yler boşalırken kentlerin &ccedil;evresindeki gecekondular b&uuml;y&uuml;mekte, &ouml;te yandan g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki T&uuml;rkiye ger&ccedil;ek anlamda politik ve demografik bir devrimi her yerde yaşamakta. Ve batılılar bunu yeni yeni farketmekteler, &ccedil;eşitli batılı yazarların g&ouml;r&uuml;şleri ve g&ouml;zlemleri derlendiğinde ortaya ş&ouml;yle bir sonu&ccedil; &ccedil;ıkıyor;</p>
<p>Nasıl bakıyorlar?<br />
Nerede kırsal kesim olması gerektiği kadarsa ve yaşlı insanlar &ccedil;oksa ve de bunlar belli bir d&uuml;zeyde yoksulsalar toplumun yapısı ve dokusu normaldir ama varoş yoksulluğu egemense bunun anlamı sosyal g&uuml;&ccedil;s&uuml;zl&uuml;kt&uuml;r. Iran&rsquo;daki İslami baskının yarattığı sonu&ccedil;la bir&ccedil;ok varoş k&ouml;yl&uuml;, psikolojik savunma mekaniği ile geleneklerini kaybetme korkusu yaşamaktadır, yaşadıkları sahte modern kentlerde değerlerine saldırılmakta, su ve elektrik gibi temel hizmetlerden yoksun kalarak, fizik anlamda sağlıksız koşullar tarafından tehdit edilmektedirler. Amerikalı Etnolog ve Oryantalist Carleton Stevens Coon, 1951 yılında İslam i&ccedil;in ş&ouml;yle yazmıştı; &ldquo;Milyonlarca insanın mutluluğu ve hayatta kalabilmesi i&ccedil;in gereken yapılamayacaktır, belki en uygun olasılık yoksullaştırmanın arttırılması hatta desteklenmesidir ve &ccedil;evrenin dayanma s&uuml;reci en &ccedil;ok 400 yıl s&uuml;recektir.&rdquo; Mesaj &ccedil;ok a&ccedil;ıktır, aslında İslam&rsquo;ın &ccedil;ekici g&ouml;r&uuml;nen militarist y&ouml;n&uuml; şu anlarda &ccedil;iğnenmekte ve ana anlamından koparılmaktadır. Ortada her an savaşmaya hazır bir tavır vardır. Yaşanan politik d&ouml;nem &ccedil;evresel streslerle d&uuml;rt&uuml;lmekte, k&uuml;lt&uuml;rel duyarlılık &ccedil;&ouml;kmekte, d&uuml;zensiz varoşlara sığınan g&ouml;&ccedil;menler ancak ilahi ortamlarda huzur bulmakta ve b&ouml;ylece dinin etkisi ve de g&uuml;c&uuml; hızla artmaktadır. İslamiyet g&uuml;n&uuml;m&uuml;z d&uuml;nyasında en hızlı b&uuml;y&uuml;yen dindir&nbsp;</p>
<p>Batılı g&ouml;zlemcilerin &ccedil;oğu i&ccedil;in T&uuml;rkiye&rsquo;deki İslam sıkıntıdadır ve modernizasyonla uzlaşmak zorundadır. Afrika&rsquo;da g&ouml;r&uuml;nmeksizin yayılan Arap ve İran eğilimi T&uuml;rkiye&rsquo;de &ccedil;ok azdır, İran&rsquo;da petrolun bulunması gelişmeyi ve varoşlaşmayı hızlandırırken, 1978&rsquo;deki İslam Devrimi&rsquo;in ardından gelen k&uuml;lt&uuml;r şoku gereken sonucu sağlamıştı. Ama T&uuml;rkiye İran veya Arap d&uuml;nyasına benzemez, bir kere T&uuml;rkiye&rsquo;de petrol azdır, &ouml;te yandan gelişme ve varoşlaşma hızı &uuml;stteki İran &ouml;rneğine g&ouml;re daha yavaştır. İslamcılar yaklaşık 25 yıldan beri parlamento ile b&uuml;t&uuml;nleşmeye &ccedil;alışmaktadırlar, bug&uuml;n dahi İslami &ccedil;izgide kabul g&ouml;ren ve s&ouml;ylev veren bir parti tek başına iktidarda olmasına rağmen koyu İslamcılar&rsquo;ın ama&ccedil;larına ulaştıkları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. Bunun bir nedeni de, g&ouml;&ccedil;menlerin y&uuml;zlerinin d&uuml;nyaya daha d&ouml;n&uuml;k olmasıdır, Cezayir&rsquo;deki katliamlar, Kahire&rsquo;de yaşanmış olan ter&ouml;r ve Hindistan&rsquo;daki inan&ccedil; savaşları g&ouml;zden uzak tutulmamıştır. Hele bir de son yıllarda İslami ter&ouml;r kılığında &ouml;zellikle İstanbul&rsquo;da yaşanan bombalamalar hoş karşılanmamış ve &ccedil;ok sert tepkiler verilmiştir. Batı d&uuml;nyası i&ccedil;in T&uuml;rkiye&rsquo;de eşit olarak yaşanan İslam, Protestan Reform&rsquo;unu anımsatmaktadır.</p>
<p>Suyun g&uuml;c&uuml;&hellip;<br />
Kaynakların dağılımındki g&uuml;&ccedil;lenme T&uuml;rkleri Araplar ve İranlılar&rsquo;la karşı karşıya bırakmaktdır, evet T&uuml;rkiye&rsquo;nin petrol&uuml; azdır ama Anadolu suyun anavatanıdır, &uuml;lke 21. Y&uuml;zyıl&rsquo;ın en &ouml;nemli akışkan b&ouml;lgesidir.G&uuml;neydoğu Anadolu Projesi ile yaşama ge&ccedil;en 22 baraj ve sulama sistemleri Fırat ve Dicle ırmaklarına adeta el koymuştur. Bu suların b&uuml;y&uuml;k bir kısmı, gelecekte Araplar ve hatta İsrail i&ccedil;in i&ccedil;me suyu olacaktır ve bu potansiyelin kontrol&uuml; T&uuml;rkiye&rsquo;nin elindedir. Ve G&uuml;neydoğu Anadolu&rsquo;da artık tertemiz iş yerleri, yemyeşil bah&ccedil;eler, geniş elektrik ve telefon şebekeleri g&ouml;r&uuml;lmektedir, dev santralların mırıltısı arasından ge&ccedil;en asfalt yollar yeterlidir, dışa a&ccedil;ılmış olan ve yeterince okula kavuşmuş y&ouml;redeki varoş insanları ve baraj &ccedil;alışanları b&ouml;lgedeki ter&ouml;r ortadan kaldırıldığı takdirde sorunsuz ve mutludurlar. Kısacası T&uuml;rkiye&rsquo;nin b&uuml;y&uuml;yen g&uuml;c&uuml; hissedilebilir d&uuml;zeydedir. Evet, petrol &ccedil;ok &ouml;nemlidir ama vazge&ccedil;ilmez değildir hatta bir g&uuml;n bitecektir fakat sudan asla vazge&ccedil;ilemez ve su yaşam demektir. T&uuml;rkiye, uzmanların belirttiğine g&ouml;re Irak ve Suriye&rsquo;ye su akışını durdurabilir ve 8 ay s&uuml;reyle su, barajlarda d&ouml;nd&uuml;r&uuml;lebilir ama bu karar bu &uuml;lkelerin politik tavırlarına bağlıdır. G&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; kadarıyla Orta Doğu&rsquo;daki g&uuml;&ccedil; alanları petrol alanlarından, Harran&rsquo;daki su alanlarına ge&ccedil;ecektir ama acaba T&uuml;rkiye ne kadar sağlıklıdır? İşte kuşku buradadır&hellip;</p>
<p>T&uuml;rk-K&uuml;rt sorunu &ccedil;ok daha kritik bir d&uuml;zeye ulaşacaktır<br />
T&uuml;rkler 850 yıldır Anadolu&rsquo;dalar ve bu s&uuml;rede tutarlı oldular. 1920&rsquo;lerde Kemal Atat&uuml;rk &uuml;lkeyi g&uuml;&ccedil;lendirdi ve ustaca sınırlarını &ccedil;izmeyi başardı ama bazı g&uuml;ncel tarih&ccedil;ilere g&ouml;re Irak ve Suriye&rsquo;nin kuzeyini savunmasız oldukları bir d&ouml;nemde alamamıştı ve bu eksiklik T&uuml;rkiye&rsquo;yi şu anda yaşadığı sorunlarla karşı karşıya bıraktı. Dedik ya, haritalar aldatıcıdırlar. Afrika&rsquo;da da olduğu gibi k&ouml;yler haritalar da g&ouml;r&uuml;nmezler, T&uuml;rkiye&rsquo;nin g&uuml;neydoğusunda da b&ouml;yledir ve buralar yerel mafyalar ve ter&ouml;r &ouml;rg&uuml;tleri tarafından y&ouml;netilirler. Harita &uuml;zerinde dev bir hidro-g&uuml;&ccedil; G&uuml;neydoğu Anadolu&rsquo;dadır ama bu y&ouml;renin hemen hemen tamamı K&uuml;rt k&ouml;kenli T&uuml;rk vatandaşlarıdır, ayrıca K&uuml;rtler hemen sınır &ouml;tesinde yani Irak, Suriye, İran ve hatta eski Sovyetler Birliği&rsquo;nde de yaşarlar. Ve artık ABD sayesinde Kuzey Irak&rsquo;da neredeyse devletleştiler ve hatta Irak Devlet Başkanı dahi oldular. T&uuml;rkiye ve İran ge&ccedil;mişi parlak iki uygarlıktır ama hi&ccedil;bir zaman devlet olamamış olan K&uuml;rt halkı her iki &uuml;lke i&ccedil;in de sorundur ve bu sorun b&uuml;y&uuml;mektedir. K&uuml;rtler kendilerine yer aradıkları veya yaşadıkları yere sahip olmaya &ccedil;alıştıkları s&ouml;ylenebilir ve bu yerler bellidir. T&uuml;rkiye &ccedil;ok zengin su kaynaklarına sahiptir, ekonomisi g&uuml;&ccedil;lenmektedir, su&ccedil; oranının d&uuml;ş&uuml;k olması sosyal uzlaşmayı g&ouml;stermektedir yani ortada b&uuml;y&uuml;k bir potansiyel g&uuml;&ccedil; vardır ve on milyon K&uuml;rt bu g&uuml;c&uuml; istemektedir. Orta Doğu&rsquo;nun geleceğinde T&uuml;rk-K&uuml;rt sorunu &ccedil;ok daha kritik bir d&uuml;zeye ulaşacaktır hatta bu sorun Batı&rsquo;yı İsrail/Filistin sorunundan &ccedil;ok daha fazla uğraştıracaktır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Kim karar verecek?<br />
ABD&rsquo;nin İsrail/Filistin sorunuyla &ccedil;ok meşgul olması belki de T&uuml;rk-K&uuml;rt sorununa yeterince y&ouml;nelmesini engellemektedir, &ouml;te yandan i&ccedil; sorunlar ve etnik kaygılar da ge&ccedil;erlidir ama bunlar Orta Doğu&rsquo;nun harita ger&ccedil;eğinin dışındadır. T&uuml;rklerin ve K&uuml;rtlerin kaderi pek doğal g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor ama oluşacak olan harita bize geleceğin d&uuml;nyasını g&ouml;sterecektir. K&uuml;rtlerin iddia ettikleri harita elbette ki iki boyutlu değildir ama T&uuml;rkiye&rsquo;nin de bir t&uuml;r otonomi tanıması veya G&uuml;neydoğu Anadolu&rsquo;ya hatta &uuml;lkenin &uuml;&ccedil;te birine bağımsızlık vermesi mantık dışıdır ve cevap değildir, b&ouml;yle bir durum son elli yılda yaşanmamıştır, akla Yugoslavya veya SSCB gelebilir ama koşullar &ccedil;ok farklıdır, Yugoslavya&rsquo;da veya Kafkaslar&rsquo;da b&ouml;lgeler &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;alara b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şlerdi, K&uuml;rtler ise T&uuml;rkiye&rsquo;nin her yerindedir, İstanbul ve Ankara, t&uuml;m Batı Anadolu&rsquo;da yaşamaktadırlar. Zaten T&uuml;rkiye&rsquo;nin sorunu iki k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n ve dilin aynı topraklarda bulunmasıdır, durum Hindistan ya da Afrika gibidir, yani T&uuml;rkiye&rsquo;de de T&uuml;rk ve K&uuml;rt kimliği vardır. Sorunun ya da Orta Doğu&nbsp; haritasının daha kompleks, hassas, &ccedil;ok daha ayrıntılı ve geleneksel olması gerekir. Ama asıl &ouml;nemli olan Orta Doğu&rsquo;daki likid zenginliğin kime ait olacağına, kimin karar vereceğidir. <br />
&nbsp;<br />
Geleceğin savaşları<br />
Geleceğin savaşları daha toplumsal olacaktır, hayatta kalmak &ouml;nem kazanacaktır, şiddet artarken yanısıra &ccedil;evre de &ccedil;irkinleşecektir. Sıradan insan i&ccedil;in politik değerler azalırken kişisel g&uuml;venlik &ccedil;ok daha &ouml;nem kazanacak. Daha &ccedil;ok b&ouml;l&uuml;nme olacak, alt uluslar, kabile, aşiret ve klanlar savaşırken, devletler ve yerel y&ouml;netimler vatandaşlarını korumak i&ccedil;in daha b&uuml;y&uuml;k zorluklar yaşayacaklar, bir&ccedil;ok devlet yokolacak. Eski &ccedil;ağlardaki gibi sorumlu olduğumuz inancın yerini, s&uuml;rekli endişe alacak. Devletlerin g&uuml;c&uuml; azalırken, ancak toplumdaki g&uuml;&ccedil;s&uuml;z ve&nbsp; <br />
belli gruplar korunabilecek, devletler birbirlerini tanımayacaklar, d&uuml;nyanın her yerindeki halklar ve k&uuml;lt&uuml;rler g&uuml;&ccedil;l&uuml; olurlarsa varolacaklar, zayıfsalar yokolacaklar, teknoloji korunmak i&ccedil;in yeterli olmayacak. Bunlara rağmen uzak gelecekte olasılıkla ırksal melezler, k&uuml;resel insanlar ortaya &ccedil;ıkacaktır, gelecek 25 yıllarda daha uyanık olmalı ve benzerliklerimize ve farklılıklarımıza dikkat etmeli ve &ouml;nem vermeliyiz.</p>
<p>Geleceğin haritaları<br />
Anne Buttimer, Dublin, University College&rsquo;de Coğrafya ve İnsan Ruhu Profes&ouml;r&uuml;, 19. Y&uuml;zyıl&rsquo;ın haritacısı Alman coğrafyacı Carl Ritter&rsquo;in &ccedil;alışmalarını inceliyor. Ritter, b&ouml;lgesel ve sabit olan canlı yaşam formlarının akışı &uuml;zerine &lsquo;İnsanlık i&ccedil;in ilahi bir plan&rsquo; başlığı altında bir eser yani harita hazırlamıştı. Geleceğin haritası diyebileceğimiz bu harita doğal olarak Ritter&rsquo;in vizyonu demekti. İşte Anne Buttimer&rsquo;de bu y&ouml;ntemi g&uuml;n&uuml;m&uuml;z i&ccedil;in kullandı. Hayali kartografi yani haritacılık bir hologram gibi &uuml;&ccedil; boyutludur, bu hologramda farklı renklerle kentler, kalıcı uluslar g&ouml;sterilir, &ouml;rneğin b&uuml;y&uuml;k ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; uyuşturucu kartelleri, mafya ve ter&ouml;r &ouml;rg&uuml;tleri de dikkate alınır. &Ouml;nemli olan g&uuml;c&uuml;n gelişmelere g&ouml;re Orta Doğu &ouml;rneğindeki gibi kaydırılmasıdır. Haritada sınırların yerinde Orta &Ccedil;ağ&rsquo;da olduğu gibi hareketli g&uuml;&ccedil; merkezleri ya da katmanlar vardır, ayrıca g&ouml;&ccedil;ler, n&uuml;fus veya doğum patlamaları ve b&uuml;y&uuml;k felaketlerin vekt&ouml;rleri de &ouml;nemlidir. Yani b&ouml;yle bir harita hi&ccedil; bir zaman sabit değildir, s&uuml;rekli değişir, daima &ldquo;Son Harita&rdquo;dır ve kaosun değişkenliğini bizlere g&ouml;sterir. Şimdi bu &ccedil;alışmadan bazı alıntılar yapalım;</p>
<p>Hindistan ve Pakistan<br />
Hindistan iyi bir &ouml;rnek olabilir, &uuml;lke hantal bir b&uuml;rokrasiyle y&ouml;netilmektedir, milyonlarca insan &ccedil;eşitli etnik gruplardan, dinlerden gelmekte ve farklı dilleri konuşmaktadır, ulusal bir ideoloji yoktur vr demokrasinin etkinliği tartışılır. &Uuml;lkenin n&uuml;fusunun 2025&rsquo;de 1.5 milyarı aşacağı tahmin edilmektedir, su rezervleri azalırken, mısır tarlaları verimsizleşmektedir. Kısacası geleceğin Hindistan&rsquo;nını zorluklar beklemektedir. Benzer bir diğer g&ouml;r&uuml;n&uuml;m Pakistan&rsquo;dadır, orada ise coğrafi ve demografik bir &ccedil;alışma yoktur ve &uuml;lkenin ana dinini oluşturan m&uuml;sl&uuml;manların arasındaki alt b&ouml;l&uuml;nmeler ve kanlı &ccedil;atışmalar Yugoslavya &ouml;rneği kadar &ccedil;oktur yani orada da ulusal kimlik yoktur. N&uuml;fus hızla artarken, ormanlar azalmakta, ekin alanları k&uuml;&ccedil;&uuml;lmektedir. Pakistan &ccedil;&ouml;lleşirken M&uuml;sl&uuml;man-Hindu &ccedil;atışmaları hızla artmaktadır ve artacaktır. Sonu&ccedil;ta her iki &uuml;lke de &ccedil;&ouml;kecek, bir&ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k &uuml;lke ortaya &ccedil;ıkacak, etnik k&ouml;kenler nedeniyle Pakhtunistan ve Pencab Pakistan&rsquo;ın yerini alacak ve Orta Asya platosuna dayanan yeni devletler kurulacaktır. &Ouml;te yandan bu y&ouml;rede bir de iklim sorunu vardır, kimse nelerin olacağını kesin olarak bilemez ama tahminen gelecek y&uuml;zyılda b&uuml;y&uuml;k yıkımlar ve erozyon oluşacak, k&uuml;resel ısınma ciddi kayıplara neden olacaktır ve Hindistan&rsquo;ın % 70&rsquo;i muson fırtınalarının hedefidir. D&uuml;nya n&uuml;fusunun % 20&rsquo;si buradadır ve ABD Ulusal Bilimler Akademisi&rsquo;ne g&ouml;re Hindistan ve Pakistan dramatik sellere ve su y&uuml;kselmeleriyle karşılaşacaktır.</p>
<p>Mısır<br />
Bu &uuml;lkede de, sorun iklim kargaşası ve n&uuml;fus artışıdır ve ayrıca da fanatik dincilerin tehditleri vardır. Ekim 1992&rsquo;deki Kahire depremi &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; bir &ouml;rnektir. Uzman Jessica Tuchman Matthews, sera etkisindeki azalmanın bu &uuml;lkedeki doğal ortamı daha ağır etkileyeceğini d&uuml;ş&uuml;nmekte ve uyarmaktadır. Doğal afetlerin artışı dinsel fanatizmi daha da k&ouml;r&uuml;kleyecek ve sorunlar b&uuml;y&uuml;yecektir.<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br />
ABD ve D&uuml;nya<br />
Bu y&uuml;zyılın ortalarında ABD&rsquo;de nelerin değişeceğini &ouml;ng&ouml;rmek kolay değil, &ouml;ncelikle ABD etnik temeli karışık bir toplumdur ve milliyet&ccedil;ilik kırılgandır, ABD&rsquo;de de, ulusalcılık &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ordu toplamakla ve standart halk okullarındaki eğitimle oluşturulmaktadır. B&uuml;t&uuml;n değerler ve ulusal kavramlar orduda ve okullarda verilir. Multi-k&uuml;lt&uuml;rel sistemin dış y&uuml;z&uuml; high-tech&rsquo;dir, k&uuml;lt&uuml;r&uuml; destekleyen uluslararası medya ve dev eğlence end&uuml;strisi, ulusal politikadan daha etkin ve ge&ccedil;erlidir. &Uuml;nl&uuml; yazar Saul Bellow bu konuda; &ldquo;Bu &uuml;lke bizi aldı, bir k&uuml;lt&uuml;r koleksiyonu değil, bir &uuml;lke olmalıyız.&rdquo; diyordu. II. D&uuml;nya Savaşı d&ouml;neminde ABD klasik ulusal devlet olmanın zirvesine ulaşmıştı ama bu y&uuml;kselme 1960&rsquo;lardan sonra d&uuml;şmeye başladı ve yerini anlaşılmaz bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m s&uuml;reci aldı ve bu hala s&uuml;rmekte. ABD gelecekteki sorunlarını kendi &uuml;lkesinde yaşayacaktır. Şimdiden işaretleri g&ouml;r&uuml;len ırksal kutuplaşma, eğitimin yararsızlığı ve yetmezliği ve sosyal par&ccedil;alanma &uuml;zerlerinde ciddiyetle durulması gereken konulardır.Yahudiler ve İrlandalılar&rsquo;ın elinde olan eğitim sistemi siyahlarla ilgisizdir, New York&rsquo;daki Yahudi &ouml;ğretmenler k&uuml;&ccedil;&uuml;k siyah &ccedil;ocukları anne ve babalarının ellerinden alma ve uzaklaştırma &ccedil;abasındadırlar ve bunun sonucunda ortaya &ccedil;ıkacak olan siyahi vahşet şok yaratacaktır. Afrika kıtasında başlayan stratejik başlangı&ccedil; hatalara rağmen etnik ve k&uuml;lt&uuml;rel gelişme g&ouml;stermektedir ve bunun etkileri de ABD&rsquo;yi &ccedil;eşitli şekillerde etkileyecektir. Katolik Kanada ile Protestan ağırlıklı ABD toplumu ve halkının &ouml;nemli bir kısmını oluşturan Meksikalılar ve Meksika&rsquo;dan gelen dalgalar diğer sorunları oluşturabilirler. Ve 11 Eyl&uuml;l Amerikalılar&rsquo;ın yaşamını k&ouml;kten değiştirmiştir ama konumuz &ccedil;ok konuşulan olaylar ve konular değil, lafın kısası ABD&rsquo;nin geleceği, artmakta olan doğal afetlerin yanısıra, geleceğin d&uuml;nyasında bug&uuml;n olduğu kadar nasıl s&ouml;z sahibi olacağı ve i&ccedil;e d&ouml;n&uuml;k, kısır bir sosyal d&uuml;zene alışmış insanlarını nasıl kontrol edeceğidir ve galiba da geleceğin d&uuml;nyasını, b&uuml;y&uuml;k oranda ABD&rsquo;nin geleceği belirleyecektir&hellip;</p>
<p>* &ldquo;Environmental Scarcity and Violent Conflict,&rdquo; Thomas Homer-Dixon, Jeffrey Şubat 1993<br />
* &ldquo;Environmental Scarcity and Global Security&rdquo; Headline Series, New York: Foreign Policy Association, 1993.&nbsp; <br />
* &ldquo;The Project on Environment, Population and Security&rdquo; Center for Security Studies and Conflict Research. The American Association for the Advancement of Science&rsquo;s</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/gelecegin-haritalari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DNA’nın bize ihaneti</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/dnanin-bize-ihaneti.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/dnanin-bize-ihaneti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:13:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Bioenerji]]></category>

		<category><![CDATA[DNA]]></category>

		<category><![CDATA[element]]></category>

		<category><![CDATA[evren]]></category>

		<category><![CDATA[gezegen]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/dnanin-bize-ihaneti.html</guid>
		<description><![CDATA[İnsan bedeni, temel olarak kendini yenileyen ve onaran bir yapıdır; her &#252;&#231; g&#252;nde bir deri elbisemiz yenilenir &#231;&#252;nk&#252; h&#252;creler sabit olarak b&#246;l&#252;n&#252;r ve &#231;oğalırlar ama bunun da bir sınırı vardır. Derinin b&#252;y&#252;k kayba uğradığı hallerde yetişemezler. Bir&#231;ok h&#252;cre yaşlanır, DNA bunu engelleyemez veya DNA yenilenmez, zincir genetik olarak proteinlerin hasar g&#246;rmesi i&#231;in serbest bırakılmıştır. Berkley [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan bedeni, temel olarak kendini yenileyen ve onaran bir yapıdır; her &uuml;&ccedil; g&uuml;nde bir deri elbisemiz yenilenir &ccedil;&uuml;nk&uuml; h&uuml;creler sabit olarak b&ouml;l&uuml;n&uuml;r ve &ccedil;oğalırlar ama bunun da bir sınırı vardır. Derinin b&uuml;y&uuml;k kayba uğradığı hallerde yetişemezler. Bir&ccedil;ok h&uuml;cre yaşlanır, DNA bunu engelleyemez veya DNA yenilenmez, zincir genetik olarak proteinlerin hasar g&ouml;rmesi i&ccedil;in serbest bırakılmıştır. Berkley &Uuml;niversitesi&rsquo;nden molek&uuml;l bioloğu Judith Campisi, deri ve bağışıklık sistemindeki&nbsp; yaşlı h&uuml;cre k&uuml;melerinin, 70 yaşlarındayken 30 yaşlarındakilere g&ouml;re &uuml;st d&uuml;zeylerde olduğunu tanımlandı. Bu iki sistemdeki y&uuml;ksek oranda h&uuml;cre b&ouml;l&uuml;nmesi &ouml;ncelikle g&ouml;r&uuml;n&uuml;r yaş demekti. &Ouml;yleyse yaşlanma oluşumu i&ccedil;in kayıp ve hasar daha &ccedil;ok h&uuml;cre gruplarının sorumluluğundaydı. Bitkinlik, bedenin yıpranmasının doğal sonucudur, kromozomlar DNA&rsquo;nın ayakkabı bağı benzeri yapısıyla ilişkilidir, DNA başlıklarına ise &ldquo;Telomer&rdquo; denir, bunlar DNA zincirinin veya bağının dağılmasını engellerler ve kromozomlar her b&ouml;l&uuml;nd&uuml;klerinde yeni DNA zincirini oluşturmak i&ccedil;in hazırdırlar ama telomerler bunu kısa tutarlar veya uzun s&uuml;rmesine engel olurlar. Sonu&ccedil; olarak, telomerler yeni DNA&rsquo;nın oluşması i&ccedil;in gereken s&uuml;renin kromozomlar tarafından kullanılmasına izin vermezler.<span id="more-129"></span></p>
<p>H&uuml;crelerin i&ccedil;ini bir reakt&ouml;re benzetebiliriz, h&uuml;cre s&uuml;rekli yakıt &uuml;retir. Yaşlı insanlardan alınan h&uuml;crelerin araştırılması, bu yakıtın daha d&ouml;llenmeden hemen sonra bir fet&uuml;s halindeyken t&uuml;ketilmeye başlandığı g&ouml;stermiştir. Kuramsal olarak, h&uuml;crelerin bu kadar hızlı ve &ccedil;ok &ccedil;alışmasını engellemek ve yakıt t&uuml;ketimini azaltmak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r ama bu hen&uuml;z kuram aşamasındadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; h&uuml;crelerin insan olduktan sonra neden b&ouml;yle &ccedil;alıştıklarının cevabı hen&uuml;z yoktur. Beden, enerjisinin b&uuml;y&uuml;k kısmını, yemekten sonra hazmederken kullanır, bir &ccedil;ok insanın metabolizması yavaştır, bazıları ise diet yaparak bu enerjinin kullanımını azaltmaya gayret ederler. Biologlar, laboratuar farelerinin yiyeceklerini ikiye b&ouml;l&uuml;p azaltarak, yaşamlarını % 40 oranda uzatmayı başardılar. Los Angeles California &Uuml;niversitesi&rsquo;nden biolog Roy Walford, g&uuml;nl&uuml;k ihtiyacı olan 3000 kaloriyi, 1800&rsquo;e indirerek, 120. yaşını kutlamayı umut ediyor. Walford&rsquo;a g&ouml;re yiyeceklerin azaltılması ve daha &ouml;nemlisi doğru alınması, sağlıklı h&uuml;crelerin zarar verici ve yıkıcı protein gruplarından korunması yolunda ciddi bir adımdır. &Ouml;zellikle de, E vitamini gibi antioxsidant vitaminlerin &uuml;st d&uuml;zeyleri &ccedil;ok yararlı olmaktadır.</p>
<p>&Ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k yasal mı?<br />
Biolojik araştırmaların umulmadık sonu&ccedil;ları yaşlanma oluşumunda yeni buluşları ortaya koyuyor ama normal olarak bunlar kısaltılmış olarak ancak &ouml;zel tıbbi veya bilimsel yayınlarda yer alıyorlar ve toplum bunlardan haberdar olamıyor. Bunun i&ccedil;in bir kuruluş oluşturuldu; &ldquo;Yaşamı Uzatma Vakfı&rdquo; kar amacı g&uuml;tmeyen bir &ouml;rg&uuml;t ve işi sağlıklı uzun &ouml;m&uuml;r araştırmalarını duyurmak ve desteklemek; son haberler iletiliyor, yeni teknikler tanıtılıyor ve yeni &uuml;r&uuml;nler duyuruluyor. Kuruluşun amacı, &uuml;yelerinin uzun yaşamaları i&ccedil;in yardımcı olmak ve gelecekte gerekecek fonları yaratmak; ana hedef ise fiziksel &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k. Slogan olarak da &ldquo;Biz &ccedil;abuk yaşlanmıyoruz, &ccedil;abuk &ouml;lm&uuml;yoruz&rdquo; diyorlar. 16 yıl evvel Hollywood&rsquo;da Saul Kent ve William Faloon tarafından kurulan &ldquo;Yaşamı Uzatma Vakfı&rdquo;nın başı yasalarla dertte. &Ouml;ncelikle &ouml;nerdikleri &ouml;zel beslenme metodları ve ila&ccedil;lara karşı &ccedil;ıkmaları y&uuml;z&uuml;nden, FDA &ldquo;ABD Beslenme ve İla&ccedil; Dairesi&rdquo; tarafından sıkıştırılıyorlar. Ticari sistemin dışında olmaları bir diğer handikap. En b&uuml;y&uuml;k savaş ise, son yılların &uuml;nl&uuml; gen&ccedil;lik ilacı olan Melatonin i&ccedil;in yaşandı ve yaşanıyor. Melatonin bir hormon ve bedeni yeniliyor. &ldquo;Yaşamı Uzatma Vakfı&rdquo;, Melatonin&rsquo;nin ticari ama&ccedil;lı tıp kuruluşları ve doktorlar tarafından kontrol edilmesine karşı &ccedil;ıkıyor, benzeri diğer alternatif sağlık kuruluşları tarafından da desteklenen bu m&uuml;cadelenin amacı ise, Melatonin &uuml;r&uuml;nlerinin serbest ve ucuz satılması. Uzun s&uuml;reli hastaların ilacı kullanmaya b&uuml;t&ccedil;eleri yetmiyor, buna rağmen dev ila&ccedil; tr&ouml;stleri buna hi&ccedil; aldırmadan kısıtlamayı s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yorlar ve savaş s&uuml;r&uuml;yor.</p>
<p>Onlar &ouml;l&uuml;m&uuml; reddediyorlar ?<br />
&Ouml;te yandan, &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n şu anda varolduğunu da s&ouml;yleyebiliriz. Uluslararası Ebedi Toplum Organizasyonu adlı kuruluş &uuml;&ccedil; kişiyi &ouml;l&uuml;ms&uuml;z olarak ilan etti; Charles P. Brown, Berna Deane ve James R. Stroke bir sosyal program oluşturdular; fiziksel &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n bedenlerimizde ger&ccedil;ekten&nbsp; şifrelendiğini iddia ediyorlar,&nbsp; h&uuml;creler buna hazırlar, iş sadece onları bu oluşum i&ccedil;in uyandırmakta. Bu &uuml;&ccedil; ilgin&ccedil; insan &ldquo;Together Forever-Ebediyen Beraber&rdquo; adlı bir kitap yazarak olayı iyice tırmandırdılar; bakın ne yazmışlar; &ldquo;&Ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k h&uuml;crelerini hissediyoruz, beden &ouml;l&uuml;m uykusuna benzeyen derin uyku nedeniyle buna zaten deneyimli. &Ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k zaten insanın en b&uuml;y&uuml;k arzusu ve amacı olarak h&uuml;crelerimizde her an titreşmektedir ve bu titreşim enerjisi h&uuml;crelerimizle bilincimiz arasında karşılıklıdır; derinlerde bunu anımsıyoruz; s&uuml;rekli olarak, evet, &ouml;l&uuml;ms&uuml;z doğdum, &ouml;lmek i&ccedil;in doğmadım, demeliyiz; işte h&uuml;crenin uyanışı budur&#8230;&rdquo;</p>
<p>Bu &uuml;&ccedil; kişi, kendileri gibi d&uuml;ş&uuml;nenleri biraraya toplayarak Scottsdale Arizona&rsquo;da bir kom&uuml;n oluşturdular. Orada ilahi &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;, fiziksel yenilenmeyi kovalarken, bedenlerini temizlemeye &ccedil;alışıyorlar. O kadar ilgin&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nceleri var ki, oluşturdukları &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k enerjisinin kendilerini kazalardan koruyacağına da inanıyorlar. B&uuml;t&uuml;n bunlar bir yana ama bu olaya bilim d&uuml;nyasının olumlu baktığı tek birşey var; o da bilin&ccedil;altının &ouml;l&uuml;m&uuml; ve &ouml;leceğini &ouml;nceden kabullenmiş olması, ama bu bir kuram, hen&uuml;z bilinmeyen bir y&ouml;ntemle bilin&ccedil;altı &ouml;l&uuml;m&uuml; reddederse acaba neler olacaktır? &Ouml;rnek ise, &ouml;l&uuml;mc&uuml;l hastaların &ccedil;ok azında g&ouml;r&uuml;len &ouml;l&uuml;me direnme g&uuml;c&uuml; ve sonunda hastalığı yenmeleri; onlar &ouml;l&uuml;m&uuml; reddediyorlar ve Azrail eli boş yerine d&ouml;n&uuml;yor; İşte, gizem burada ama nasıl?</p>
<p>İnsanın &ouml;tesi&#8230;<br />
Felsefi olarak İnsanlık mental, fiziksel ve sosyal olarak &uuml;st d&uuml;zeylere ulaşma uğraşı i&ccedil;inde. &Ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k&ccedil;&uuml;ler, şu an i&ccedil;inde bulunduğumuz evrim d&uuml;zeyinin &ccedil;ok uzadığı d&uuml;ş&uuml;ncesindeler. Buna inananlar i&ccedil;inde bilindiği gibi, bedenlerini iddialara g&ouml;re hemen &ouml;lmeden evvel ve genel olarak da &ouml;l&uuml;r &ouml;lmez likit nitrojen i&ccedil;inde donduranlar bulunuyor. Bir kısmı ise, &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n insanların bilin&ccedil;lenmesiyle oluşacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar. Tıp ve psikoloji, insanın kişiliğinin nereden kaynaklandığını s&ouml;yleyemiyor ama biyoloji şunu belirleyebilir; d&uuml;nyasal insan d&uuml;ş&uuml;ncesinden ve mental oluşumdan, beyinde &ccedil;alışan elektriksel sinyaller&nbsp; sorumluysa ve eğer insan kişiliği veya ruh, beyinde bir&nbsp; etki doğuruyorsa yani s&ouml;z konusu elektriksel sinyallere neden oluyorsa ve benzer bir etkiyi yapay bir beyinde yaratamıyorsak, &ouml;yleyse herşey kimyasal değildir ve ayrı, farklı birşey biryerlerde vardır. Bilgisayarları aklınıza getirin; bilgisayarın &ldquo;hardware&rdquo; denen teknik yeterliliği yani bedeni vardır, her program &ldquo;software&rdquo; ise bir kişiliktir; bedenin yani bilgisayarın farklı &ouml;zelliklerini ayrı d&uuml;zeylerde kullanır, hele bir de bilgisayarın ana belleği &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k veya genişse. Ama sorun hızdır, bilgisayar insandan hızlı bir hesabı yapabilir fakat bunu nasıl yapacağını kendi d&uuml;ş&uuml;nemez. Anlaşılabildiyse, beden=bilgisayar ile program=kişilik/ruh benzerliği olabildiğince ortadadır.</p>
<p>Sonu&ccedil;ta g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, insan &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;ğe, bilin&ccedil; olarak, bilgelik olarak, istek olarak, hatta tıbbi olarak hazırdır ama yaşam bi&ccedil;imi olarak, t&uuml;m alışkanlıklarıyla ve oluşturduğu sistemlerle hazır değildir. Buna daha &ccedil;ok zaman var; belki de ger&ccedil;ekten evrim artık yeni bir aşamaya yani insan&ouml;tesi insan aşamasına ge&ccedil;meli&#8230;<br />
Ve &hellip;</p>
<p>Bir veya birka&ccedil; olayla &ouml;l&uuml;m &ouml;tesini kesin olarak tanımlamaya kalkışmak geleceğin araştırmalarına yarar sağlamayacaktır. Belki de bazı kesin olaylar veya kesin bir olay, tarihsel literat&uuml;r&uuml;n zengin arşivinde saklıdır, yukarda verilen olaylar buna &ouml;rnek olabilirler. Ama ge&ccedil;mişteki olaylar ve &ccedil;alışmalar, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki parapsikolojik kişiliğin dışında kalmaktadır. G&uuml;ncel parapsikolojinin ağırlıklı bilimsel bakış a&ccedil;ısı, &ouml;l&uuml;m &ouml;tesi &ouml;rneklerini veya savlarını kolay kabul etmemekte hatta dışlamaktadır. O zaman da geriye kişisel g&ouml;r&uuml;şler kalmaktadır yani &ouml;l&uuml;m &ouml;tesi hakkında &ouml;zg&uuml;n d&uuml;ş&uuml;nceler oluşturabiliriz ama &ouml;teye ge&ccedil;emeyiz. &Ouml;l&uuml;m kendi kapsamı, niteliği ve niceliği y&ouml;n&uuml;nden bir son olmamalıdır dendiğinde, &ouml;zg&uuml;n bir g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ortaya koymuş oluruz. Bu durumda hem uyarıcı, hem de &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; sorularla karşılaşırız; Kişisel &ouml;l&uuml;m deneyleri hangi a&ccedil;ıdan değerlendirilecektir? Ve en &ouml;nemlisi &ouml;teki d&uuml;nyanın doğal yapısı nasıldır?</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
</p>
<p>Yanlı da olsa&nbsp; &ouml;l&uuml;m sonrası merakı ve ilgisi uygar toplum d&uuml;zeyinde ve k&uuml;lt&uuml;rel g&ouml;stergenin peşisıra y&uuml;kseliyor. Sayısız kitap yayınlanıyor, NDE, mistik g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler, melekler ve ilahi yolculuklar, binlerce kitap yıllardır peşpeşe yayınlanıyor. Yaşam sonrası i&ccedil;in tek bir yol var, o da bir s&uuml;rpriz neyse ki bizim s&uuml;rpizlere dayanma kapasitemiz &ccedil;ok y&uuml;ksek ama kendimize ne istediğimizi sormamız gerekiyor; duyularım s&ouml;yl&uuml;yor ki, bir yer var ve biz oradan&nbsp; geldik ama yine oraya gidecek miyiz? Yani&nbsp; eve? <br />
O yer var ve orası t&uuml;m&uuml;yle &ouml;teden beri bizim kaderimiz.</p>
<p>En tatmin edici olabilecek ve kesin ge&ccedil;erliliğe sahip metod, tutarlı olması kaydıyla &ouml;l&uuml;lerle kurulabilecek bir ilişki t&uuml;r&uuml;d&uuml;r ama şu ana kadar bu y&ouml;ntem başarılamamış veya bulunamamıştır, hatta b&uuml;y&uuml;k bır olasılıkla da o g&uuml;n asla gelmeyecektir. İnsan d&uuml;ş&uuml;ncesi &ccedil;ok karmaşık ve tutarsızdır işte bu &ouml;zelliği nedeniyle hi&ccedil;bir konuda ufku doğrudan g&ouml;rememektedir. Parapsikolojinin en başarılı adımı, &ouml;l&uuml;m &ouml;tesini araştırmayı saygın bir hale getirmesi olmuştur ama hala &ccedil;ok az şey bilinmektedir. Trans medyumluğu, &ouml;l&uuml;m deneyleri, BDD&rsquo;ler, &ouml;l&uuml;m hali vizyonları ve reenkarnasyon olayları hakkında daha &ouml;ğrenilecek &ccedil;ok şey vardır. Belki bir g&uuml;n, şok edici etkin bir ışık parlayacak, &ouml;l&uuml;m &ouml;tesi ilişki aydınlanacak ve &ouml;l&uuml;m şoku o andan sonra cevapsız bir soru olmayacaktır. Fakat a&ccedil;ık&ccedil;a s&ouml;ylemek gerekir ki, zekanın yetileri ne olursa olsun şu anda s&ouml;ylenenler ancak birer spek&uuml;lasyondur; bazen k&uuml;stah&ccedil;a, bazen fanatik&ccedil;e veya iyimserlikle. &Ouml;l&uuml;m &ouml;tesi olayı etkileyicidir ama hen&uuml;z tanımlanmamıştır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>&Ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k bizi melek veya vampir mi yapacak?<br />
&nbsp;Ve &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k gibi evrensel bir konuda, &ouml;ncelikle olumlu d&uuml;ş&uuml;nmeliyiz. Ama d&uuml;nyasal sorunlarımız vardır ve bunlar bizi korkutabilir; &ouml;zellikle III. D&uuml;nya &Uuml;lkeleri&rsquo;ndeki n&uuml;fus yoğunluğu ciddi ve endişe vericidir. Savaşlar sadece kaynakların ele ge&ccedil;irilmesi gibi basit ve ilkel bir neden i&ccedil;in yapılmaktadır; doğal afetler ve a&ccedil;lık etkin ve &ouml;ld&uuml;r&uuml;c&uuml;d&uuml;r. Zengin azınlıklar gelişirken, fakir &ccedil;oğunluk a&ccedil;lıktan &ouml;lmektedir; Bu arada, gelişmiş &uuml;lkelerde işşizlik dev oranlarda b&uuml;y&uuml;rken, emeklilik yaşı, 20-40 yaş arasındaki&nbsp; kuşağın &ccedil;alışma g&uuml;c&uuml;ne katılımını engellemektedir. Emeklilik &ouml;demeleri, 80 yılı aşan uzun bir yaşam ortalamasında devletlere &ccedil;ok pahalıya malolacaktır hatta yıkıma neden olabilir. &Ouml;l&uuml;ms&uuml;zler yaşam desteğini nereden alacaklar ve kendi d&ouml;lleriyle nasıl rekabet edeceklerdir? &Ouml;l&uuml;m korkusunun kalkması toplumun beklentilerini ve sonu&ccedil;ta d&uuml;zenini değiştirecektir. Eğer &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki bin yıl i&ccedil;inde &ouml;l&uuml;ms&uuml;z olursak, ya bir melek ya da bir vampir olacağımız kesindir; bug&uuml;n ektiğimiz tohumlara g&ouml;re sonucu bekleyip g&ouml;receğiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/dnanin-bize-ihaneti.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Evrendeki Kara Madde</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/evrendeki-kara-madde.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/evrendeki-kara-madde.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:12:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Bioenerji]]></category>

		<category><![CDATA[element]]></category>

		<category><![CDATA[evren]]></category>

		<category><![CDATA[gezegen]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/evrendeki-kara-madde.html</guid>
		<description><![CDATA[G&#246;r&#252;nmeyen bir evrende yaşadığımızı biliyor muydunuz?G&#246;remediğimiz evrende Kara Madde var, astronomlar Kara Madde&#180;nin ne olduğunun anlaşılmasıyla, evrenin kaderinin ne olduğunu anlayacaklarını d&#252;ş&#252;n&#252;yorlar.
Vera Rubin
Washington Carnagie Enstit&#252;s&#252;
D&#252;nyasal Manyetizm B&#246;l&#252;m&#252;
Scientific American 
&#34;Magnificient Cosmos&#34;
Bir an i&#231;in hayal edin, gecenin birinde r&#252;yanızın ortasında aniden uyanıyorsunuz. G&#246;zleriniz a&#231;ık, karanlığa g&#246;z kırpıyorsunuz. Sanki bilinmeyen, kapkaranlık ve sonsuz bir mağaranın i&#231;indesiniz. Bu k&#246;t&#252; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>G&ouml;r&uuml;nmeyen bir evrende yaşadığımızı biliyor muydunuz?G&ouml;remediğimiz evrende Kara Madde var, astronomlar Kara Madde&acute;nin ne olduğunun anlaşılmasıyla, evrenin kaderinin ne olduğunu anlayacaklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar.<span id="more-128"></span></p>
<p>Vera Rubin<br />
Washington Carnagie Enstit&uuml;s&uuml;<br />
D&uuml;nyasal Manyetizm B&ouml;l&uuml;m&uuml;<br />
Scientific American <br />
&quot;Magnificient Cosmos&quot;<br />
Bir an i&ccedil;in hayal edin, gecenin birinde r&uuml;yanızın ortasında aniden uyanıyorsunuz. G&ouml;zleriniz a&ccedil;ık, karanlığa g&ouml;z kırpıyorsunuz. Sanki bilinmeyen, kapkaranlık ve sonsuz bir mağaranın i&ccedil;indesiniz. Bu k&ouml;t&uuml; bir duygu, ben neredeyim. Bu boşluk nedir? Boşluğun boyutları nedir. El yordamıyla karanlıkta aranırken eliniz bir kibrit kutusuna raslıyor. Bir kibrit &ccedil;akıyorsunuz, hemen parlıyor ve s&ouml;n&uuml;yor. Sonra bir tane daha, ardından tekrar bir tane daha. Parlıyorlar ve &ccedil;abucak s&ouml;n&uuml;yorlar. Ama o kısacık parlama anlarında &ccedil;evrenize bir an i&ccedil;in g&ouml;z atabiliyorsunuz. Sonraki kibritin parlamasında, uzaktaki duvarları g&ouml;rebiliyorsunuz. Bir diğer aydınlanma, bilinmeyen b&uuml;y&uuml;k bir cismin g&ouml;lgesini g&ouml;steriyor. Henuz hareket edebilecek durumda değilsiniz ama g&ouml;receli olarak odanın hareket ettiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz. Her kibrit ışığında birşey daha &ouml;ğreniyor, &ccedil;evreyi algılıyorsunuz. D&uuml;nyamızın durumu da buna benzer bir duyguyu uyandırır. Bug&uuml;n, asırlardır yaptığımız gibi gezegenimiz olan platformda durarak dik dik yukarı bakıyor ve mağaramsı kozmosun neresinde olduğumuzu merak ediyoruz. Zaman zaman parlayan ışıklar bize uzayda dev cisimlerin bulunduğunu ima ediyor. Bazen onların hareketlerini ayırt edebiliyor ve g&ouml;r&uuml;nen g&ouml;lgeler bize oralarda daha bir&ccedil;ok cismin bulunduğunu ama onları g&ouml;remediğimizi belirliyorlar.</p>
<p>Işığı g&ouml;rmek i&ccedil;in Kara Madde&acute;nin gereği<br />
Evrenin en uzak yerlerinden gelen her foton bizi yeni bir bilgi elde etme &ccedil;abasına g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Astronomik anlamda ışık evrenden gelerek, d&uuml;nyaya ulaşır. &lsaquo;şimiz yer ve uydu teleskoplarıyla sadece daha fazla ışığı g&ouml;rmek değildir; evreni daha iyi anlamak, orada olup da g&ouml;remediklerimizi doğru olarak tahmin etmektir. Elli yıllık bir ge&ccedil;mişe sahip olan galaktik hareketlerin g&ouml;zlemi ve evrenin genişlemesi araştırmaları sonucunda bazı astronomlar evrenin % 90&acute;ının objeler ve g&ouml;r&uuml;nmeyen partik&uuml;llerle (atom altı par&ccedil;acıklar) dolu olduğuna inanıyorlar. &Ouml;te yandan evrensel maddenin &ccedil;oğunluğunun parlamadığı yani ışık yansıtmadığı da g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. 60 yıl &ouml;nce astronom Fritz Zwicky, bu kayıp maddenin galaksilerin arasındaki toz bulutlarının arasında olduğuna inanıyordu. Bug&uuml;n ise bizler kayıp madde tanımı yerine &quot;Kara Madde&quot; diyerek hem ışığı vurguluyor, hem de nerede bulunduğunu bilmediğimizi anlıyoruz.</p>
<p>Yaşamsal bir yolun başındayız<br />
Astronomlar ve fizik&ccedil;iler Kara Madde hakkında &ccedil;eşitli varsayımlarda bulunuyorlar. Bir taraftan Kara Madde&acute;nin sıradan bir materyal olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor; uzak soluk yıldızlar, b&uuml;y&uuml;k ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k kara delikler, soğuk gazlar veya evrendeki dağınık tozlar gibi. Hepsi k&uuml;&ccedil;&uuml;k radyasyonlar yayıyorlar veya araştırma ara&ccedil;larına y&ouml;nelik yansımalar oluşturuyorlar. Bu kategoriye giren karanlık objelere MACHO&acute;lar (Massive Compact Halo Objects-K&uuml;tlesel kesif haleli objeler) deniyor. Bunlar kendi ışık alanları i&ccedil;inde &ccedil;evrelerindeki galaksilerin ve galaktik bulutsuları i&ccedil;inde saklanıyorlar ve g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yorlar. Bir başka yaklaşımla, Kara Madde&acute;nin ekzotik, alışılmadık partik&uuml;ller i&ccedil;erdiğini ve bu nedenle g&ouml;zlenemediğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz. Fiziksel kuramlar bu partik&uuml;llerin varlığı hakkında kuşkulular, araştırmalar s&uuml;r&uuml;yor ama hen&uuml;z onaylanmış değiller. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; bir olasılık ise, &ccedil;ekim yasaları hakkındaki anlayışımızı d&uuml;zeltmemizin şart olduğu ama buna karşı &ccedil;ıkan fizik&ccedil;iler de yok değil. &Ccedil;ekim, bildiğimiz &ccedil;ekimdir diyorlar&#8230; Acaba &ouml;yle mi? Aynı doğrultuda Kara Madde&acute;nin &ouml;zelliklerini kozmolojinin diğer bilinmeyen, &ccedil;&ouml;z&uuml;lemeyen karmaşık konularını hatırlayarak araştırmamız gerekiyor yani bu konudaki cehaletimizi akıldan &ccedil;ıkarmamalıyız. Evrenin k&uuml;tlesinin ne kadar olduğu, galaksilerin nasıl oluştuğu ya da evrenin ebediyen genişleyeceği konularında olduğu gibi. Daha &ouml;nemlisi Kara Madde&acute;yi anlayabilmemiz, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;, şekli ve evrenin nihai kaderini idrak edebilmemizin kapasitesiyle de sınırlıdır dememiz gerekiyor, bu y&ouml;ndeki astronomik araştırmaların gelecek &ccedil;eyrek y&uuml;zyıl i&ccedil;indeki sonu&ccedil;larının bize daha verimli sonu&ccedil;lar getirebileceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor ve umuyoruz.</p>
<p>Evrenin ışıkları neyin i&ccedil;inde duruyor?<br />
Birşeyi g&ouml;rememeyi anlamak zordur ama imkansız değildir. Astronomlar son d&ouml;nemlerde Kara Madde &uuml;zerinde &ccedil;alışırlarken, parlak madde &uuml;zerindeki etkilerini g&ouml;zlemleyebildiler. &Ouml;rneğin, yakındaki titreşen bir yıldızı g&ouml;zlerken, belli hesapları yapıp, y&ouml;r&uuml;ngesinde bir Kara Gezegen&acute;in bulunduğunu s&ouml;yleyebiliyoruz. G&ouml;r&uuml;n&uuml;rdeki benzer prensipler &ouml;zellikle spiral galaksilerde de g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Yani yıldızların nedeni bilinmeyen garip ve anlamsız hareketleri bizlere oralarda normaldışı birşeylerin bulunduğunu g&ouml;steriyor. Yıldızların ve gaz bulutsularının y&ouml;r&uuml;ngesini g&ouml;zlemlediğimiz zaman, spiral galaksilerin merkezindeki dairesel harekette olduğu gibi ileriye doğru &ccedil;ok hızlı bir hareketin olduğunu g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Hızın ayrıntılarını &ouml;l&ccedil;&uuml;mlediğimizde g&ouml;r&uuml;nmeyen maddenin b&uuml;y&uuml;k miktarlarda olduğu sonucuna varırız ve kullanılan Kara Madde&acute;den oluşan yer&ccedil;ekimi g&uuml;c&uuml;n&uuml;n yıldızları ve gaz bulutlarını y&uuml;ksek hızdaki y&ouml;r&uuml;ngelerde tuttuğunu g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Sonu&ccedil;ta Kara Madde galaksinin dışına ve &ccedil;evresine yayılarak g&ouml;r&uuml;nen galaksinin sınırına ve &ouml;tesine&nbsp; ulaşır, sonra aşağıya ve yukarıya b&uuml;k&uuml;lerek bildiğimiz, tanıdığımız spiral şeklindeki parlak galaktik diski oluşturur. Bizler o zaman, tipik şekliyle k&uuml;resel bir ışığa g&ouml;m&uuml;l&uuml; parlayan bir disk g&ouml;r&uuml;r&uuml;z ve bu parlak disk g&ouml;zlemlenmemeye &ccedil;alışan ve &ccedil;ok geniş bir alana yayılı g&ouml;r&uuml;nmeyen maddenin i&ccedil;indedir.</p>
<p>Işığın olduğu her yeri g&ouml;rebiliriz; yeter ki&#8230;<br />
Kara Madde&acute;nin galaktik bulutsularda yayılım değerini keşfe &ccedil;alışırken, x ışını astronomları galaktik bulutsularda y&uuml;zen &ccedil;ok geniş bir dağılıma sahip bulutsular buldular. Bu bulutsuların yaklaşık 100 milyon derecelik bir ısıya sahip zengin gaz-enerji ile dolu olduğu belirlendi ama hen&uuml;z s&ouml;z konusu enerjiyi &ouml;l&ccedil;mek &ccedil;ok zor. G&ouml;r&uuml;nmeyen maddeyi g&ouml;zlemleyebilmenin &ccedil;eşitli metodları var. Bir tanesi galaktik bulutsuların &ccedil;evresindeki spot halkaları yakalamak. Bunlara &quot;Einstein Halkaları&quot; deniyor. Halkalar &ccedil;ekim odaklarından aldıkları etkiyle oluşuyorlar, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir k&uuml;tleden yayılan &ccedil;ekim ışığı b&uuml;kerek halka haline getiriyor. Bir bulutsu, bir diğerinin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;ip g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m&uuml;z&uuml; etkilediğinde bulutsunun &ccedil;ekim alanı, daha uzaktakinin ışığını etkileyerek, halkalar, yaylar oluşturuyor. Geometrik oluşumlar ortaya &ccedil;ıkıyor ve bizler de evrendeki matematiği g&ouml;zlemliyoruz. &lsaquo;lgin&ccedil; olan yakın bulutsuların hareketlerini teleskoplarla g&ouml;zlemleyebiliyor, ışığın b&uuml;k&uuml;lmesini dedekt&ouml;rlerle farkedebiliyoruz. Işık evrende her yere gider. Birg&uuml;n teleskoplarımızı &ccedil;ok geliştirdiğimizde, evrendeki en uzak cisimleri g&ouml;rebileceğiz.</p>
<p>Evrenin ilk anları nasıldı?<br />
Kara Madde&acute;nin evreni b&uuml;y&uuml;k oranda doldurduğunu biliyoruz. Belirlediğimiz parlayan materyalin her gramı i&ccedil;in orada onlarca gram Kara Madde olabilir. Ge&ccedil;erli astronomik g&ouml;r&uuml;ş, g&ouml;re, Kara Madde&acute;nin ne olduğunu, neyi i&ccedil;erdiğini kesinlikle bilmiyor. Ger&ccedil;ekten de, astronomik keşiflerin hen&uuml;z ilk d&ouml;nemindeyiz. G&ouml;r&uuml;nmeyen k&uuml;tleleri algılıyoruz, bazıları g&ouml;receli, bazıları sıradan, bazıları ise ekzotik. Yapmamız gereken &ccedil;ok iş var daha. N&uuml;kleosentez adlı bilim dalı elementlerin Big-Bang&acute;den sonraki k&ouml;kenlerini araştırıyor. Oluşturulan modellerle evrenin ilk d&ouml;nemleri g&ouml;zleniyor. Kozmik mikro dalgaların ısısını &ouml;l&ccedil;mek i&ccedil;in fotonların sayısını &ouml;ğreniyoruz. Tam o noktada normal partik&uuml;ller olan baryonların sayısının &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml; g&ouml;zlemlediğimiz yıldızların ve galaksilerin ışık zenginliğini bize g&ouml;steriyor. Kısacası N&uuml;kleosentez yoluyla, evrenin ilk anlarında oluşan elementleri tanıyor ve &ouml;ğreniyoruz. Bu da bizi a&ccedil;ık ve kapalı evren tanımlarına g&ouml;t&uuml;rebilir ve b&ouml;ylece de evrenin bilinmeyen yapısı hakkında birka&ccedil; şey daha &ouml;ğrenebiliriz.</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
</p>
<p>İnsan tanrı rol&uuml; oynuyor<br />
Galaksilerin evrimiyle ilgili ayrıntılar ve bulutsuların &ouml;zellikleri Kara Madde&acute;de saklı. Bu &ouml;zellikleri bilmeden galaksilerin bug&uuml;n g&ouml;zlemleyebildiğimiz yapılarını ve evrimlerini anlamak zor. Evrenin ilk d&ouml;nemlerine &ccedil;aresizce kuşkuyla baktığımız gibi, ancak iyimser olabilir ve umutla daha &ccedil;ok bilgi elde etmeye &ccedil;alışabiliriz. G&ouml;zlerimizle g&ouml;remediğimizi, &ouml;zel aygıtlarla g&ouml;r&uuml;yor, d&uuml;ş&uuml;ncelerimizde tartıyor, bilgisayar grafikleriyle deniyoruz. Bilgisayarlar Kara Madde araştırmalarında anahtar rol oynayabilirler. Tarih boyunca astronomi g&ouml;zlemlere odaklanmıştı ama bug&uuml;n deneysel bilime &ouml;ncelik veriyor, bilgiyi evrimleştiriyoruz. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n astronomik deneycileri, laboratuar tezgahlarında ya da teleskopların başında oturmuyorlar, bilgisayar terminallerinin başındalar. Kozmik simulasyonlar yaparak y&uuml;zlerce evren yaratıyorlar, deniyorlar, siliyorlar, yine yapıyorlar. Yarattıkları evrenlerde sayısız fakt&ouml;r&uuml; deniyor, akıllarına gelen, zekalarının &uuml;rettiği t&uuml;m bilgiyi evrensel bir sınavda kullanıyorlar. Bir kozmolog Kara Madde değerinin &ccedil;ok y&uuml;ksek olduğu bir model-evren yaratıyor ve ortaya daha realist ve &ccedil;ok daha kalabalık bir evren &ccedil;ıkıyor.</p>
<p>Kara Madde&acute;nin olduğu yerde ışık var<br />
Bilgasayar modelleri galaktik davranışları &ouml;ng&ouml;rebilirler. &Ouml;rneğin, iki galaksi birbirlerine yaklaştıklarında oluşan korkun&ccedil; birleşmeyi gecenin bir anında g&ouml;r&uuml;p ge&ccedil;ebiliriz. Bazen de ekranda b&uuml;k&uuml;lm&uuml;ş kuyrukları olan uzun bir gelgiti izleyebiliriz. Bu araştırma noktalarında, her galaktik ışık k&uuml;resinin bulunduğu yerde Kara Madde&acute;nin ışıklı maddeden &uuml;&ccedil; ile on kez daha fazla olduğunu &ouml;ğreniyoruz. Işık halkaları daha uzuyor. Bu ger&ccedil;ek, modeller aracılığı ile astronomlar tarafından g&ouml;zleniyor, yorumlanıyor ve g&ouml;r&uuml;lemeyen Kara Madde hakkında bilgi edinilmeye &ccedil;alışılıyor. Kozmoloji tarihinde ilk kez, bilgisayar modelleri g&uuml;ncel g&ouml;zlemlere rehberlik yapıyorlar.</p>
<p>Geleceğin g&uuml;&ccedil;l&uuml; beyni<br />
Yeni ara&ccedil;lar ve onlardan aşağı kalmayan yeni d&uuml;ş&uuml;nce bi&ccedil;imleri bize evrensel yapının sırrına doğru g&ouml;t&uuml;rebilirler. 400 yıl &ouml;ncesinde Galileo, k&uuml;&ccedil;&uuml;k mercekleri dar bir karton borunun i&ccedil;ine yerleştirdiğinde, borunun ucunda &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir beyin vardı. G&ouml;kteki soluk ışıklı zayıf &ccedil;izgileri g&ouml;rerek, onlara &quot;Samanyolu&quot; adını verdi. Ger&ccedil;ekte orada milyarlarca yıldız ve yıldızlararası bulutsular vardı. Sonra birdenbire bir insan galaksinin ne olduğunu anlayıverdi, Belki de gelecek olan y&uuml;zyılda şu anda h&ouml;n&uuml;z doğmamış olan bir başka g&uuml;&ccedil;l&uuml; beyin, bilmediğimiz yeni bir aygıtla bakacak ve sorunun cevabını verecek. Kara Madde nedir?&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/evrendeki-kara-madde.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Astrologların beklentisi gerçekleşti mi?</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/astrologlarin-beklentisi-gerceklesti-mi.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/astrologlarin-beklentisi-gerceklesti-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[astrolog]]></category>

		<category><![CDATA[Astroloji]]></category>

		<category><![CDATA[Astronomi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[element]]></category>

		<category><![CDATA[gezegen]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/astrologlarin-beklentisi-gerceklesti-mi.html</guid>
		<description><![CDATA[S&#252;merler&#8217;in yitik gezegeni, 10. gezegen Sedna bulundu. Beklenen işaret Sedna ise bundan sonra neler olacak? Ve yeni bir gezegen astrolojinin neresinde yer alacak, daha &#246;nemlisi nasıl yorumlanacak?Astronomlara g&#246;re 10. gezegen olarak d&#252;ş&#252;n&#252;len d&#252;nyamızdan 13 milyar km. uzaklıktaki Sedna, ilk kez ge&#231;en Kasım ayında California Mount Palomar G&#246;zlemevi tarafından g&#246;r&#252;ld&#252; sonra da California Institute of Technology, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" align="left" src="uplimages/cyrus.gif" />S&uuml;merler&rsquo;in yitik gezegeni, 10. gezegen Sedna bulundu. Beklenen işaret Sedna ise bundan sonra neler olacak? Ve yeni bir gezegen astrolojinin neresinde yer alacak, daha &ouml;nemlisi nasıl yorumlanacak?Astronomlara g&ouml;re 10. gezegen olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len d&uuml;nyamızdan 13 milyar km. uzaklıktaki Sedna, ilk kez ge&ccedil;en Kasım ayında California Mount Palomar G&ouml;zlemevi tarafından g&ouml;r&uuml;ld&uuml; sonra da California Institute of Technology, Yale ve Gemini G&ouml;zlemevlerince onaylandı. Sedna, Eskimo ya da Yuquit mitolojisinde okyanusların ve denizlerde yaşayan t&uuml;m canlıların tanrı&ccedil;asının adı, bir anlamda Poseidon&rsquo;un dişisi. <span id="more-127"></span>Gezegenin &ccedil;apı 1.200-2.360 km. arasında yani Pluto&rsquo;ya yakın bir b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte, gezegenden yayılan termal radyasyon nedeniyle farkedildi. Bazı bilimciler ise, Sedna&rsquo;nın bir gezegen olmasından kuşkulular ama G&uuml;neş Sistemi&rsquo;nin artık yeniden tanımlanması konusunda birleşiyorlar. Sedna, Pluto&rsquo;dan &uuml;&ccedil; kez daha uzakta, y&ouml;r&uuml;ngesi ise &ccedil;ok geniş, G&uuml;neş/D&uuml;nya uzaklığından 90 kez daha b&uuml;y&uuml;k bir y&ouml;r&uuml;nge &ccedil;iziyor. Sedna, Kuiper Belt adı verilen, kayalardan ve buzlardan oluşmuş y&uuml;zlerce k&uuml;&ccedil;&uuml;k k&uuml;tlenin bulunduğu b&ouml;lgede ama şu ana kadar burada farkedilen en b&uuml;y&uuml;k g&ouml;k cismi. &Ouml;te yandan bu yeni keşif, hen&uuml;z kesin olarak 10. gezegen veya bir gezegen olarak kabul edilmiş değil ama ABD Ulusal Astronomi Birliği bu konuda istekli g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. 7 Ekim 2002&rsquo;de de yine Kuiper Belt b&ouml;lgesinde bir diğer b&uuml;y&uuml;k bir g&ouml;k cismi keşfedilmiş ve Quaoar adı verilerek, 10. gezegen olmasından kuşkulanılmıştı. Quaoar adı Avrupalılar gelmeden &ouml;nce Los Angeles y&ouml;resinde yaşayan Tongva mitolojisinden alınmıştı, &ldquo;T&uuml;m varoluşu etkileyen doğanın b&uuml;y&uuml;k g&uuml;c&uuml;&rdquo; anlamına geliyordu.</p>
<p>Aslında NASA, uzun yıllardan beri Uran&uuml;s ile Nept&uuml;n arasında olması gereken ve b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; d&uuml;nyadan 4-8 kez daha b&uuml;y&uuml;k bir gezegenin arayışı i&ccedil;inde. Planet X adı verilen bu g&ouml;r&uuml;nmeyen gezegenin alışılmadık bir y&ouml;r&uuml;nge &ccedil;izerek her 3000-3600 yılda bir d&uuml;nyaya yaklaştığı tahmin edilmekte ve yine bu tahminlerin doğrultusunda Planet X 2012-2036 yılları arasında ortaya &ccedil;ıkıp d&uuml;nyaya yaklaşacak. 1983&rsquo;de IRAS (Kızıl&ouml;tesi Astronomi Uydusu), Nept&uuml;n&rsquo;&uuml;n y&ouml;r&uuml;ngesinde normal&uuml;st&uuml; bir farklılık belirledi, olayın nedeninin Pluto olmadığı anlaşıldı &ccedil;&uuml;nk&uuml; yeterince b&uuml;y&uuml;k değildi. Ama 80&rsquo;lerin sonunda bir&ccedil;ok astronom hala kuşkuluydular &ccedil;&uuml;nk&uuml; başka bir fenomene rastlanamadı. Buna rağmen Planet X&rsquo;in varlığı ciddi olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor ve endişe veriyor.</p>
<p>Eğer b&ouml;yle bir gezegen varsa ve 3000-3600 yılda bir bize yaklaşıyorsa, en iyi kanıtları atalarımız bize verebilirler. M&Ouml; 1600-1400 arasında S&uuml;merliler b&ouml;yle bir g&ouml;k cismini g&ouml;zlemişler ve Niburu adını vermişlerdi. S&uuml;merliler&rsquo;e g&ouml;re Niburu&rsquo;nun gelişi uygarlığın başlangıcıydı, antik S&uuml;mer metinleri Niburu&rsquo;yu &ccedil;ok parlak, mavimtrak bir su gezegeni olarak tanımlıyorlar. Acaba &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki 20 yıl i&ccedil;inde Planet X veya Niburu ger&ccedil;ekten gelecek mi? Yoksa Sedna, o mu?</p>
<p>Bazı kaynaklara g&ouml;re, ABD herşeyi biliyor. Bilgi verme yasalarına rağmen, Bush y&ouml;netimi ekonomik dengelerin korunması, toplumun morali ve bilimin daha b&uuml;y&uuml;k bir kazanmaması adına toplumu bilgilendirmek istemiyor. Bilindiği gibi yakın zamanda da Pentagon, Ekolojik bir raporu Beyaz Saray&rsquo;a sunarak, olası global doğal felaketleri &ouml;ng&ouml;rm&uuml;şt&uuml; ama nedense bu rapordan bir daha s&ouml;z edilmedi.</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
</p>
<p>Evren s&uuml;rprizlerle dolu, bırakalım evreni G&uuml;neş Sistemimizden bile hen&uuml;z haberimiz yok. Oysa S&uuml;merliler bile gezegenlerin sayısını resimde de g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi 9&rsquo;dan fazla biliyorlardı. Peki şimdi biz astrologlar ne yapacağız? Daha 7 gezegenin &ouml;tesini dahi tam olarak yorumlayamıyoruz, zaman ve mekan farkları d&uuml;nyasal g&uuml;ncel kaygılarımızı aşıp gidiyor, &ccedil;ok daha uzak ve hi&ccedil; bilinmedik yeni gezegenler bizler i&ccedil;in ne ifade edecekler? Anlaşılan geleceğe giderken ge&ccedil;mişe d&ouml;necek, yine baştan başlayacağız..</p>
<p>Michigan &Uuml;niversitesi&acute;den Dr. Fred Adams ile California Berkeley &Uuml;niversitesi&acute;den, Dr. Gregory Laughlin diyorlar ki; &quot;Yaşam ve varoluş tanımlanmadık&ccedil;a veya evrenin varoluş k&ouml;keninin bilinmesi şartıyla son yokoluş kavramı t&uuml;m&uuml;yle ama bilin&ccedil;li olarak amacı ve anlamıyla anlaşılmadık&ccedil;a, ki&nbsp; buna şimdiye kadar elde edilen t&uuml;m veriler dahildir, evren sıradışılığı ile bizleri b&uuml;y&uuml;lemeye devam edecektir.&quot;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/astrologlarin-beklentisi-gerceklesti-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kaç yaşınızda olduğunuzu sanıyorsunuz?</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/kac-yasinizda-oldugunuzu-saniyorsunuz.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/kac-yasinizda-oldugunuzu-saniyorsunuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:09:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[element]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/kac-yasinizda-oldugunuzu-saniyorsunuz.html</guid>
		<description><![CDATA[Zamanı takvimle &#246;l&#231;&#252;yoruz ama hangi takvimle? &#199;ağlar boyu bir &#231;ok takvim kullandık ve hala zamanı &#246;l&#231;me konusunda emin değiliz. Yaşamımızdan yıllar eksiliyor veya fazla geliyor. Şu an, hangi yılda olduğumuz bile kesin değil. Ger&#231;ek takvim beynimizde ve onun y&#246;nettiği kalp atışlarının sayısında saklı; belki de gelecekte kalp atışı sayısına g&#246;re zamanı belirleyeceğiz&#8230; 
Ka&#231; yıl yaşadınız? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanı takvimle &ouml;l&ccedil;&uuml;yoruz ama hangi takvimle? &Ccedil;ağlar boyu bir &ccedil;ok takvim kullandık ve hala zamanı &ouml;l&ccedil;me konusunda emin değiliz. Yaşamımızdan yıllar eksiliyor veya fazla geliyor. Şu an, hangi yılda olduğumuz bile kesin değil. Ger&ccedil;ek takvim beynimizde ve onun y&ouml;nettiği kalp atışlarının sayısında saklı; belki de gelecekte kalp atışı sayısına g&ouml;re zamanı belirleyeceğiz&#8230; <span id="more-126"></span></p>
<p>Ka&ccedil; yıl yaşadınız? Ya da, ka&ccedil; yaşındasınız? Ne kadar zamandan beri bu gezegende yaşıyorsunuz? &Ouml;rneğin, 30 yaşındayım, dediniz&#8230; Peki ama nereden biliyorsunuz? Emin misiniz? N&uuml;f&uuml;s kağıdınıza bakarak bunu s&ouml;yl&uuml;yorsanız, yanılıyorsunuz &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu sizin hukuk yaşınızdır. Yok eğer annenizin veya babanızın size s&ouml;ylediği zamana g&ouml;re yaşınızı s&ouml;yl&uuml;yorsanız, yine yanılıyorsunuz &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu kez onların hukuki zamanlarını kullanıyorsunuz. İyi de acaba, ger&ccedil;ekten ka&ccedil; yaşındasınız?İşin aslına ve bu yazının gittiği y&ouml;ne bakacak olursanız, hi&ccedil;birimiz yaşadığımız veya d&uuml;nyada bulunduğumuz zaman diliminin uzunluğunu ger&ccedil;ekten bilmiyoruz. Eğer zaman konusunda, yakın bir gelecekte, halen kullandığımız zaman &ouml;l&ccedil;&uuml;lerini bir yana bırakıp, kozmik takvime g&ouml;re bir d&uuml;zenleme yapmazsak, ge&ccedil;miş yanılgılarımızı gelecekte de yineleyecek ve şu an pek farkında olamadığımız ciddi hataları yineleyip duracağız. </p>
<p><b>969 yıl yaşayan peygamber&#8230;</p>
<p></b>G&uuml;neş bize zamanı belirler, d&uuml;nyamızın onun &ccedil;evresindeki bir turu bize bir g&uuml;n&uuml; yani 24 saati verir, diğer &ouml;l&ccedil;&uuml; g&ouml;k objemiz ise Ay&acute;dır, tam bir hesaba kalkışırsak, 29 g&uuml;n, 12 saat, 44 dakika ve 2.8 saniyede bir aylık bir zaman ortaya &ccedil;ıkar. İlk insan toplulukları, G&uuml;neş&acute;in değişiminden &ccedil;ok Ay&acute;ı daha kolay izliyorlar ve biraz da karanlığı aydınlattığı i&ccedil;in, zamanı Ay&acute;la belirliyorlardı. Hatta ilkel toplumlar, zamanı mevsimlere g&ouml;re &ouml;l&ccedil;&uuml;yorlardı. &Ouml;rneğin, yağmur mevsimi yılın başı olarak kabul edilirdi yani İlkbahar ve Sonbahar yağmurları birer yıl olarak alındıklarında, bize g&ouml;re bir yılı iki yıl olarak yaşamış sayılırlardı. O zaman &ccedil;ok uzun bir &ouml;m&uuml;r &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; ortaya &ccedil;ıkıyordu. Tevrat&acute;da adı ge&ccedil;en &ccedil;ok uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; peygamberlerin farklı bir zaman &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;yle değerlendirildikleri d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmelidir. Peygamber Methusalah&acute;ın 969 yıl yaşadığı yazılmıştır ama bu s&uuml;reyi, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z takvimi ile değerlendirecek olursak, 79 yıl yaşadığını anlarız. Yıl &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;, bug&uuml;n i&ccedil;in 12 aydır, buna bir yıl deriz. Ama Ay takvimi ile farklı bir yıl buluruz yani M&uuml;sl&uuml;man zaman &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; Hicri takvimde olduğu gibi. Hicri takvimde de, 12 ay vardır, aylar 29 veya 30&acute;ar g&uuml;n &ccedil;ekerler ama Ay g&uuml;nlerine g&ouml;re, bir ay 29.53 g&uuml;nd&uuml;r ve 12 ayın toplamı bu hesapla 354.36 g&uuml;n olarak ortaya &ccedil;ıkar. Bundan ne mi olur? </p>
<p><b>Hicri ve Miladi takvim birleşecek;</p>
<p></b>Cevap a&ccedil;ıktır; her yıl bu d&uuml;zeni s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rsek, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; yılda, yeni yıl bir g&uuml;n &ouml;nce. altıncı yılda iki g&uuml;n &ouml;nce başlayacak ve bu eksilme s&uuml;r&uuml;p gidecektir. Sonu&ccedil;ta 60 yılda, 20 g&uuml;n eksilecektir, peki ama t&uuml;m yaşamda 20 g&uuml;n nedir ki? Ama bu kadar değil! G&uuml;neş&acute;in &ccedil;evresinde d&ouml;n&uuml;ş s&uuml;remiz 365 g&uuml;nd&uuml;r fakat yukardaki Ay hesabına g&ouml;re, bu s&uuml;re 11 g&uuml;n daha kısadır yani yılda bir 11 g&uuml;n daha kaybediyoruz, &uuml;&ccedil; yılda bu s&uuml;re 33 g&uuml;n yani bir aydan fazladır. O zaman 33 yıl sonra 363 g&uuml;n&uuml; yani yaşamımızdan yaklaşık bir yılı yitiririz. O zaman da, Hicri tarih s&uuml;relerini hesaplarken ortaya ciddi farklılıklar &ccedil;ıkacaktır. Peki ama hangisi doğru? Hicri takvimin 9.ayı Ramazan&acute;dır, g&uuml;n ışığında oru&ccedil; bir ibadet olarak Ramazan boyunca yerine getirilir, ışık bitince de oru&ccedil; sona erer. Bu Allah&acute;a ibadetin yanısıra, O&acute;nun yarattığı yaşam kaynağı G&uuml;neş&acute;e g&ouml;sterilen saygının da bir t&uuml;r ifadesidir ama Ramazan, d&uuml;nyanın d&ouml;n&uuml;ş&uuml; doğrultusunda, mevsimlerin d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; ile orantılı olarak her 33 yılda bir d&ouml;ner, yani mevsim değiştirir, uzun bir hesap sonucunda, oru&ccedil; tutma s&uuml;releriyle, g&uuml;nd&uuml;z uzunluklarının ters orantılı oldukları g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Bu da bize yine g&uuml;n hesabının değişkenliğini g&ouml;sterir; Hicri takvim, Hz. Muhammed&acute;in Mekke&acute;den Medine&acute;ye Hicret tarihi olan miladi 622 yılı ile başlar. Ama yukardaki kayıp g&uuml;n hesabının sonucunda g&ouml;r&uuml;l&uuml;r ki; her iki takvim birbirine yaklaşmaktadır, hesaplamalar sonucunda g&ouml;r&uuml;r&uuml;z ki, 20.874 yılında Hicri ve Miladi takvimler bir olacaktır ama buna daha &ccedil;ok zaman var&#8230; </p>
<p><b>Şu an hangi yıldayız?</p>
<p></b>Miladi takvimin babası, Roma İmparatoru J&uuml;l Sezar&acute;dır, bilinen G&uuml;neş Yılı hesabıyla takvim yapılmıştır. Modern astronomide bu değerin k&ouml;k&uuml; d&uuml;nyanın Vernal Ekinoks&acute;u yani İlkbahar&acute;ın ilk g&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Sezar&acute;ın sistemi, MS 325&acute;de İznik Konseyi&acute;nde kabul edilmiş ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar gelmiştir ama yanlıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; vernal ekinoks yani baharın ilk g&uuml;n&uuml; hem her yıl değişmekte, hem de Ekvator&acute;dan kutba doğru farklılık g&ouml;stererek ayrı g&uuml;nlerde oluşur. Bu sisteme g&ouml;re, her 400 yılda bir, &uuml;&ccedil; yıl kaybedilir ve bu kayıp oranı katlanarak artar. Kısacası bu takvime g&ouml;re, bug&uuml;ne kadar 146.097 g&uuml;n yani 97 artık yıl kaybı vardır; bu da 12 yıl demektir.&nbsp; Bir gariplik daha var; 1582&acute;de Hristiyan d&uuml;nyası ikiye ayrıldı; Protestanlık kurulmuştu, o zaman Paskalya t&ouml;renleri temel alınarak yeni bir zaman &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; ortaya &ccedil;ıkarıldı, bu kez 11 g&uuml;nl&uuml;k bir zaman farkı vardı. Sonu&ccedil; tuhaftı; &ccedil;&uuml;nk&uuml; Katolikler George Washington&acute;un doğum g&uuml;n&uuml;n&uuml; 11 Ocak&acute;da kutlarken, Protestanlar 22 Ocak&acute;da kutluyorlardı ve bu olay s&uuml;rd&uuml; gitti. Bu defa 1800&acute;ler de Ortodokslar, iki sistemin ortasında bir d&uuml;zenlemeye giriştiler, İlkbahar g&uuml;n&uuml;n&uuml; 5 g&uuml;n farklı kabul ederek Gregorian Takvim&acute;e yeni bir d&uuml;zen getirdiler ve Ortodoks Rusya&acute;da bu sistem kabul edildi ve tabii işler iyice karıştı. Artık yıllar tamamen değişiyor ve 40 yaşındaki biri &uuml;&ccedil; yaşında g&ouml;z&uuml;k&uuml;yordu. Elbette ki t&uuml;m bu karmaşa adına takvim denen basılı kağıtların &uuml;zerinde; t&uuml;m takvimler aynı i&ccedil;erikte ama zamanı ger&ccedil;ekten belirleyen mevsimsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mler ve G&uuml;neş olduğuna g&ouml;re gezegenin &ccedil;eşitli yerlerinde farklı hesaplar yapılabilir. &Ouml;zetle bir zaman paradoksu ile karşı karşıyayız ama biz ger&ccedil;ekten ka&ccedil; yaşındayız? Yani d&uuml;nyanın her yerinde aynı zaman &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;n&uuml; kullanmamız zor gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Halen kullanılan Julien Takvimi&acute;ne g&ouml;re bir insan doğum g&uuml;n&uuml;n&uuml;, her yıl 13 g&uuml;n daha &ouml;nce kutluyor ve yaşını ancak g&ouml;receli olarak bilebiliyor. O zaman, 40 yaşındaki bir insan o yaşa kadar 520 g&uuml;n&uuml;n&uuml; yitirmiş oluyor yani 40 yaşını kutluyor ama aslında 40 yaşında olmuyor. </p>
<p><b>Hz İsa ne zaman doğdu?</p>
<p></b>Matta İncili 2/1&acute;i okuyoruz; &quot;Hz İsa, Bethlehem&acute;de Kral Herod d&ouml;neminde doğdu&#8230;&quot; O tarihte ge&ccedil;erli olan, kayıtlarda Herod d&ouml;neminde kullanıldığı g&ouml;r&uuml;len Dionisos Takvimi&acute;ne g&ouml;re, İsa&acute;nın doğduğu yıl 1. yıl değil aslında 4. yıldır; bu kez de şu andaki takvime g&ouml;re 4 yıl &ouml;nde olduğumuz ortaya &ccedil;ıkar yani şu anda 2000 yılındayız. Yani 4 yıl daha yaşlıyız. Yine Matta İncili, doğan peygamberden korkarak, iki yaşındaki t&uuml;m &ccedil;ocukların &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesini emreder ve ardından &ouml;l&uuml;r, yani Hz. İsa Herod &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde, İncil&acute;e g&ouml;re iki yaşındadır, işler iyice karışıyor. İncil&acute;deki zamanlamaları toparlarsak, artı eksi sonu&ccedil;ta 17 yıllık bir zaman kaybı karşımıza &ccedil;ıkar ve bir kez daha farklı bir zamanda oluruz; demek ki, şu anda 1979 yılındayız. Peki &ouml;yleyse, ger&ccedil;ek nerede? Zaman i&ccedil;inde zamansızlığı mı yaşıyoruz? İnsanlık dinsel inan&ccedil;lara g&ouml;re zamanı &ouml;l&ccedil;t&uuml;yseler, aynı yılda doğmuş &ccedil;eşitli inan&ccedil;lardaki insanlar, Budist, Hindu, Protestan veya M&uuml;sl&uuml;man ayrı yaşlarda mı oluyorlar? Zira, Uzak Doğu&acute;da karmaşa iyice b&uuml;y&uuml;yor. G&uuml;neş&acute;in ve d&uuml;nyanın karşılıklı konumları bir başka fenomen; d&uuml;nyanın G&uuml;neş&acute;in &ccedil;evresinde ne zaman d&ouml;nmeye başladığını bilmiyoruz, kendi kendimize &ouml;l&ccedil;&uuml;ler kolmuş, tarihler, yıllar belirleyip duruyoruz. Kimbilir, 500 yıl sonra nasıl bir takvim kullanacağız? </p>
<p><b>Kalp atışları zamanı belirliyor&#8230;</p>
<p></b>Bilinen resmi kaynaklara g&ouml;re, en uzun yaşamış insanlardan birisi 115 yaşında &ouml;len bir İngiliz kadındır, bu yaşa bilim tarafından &uuml;st tavan kabul edilir yani insanın yaşayabileceği en uzun s&uuml;re 115 yıl civarıdır. Diğer canlı t&uuml;rlerine ge&ccedil;elim; ağa&ccedil;lar hari&ccedil; tabii &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar &ccedil;ok yavaş yaşıyorlar ve hareketsizler yani aktif bir yaşama sahip değiller. Balıklar i&ccedil;in yapılan araştırmalar s&uuml;r&uuml;yor; bilim ger&ccedil;ek anlamda yaşlanarak &ouml;len bir balık &ouml;mr&uuml;n&uuml; hen&uuml;z kesin saptamış değil; bir bilimsel araştırmaya g&ouml;re balıklar yaşlanmıyorlar; nitekim, bir&ccedil;ok efsanede &ccedil;ok yaşlı balıklar vardır, bir Kelt yazmasında 200 yıldır aynı g&ouml;lde yaşayan bir balıktan s&ouml;z edilir. Deniz canlılarının en uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; canlısı 200 yılın &uuml;zerinde yaşayan Galapagos kaplumbağalarıdır ve onlar da &ccedil;ok yavaş hareket eden hayvanlardır. Papağan veya kuğular gibi&#8230; Bu araştırmaya g&ouml;re zeka, yaşlanmayı hızlandırmaktadır. Fil fareden daha uzun yaşar ama t&uuml;m bunlara rağmen insanın avantajı yine zekasıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml; y&uuml;z yaşına gelmiş bir insan, diğer t&uuml;m uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; canlıların &ouml;l&uuml;mlerine tanık olur zira zekasıyla yaşamayı bilen ve doğanın sayısız &ouml;l&uuml;m nedeninden olabildiğince kurtulmayı beceren tek canlı t&uuml;r&uuml;d&uuml;r. Ama yine de, İnsanoğlu&acute;nun yaşamı y&uuml;z yılı aşamaz, bunun bir nedeni de duygusallığıdır&#8230; Fiziksel boyut, metabolizmayı etkiler bunun g&ouml;stergesi kalp atışlardır; ortalamalara bakarsak, farenin kalbi dakikada 590 defa &ccedil;arpar, k&ouml;peğinki 95 defa, insanınki 72 defa, filin kalbi ise dakikada 30 defa &ccedil;arpar. İşte, &ouml;mr&uuml;n zaman &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; buna bağımlıdır yani fizik zaman ve yaşam d&uuml;zenimiz, kalp ritmi ile ilişkilidir ve sır burada saklıdır; Aslında insan y&uuml;z yaş civarında &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman, kalbi &ccedil;arpan diğer t&uuml;m canlılardan &ccedil;ok daha uzun yaşamıştır yani kalbi en &ccedil;ok sayıda artmıştır &ccedil;&uuml;nk&uuml; diğer &ccedil;ok uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; canlılar, bir nedenle hatta &ccedil;oğu zaman insanın elinde &ccedil;oktan &ouml;lm&uuml;şlerdir. Acaba kalp &ccedil;arpma sayısı bize yaşam ve zaman &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; belirlenmesi yolunda ışık tutabilir mi? Doğum zamanımızı ger&ccedil;ek olarak bilemiyoruz; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; gezegenimizin zaman d&uuml;zenini &ccedil;&ouml;zebilmiş değiliz; hatta bu sırrı &ccedil;&ouml;zsek dahi sanki uyum sağlayamayacağız. &Ouml;n&uuml;m&uuml;zde &ccedil;ok uzak ufuklarda, sisler i&ccedil;inde olsa dahi, evrensel bir form&uuml;l g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor sanki; madde k&uuml;tle artıp, zeka azaldık&ccedil;a yaşam s&uuml;resi uzuyor ama madde k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;p, zeka arttık&ccedil;a yaşal s&uuml;resi azalıyor, peki acaba maddeyi iyice k&uuml;&ccedil;&uuml;lt&uuml;p, zekayı &ccedil;ok ilerletirsek? Ama bu hen&uuml;z ham hayal&#8230; Ama madde &ouml;tesinin ve sonsuz yaşamın sırrı galiba bu y&ouml;nde; sadece bir varsayım olarak tabii&#8230; </p>
<p><b>R Kompleksi&acute;nin sırrı&#8230; <br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
<br />
</b>Ger&ccedil;ekte, zamanı kalp atış sayısı belirliyor; bu sayıyı belirleyen yer ise beyin k&ouml;k&uuml; ve onu &ouml;rten R Kompleksi; kalp atış sayısı ve solunum d&uuml;zeni buradan y&ouml;netiliyor; t&ouml;resel duygularımız, saldırı i&ccedil; g&uuml;d&uuml;m&uuml;z, toprağa bağımlılığımız ve sosyal hiyerarşi anlayışımız buradar doğuyor; bu sistem milyonlarca yıllık bir gelişim sonucunda bu hale gelmiş ve hala gelişmekti. Evrensel programcı programı b&ouml;yle yazmış gibi&#8230; R Kompleksi, kalbimizin ka&ccedil; kez &ccedil;arpacağını belirliyor, ortama g&ouml;re ayarlıyor hatta biliyor ve alınyazısı anlayışı da buradan kaynaklanmakta. Ger&ccedil;ek zamanını ve yaşını bilemeyen bizler, &ouml;l&uuml;mle her an y&uuml;z y&uuml;zeyiz; dinsel ve felsefik dogmalar sonucunda varlığımızın nedenlerini dışımızda arıyoruz ama sır kendimizde saklanıyor; gece olduğunda &ccedil;evresine g&ouml;remeyen ve korkan ilk insan, bir kovuğa saklanarak uyumayı se&ccedil;ti ve evrim bu se&ccedil;imi işleyerek metabolizmamızı belli bir s&uuml;re i&ccedil;in uykuya mahkum etti. Tersi de olabilirdi veya gecenin olmadığı bir gezegende yaşayabilirdik, kimbilir nasıl bir canlı t&uuml;r&uuml; olurduk? Uyku zamanı acaba kalp ritminin değişimi nedeniyle nasıl değerlendirilmeli? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; uyurken yaşamımız yavaşlıyor, o dinginliği uyanıkken yakalayabilsek nasıl olurdu? Meditasyon, yoga gibi y&ouml;ntemler bize bunu bir oranda sağlayabiliyorlar ama zararlı etkilerden ve alışkanlıklardan korunmak şartıyla. Buna karşın, &ccedil;ok &uuml;st&uuml;n zekalı insanların &ccedil;ok az uyuyarak, &ouml;m&uuml;rlerini bitirdiklerini g&ouml;r&uuml;yoruz, i&ccedil;lerinde &ccedil;ok kısa veya &ccedil;ok uzun yaşayanları var ama s&uuml;re ne kadar olursa olsun, onlar yaşamlarına birka&ccedil; bin hatta bazen milyon insanın yapamayacaklarını sığdırabiliyorlar. Yukardaki araştırmaya g&ouml;re beynin yeterli bilin&ccedil; d&uuml;zeyinde olması, R Kompleksi&acute;ni etkileyip yeni s&uuml;re&ccedil;ler yaratıyor. Eğer b&ouml;yleyse, doğasal kirlenme de dahil olarak, yaşamsal kirlenmeden uzaklaştık&ccedil;a yaşam s&uuml;remiz değişebilir. Neye g&ouml;re mi? Takvime g&ouml;re değil tabii ki, &ccedil;&uuml;nk&uuml; değişen beynimizdeki yaşam s&uuml;residir ve zamanın ger&ccedil;ek &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; beynimizdedir. Ger&ccedil;ek yaşımızı asla bilemeyeceğiz, bu s&uuml;re&ccedil; R Kompleksinde yazıyor ama biz onu okumayı hen&uuml;z bilmiyoruz, aksine &ouml;l&uuml;m&uuml; &ccedil;abuklaştırmanın yollarını daha iyi &ouml;ğreniyor ve her ge&ccedil;en an &ouml;l&uuml;me daha &ccedil;ok koşuyoruz aynen kelebeğin ışığa koşması gibi&#8230; </p>
<p>İ&ccedil;imizdeki ve bir par&ccedil;ası olduğumuz dışımızdaki kozmik zamana g&ouml;re, belki bin, belki de bir yaşındayız; bunun &ouml;nemi pek yok; varsın takvimler olsun; aslında takvimler d&uuml;nyasal ihtirasların g&ouml;stergesi olarak &ccedil;ok işe yarıyorlar; varsın &ouml;yle kalsınlar. Bilim fiziksel yıpranmayı yavaşlatmaya uğraşırken, bir yandan da daha &ccedil;ok ve daha hızlı &ouml;ld&uuml;rmenin yollarını da arıyor. Bu &ccedil;elişki arenasında, yaşımızın fazla &ouml;nemi yok sanki, en iyisi takvim kaosundan uzaklaşarak, arzuladığımız yaşı maskara olmadan hissedip yaşayabilmek. Sonu&ccedil;ta zamanı biz belirliyoruz; &ouml;lerek ve &ouml;ld&uuml;rerek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/kac-yasinizda-oldugunuzu-saniyorsunuz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Karıncalar</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/karincalar.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/karincalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Bioenerji]]></category>

		<category><![CDATA[element]]></category>

		<category><![CDATA[karınca]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/karincalar.html</guid>
		<description><![CDATA[D&#252;nyanın minik efendileri
&#34;Karıncalar hakkında birşey biliyor musunuz?&#34;
&#34;Bazen bah&#231;ede onları g&#246;r&#252;yorum.&#34;
&#34;&#199;ok b&#252;y&#252;k siyah bir karınca g&#246;rd&#252;m.&#34;
&#34;Tatlı birşey bulduklarında &#231;evresinde s&#252;r&#252;ler halinde toplanıyorlar.&#34;
&#34;Kanatlı karıncalar bazen erkek, bazen dişidirler.&#34;
&#34;Kızıl karıncalar, siyah karıncalar, sarı karıncalar, b&#252;y&#252;k ve k&#252;&#231;&#252;k karıncalar vardır&#8230;&#34; 
Karıncalar hakkında s&#246;ylenebilecek şeyler bu gibi şeylerdir aslında bu b&#246;ceğe benzeyen ama b&#246;cek olmayan yaratıklar hakkında &#231;ok az şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>D&uuml;nyanın minik efendileri</p>
<p>&quot;Karıncalar hakkında birşey biliyor musunuz?&quot;</p>
<p>&quot;Bazen bah&ccedil;ede onları g&ouml;r&uuml;yorum.&quot;</p>
<p>&quot;&Ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k siyah bir karınca g&ouml;rd&uuml;m.&quot;</p>
<p>&quot;Tatlı birşey bulduklarında &ccedil;evresinde s&uuml;r&uuml;ler halinde toplanıyorlar.&quot;</p>
<p>&quot;Kanatlı karıncalar bazen erkek, bazen dişidirler.&quot;</p>
<p>&quot;Kızıl karıncalar, siyah karıncalar, sarı karıncalar, b&uuml;y&uuml;k ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k karıncalar vardır&#8230;&quot; <span id="more-125"></span></p>
<p><img alt="" align="left" src="uplimages/mapant.jpg" />Karıncalar hakkında s&ouml;ylenebilecek şeyler bu gibi şeylerdir aslında bu b&ouml;ceğe benzeyen ama b&ouml;cek olmayan yaratıklar hakkında &ccedil;ok az şey bilinmektedir. Karıncalar evlerimize geldiklerinde bıktırıcıdırlar, yiyeceklerimizi kirletirler, zarar verirler, kumaşları, derileri veya tahtaları yerler veya deler ge&ccedil;erler. Ahşap yapıları &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;p, yuvalar yaparlar. Bazen karıncalar tarafından sokuluruz, canımız yanar ama saldırgan değildirler. &Ccedil;eşitli isimlerle adlandırılırlar; firavun, hayalet, marangoz, ateş, &ccedil;ılgın, hırsız, kocakafa ve akrobat karıncalar gibi&#8230; Karıncalar &ouml;teki b&ouml;ceklerden ayrıdırlar, bellerinin inceliği, bir veya iki mafsallı olmaları onlara &ouml;zg&uuml;nd&uuml;r. Eklemli antenleri vardır, ikisi &ouml;nde ve b&uuml;y&uuml;k olan ikisi da arkada ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k olan d&ouml;rt kanatlı t&uuml;rleri vardır. İnsanlar bazen onları termitlerle karıştırırlar oysa termitlerin belleri kalındır ve eşit boyda d&ouml;rt kanatları vardır. Karıncalar sosyal canlılardır, iş&ccedil;iler, krali&ccedil;eler ve erkekler olarak &uuml;&ccedil; t&uuml;re veya sınıfa ayrılırlar, en &ouml;nemli yetenekleri koloniler kurabilmeleridir. İş&ccedil;i karıncalar kısır dişilerdir nadiren kanatları vardır, bir iş&ccedil;i karınca hem inşaat&ccedil;ı, hem savunucu, hem de yeni doğmuş karıncaların, yumurtaların ve krali&ccedil;enin bakıcısıdır. Krali&ccedil;eler normalde kanatlıdırlar ama &ccedil;iftleştikten sonra kanatlarını kaybederler, temel g&ouml;revleri &ccedil;iftleşmektir, bazı &ouml;zel karınca t&uuml;rlerinde krali&ccedil;e iş&ccedil;i karıncaların ilk yumurtalarını yiyerek beslenir ve &ouml;zel bir salgı &ccedil;ıkarır, bir krali&ccedil;e karınca uzun yıllar yaşar ve genellikle kendi kızı olan bir krali&ccedil;e ile yerini değiştirir, bazı t&uuml;rlerde birden fazla krali&ccedil;e olduğu da g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.</p>
<p>Cinsiyetsizler ve cinsiyet değiştirenler</p>
<p>Erkek karınca genelde kanatlıdır ve &ouml;l&uuml;nceye kadar kanatlarını koruyabilenleri g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, tek &ouml;zelliği &ccedil;iftleşmek ve kısır dişiyi d&ouml;lleyerek yumurtlar hale getirmektir, &ccedil;iftleşmenin ardından erkek karınca &ouml;l&uuml;r. Erkekler k&uuml;&ccedil;&uuml;kken zengin yiyecek rezervlerinin toplandığı &ccedil;ok geniş koloniler oluştururlar ama erişkin hale geldikten sonra koloniyi terk ederler. T&uuml;m karıncaların yaşamları yumurta, larva, pupa ve yetişkin aşamalarından oluşur. Yumurtalar mikroskopiktir, karınca yumurtadan &ccedil;ıktıktan sonra bacaksız larva halindedir, iş&ccedil;iler tarafından beslenir, iş&ccedil;i karınca larvayı &ouml;nce sıvı yiyecekle besler, larva biraz b&uuml;y&uuml;d&uuml;kten sonra &ccedil;iğneme, emme ve yutma yetenekleri kazanır. Pupa bir yetişkin gibidir ama daha yumuşak, renksiz ve hareketsizdir. Bazı t&uuml;rlerde Pupa, bir kozanın i&ccedil;inde yaşar, genelde altı haftayla iki ay arasında bir karınca gelişir.</p>
<p>Krali&ccedil;enin &uuml;lkesi</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
</p>
<p>İki temel y&ouml;ntemle yeni koloniler kurarlar, kanatlı olanları u&ccedil;arak uygun buldukları yerde k&uuml;melenirler ama en &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;len y&ouml;ntem dişi ve erkek karıncaların &ccedil;iftleşme u&ccedil;uşu yapmak i&ccedil;in yuvayı terk etmeleridir. D&ouml;llenmiş krali&ccedil;e bir &ccedil;ukur veya boşluk bulur ve yerleşerek iş&ccedil;i karıncaları yumurtlamaya başlar. İlk yumurtalar krali&ccedil;enin beslenmesi i&ccedil;indir ve zaman ge&ccedil;tik&ccedil;e koloni ortaya &ccedil;ıkmaya başlar, hızla sayıları artar ve yuvayı genişletmeye başlarlar. Bazı krali&ccedil;eler Atta t&uuml;r&uuml;nde olduğu gibi (Yaprak kesiciler) yumurtalarını yeme konusunda aşırıya ka&ccedil;arlar ve bu y&uuml;zden &ccedil;ok irileşirler ama yeterince iş&ccedil;i karınca &uuml;redikten sonra artık krali&ccedil;enin sorunu kalmaz. İş&ccedil;iler hızla yayılırlar, yiyecek toplamaya ve yumurtalara bakmaya başlarlar. Artık krali&ccedil;enin yapacağı tek iş yumurtalarını &ccedil;oğaltmaktır. Normalde binlerce kanatlı krali&ccedil;enin &ccedil;ok azı hayatta kalır, &ccedil;oğu kuşlar ve b&ouml;cekler tarafından yenirler, bazıları ise yeterince yumurtlamayı başaramadığından a&ccedil;lıktan &ouml;l&uuml;r. Oğul vermek birden fazla krali&ccedil;e olduğunda g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, yani yeni bir koloninin kurulması i&ccedil;in krali&ccedil;enin birden fazla olması gerekir. Bazı farklı karınca t&uuml;rlerinin koloniler halinde b&ouml;l&uuml;nd&uuml;kleri de g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, &ouml;rneğin firavun karıncaları, bazı ateş karınca t&uuml;rleri, hayalet karıncalar b&ouml;yle davranırlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yiyecek alarmı</p>
<p>Karıncalar hemen her t&uuml;r yiyeceği yerler hatta alıştıkları ve aradıkları &ouml;zel tatlar vardır, ateş karıncaları bitkilerin &ouml;zsularını, şekeri, proteinleri, yağları, tohumları, bitkileri ve b&ouml;cekleri yemeyi sever. Firavun karıncaları sadece şeker, protein, yağ ve b&ouml;ceklerle beslenirler. Marangoz karıncalar ise şeker ve b&ouml;cek yerler. Karınca yiyeceğin yerini raslantısal aramayla bulur, g&ouml;revli izci karınca yiyecek bulduğunda taşıyabilirse alıp g&ouml;t&uuml;r&uuml;r ama taşıyamayacağı kadar b&uuml;y&uuml;kse bir par&ccedil;asını koparır ve yuvaya taşır. Yolda giderken rasladığı t&uuml;m iş&ccedil;ileri kışkırtır, heyecanlandırır ve yiyeceğin kalanının olduğu yere hemen gitmeleri i&ccedil;in haber verir. Bu olay inanılması g&uuml;&ccedil;, muhteşem bir iletişimdir ama yiyeceğin elde edilmesinin dışında neden heyecanlandıkları ve telaşa kapıldıkları bilinmemektedir. Bazı t&uuml;rler &ouml;zel bir koku bırakırlar ve bu koku izi sayesinde &ouml;tekiler yiyeceğin yerini bulabilirler. Her karıncanın suya ihtiyacı vardır ve bunun i&ccedil;in gerektiğinde &ccedil;ok uzaklara gider, iş&ccedil;iler midelerinde taşıyarak yuvaya su getirebilme yeteneklerine sahiptirler.</p>
<p>Karınca ilk yardımı</p>
<p>Karıncaların bir aile gibi yaşayan sosyal canlılar olduklarının en iyi kanıtı yuvaları yani kolonilerdir. D&uuml;nyanın bir&ccedil;ok yerinde 4.500 karınca t&uuml;r&uuml; belirlenmiştir. Yağmur ormanlarında bilinmeyen t&uuml;rlere raslanmaktadır ama yağmur ormanlarının tahrip edilmeleri nedeniyle yeni t&uuml;rler belirlenememektedir. Yuvaları &ccedil;oğu zaman toprağın altındadır ama ağa&ccedil;larda hatta evlerde bile kolonileşirler. &Ouml;zel yiyecekler &uuml;retebilen insan dışında tek canlı t&uuml;r&uuml; onlardır, mantar yetiştiren Yaprakkesici karıncalar yaprakları keserler, par&ccedil;aları yuvaya getirirler ve g&uuml;breleyerek mantar bah&ccedil;eleri oluştururlar. Hasat&ccedil;ı karıncalar sık sık tarlaları dolayarak &ouml;zellikle &ccedil;im tohumlarını toplarlar. &Ouml;zel iş&ccedil;iler bu tohumları &ccedil;iğneyerek kırarlar ve &ouml;tekilerin yemesi i&ccedil;in hazırlarlar. Bazı t&uuml;rler yaprak bitlerinin ifrazatı olan şekerli akışkan maddeyi yerler veya saklayıp korurlar. Balk&uuml;p&uuml; karıncaları bitki&ouml;z&uuml; taşıyan dev konteynırlara benzerler. O kadar &ccedil;ok miktarda bitki &ouml;z&uuml;n&uuml; v&uuml;cutlarına depolarlar ki, hareket edemezler. Kolonilerin orduları ve s&uuml;r&uuml;c&uuml; karıncalar milyonlarca iş&ccedil;iden farklıdırlar, g&ouml;revleri ayrıdır. Koloni evresini &ccedil;oğu zaman g&ouml;&ccedil; evresi izler. T&uuml;m koloni krali&ccedil;eyi ve yeni doğmuşları koruyan iri asker karıncaların koruması altında yola &ccedil;ıkarlar, asker karıncalar yollarına &ccedil;ıkan herşeyi &ouml;ld&uuml;r&uuml;rler, ordunun ve s&uuml;r&uuml;c&uuml;lerin ge&ccedil;tikleri y&ouml;rede yaşayan tek bir b&ouml;cek kalmaz. Hatta u&ccedil;amayan yavru kuşlar, kertenkeleler veya diğer k&uuml;&ccedil;&uuml;k hayvanlar eğer ka&ccedil;mazlarsa &ouml;l&uuml;mden kurtulamazlar. Y&uuml;r&uuml;yen koloni bazen ge&ccedil;ici yuvalar kurar ama in ilginci bazı t&uuml;rlerin kurdukları &ouml;rg&uuml;tlerdir. Amazon karıncaları yeni yetme karıncaların bir kısmını &ouml;tekilerin olgunlaşmaları i&ccedil;in k&ouml;le gibi kullanırlar. T&uuml;m karıncaların yaptığı &quot;trophallaxis&quot; yani birbirlerini besleme sistemi i&ccedil;erik olarak kimyasal uyarıcı işlevini g&ouml;r&uuml;r, bitkin, yorgun ve a&ccedil; karıncalar, &ouml;tekiler tarafından bu şekilde beslenirler. &quot;Trophallaxis&quot; eşi olmayan bir yardımlaşma sistemidir ve karıncaların bunu yapmaları i&ccedil;in ikinci ve &ouml;zel bir mideleri daha bulunur.</p>
<p>Yuva ve koloninin yaşamı</p>
<p>Coğrafi alışkanlıklar, b&uuml;y&uuml;menin doğal koşulları ve sınırları, farklı istemler yuvanın yani koloninin yerini belirler &ccedil;&uuml;nk&uuml; koloninin yeri karıncanın yaşamındaki en &ouml;nemli yerdir. İstemler birbirlerinden &ccedil;ok farklı yuva t&uuml;rlerini oluştururlar. G&ouml;ze fazla &ccedil;arpmayan bir yerin bulunması ilk istemdir, bunu koloni yaşamının doğal olarak genişleyebilmesi i&ccedil;in uygunluk istemi izler. Yiyeceğin getirilebilmesi, yumurtaların, yavruların ve krali&ccedil;enin uygun iklim koşullarında korunmaları &ouml;nemlidir. Yuva bu ama&ccedil;lar i&ccedil;in kendi i&ccedil;inde &ouml;zg&uuml;n yuvalar i&ccedil;erir, k&uuml;&ccedil;&uuml;klerin korunma alanları vardır. Bazen farklı tiplerde b&ouml;cekler ve b&ouml;cek larvaları kullanılarak yumurtaların ve yavruların &uuml;stleri &ouml;rt&uuml;lerek kamuflaj yapılır. İlk bakışta karmakarışık bir ortam g&ouml;r&uuml;l&uuml;r ama ger&ccedil;ekte sistem &ccedil;alışmaktadır. İş&ccedil;iler s&uuml;rekli olarak yuvanın havasını ayarlarlar. Yumurtalar, larvalar ve pupalar yuvanın &ccedil;eşitli yerlerine taşınarak gerektiği gibi havalandırılırlar. Hava kanalları havanın durumuna g&ouml;re a&ccedil;ılır ya da kapatılır. Isı arttığında yumurtalar ve yavrular yuvanın alt katlarına taşınırlar, soğuk havalarda g&uuml;neşin ısısından yararlanmak i&ccedil;in yuvanın tepesinde kubbeler inşa edilir. Askerler girişi korurlar ve y&uuml;klerini getiren iş&ccedil;ileri kontrol ederler. İş&ccedil;iler sorumluluklarını yerine getirdikten sonra tekrar &ccedil;ıkışa y&ouml;nelirler, bazı iş&ccedil;iler yuvanın temizliğinden sorumludurlar, pupaların koza artıklarını, b&ouml;cek kalıntılarını ve yaşlı karıncaların &ouml;l&uuml;lerini dışarıya atarak yuvayı temiz tutarlar. Kubbeler ve labirentler t&uuml;k&uuml;r&uuml;k benzeri bir salyanın toprağa karıştırılmasıyla yumuşatılırlar, bazı yuvaların tepesi ısının daha etkin olabilmesi i&ccedil;in &ouml;zellikle kubbe şeklinde inşa edilir. Bu t&uuml;r bir kubbe g&uuml;neşin radyasyonunu sabah ve akşam saatlerinde &uuml;&ccedil; kez daha fazla emer, bu oran aynı boyuttaki d&uuml;z alandan daha &ccedil;oktur. Kışları avantaj tersine d&ouml;ner ve karıncalar bu kez yuvanın altlarına giderek birikmiş ısıyı kullanırlar. Toprak yuvalar &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k olabilirler, 100 metre derinliğinde, 8 m2 genişliğinde olanları g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, 80 cm derinlikte bir metre &ccedil;apında &ccedil;ember bi&ccedil;iminde bir kanal vardır, bu alanda gelen ve giden karıncalar bulunur. Daha derinlerde mantar yetiştirme alanları ve sonra da yavrular alırlar. Dikkat &ccedil;eken bir diğer sistem yaşamsal &ouml;nem taşıyan ve karbon dioksitle, amonyağın dışarı atıldığı hava kanallarıdır. Tahıl yiyen karıncalar toprak yuvalarını ikiye b&ouml;lerler. &Uuml;st b&ouml;l&uuml;mde yaz aylarında tohumlar kurutulur ve kolayca kırılacak hale gelirler, alt b&ouml;l&uuml;m ise daha rutubetlidir. Kızıl karıncalar ise kısmen yer &uuml;st&uuml;nde, kısmen yer altında birleşik yuvalar kurarlar, yer &uuml;st&uuml;ndeki yuva dal par&ccedil;aları, iğne &ccedil;am yaprakları, ot par&ccedil;aları ve yosunlardan yapılmıştır</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>
Milyarlık karınca orduları</p>
<p>Bir diğer yuva yeri ağa&ccedil;lardır; ağa&ccedil; kabuklarının altları, kırık dalların i&ccedil;leri , &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş g&ouml;vdeler toprak gereksinmeksizin koloni u&ccedil;in uygundurlar. Ağa&ccedil; karıncaları &ouml;rneğin Caponotus Herculeanus adlı t&uuml;r sağlıklı ağa&ccedil;ları sever ve aynen toprak altında olduğu gibi ağacın i&ccedil;ini oyarak koridorlar oluşturur. İlgin&ccedil; olan ağacın &ouml;lmemesidir, radyoaktif iyonla beraber ağacın &ouml;z suyu karıncaları besler, 130 m2&acute;lik bir alanı kaplayan 12 ağa&ccedil;lık kolonilere raslanmıştır. Dorylus cinsi karınca ordularının kurdukları kolonilerin sayısı milyonlara ulaşır, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k yiyecek stoklarına ihtiya&ccedil;ları vardır ve yuvaları kalıcı değildir. Bu kadar b&uuml;y&uuml;k bir birikime yuvalar bile dayanamaz, bunun savaş&ccedil;ı karıncalar &ouml;zellikle toplanma d&ouml;nemlerinde a&ccedil;ıkhava yuvaları kurarlar. Ortada krali&ccedil;e ve yumurtalar olmak &uuml;zere birbirlerine tırnaklarıya tutunan milyarlarca karınca bedenleriyle iletişim kurarak &uuml;st&uuml;ste yığılarak dev k&uuml;meler oluştururlar. Yuvanın koridorları karınca bedenlerinden oluşur ve taşımacılık ve yumurtaların havalandırılması buralardan yapılır. Sabahın erken saatlerinde t&uuml;m koloni kaynaşmaya başlar, krali&ccedil;e iş&ccedil;iler tarafından taşınır, larvaların ve pupaların yiyecekleri asgariye indirilir, koloni yer değiştirmeye hazırlanmaktadır, krali&ccedil;enin bıraktığı sayısız yumurtanın larvalara d&ouml;n&uuml;şmesiyle koloni yola &ccedil;ıkacaktır.</p>
<p>Bal depoları</p>
<p>Balk&ouml;p&uuml;ğ&uuml; karıncaları normal iş&ccedil;ilerden farklıdırlar, kursaklarını balla doldururlar, kursakları esnektir ve i&ccedil;lerini kıpırdayamayacak kadar doldururlar. Bu stokları ancak yeni doğmuş karıncalar kullanabilir, bal yabanarılarının safralarından toplanır. İş&ccedil;ilerin kursakları dolunca yuvaya d&ouml;nerler veya getirilirler, &ouml;nce onların karınları doyurulur ve kalan bal k&ouml;p&uuml;kleri &ouml;zel depo odaların tavanlarına asılır, bu odaların tavanları &ouml;zel olarak p&uuml;r&uuml;zl&uuml; yapılır. Balk&ouml;p&uuml;ğ&uuml; karıncalarının amacı nedir? G&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; kadarıyla safralardaki tatlı sıvı tercih edilen bir yiyecektir. Yabanarılarının &uuml;reme zamanları kısıtlıdır ve safraları ge&ccedil;icidir, bunun i&ccedil;in elde edilen rezerv &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Bir yuvada binlerce iş&ccedil;inin oluşturduğu 600 bal k&ouml;p&uuml;ğ&uuml; sayılmış ve 1000 k&ouml;p&uuml;ğ&uuml;n yaklaşık 400 gr. bal i&ccedil;erdiği hesaplanmıştır. Bir diğer neden bu t&uuml;r karıncaların &ccedil;&ouml;l&uuml;ms&uuml; yerlerde yaşamalarıdır, bitki &ouml;z&uuml; bulmaları zordur ve bunun i&ccedil;in bal stoklarına ihtiya&ccedil; duyarlar. Avustralya&acute;daki ilkel yerliler Balk&ouml;p&uuml;ğ&uuml; karıncalarının bal k&ouml;p&uuml;klerini toplayarak alkol yapımında kullanırlar. Bilindiği gibi bal tıp alanında da kullanılır ve bunun i&ccedil;in balsam yani pelesenk ağa&ccedil;larından yararlanılır.</p>
<p>Hasat&ccedil;ılar</p>
<p>Hasat&ccedil;ı karıncaları izlediğinizde iş&ccedil;ilerin yuvanın girişine gelerek k&uuml;&ccedil;&uuml;k toprak duvarlar inşa ettiklerini g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z. Uzun sıralar halinde kırlara ve tarlalara gidip gelirler. D&ouml;n&uuml;şte her biri farklı tohumlar taşımaktadırlar, bazıları k&uuml;&ccedil;&uuml;k, bazıları ise bir karıncadan &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Bazı &ccedil;ok iri karıncalar toprak kırıntılarını ve taş par&ccedil;acıklarını da yuvaya getirirler. Buna karşın yuvadan &ccedil;ıkan karıncaların ise i&ccedil;i boş tohum kabuklarını taşıdıkları ve dışarda yakın bir yere g&ouml;t&uuml;r&uuml;p bıraktıkları g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Bazen tohumları dışarda kesip par&ccedil;alarlar, tohumlar &ccedil;oğu zaman bitkilerden toplanır ama bazen &ouml;teki Hasat&ccedil;ı karıncalardan veya onların depolarından &ccedil;alınırlar. Karınca tohumu ayıklar ve kabuğunu &ccedil;ıkarır sonra g&uuml;neşte kurutur ve yuvanın derinliklerine g&ouml;t&uuml;r&uuml;r, tohumlar asla filizlenmezler &ccedil;&uuml;nk&uuml; karıncalar &uuml;zerlerine bir &ouml;rt&uuml; yayarlar. Bu &ouml;rt&uuml; karıncanın kendi oluşturduğu bir guddesel ifrazattır, tohum kolayca kırılabilir kahverengine d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde &ouml;rt&uuml;ye gerek kalmaz. İ&ccedil;indeki nişastanın şekeri ayrıştırılır, i&ccedil;erdiği proetinler ve yağ karıncalar tarafından &ouml;zel bir rejim yapılırmışcasına yenilir.</p>
<p>Mantar &uuml;reten karıncalar</p>
<p>En gelişmiş beslenme t&uuml;rlerinden birisi Mantar &Uuml;retici Karıncalarda g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, bu t&uuml;r doğal maddeleri yiyerek yaşamaz, kendi yetiştirdiklerini yer yani bir t&uuml;r &ccedil;ift&ccedil;idir. &Ccedil;alılara ve ağa&ccedil;lara diziler halinde tırmanarak yapraklardan k&uuml;&ccedil;&uuml;k dairesel par&ccedil;alar keserler, bunları birbirlerine aktararak yuvalarına taşırlar, yuvada &ouml;zel olarak hazırlanmış ve hatta yalanarak sterile edilmiş yerler vardır. Yapraklar &ccedil;iğnenerek lapa haline getirilirler. Koridorlarda beyaz kabuklar g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, i&ccedil;leri protein doludur ve &ccedil;alışanların a&ccedil; kalmamaları i&ccedil;in hazır tutulurlar. &Ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k boydaki iş&ccedil;i karıncalar lapa hazırlamayla g&ouml;revlidirler, lapa besleyici &ouml;zelliğini yitirdiğinde, k&uuml;&ccedil;&uuml;k kahverengi par&ccedil;alar halinde boş bir alana taşınır. Bu alan taze yaprak par&ccedil;acıklarıyla tıkabasa doldurulmuştur. İşte mantar burada oluşur ve koloniden koloniye taşınır. Gen&ccedil; krali&ccedil;e d&uuml;ğ&uuml;n u&ccedil;uşundan evvel bu mantardan k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir par&ccedil;a alır ve saklar ve yeni yuvası i&ccedil;in ilk mekanı bulduğunda mantar par&ccedil;asını t&uuml;k&uuml;r&uuml;r ama par&ccedil;a &ccedil;ok hızlı b&uuml;y&uuml;se de g&uuml;breye ihtiyacı vardır, o zaman krali&ccedil;e mantarın dış y&uuml;z&uuml;nde k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k yırtıklar a&ccedil;ar ve oralara karnından &ccedil;ıkardığı sıvıyı minik damlacıklar halinde akıtır. İlk yavru doğana kadar krali&ccedil;e asla bu mantardan yemez ama yumurtalarının % 90&acute;ını yer. Yeni yuvanın yedek besin deposunu bu mantar oluşturacaktır hatta yeni doğan ilk larva bile yine yumurtalarla beslenir.</p>
<p>Amansız avcılar</p>
<p>B&ouml;cekler, &ouml;r&uuml;mcekler ve tırtıllar karıncaların yiyecekleridirler. Onları canlı yakalarlar veya komaya sokarak saklarlar. &Ouml;l&uuml; kuşlar ve fareler de karıncaların avı olurlar, ormanlarda kızıl karıncalara Sağlık Polisi denmesi boşuna değildir. Ağa&ccedil;ların alt kesimlerinde ve yerde kızıl karıncalar zarar verici ve &ccedil;&uuml;r&uuml;yebilen hi&ccedil;birşey bırakmazlar. Ormanda y&uuml;r&uuml;rken g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z karınca dizileri başlarında her y&ouml;n&uuml; kontrol eden avcıların bulunduğu s&uuml;r&uuml;lerdir. Avcıların birisi bir av g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde hemen ona y&ouml;nlenir ve yiyecek potansiyelini kontrol eder eğer av yararlıysa avcı derhal h&uuml;cuma ge&ccedil;er ve aynı anda da yardım sinyallerini gerideki s&uuml;r&uuml;ye yollar. Av ne kadar direnirse dirensin alarm verilmiştir ve destek hemen gelir, av hemen &ouml;lmeli ve en kısa zamanda yuvaya taşınmalıdır eğer taşınamayacak kadar b&uuml;y&uuml;kse hemen orada par&ccedil;alanmalıdır. Kazıl karıncaların av alanı yaklaşık bir hektardır ve bu alanın her santimini bilirler. Larvaların iyi yetişmesi i&ccedil;in en enemli besin zengin proteinler i&ccedil;eren ettir. Bazen av i&ccedil;eri alınmaz, par&ccedil;alanır, fazlalıklar atılır, iş&ccedil;iler tarafından yenir ve yuvaya d&ouml;n&uuml;lerek &ouml;tekilere trophallaxis yapılır. Karıncalar evrenin en b&uuml;y&uuml;k avcıları S&uuml;r&uuml;c&uuml; ve Ordu karıncalarıdır, &ccedil;evrelerindeki herşeyi yerler, aslında karıncalar d&uuml;nyanın en iyi devriyeleri ve askerleridirler, t&uuml;m doğal ortamı kullanırlar her biri tam bir gerilladır. Kendi bedenlerinden k&ouml;pr&uuml;ler yaparak, ırmakları aşarlar, dev &ouml;r&uuml;mcekleri, akrepleri y&uuml;zlercesinin canı pahasına kahramanca savaşarak &ouml;ld&uuml;r&uuml;rler. G&ouml;&ccedil; eden dev karınca orduları insanlar i&ccedil;in de tehlikelidirler &ccedil;&uuml;nk&uuml; sayıları &ccedil;ok fazladır &uuml;stelik tek ama&ccedil;ları krali&ccedil;enin ve larvaların beslenmesi i&ccedil;in &ccedil;ok sayıda değişik av alanları bulmaktır. T&uuml;m bu yazılanlar doğanın en b&uuml;y&uuml;k harikası sayabileceğimiz karıncaları anlatmaya yeterli değildir, ama&ccedil; araştırmaya y&ouml;nelik ipu&ccedil;larını sunmaktı. Karıncaların iletişim sistemlerini &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alışan bilim adamları vardır ve bir g&uuml;n insanlarla, insandışı tek sosyal ama&ccedil;lı canlı olan, yardımlaşmayı bilen ve iletişim kurabilen karıncalar arasında bir ilişkinin kurulacağına inanmaktadırlar.</p>
<p>Karıncalar hakkında * Bir karınca yuvasına g&uuml;nde 2.400 b&ouml;cek taşır.</p>
<p>* D&ouml;rt satır okuduğunuzda d&uuml;nyada 40 insan ve 700 milyon karınca doğmakta, 30 insan ve 500 milyon karınca &ouml;lmektedir.</p>
<p>* Karınca boyu 0.01 ile 3 cm arasında değişen, ağırlığı 1 ile 150 miligram arasında, sperm h&uuml;crelerinin sayısına g&ouml;re dilediği kadar yumurtlayan, herşeyi yiyen ve n&uuml;fusu milyarların &ccedil;ok &ouml;tesine varan bir b&ouml;cek t&uuml;r&uuml;d&uuml;r.</p>
<p>* Karıncalar d&uuml;nyamızın 150 milyon yıl &ouml;nce doğan ilk bilin&ccedil;li hakimleri ve ilk toplum kuranlarıdırlar.</p>
<p>* Karıncanın aerodinamizmi m&uuml;kemmeldir. Her eklem mekanik bir harikadır, Deri ve kabuk kısımları sanki bir bilgisayarın yardımıyla yerleştirilmiştir. &Uuml;&ccedil;gen kafası havayı deler, uzun ve b&uuml;k&uuml;lebilen bacakları toprakta y&uuml;r&uuml;rken bedenin rahat bir şekilde yaylanmasını sağlar sanki spor bir otomobil gibidir. Pen&ccedil;eleriyle tavanda y&uuml;r&uuml;yebilir, g&ouml;zleriyle 180 derecelik bir &ccedil;evreyi g&ouml;r&uuml;r. Antenleriyle bizim g&ouml;remediğimiz binlerce bilgiyi ve u&ccedil; kısımlarını &ccedil;eki&ccedil; gibi kullanır. Karnı keseler ve boşluklarla doludur, oralarda gerekli maddeleri stok eder. &Ccedil;eneleriyle keser, sıkıştırır ve yakalar. Bedenindeki muazzam boru sistemi kokusal haberlerin depolanmasını sağlar.</p>
<p>* Arjantin karıncaları ilk kez 1866&acute;da Buenos Aires&acute;de g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ler. 1891&acute;de ABD&acute;de, 1908&acute;de G&uuml;ney Afrika&acute;da, 1910&acute;da Şili&acute;de, 1917&acute;de Avustralya&acute;da ve 1920&acute;de Fransa&acute;da ortaya &ccedil;ıktılar ve Fransa&acute;nın g&uuml;neyinde ortaya &ccedil;ıkar &ccedil;ıkmaz y&ouml;redeki t&uuml;m yerli karıncalara karşı savaş a&ccedil;arak onları yendiler. 1960&acute;da İspanya&acute;da, 1967&acute;de Roma&acute;da g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ler, 1990 sonlarında ise kuzey Avrupa&acute;ya doğru yayıldıkları belirlendi.</p>
<p>* Karıncalar insanlardan daha kalabalıktırlar. Daha &ccedil;ok siteleri vardır ve &ccedil;evreye daha uygun yuvalarda yaşarlar. Hi&ccedil;bir insanın yaşayamayacağı kuru, buzul, sıcak veya nemli b&ouml;lgelerde yaşarlar. Bizden y&uuml;z milyon &ouml;nce de vardılar ve atom bombasına bile dayanıklı oldukları hatırlanırsa bizden y&uuml;z milyon yıl sonra da varolacaklar. Onların tarihinde bizler sadece &uuml;&ccedil; milyon yıllık bir raslantıdan ibaretiz. Bir g&uuml;n d&uuml;nyadışı canlılar d&uuml;nyamıza inerlerse şaşırmayacaklar ve kuşkusuz karıncalarla konuşmaya başlayacaklardır &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar d&uuml;nyanın ger&ccedil;ek sahipleridirler.</p>
<p>* Karıncaların bulunmadığı 1 km2&acute;lik bir toprak par&ccedil;ası yoktur. <br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/karincalar.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bioenerji hakkında bilmek istedikleriniz</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/bioenerji-hakkinda-bilmek-istedikleriniz.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/bioenerji-hakkinda-bilmek-istedikleriniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Bioenerji]]></category>

		<category><![CDATA[element]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/bioenerji-hakkinda-bilmek-istedikleriniz.html</guid>
		<description><![CDATA[Enerji ile Tedavi; 
Bulunduğunuz ortama dikkat edin;
Bio-Enerji&#180;nin Kapısı Aralanıyor
İnsandaki enerji alanlarını anlamanın sınırına gelmiş bulunuyoruz. Bunun işareti, pensilinle DNA kodlarının deşifre edilen sonu&#231;larının karşılaştırılmasıdır, belki de artak yaşamın ve sağlığın ebedi değişimi ya da evrimi ile karşı karşıyayız. 80&#180;li yılların ortalarında &#34;Beden Elektriği&#34; adlı kitabın yazarı olan Dr. Robert Becker enerji alanlarını araştırıyordu. Becker, &#246;ncelikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Enerji ile Tedavi; <br />
Bulunduğunuz ortama dikkat edin;<br />
Bio-Enerji&acute;nin Kapısı Aralanıyor</p>
<p></strong>İnsandaki enerji alanlarını anlamanın sınırına gelmiş bulunuyoruz. Bunun işareti, pensilinle DNA kodlarının deşifre edilen sonu&ccedil;larının karşılaştırılmasıdır, belki de artak yaşamın ve sağlığın ebedi değişimi ya da evrimi ile karşı karşıyayız. 80&acute;li yılların ortalarında &quot;Beden Elektriği&quot; adlı kitabın yazarı olan Dr. Robert Becker enerji alanlarını araştırıyordu. Becker, &ouml;ncelikle &quot;yaşam bilgisi&quot; gerekli diyor ve geleneksel acı tedavisinin eskidiğini, acının bilin&ccedil;li bir doğal yaşam anlayışı ile engellenebilecek elektriksel bir olay olduğunu belirtiyordu. Şimdi y&uuml;zyılın sonuna gelirken, d&uuml;nyanın her yerinde &ouml;nde gelen bir&ccedil;ok bilim adamı, hastalıkları iyi edebilecek enerji alanlarını keşfediyorlar ve ger&ccedil;ek başarılar elde ediyorlar. <span id="more-124"></span></p>
<p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n modern bilimi birleşik enerji alanlarını yeniden keşfediyor. Antik &Ccedil;in&acute;de g&ouml;r&uuml;nmeyen bir Meridyen sistemin dokulara n&uuml;fuz ettiği &ouml;ğretilirdi, bu akıcı ve besleyici enerji kanallarına &quot;Ch-i&quot; denirdi. Chi-i enerjisi bedene akap&uuml;nkt&uuml;r noktalarından girer ve organik yapılara n&uuml;fuz ederek, yaşam g&uuml;c&uuml; getirir. &Ccedil;inliler bu enerjinin akışı durduğunda veya dengesi bozulduğunda, organik sistemlerin bozulduğunu biliyorlardı. Benzer bir diğer kaynak Hindu Yogi literat&uuml;r&uuml;d&uuml;r, &ouml;zel olarak enerji merkezlerine &quot;Şakra&quot; adı verilmiştir, s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n kelime anlamı &quot;&Ccedil;arklar&quot; dır. Fizik bedende en az yedi ana şakranın bulunduğu kabul edilir, anatomik olarak her ana şakra, ana sinir merkezleri ve ana endokrin guddeleriyle b&uuml;t&uuml;nleşir. Daha bir&ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k şakra vardır, bunlar ise bedendeki yapısal merkezlerle ilgilidirler; dizler, bilekler ve dirsekler gibi&#8230; Genel olarak insan v&uuml;cudundaki maj&ouml;r ve min&ouml;r t&uuml;m şakraların sayısının 360&acute;ın &uuml;zerinde olduğu kabul edilir. Şakralar ayrıca, fiziksel &ouml;zle yani h&uuml;crelerle de ilişkilidirler, &quot;Nadis&quot; adı verilen &ouml;zel enerji kanalları aracılığı ile h&uuml;crelere ulaşırlar. Nadis, &ccedil;ok ince &quot;s&uuml;ptil&quot; ya da &ccedil;ok y&uuml;ksek bir titreşimde varolan bir enerji t&uuml;r&uuml;d&uuml;r. &Ccedil;eşitli Hindu veya Tibet kaynağında, insan anatomisinde 72.000 Nadis enerji kanalı tanımlanmaktadır. Bu karmaşık ama kompleks sistem, fiziksel sinir sistemini b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle kontrol eder. </p>
<p><b>Enerji alanlarına bilimsel bakış</p>
<p></b>Batı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;, tarih boyunca teknoloji aracılığı ile bilimsel testler yaparak, &ouml;l&ccedil;erek, bi&ccedil;erek, deneyerek anlasa da, anlamasa da &ccedil;eşitli sıradışı ya da sıradışı zannettiği olayı değerlendirmiştir. Zaman i&ccedil;ersinde, bio-enerji alanları &ccedil;ok tartışılmış, yeterli ve s&uuml;rekli yaşanan veriler olmasına rağmen bir &ouml;l&ccedil;&uuml;m veya tanımlama yapılamamıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Şakralar ve Meridyenler, batı bilimcileri ve bilimi tarafından ilkel Doğu k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n mistik yapısı olarak g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş ve reddedilmişlerdir. Ama son yıllarda, Şakralar, Akap&uuml;nkt&uuml;r Meridyenleri ile beraber yeniden g&uuml;ndemdedirler; s&uuml;ptil enerji teknolojisi oluşmakta, &ouml;l&ccedil;&uuml;mler yapılmakta, varlıkları ve &ouml;zellikleriyle &ouml;nceki evren anlayışımıza yeni bir vizyon getirmektedirler. Aynı zamanda da, doğanın tanımlanması i&ccedil;in yeni bir matematiğe ihtiya&ccedil; olduğu ger&ccedil;eği ortaya &ccedil;ıkmaktadır; fraktallar ve algoritmik form&uuml;ller farklı ve yeni bir dinamiği g&ouml;sterirlerken, bio-enerji alanlarından gelen d&uuml;zensiz ama s&uuml;rekli titreşimler kaydedilmektedir. Kuantum Fiziği bize, maddenin &ouml;z&uuml;n&uuml;n yani &quot;cevher&quot; in kendi halinde olmadığını ve g&ouml;zlemlenemediğini s&ouml;yler fakat daha ince yani s&uuml;ptil enerji par&ccedil;acıkları organize edilmekte, sınırlandırılmakta ve tanımlanabilmektedirler. Fiziksel &ouml;z&uuml;n i&ccedil;ine doğru yapılan daha derin bir araştırmada, bir veya birden fazla elektrik enerjisi ile veya enerji alanıyla karşılaşırız. T&uuml;m madde &ouml;rneklerinde, ağa&ccedil;, kaya veya hayvan, hangisi olursa olsun bu alanlar vardır &ccedil;&uuml;nk&uuml; t&uuml;m&uuml; par&ccedil;acık, atom ve h&uuml;crelerden oluşurlar. Alanların her birisi sabit ve dinamik bir denge i&ccedil;indedirler; cevherin yoğunluğunun azlığı yani daha az katı maddelerdeki enerji alanı daha enerjik ve &ouml;zel bir g&uuml;&ccedil; yaratmaya daha y&ouml;neliktir. Uyumlu titreşimler (rezonanslar) doğanın ilkel fizik bağlarıdırlar, her frekans veya frekans bandı, doğal ya da yaratılmış uyumlu bir titreştiricidir. &Ouml;te yandan, bir enerjinin titreşim t&uuml;r&uuml;ne g&ouml;re yankı yapısı yani titreşimleri &ouml;z&uuml;mleme veya etkileme yapısı veya karakteri anlaşılır. Kuramsal olarak, evrende varolan t&uuml;m frekans titreşimleri bedende mevcuttur ama bunların i&ccedil;inde saniyede milyar veya trilyon sayıda titreşen d&ouml;nemsel titreşimler vardır ve &ouml;l&ccedil;&uuml;mlenmeleri şu an i&ccedil;in m&uuml;mk&uuml;n değildir. Yaşayan veya durağan, atıl olan her madde &ouml;z&uuml;, ister mineral, ister kimyasal yapıda olsun kendi enerji alanında &ouml;zg&uuml;n bir titreşime sahiptir, bu onun imzası gibidir yani etkin veya sabit her titreşim, kendi alanında &ouml;zg&uuml;n bir karaktere sahiptir, b&ouml;ylece alanların ve titreşimlerin g&uuml;&ccedil;leri anlaşılır ve &ouml;rneklenebilir. Alanın ana kaynağı &ccedil;evresiyle beraber bir insandır, size ne olursa olsun, bunu &ouml;nce enerjiniz algılar yani etki geldiğinde &ouml;nce enerji alanınız delinir veya etkilenir ancak ondan sonra sinir sisteminiz bilgilenerek, beyne haber yollar. Enerji alanımızda yer alan bilgilerin ya da bilgi y&uuml;kl&uuml; titreşimlerin miktarı, n&ouml;r&ouml;lojik bilgilerimizden binlerce, onbinlerce kez daha fazladır ve bu bilginin kullanım hızı saniye ile dahi &ouml;l&ccedil;&uuml;lemez. Aynı enerji alanımız, bedenimizin sağlığı ile ilgili sayısız bilgiyi de i&ccedil;erir, bedenimizdeki sorunlarla ilgili dokusal ya da kimyasal bilgi veya n&ouml;r&ouml;lojik ya da patalojik bilgi bu alanda bulunur. </p>
<p><b>Enerji alanlarının Aura ile ilgisi </p>
<p></b>Konunun en &ouml;nemli ismi İnsan Enerji Alanları Bilimi araştırmacısı ve &quot;The Science of Human Vibrations/İnsani Vibrasyonlar Bilimi/Malibu Publishing/1995&quot; kitabının yazarı Dr. Valerie Hunt&acute;dur. Hunt ge&ccedil;en 20 yıl i&ccedil;inde UCLA Elektromiografik Laboratuarları&acute;nın Psikolojik Bilimler B&ouml;l&uuml;m&uuml;&acute;n&uuml; y&ouml;netirken, sinir-kas sistemiyle &quot;neuromuscular&quot; ilgili d&uuml;ş&uuml;k d&uuml;zeydeki enerji &ouml;rneklerini belirledi ve kaydetti. Bu d&uuml;ş&uuml;k g&uuml;&ccedil;teki aktivite bir i&ccedil;g&uuml;d&uuml; gibiydi, bilinmeyen bir kaynaktan geliyordu. &Ouml;zel Elektromiografi aygıtlarıyla &ccedil;alışan &quot;Bu aygıtlarla uzayda bulunan astronotların beyin, kalp ve kas sinyalleri &ouml;l&ccedil;&uuml;lmektedir.&quot; Dr. Hunt, s&ouml;z konusu enerjinin kasların &ccedil;ok &ccedil;alıştığı zamanlarla, dinlenme zamanları arasında yoğunlaştığını belirledi, yeni &ouml;rnekler kaydetti. Beden ile ruh arasındaki enerji ilişkilerini de araştıran Dr. Hunt, deriye yerleştirdiği &ouml;zel g&uuml;m&uuml;ş/g&uuml;m&uuml;ş klorid elektrotlar aracılığı ile miliwolt d&uuml;zeyindeki enerjileri saptadı, bu enerji birikimi de yine ara d&ouml;nemler sırasında oluşuyordu yani normal anlarda artıyor, &ccedil;alışma veya dinlenme anlarında azalıyordu. Benzer bir deneyi Glendale, California&acute;daki Şifa Işığı Merkezi&acute;nden Rosalyn Bruyere tarafından yapıldı ve auraların tam o anlarda oluştuğu onaylandı. Elde edilen veriler, bilgisayarlara y&uuml;klendiğinde ortaya &ccedil;ıkan raporlarda, enerji renk ve miktar olarak g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor, şakralara doğru hareketleniyor ve kişinin &ccedil;evresinde değişen auralar &quot;renkli enerji bulutları&quot; oluşuyordu. Sonogram frekans analizleri ve Fourier Testleri yapılarak, veriler derinlemesine incelendi, sonu&ccedil;lar inanılmazdı. Enerji dalgalarının formları ve frekansları değiştik&ccedil;e renkler de değişiyor veya etkileniyorlardı. Bruyere, auradaki mavi rengin &ouml;zelliğinden s&ouml;z ediyor ve elektronik &ouml;l&ccedil;&uuml;mlerde bu rengin daima aynı kaldığını ve aynı b&ouml;lgelerde bulunduğunu raporunda yazıyordu. Aynı deneyi yapan Dr. Hunt, yedi aura g&ouml;r&uuml;c&uuml;s&uuml;n&uuml; yani algı d&uuml;zeyi y&uuml;ksek yedi &quot;pşisik&quot; kişiyi deneylerinde kullandı. Denekler aura renklerini doğru olarak g&ouml;rd&uuml;ler ve benzer sonu&ccedil;lara ulaştılar. Bunun &uuml;zerine Dr. Hunt, y&uuml;zyıllardır anlatılan aura g&ouml;r&uuml;c&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n bir ger&ccedil;ek olduğunun, ilk kez tarafsız bir bilimsel ortamda kanıtlandığını a&ccedil;ıkladı. </p>
<p><b>Odanın elektriği azalınca, aura bozuluyor; </p>
<p></b>Bilindiği gibi, elleriyle şifa veren şifacılarle, şifa verilenler arasında bir t&uuml;r b&uuml;t&uuml;nleşme veya birleşme olduğu varsayılır. &Ouml;rneğin, şifacı acıya veya ağrıya y&ouml;nelmişse. tansiyonu d&uuml;şmekte ve ortaya g&uuml;&ccedil;l&uuml; mavi-beyaz-mor enerji alanları &ccedil;ıkmaktadırve bu alanların verici ile alıcı arasında b&uuml;t&uuml;nleştirici bir rol oynadığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Deneyimli şifacılar, şifa seansını bitirdiklerinde, şifa verilenle aynı enerji alanlarını artı paylaşmaktadırlar; bunun g&ouml;zlemlenebilmesi ve kontrolu şifanın başarılı veya başarısız olduğunun g&ouml;stergesidir. Kullanılacak ara&ccedil; ise basit bir Aurametre veya sayfalarımızda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z ara&ccedil;tır. NASA Uzay Programı sırasında elektromanyetik alanların etkileri araştırılırken, &quot;Mu&quot; adı verilen &ouml;zel bir adada deneyler ve &ouml;l&ccedil;&uuml;mler yapılmaktadır. Korunmalı olan bu &ouml;zel oda UCLA Fizik B&ouml;l&uuml;m&uuml;&acute;ndedir, odada havadaki doğal elektromanyetik enerji &ouml;l&ccedil;&uuml;lmekte ve &ccedil;ekim alanları veya oksijen miktarı değiştiğinde ortaya &ccedil;ıkan farklılıklar g&ouml;zlemlenmekte ve &ouml;zel aygıtlarla, elektromanyetik enerjilerin frekansları belirlenmektedir. Buraya kadar herşey bilimsel ve normaldir ama işin i&ccedil;ine bir aura-g&ouml;r&uuml;c&uuml;s&uuml; girinceye kadar&#8230; Deneylerde bulundurulan bu aura g&ouml;r&uuml;c&uuml;s&uuml;n&uuml;n aldığı sonu&ccedil;lar ise inanılmazdır. Atmosferdeki elektrik y&uuml;k&uuml; azaldığında, aura alanları d&uuml;zensizleşmekte, dağılmakta ve anlamlarını yitirmektedirler yani duyusal feedback azalmaktadır. Bu durumda, insanın bedenini algılama oranı d&uuml;şeceğinden &ouml;zellikle uzaydayken bedenindeki değişiklikleri de fark edemeyecektir. Aura-G&ouml;r&uuml;c&uuml;, enerjinin akıcı olmadığını, şakralar ve insanlar arasında sı&ccedil;radığını ve enerjinin g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml;n balık ağına benzediğini s&ouml;ylemektedir ve bu g&ouml;r&uuml;nt&uuml; Meridyan yollarıyla ilgili değildir. Odadaki elektromanyetik enerji tamamen t&uuml;kendiğinde, geriye sadece i&ccedil;erde bulunanların enerji alanları kalmaktadır. Bu durumda, birisinin enerji alanı, diğerininkini zayıflatmaktadır. Atmosferik elektromanyetik enerjinin yokluğu, bireysel alışverişi arttırırken, aralarında bir karmaşa oluşmaktadır yani genelde bir bozukluk ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Bu sonuca &ccedil;ok benzer bir olay, yoğun &uuml;z&uuml;nt&uuml;, acı ve ağlama anlarında ortaya &ccedil;ıkmaktadır; aşırı &uuml;z&uuml;len bir insanın &ccedil;evresindeki elektromanyetik enerji hızla azalmakta ve besleyici &ouml;zelliğini yitirmektedir. Oda deneyinde elektromanyetik enerji d&uuml;zeyi arttırıldığında, aura alanları d&uuml;zelmekte ve normale d&ouml;nmektedirler. Denekler kendilerini temizlenmiş hissetmekte ve bilin&ccedil;lerinin a&ccedil;ıldığını s&ouml;ylemektedirler. Auralar parlak renklere d&ouml;n&uuml;şmekte ve beyaz vibrasyonlar &ccedil;oğalmaktadır. Kısacası, bulunduğumuz &ccedil;evrenin yani atmosferin elektrik y&uuml;k&uuml; veya oranı bizi etkilemekte ve değiştirmektedir. </p>
<p><b>Bio-enerji alanı ger&ccedil;ekten şifa veriyor mu? </p>
<p></b>Dr. Hunt, biyolojik tıbbın ve psikoloji y&ouml;ntemlerinin gelecekte tedavi ve kontrol i&ccedil;in bioelektriğe &ouml;ncelik vereceklerine inanıyor. Şu anda rahatsızlığın ve sağlığın bu alanda başladığını biliyoruz; Dr. Hunt&acute;a g&ouml;re bu alan teşhis ve tanı alanıdır, &ouml;yleyse neden bu alandan yararlanmayalım? Araştırmalar d&uuml;nyadaki temel ve ilkel t&uuml;m reaksiyonların elektromanyetik enerji alanları arasında olduğunu g&ouml;steriyorlar; bu reaksiyon ilişkisi &ccedil;ok dinamik ve hızlıdır. Deneylerde bu bağlamda patlamalar g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r ve yaşadığımız olayların &ccedil;oğu bu patlamaların ardından oluşmaktadır. Dr. Valerie Hunt, 1992 yılında Bioenerji Alan Vakfı&acute;nı kurarak, yirmi yıllık birikimini aktardı. Bug&uuml;n bu vakıf, koruyucu sağlık konusunda, t&uuml;m&uuml;yle yeni bir bilimsel bakış a&ccedil;ısı ve tıbbi y&ouml;ntemler kullanarak, teşhislar ve tanılar yapıyor ve Yeni &Ccedil;ağ&acute;ın m&uuml;jdesini veriyor ama herşey bilimsel olması kaydıyla&#8230; </p>
<p><b>Şakra&acute;ların kimliği</b><br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
<br />
<font color="#660066"><b>Ta&ccedil; Şakra</p>
<p>Yeri: </b>Başın &uuml;st&uuml;. <b><br />
Minerali: </b>Elmas, kuartz kristali. <b><br />
Rengi: </b>Mor<b><br />
Simgesellik: </b>Bilgelik, kozmik bilin&ccedil;, ruhsallık, birlikte b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k, İlham.<b><br />
Dengesizlik halinde: </b>Depresyon, ait olma eksikliği, ilham yetersizliği.<b><br />
Uyandırma Y&ouml;ntemi: </b>Meditasyon, rehber y&ouml;nlendirmesiyle imajinasyon ve enerji eksersizi. <b></p>
<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; G&ouml;z Şakrası</p>
<p>
Yeri: </b>G&ouml;zlerin arası.<b><br />
Minerali: </b>Ametist.<b><br />
Rengi: </b>İndigo Mavi.<b><br />
Simgesellik: </b>İmajinasyon, konsantrasyon, sezgi.<b><br />
Dengesizlik halinde:</b> Baş ağrıları, iyi g&ouml;rememek, konsantrasyon yetersizliği. <b><br />
Uyandırma Y&ouml;ntemi: </b>Meditasyon, rehber y&ouml;nlendirmesiyle imajinasyon eksersizi. <b></p>
<p>Boğaz Şakrası </p>
<p>
Yeri: </b>Boğaz.<b><br />
Minerali: </b>Lapiz lazuli, mavi kuartz, sodalit.<b><br />
Rengi: </b>G&ouml;k Mavisi.<b><br />
Simgesellik: </b>İlişki, ifade etme yetisi, etkili konuşma.<b><br />
Dengesizlik halinde: </b>İlişki kuramamak, gırtlakta aşırı duyarlılık.<b><br />
Uyandırma Y&ouml;ntemi:</b> Şarkı s&ouml;ylemek ve nefes alma eksersizleri.<b></p>
<p>Kalp Şakrası</p>
<p>
Yeri: </b>Kalp b&ouml;lgesi.<b><br />
Minerali: </b>Z&uuml;mr&uuml;t, malakit, yeşim taşı.<b><br />
Rengi: </b>Yeşil. <b><br />
Simgesellik: </b>Koşulsuz sevgi, bağışlayıcılık, grup bilinci, barış, tolerans.<b><br />
Dengesizlik halinde: </b>&Ouml;fke, kalp sorunları, katılık, sevgi yoksunluğu. <b><br />
Uyandırma Y&ouml;ntemi:</b> Başkalarına yardım, sevmek, bilin&ccedil;li solunum, duygusal sanat. <b></p>
<p>Solar Pleksus Şakrası</p>
<p>
Yeri: </b>G&ouml;ğ&uuml;s ile g&ouml;bek arası.<b><br />
Minerali: </b>Altın, kaplan g&ouml;z&uuml;. <b><br />
Rengi: </b>G&uuml;neş sarısı.<b><br />
Simgesellik: </b>Olacaklar, determinizm, ideoloji, kişisel ekti, i&ccedil;ten g&uuml;lmek. <b><br />
Dengesizlik halinde: </b>İlişki kuramamak, gırtlakta aşırı duyarlılık.<b><br />
Uyandırma Y&ouml;ntemi: </b>Bele masaj yapmak, diaframdan nefes almak.<b></p>
<p>Sakral Şakra</p>
<p>
Yeri: </b>Belin altı.<b><br />
Minerali: </b>Amber, sitrin <b><br />
Rengi: </b>Portakal.<b><br />
Simgesellik: </b>Yaratıcılık, kadınlar i&ccedil;in seks&uuml;el enerji, arzu, zevk.<b><br />
Dengesizlik halinde: </b>Seks&uuml;el sorunlar, kıskan&ccedil;lık, etkisizlik, mesane sorunları ve bel ağrıları. <b><br />
Uyandırma Y&ouml;ntemi: </b>Seks&uuml;el sağlık, kendini yenileme y&ouml;ntemleri, dans etmek, yoga.<b></p>
<p>K&ouml;k Şakra</p>
<p>
Yeri: </b>Omurganın k&ouml;k&uuml;.<b><br />
Minerali: </b>Yakut, kızıl jasper ve lal.<b><br />
Rengi: </b>Kırmızı.<b><br />
Simgesellik: </b>Aidiyet, iyi sağlık, canlı g&uuml;d&uuml;ler, erkekler i&ccedil;in seks&uuml;el enerji. <b><br />
Dengesizlik halinde: </b>Şiddet, &ouml;fke, kabızlık, sabit korkular. <b><br />
Uyandırma Y&ouml;ntemi: </b>Toprakla yakın ilişki ve dans etmek. </font></p>
<p><b>Akapunkt&uuml;r nasıl &ccedil;alışır?</b></p>
<p>Akapunkt&uuml;r &ccedil;alışmalarında veya tedavisinde, enerjinin akışının basit bir a&ccedil;ıklamasını burada g&ouml;r&uuml;yorsunuz. Ana kaynak v&uuml;cuttaki &ouml;zg&uuml;n metabolizmadır. Her diagramın sağ tarafında, v&uuml;c&uuml;tta şarj edilecek olan &ouml;zel akapunkt&uuml;r noktası belirtilmiştir. Eğer oradaki doku veya dokular sağlıklı ise, anormallik yoktur (Şema 1) ama o alan bir şekilde sorunlu veya hasarlıysa (Şema 2) enerjinin akışı hasarlı alan tarafından engellenmektetir. Ana kaynak olan metabolizmik enerjinin geri d&ouml;nmekte ve akapunkt&uuml;r noktasında elektriksel bir aktivite oluşturmaktadır. Akapunkt&uuml;r noktasının &ouml;zel bir sinyal ile ilişkisi vardır veya &ouml;zel bir sinyal ya da uyarı oluşturur &quot;Biphasik sinyal&quot; (Şema 3), sinyal negatif veya pozitif kutupsallığa y&ouml;neliktir ama kendisi negatif veya pozitif değildir. Bu sinyal, metabolizmanın &ouml;zg&uuml;n yapısına uymayan durumda bir blokaj yaratır ve g&ouml;nderdiği sinyalle, sorunlu b&ouml;lgenin veya yaralı alanın sağlıklı bir hale d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;r. <br />
&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/bioenerji-hakkinda-bilmek-istedikleriniz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Akrabalarımız</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/kan-akrabalarimiz.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/kan-akrabalarimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:05:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Efsane]]></category>

		<category><![CDATA[Kan]]></category>

		<category><![CDATA[Mucize]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[paranormal]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/kan-akrabalarimiz.html</guid>
		<description><![CDATA[Yakın bir gelecekte ciddi sonu&#231;lara ulaşacak olan, kan bağlarıyla ilgili genetik &#231;alışmaları bizleri &#231;ok farklı bir yaşama doğru g&#246;t&#252;r&#252;yor. &#214;ylesine ki, g&#252;n&#252;m&#252;z&#252;n etnik ayrılıkları geleceğin sa&#231;malıkları olarak değerlendirilebilirler. Yeni &#199;ağ&#180;ın bu &#246;nemli adımı, İnsanlığın karartılmak istenen ufkunu aydınlatabilir; şimdiden oturup neleri doğru zannettiğimizi ve kimlerin &#231;ıkarlarına k&#246;le olduğumuzu dikkatle d&#252;ş&#252;nmeliyiz; 
Linguistik ve Arkeolojik araştırma sonu&#231;ları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" align="left" src="http://astro.zeytin.net/uplimages/types.jpg" />Yakın bir gelecekte ciddi sonu&ccedil;lara ulaşacak olan, kan bağlarıyla ilgili genetik &ccedil;alışmaları bizleri &ccedil;ok farklı bir yaşama doğru g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor. &Ouml;ylesine ki, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n etnik ayrılıkları geleceğin sa&ccedil;malıkları olarak değerlendirilebilirler. Yeni &Ccedil;ağ&acute;ın bu &ouml;nemli adımı, İnsanlığın karartılmak istenen ufkunu aydınlatabilir; şimdiden oturup neleri doğru zannettiğimizi ve kimlerin &ccedil;ıkarlarına k&ouml;le olduğumuzu dikkatle d&uuml;ş&uuml;nmeliyiz; <span id="more-123"></span></p>
<p>Linguistik ve Arkeolojik araştırma sonu&ccedil;ları, bilimin gittik&ccedil;e daha &ccedil;ok dallara ayrılmasını gerektiriyor, bilimin bunu pek istediği s&ouml;ylenemezse de akademik g&ouml;r&uuml;ş bu doğrultudadır &ccedil;&uuml;nk&uuml; reddedilemez olaylar g&ouml;zardı edilememektedir. Bu olayların bir grubu, insanlığın k&ouml;keninin ne olduğu, gezegene nasıl yayıldığı ve konuşulan dillerin anasının bilinmezliği ve şimdi de kan bilgileridir. Antik k&uuml;lt&uuml;rlerle ilgili kuramların ve tartışmaların &ouml;z&uuml;n&uuml; oluşturan toplumsal g&ouml;&ccedil;ler araştırılırken, o toplumların kan bağlarının t&uuml;rleri ve uygunluğu artık doğal bilimcilerin merakını uyandırmakta. Bizler DNA evreninde yaşıyoruz ve ger&ccedil;ek tarihimizin silinmez ve değişmez genlerimizin kalıplarında saklı olduğunu biliyoruz; bu teknolojik &ccedil;ağda, ge&ccedil;mişimizi okuyabilecek ve bedenimizin kimyasal yapısını &ccedil;&ouml;z&uuml;mleyebilecek d&uuml;zeydeyiz. Ş&ouml;yle veya b&ouml;yle, bu &ccedil;ok eski cevaplar yani k&ouml;kenimizle ilgili bilgi bizimle beraberdir. Buna bir &quot;gen havuzu&quot; diyebiliriz ve ge&ccedil;mişe giderek uzak zamanları yeniden inşa edebiliriz. Buradaki grafikte sunulan ka&ccedil;ınılmaz olaylar dizisi, alışılmış bilimcilerin d&uuml;ş&uuml;ncesi değildir ama bir meydan okuma veya bir değişim de değildir. </p>
<p><b>Fenike&acute;den Baltık Denizi&acute;ne uzanan akrabalık </p>
<p></b>Antik k&uuml;lt&uuml;rler ve dillerle ilgili kuramlara d&ouml;nerek sorulara başlayalım; grafiğe bakın; ağa&ccedil; gibi ayrılan dallar bize insanın Afrika&acute;dan başlayarak doğuya ve batıya doğru dallara ayrıldığını ve kuzeye doğru nasıl gelişerek d&uuml;nyaya yayıldığını g&ouml;steriyorlar. Ger&ccedil;ekten de bu uygunluk, topografik bilgiyle beraber incelenirse Alpler&acute;den, Asya Dağları&acute;na uzanan uyumluluğu antik &ccedil;ağların doğal zaman engeline rağmen dikkat &ccedil;ekicidir. Yayılmanın y&ouml;n&uuml;, temelde Antik Amber Yolu&acute;na &ccedil;apraz olarak Karadeniz&acute;in d&uuml;z yaylalarına, sonra Baltık Denizi&acute;ne, oradan da t&uuml;m y&ouml;nleredir. Baltık dillerinin eski Indo-Avrupa dilleriyle olan ilişkisi bu uyumu onaylar. &quot;Balt&quot; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; Latvianca&acute;da &quot;beyaz&quot; demektir; eski Balt kayıtları Fenikece&acute;dir ve &quot;Ba&acute;al&quot; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;nden hatalı olarak ge&ccedil;miştir. Burada temel olarak kuzeyin ırk dışı beyaz derililerini ve onların kara derili g&uuml;neydeki komşularını g&ouml;rebiliriz. Eksen, Afrika&acute;dan Karadeniz&acute;e ve Baltık Denizi&acute;ne (beyazlar denizine) giderek, oradan Araplar&acute;a ge&ccedil;erek kan ailelerini oluşturur. Ve b&ouml;ylece beyazlarla, Afrika ırklarının karışımını g&ouml;r&uuml;r&uuml;z (İncil&acute;deki İbrahim ve ikinci karısının &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; araştırabilirsiniz.) </p>
<p><b>İbraniler, Mısırlıydılar; <br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
<br />
</b>Orient bilimciler ve Egyptolog&acute;lar gelecekte kan bağlarını g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alırken &ouml;zellikle Mısır ve İbrani gruplarıyla ilgilenmek zorundadırlar, Firavunların ve İbranilerin linguistik, arkeolojik, dinsel ve etnik k&ouml;kenlerinin t&uuml;m ge&ccedil;mişi aydınlatacak kadar &ouml;nemli oldukları g&ouml;r&uuml;lecektir. Bu iki ırkın ortak bir kan k&ouml;keninde birleştikleri ve onların coğrafi k&ouml;keninin Kuzey Avrasya&acute;ya geniş olarak yayıldıkları ve de Latvianlarla, komşularıyla bir dil birliği i&ccedil;ine girdikleri belirlenmiştir. Bunu kanıtlayan diller yani Mısır, İbrani dilleriyle, Sanskrit&ccedil;e veya Tochar dili arasındaki ilişki Kurgan bağlantısında g&ouml;r&uuml;lebilir. Kan bağları araştırmaları hen&uuml;z başlangı&ccedil; d&uuml;zeyindedir ama hızla gelişmekte ve şaşırtıcı sonu&ccedil;lara ulaşmaktadır. Ve beklentiler daha da şaşırtıcı hatta şok edici olacaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; etnik kan davalarını s&uuml;rd&uuml;ren bir&ccedil;ok ulus bir g&uuml;n ve belki de &ccedil;ok yakında aynı kan bağı i&ccedil;inde bulundukları insanları &ouml;ld&uuml;rd&uuml;klerini &ouml;ğreneceklerdir. Ve hatta &ccedil;ok daha &ouml;tede, etnik ayrım budalalığı farkedilecektir. Şimdi diğer konumuza yani kan bağlarından sonra kan gruplarına bir g&ouml;z atarak ilgin&ccedil; bir iddiayı daha dinleyelim; </p>
<p><b>Kan gizemine doğru; Maymundan gelmedik ama&#8230; </b>Darwin&acute;in Evrim Kuramı, artık tartışılmaktan &ouml;telerde neredeyse reddedilecek gibi ama temel kavramların ve verilerin &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; olması nedeniyle modern bilim hen&uuml;z pek taraftar g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Darwin&acute;i bir yana bırakırsak, iyi bilindiği gibi insanımsı maymunların (şempanze ve goriller gibi) kromozomları insanlarınkine &ccedil;ok benzerler, farklar k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;r; işte bu olay bize bir genetik bağın bulunup bulunmadığını sordurur. İnsan kanıyla ilgili &ccedil;alışmalara hematology denir. Bu alanda kromozomlarla ilgilenilir ve kan grubu testleri yapılır. &Ccedil;oğumuz kan gruplarımızı ABO sistemiyle tanır ve biliriz. A-pozitif, A-negatif, B-pozitif, B-negatif, O-pozitif, O-negatif, AB-pozitif, AB-negatif gibi&#8230; (Buna Rhesus fakt&ouml;r&uuml; deriz). AB grubundakiler ancak kendi gruplarına kan verebilirler. A ve B kan grupları farklıdırlar eğer anne ve baba A ve B veya B ve A kan grubundaysalar, &ccedil;ocuk A, B, AB veya O kan grubundan olabilir. Reddedilen ya da tartışılan bir kurama g&ouml;re, O kan grubu k&ouml;ken gruptur, insanımsı maymunlarda O kan grubu &ccedil;ok az veya hi&ccedil; yoktur ve AB kan grubu hi&ccedil; yoktur. İnsanımsı maymunlarla yapılan 28 laboratuar &ccedil;alışması şempanzelerin A kan grubundan olduğunu, O grubun hemen hi&ccedil; olmadığını ama asla B grubu bulunmadığını g&ouml;stermiştir. AB kan grubu insanımsı maymunlarda hi&ccedil; yoktur. Buna karşın insanda A, B kan grupları AB olarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. &Ouml;nemli fark veya kanıt budur; Darwin, &quot;T&uuml;rlerin K&ouml;keni&quot; nde; &quot;B&uuml;y&uuml;k olasılıkla Afrika&acute;da şimdi nesli t&uuml;kenmiş maymunlar yaşıyordu, gorillere ve şempanzelere yakındılar; bu iki t&uuml;r insana en yakın t&uuml;rler olabilirler ve belki de Bizim Afrika&acute;da yaşamış olan &ccedil;ok eski kuşaklarımız olabilirler.&quot; Philip Van Doren Stern, insanın atası olan &quot;Australophithecines&quot; ın Afrika&acute;nın doğusunda ve batısında şimdi goril ve şampanzelerin yaşadığı yerlerde &ccedil;ağlar boyu yaşadığını belirtmektedir. A ve B gibi yani Adem ve Havva, acaba iki farklı t&uuml;r&uuml;n simgesi olabilirler mi? İkisinin birleşimi insanı yaratmış olduğuna g&ouml;re, neden olmasın? Gizemin &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; &ccedil;ok basit olabilir; </p>
<p><i>Kaynaklar: </p>
<p>* Dorothy A. Miller, Science Magazine (Cilt:198, sayfa 1116) </p>
<p>* Jakob Schmitt, Immunbiologische Untersuchungen bei Primaten; S. Karger, New York and Basel, 1968. <br />
</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/kan-akrabalarimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Freud ve yaşadığı paranormal olaylar</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/freud-ve-yasadigi-paranormal-olaylar.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/freud-ve-yasadigi-paranormal-olaylar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:03:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Efsane]]></category>

		<category><![CDATA[Freud]]></category>

		<category><![CDATA[Mucize]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[paranormal]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/freud-ve-yasadigi-paranormal-olaylar.html</guid>
		<description><![CDATA[Ruhbilimin babası, kurucusu ve duayeni olan Sigmund Freud, yaşamı boyunca normal ile normal&#246;tesi arasındaki &#231;elişkiyi yaşadı. Yale &#220;niversitesi&#180;nde yapılan bu araştırmada, Freud&#180;un doğa&#252;st&#252; olaylara olan ilgisi ve araştırmaları ele alınıyor. Hemen t&#252;m doğa&#252;st&#252; kavrama a&#231;ık olan Freud, zaman zaman kuşku duysa da, yıllar boyunca doğa&#252;st&#252; olayları araştırdı ve yorumlamaya &#231;alıştı. Bu yazıda bir sonucun oluşmadığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" align="left" src="http://astro.zeytin.net/uplimages/freud.jpg" />Ruhbilimin babası, kurucusu ve duayeni olan Sigmund Freud, yaşamı boyunca normal ile normal&ouml;tesi arasındaki &ccedil;elişkiyi yaşadı. Yale &Uuml;niversitesi&acute;nde yapılan bu araştırmada, Freud&acute;un doğa&uuml;st&uuml; olaylara olan ilgisi ve araştırmaları ele alınıyor. Hemen t&uuml;m doğa&uuml;st&uuml; kavrama a&ccedil;ık olan Freud, zaman zaman kuşku duysa da, yıllar boyunca doğa&uuml;st&uuml; olayları araştırdı ve yorumlamaya &ccedil;alıştı. Bu yazıda bir sonucun oluşmadığını ve hatta daha da b&uuml;y&uuml;k bir karmaşanın oluştuğunu farkedeceksiniz ama ama&ccedil; budur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu araştırma Freud&acute;un doğa&uuml;st&uuml; evren karşısında d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; kavram karmaşasını yansıtmak i&ccedil;in yapılmıştır. <span id="more-122"></span></p>
<p>Fre&shy;ud ve pa&shy;ra&shy;nor&shy;ma&shy;l yani normal&ouml;tesi hak&shy;kın&shy;da&shy;ki bu ya&shy;zı&shy;nın amacı Fre&shy;ud&rsquo;un a&shy;raş&shy;tır&shy;dı&shy;ğı fe&shy;no&shy;me&shy;nlerin ger&shy;&ccedil;ekten pa&shy;ra&shy;nor&shy;mal bir o&shy;lay olup, ol&shy;ma&shy;dı&shy;ğı&shy;nı or&shy;ta&shy;ya &ccedil;ı&shy;kart&shy;mak&shy;tır. O&shy;lay&shy;lar da&shy;ha zi&shy;ya&shy;de psi&shy;ko&shy;a&shy;na&shy;li&shy;tik te&shy;o&shy;ri&shy;ler&shy;le a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;na&shy;bi&shy;lir. Pro&shy;fe&shy;s&ouml;r Sig&shy;mund Fre&shy;ud ya&shy;şa&shy;dı&shy;ğı g&uuml;n&shy;ler&shy;de sorunları &ccedil;ok olan bir in&shy;san&shy;dı. Hay&shy;ran&shy;la&shy;rı o&shy;na ta&shy;pı&shy;yor&shy;du ve o&shy;na d&uuml;ş&uuml;ncenin &ldquo;Ko&shy;lomb&rdquo;u di&shy;ye hi&shy;tap e&shy;di&shy;yor&shy;lar&shy;dı. &Ouml;te yandan karşıt g&ouml;r&uuml;şte olan d&uuml;şmanları da, hayranları kadar &ccedil;oktu ve on&shy;lar Fre&shy;ud&rsquo;un d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;le&shy;ri&shy;ni sa&ccedil;&shy;ma buluyor&shy;lar&shy;dı. Hat&shy;ta o&shy;na &ldquo;sah&shy;te&shy;kar&shy;la&shy;rın en m&uuml;k&shy;em&shy;me&shy;li&rdquo; diyenler bile vardı. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde dahi, o&shy;nun hak&shy;kın&shy;da&shy;ki d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;ler zaman zaman a&shy;şı&shy;rı&shy;ya ka&shy;&ccedil;ı&shy;yor ve hatta or&shy;ta&shy;sı bu&shy;lu&shy;namıyor. Yazıda &quot;Occult&quot; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n tam T&uuml;rk&ccedil;e karşılığı olmadığı i&ccedil;in, okurun bu s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; gizem, normal&ouml;tesi olaylar veya maji anlamlarında bir b&uuml;t&uuml;n olarak d&uuml;ş&uuml;nmesi &ouml;nerilir; </p>
<p><b>İnanmak istiyor ama karar veremiyordu&#8230; </p>
<p></b>Fre&shy;ud&rsquo;un marjinal birisi ol&shy;du&shy;ğu&shy;nu d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;en&shy;ler Occult araş&shy;tıra&shy;m&shy;ları y&uuml;z&uuml;nden ş&uuml;p&shy;he&shy;siz daha da art&shy;mıştır. B&uuml;y&uuml;k ustanın pro&shy;fes&shy;yo&shy;nel yaşamı&shy;nın b&uuml;&shy;y&uuml;k bir kıs&shy;mı&shy;nı pa&shy;ra&shy;nor&shy;mal fe&shy;no&shy;men&shy;le&shy;ri a&shy;raş&shy;tır&shy;may&shy;la ge&shy;&ccedil;ir&shy;di&shy;ği bug&uuml;n bize i&shy;na&shy;nıl&shy;maz gi&shy;bi ge&shy;li&shy;yor. &Uuml;&ccedil; ciltlik bi&shy;og&shy;ra&shy;fi&shy;sin&shy;de Er&shy;nest Jo&shy;nes Fre&shy;ud&rsquo;un pa&shy;ra&shy;nor&shy;ma&shy;le kar&shy;şı o&shy;lan il&shy;gi&shy;si&shy;ni anlatırken a&ccedil;ık&ccedil;a hakaret ediyor: O&shy;na g&ouml;&shy;re &ldquo;&ccedil;ok y&uuml;k&shy;sek de&shy;re&shy;ce&shy;de ge&shy;liş&shy;miş o&shy;lan e&shy;leş&shy;ti&shy;r yeteneği i&shy;le bek&shy;le&shy;nil&shy;me&shy;yen bir saf&shy;lık&rdquo; ay&shy;nı in&shy;san&shy;da bu&shy;lu&shy;na&shy;bi&shy;lir. Ge&shy;le&shy;nek&shy;sel psiko&shy;a&shy;na&shy;listler onun ka&shy;ri&shy;yerinde&shy;ki bu b&ouml;&shy;l&uuml;&shy;m&uuml; g&ouml;r&shy;mez&shy;den gel&shy;se&shy;ler&shy; de yi&shy;ne de s&ouml;z edilmesi ge&shy;re&shy;ki&shy;yor &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; an&shy;cak bu şekilde, Fre&shy;ud&rsquo;un ki&shy;şi&shy;li&shy;ği hak&shy;kın&shy;da d&ouml;rt d&ouml;rt&shy;l&uuml;k bir re&shy;sim el&shy;de e&shy;de&shy;bi&shy;li&shy;riz. İnanması g&uuml;&ccedil; ama Fre&shy;ud &ccedil;ok za&shy;man har&shy;ca&shy;dı&shy;ğı occult fe&shy;no&shy;me&shy;nlere ger&shy;&ccedil;ek&shy;ten i&shy;na&shy;nı&shy;yor&shy;du. &Ccedil;o&shy;ğu bil&shy;gin&shy;ler onun bu konulara ş&uuml;p&shy;heyle baktığına i&shy;na&shy;nı&shy;yor&shy;lar a&shy;ma be&shy;lir&shy;li olaylara kar&shy;şı a&shy;&ccedil;ık ol&shy;du&shy;ğu&shy; da bi&shy;li&shy;niyor. Bir diğer &ouml;nemli Freud bi&shy;og&shy;rafı o&shy;lan Pe&shy;ter Gay ki&shy;ta&shy;bın&shy;da Fre&shy;ud&rsquo;un &ccedil;eşitli &ldquo;do&shy;ğa &uuml;s&shy;t&uuml;&rdquo; fe&shy;no&shy;men&shy;le&shy;rin do&shy;ğal yollardan a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;na&shy;bi&shy;le&shy;ce&shy;ği&shy;ni d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;d&uuml;&shy;ğ&uuml;&shy;n&uuml; id&shy;di&shy;a e&shy;di&shy;yor, be&shy;lir&shy;li şart&shy;lar al&shy;tın&shy;da d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce nak&shy;li&shy;nin ger&shy;&ccedil;ek&shy;le&shy;şe&shy;bi&shy;le&shy;ce&shy;ği&shy;ne i&shy;na&shy;nı&shy;yor&shy;du. Fre&shy;ud&rsquo;un oc&shy;cul&shy;t konulara i&shy;nan&shy;ma&shy;sı konusunda Er&shy;nest Jo&shy;nes de&shy;ği&shy;şik bir d&uuml;ş&uuml;nceye sa&shy;hip. Fre&shy;ud&rsquo;un saf&shy;lı&shy;ğından s&ouml;z etmesi&shy;ne kar&shy;şın baş&shy;ka bir&shy;şe&shy;y de id&shy;di&shy;a e&shy;di&shy;yor; Jones&rsquo;un d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;si&shy;ne g&ouml;&shy;re Fre&shy;ud&rsquo;un pa&shy;ra&shy;nor&shy;ma&shy;le o&shy;lan i&shy;nan&shy;cı&shy;nı des&shy;tek&shy;le&shy;yen ve&shy;ya ya&shy;lan&shy;la&shy;yan ka&shy;nıt&shy;lar ay&shy;nı sa&shy;yı&shy;da; dav&shy;ra&shy;nı&shy;şı&shy;nı &ldquo;Ş&uuml;p&shy;he i&shy;le saf&shy;lık a&shy;ra&shy;sın&shy;da şa&shy;ha&shy;ne bir te&shy;red&shy;d&uuml;t&rdquo; o&shy;la&shy;rak ni&shy;te&shy;len&shy;di&shy;ri&shy;yor. Jo&shy;nes&rsquo;un d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;si&shy;ni ş&ouml;y&shy;le &ouml;&shy;zet&shy;lenebilir; &quot;Fre&shy;ud&rsquo;un i&shy;nan&ccedil; is&shy;te&shy;ği i&shy;le i&shy;nan&shy;&ccedil;sızlığı de&shy;vam&shy;lı bir sa&shy;vaş i&shy;&ccedil;er&shy;sin&shy;deydi ve ka&shy;rar&shy;sız&shy;lı&shy;ğı bu ko&shy;nuda yaz&shy;dı&shy;ğı ya&shy;zı&shy;lar&shy;da bel&shy;li ol&shy;maktadır.&quot; Ya&shy;zı&shy;mı&shy;zın a&shy;ma&shy;cı Fre&shy;ud&rsquo;un ne de&shy;re&shy;ce&shy;ye ka&shy;dar pa&shy;ra&shy;nor&shy;mal fe&shy;no&shy;men&shy;le&shy;re i&shy;nan&shy;dı&shy;ğı&shy;nı or&shy;ta&shy;ya &ccedil;ı&shy;kar&shy;mak de&shy;ğil, demiştik. B&ouml;y&shy;le spe&shy;k&uuml;&shy;las&shy;yon&shy;la&shy;rı bil&shy;gin&shy;le&shy;re ve bi&shy;og&shy;ra&shy;fi ya&shy;zan&shy;la&shy;ra bı&shy;ra&shy;kı&shy;yo&shy;ruz.Ya&shy;zı&shy;mı&shy;zın a&shy;ma&shy;cı, Fre&shy;ud&rsquo;un do&shy;ğa &uuml;s&shy;t&uuml; o&shy;lay&shy;lar o&shy;la&shy;rak ni&shy;te&shy;len&shy;dir&shy;dik&shy;le&shy;ri eğer mo&shy;dern psi&shy;ko&shy;a&shy;na&shy;li&shy;ti&shy;k yaklaşımlarla da&shy;ha a&shy;&ccedil;ık&shy;lan&shy;say&shy;dı Fre&shy;ud &ouml;rneğin b&uuml;&shy;y&uuml;&shy;ye i&shy;nan&shy;maz&shy;dı şeklindedir. </p>
<p><b><i>&quot;Telepati ancak duygusal bağları olan insanlar arasında m&uuml;mk&uuml;n olabilir.&quot;</i> Fre&shy;ud pa&shy;ra&shy;nor&shy;mal i&shy;le ilk de&shy;fa 1905 yı&shy;lın&shy;da il&shy;gi&shy;len&shy;di. Bu ko&shy;nu &uuml;&shy;ze&shy;rin&shy;de&shy;ki son ya&shy;zı&shy;sı ise1932&acute;de ya&shy;yın&shy;lan&shy;dı. A&shy;ra&shy;da&shy;ki yıl&shy;lar&shy;da mes&shy;lek&shy;taş&shy;la&shy;rı i&shy;le bir&shy;lik&shy;te (&ouml;ncelikle Carl Gustav Jung ve San&shy;dor Fe&shy;renc&shy;zi) oc&shy;cul&shy;t&acute;u a&shy;raş&shy;tır&shy;mak i&ccedil;in &ccedil;ok za&shy;man ve e&shy;ner&shy;ji har&shy;ca&shy;dı. O yıl&shy;lar&shy;da &ccedil;ok kul&shy;lan&shy;dı&shy;ğı bir c&uuml;mle vardı; &ldquo;G&ouml;k&shy;y&uuml;&shy;z&uuml;n&shy;de ve d&uuml;n&shy;ya&shy;da d&uuml;&shy;ş&uuml;&shy;ne&shy;bil&shy;di&shy;ği&shy;miz&shy;den &ccedil;ok da&shy;ha faz&shy;la şey var.&rdquo; OYsa, ne o&shy;lur&shy;sa ol&shy;sun o za&shy;man tanık ol&shy;unan ve&shy;ye duy&shy;ulan hi&ccedil;&shy;bir o&shy;lay bu&shy;g&uuml;n&uuml;n &ouml;nemli pa&shy;rap&shy;si&shy;ko&shy;logları ta&shy;ra&shy;fın&shy;dan cid&shy;di&shy;ye a&shy;lın&shy;maz &ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bu o&shy;lay&shy;la&shy;r farklı yaklaşımlarla de&shy;ğer&shy;len&shy;di&shy;riliyorlar. Fre&shy;ud&acute;un &ouml;&shy;zel ko&shy;nuş&shy;ma&shy;la&shy;rın&shy;da ve ya&shy;yın&shy;la&shy;n&shy;mış o&shy;lan ya&shy;zı&shy;la&shy;rın&shy;da ta&shy;rif et&shy;ti&shy;ği oc&shy;cult fe&shy;no&shy;me&shy;ni&shy; i&shy;ki b&uuml;&shy;y&uuml;k gru&shy;ba a&shy;yır&shy;mak m&uuml;m&shy;k&uuml;n: R&uuml;&shy;ya i&shy;le bağ&shy;lan&shy;tı&shy;lı fe&shy;no&shy;men&shy;ler ve uyanık hal&shy;de&shy;ki fe&shy;no&shy;men&shy;ler. Bu iki grup &ldquo;ke&shy;ha&shy;net&rdquo; ve &ldquo;te&shy;le&shy;pa&shy;ti&rdquo; diye alt&shy; grup&shy;la&shy;ra ay&shy;rı&shy;lıyor. Fre&shy;ud ay&shy;nı za&shy;man&shy;da ba&shy;tıl inan&ccedil;larla da il&shy;gi&shy;len&shy;miş, ya&shy;ni raslantısal o&shy;lay&shy;la&shy;rın gizli bir an&shy;la&shy;m taşıdıklarını ve ge&shy;le&shy;ce&shy;ği g&ouml;s&shy;te&shy;re&shy;bi&shy;ldikleri ile ilgili inan&ccedil;&shy;ları da araştırmıştı. Ba&shy;tıl i&shy;nan&ccedil;lar oc&shy;cult fe&shy;no&shy;me&shy;&shy;ne da&shy;hil ol&shy;ma&shy;ma&shy;sı&shy;na rağ&shy;men yi&shy;ne de g&ouml;zardı edilmemesi ge&shy;re&shy;ki&shy;yor &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; do&shy;ğa&uuml;s&shy;t&uuml; bir&shy;şey&shy;le bağ&shy;lan&shy;tı&shy;lı; Fre&shy;ud te&shy;le&shy;pa&shy;ti&shy;yi ş&ouml;y&shy;le yorumluyordu; &quot;Bir o&shy;lay i&shy;ki in&shy;san bey&shy;ni a&shy;ra&shy;sın&shy;da bir an&shy;da nak&shy;le&shy;di&shy;li&shy;yor, te&shy;le&shy;pa&shy;ti i&shy;le birbirine bağ&shy;lı olan in&shy;san&shy;la&shy;rın a&shy;ra&shy;sın&shy;da &ccedil;ok kuv&shy;vet&shy;li du&shy;yu&shy;sal bağ&shy;ların ol&shy;ma&shy;sı lazım ve nak&shy;le&shy;di&shy;len o&shy;lay ne&shy;ga&shy;tif duy&shy;gu&shy;lar&shy;la do&shy;lu ol&shy;ma&shy;lı&quot;. Bu ta&shy;nım&shy;la&shy;ma g&uuml;ncel pa&shy;rapsi&shy;ko&shy;log&shy;lar ta&shy;ra&shy;fın&shy;dan yapılan tanımdan &ccedil;ok fark&shy;lı; on&shy;la&shy;ra g&ouml;&shy;re te&shy;le&shy;pa&shy;ti &ldquo;bir baş&shy;ka in&shy;san zih&shy;ni&shy;nin i&shy;&ccedil;e&shy;ri&shy;ği&shy;ni ve du&shy;ru&shy;mu&shy;nu o&shy;la&shy;ğandışı an&shy;la&shy;ma duy&shy;gu&shy;su&shy;dur.&rdquo; Fre&shy;ud te&shy;le&shy;pa&shy;ti&shy;nin (e&shy;ğer ger&shy;&ccedil;ek&shy;ten b&ouml;y&shy;le bir&shy;şey var&shy;sa) ana&shy;li&shy;tik or&shy;tam&shy;da &ccedil;ok ya&shy;rar&shy;lı o&shy;la&shy;ca&shy;ğı&shy;na i&shy;na&shy;nı&shy;yordu. Tek&shy;nik hak&shy;kın&shy;da&shy;ki ya&shy;zı&shy;la&shy;rın&shy;da Fre&shy;ud şu&shy;nu diyordu; &rdquo;Bir a&shy;na&shy;list kendi bi&shy;lin&ccedil;&shy;siz&shy;li&shy;ği&shy;ni, has&shy;ta&shy;nın bi&shy;lin&ccedil;&shy;siz&shy;li&shy;ği&shy;ne doğ&shy;ru kar&shy;şı&shy;lı&shy;yı&shy;cı bir or&shy;gan gi&shy;bi kul&shy;lan&shy;ma&shy;lı.&rdquo; Baş&shy;ka psi&shy;ko-a&shy;na&shy;list&shy;ler de ay&shy;nı d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;dedir. He&shy;le&shy;ne De&shy;utsch ve İst&shy;vun Hol&shy;lus (Fre&shy;ud&rsquo;un ya&shy;şıt&shy;la&shy;rı) oc&shy;cu&shy;lt&acute;un psi&shy;ko-a&shy;na&shy;liz&shy;de&shy;ki ro&shy;l&uuml; hak&shy;kın&shy;da kuramlar ileri s&uuml;rerer, ya&shy;yın&shy;la&shy;dı&shy;lar. Fre&shy;ud i&shy;le il&shy;gi&shy;si ol&shy;ma&shy;yan psi&shy;ko a&shy;na&shy;list&shy;ler bi&shy;le bu ko&shy;nuy&shy;la il&shy;gi&shy;len&shy;diler. &Ouml;te yandan, Fre&shy;ud hi&ccedil;&shy;bir za&shy;man d&uuml;ş&uuml;nsel fe&shy;no&shy;me&shy;nin bi&shy;lim&shy;sel a&ccedil;ı&shy;kla&shy;ma&shy;sı&shy;na kar&shy;şı eğilimli ol&shy;du&shy;ğu&shy;nu in&shy;kar et&shy;me&shy;di. Ne o&shy;lur&shy;sa ol&shy;sun ilk &ouml;n&shy;ce tıp eğitimi almış bir dok&shy;tordu; psi&shy;ko-a&shy;na&shy;li&shy;zin ken&shy;di &uuml;zerinde ma&shy;te&shy;rya&shy;list ve me&shy;ka&shy;nik etkiler oluşturduğunu belirtiyordu. Bun&shy;a rağ&shy;men d&uuml;ş&uuml;ncenin ve ru&shy;hun bi&shy;lin&shy;me&shy;yen y&ouml;nle&shy;ri&shy;ni a&shy;ra&shy;ma&shy;ya ra&shy;zı ve hazırdı. Man&shy;tık&shy;lı a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;ma&shy;la&shy;ra kar&shy;şın, oc&shy;cul&shy;t&acute;a y&ouml;nelmeye ses &ccedil;ıkarmıyordu. &Ouml;rneğin, Fre&shy;ud te&shy;le&shy;fo&shy;na ben&shy;zet&shy;erek, d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce nak&shy;li&shy;ne fi&shy;zik&shy;sel bir te&shy;mel o&shy;luş&shy;tur&shy;ma&shy;ya &ccedil;a&shy;lış&shy;tı. Bel&shy;ki bu &ouml;rnek, te&shy;le&shy;pa&shy;ti&shy;de de kul&shy;la&shy;nı&shy;la&shy;bi&shy;lir. Fre&shy;ud nak&shy;le&shy;di&shy;len d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;le&shy;rin ya&shy;da zi&shy;hin&shy;sel s&uuml;&shy;re&ccedil;&shy;le&shy;rin bir fi&shy;zik&shy;sel s&uuml;&shy;re&ccedil; i&shy;&ccedil;er&shy;sin&shy;de dal&shy;ga&shy;lara ya&shy; da ı&shy;şın&shy;lara d&ouml;&shy;n&uuml;ş&shy;t&uuml;&shy;r&uuml;&shy;le&shy;bi&shy;le&shy;ce&shy;ği&shy;ni id&shy;di&shy;a et&shy;ti. I&shy;şık&shy;lar ve&shy;ya dal&shy;ga&shy;lar he&shy;def&shy;le&shy;ri&shy;ne u&shy;laş&shy;tık&shy;tan son&shy;ra o&shy;ra&shy;da yi&shy;ne or&shy;ji&shy;nal du&shy;rum&shy;la&shy;rı&shy;na d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yorlar veya &ccedil;e&shy;vi&shy;ri&shy;li&shy;yor&shy;lardı. </p>
<p><b>Batıl inan&ccedil;larla paranoyanın buluştuğu kavşak; </p>
<p></b>Fre&shy;ud&rsquo;un oc&shy;cul&shy;t&acute;un fi&shy;zik&shy;sel bir te&shy;me&shy;li ol&shy;du&shy;ğu&shy;na da&shy;ir o&shy;lan i&shy;nan&shy;cı&shy;nın bir baş&shy;ka ka&shy;nı&shy;tı ar&shy;ka&shy;da&shy;şı Fe&shy;renc&shy;zi&rsquo;ye yaz&shy;dı&shy;ğı bir mek&shy;tup&shy;ta bu&shy;lu&shy;nu&shy;yor; bu mek&shy;tup&shy;ta, zi&shy;ya&shy;ret et&shy;miş ol&shy;duğu bir ka&shy;hin&shy;den bah&shy;se&shy;di&shy;yor. Fre&shy;ud ka&shy;dı&shy;nın &ldquo;fiz&shy;yo&shy;lo&shy;jik bir yeteneği&rdquo; ol&shy;du&shy;ğun&shy;u an&shy;la&shy;tı&shy;yor, bu yetenek baş&shy;ka&shy;la&shy;rın d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;le&shy;ri&shy;ne gir&shy;me şeklindeymiş. Ama ar&shy;tık a&shy;sıl oc&shy;cult fe&shy;no&shy;men&shy;le&shy;rden bah&shy;set&shy;mek gerekiyor; Ama &ouml;n&shy;celikle ba&shy;tıl inan&ccedil;larla bir g&ouml;z atacağız;i batıl inan&ccedil;lar &ldquo;Do&shy;ğa &uuml;s&shy;t&uuml;&rdquo; i&shy;le il&shy;gi&shy;li g&ouml;&shy;r&uuml;n&shy;se&shy;ler de bi&shy;lin&ccedil; al&shy;tı&shy;nın &uuml;&shy;r&uuml;n&shy;le&shy;ri ol&shy;duk&shy;la&shy;rı kanıt&shy;la&shy;na&shy;bi&shy;lir. Bu şekilde de, Fre&shy;ud&rsquo;un a&shy;raş&shy;tır&shy;dı&shy;ğı di&shy;ğer do&shy;ğa&uuml;s&shy;t&uuml; o&shy;lay&shy;la&shy;rı anlamlandır&shy;mak daha ba&shy;sit o&shy;la&shy;cak. Fre&shy;ud&rsquo;un ya&shy;zı&shy;la&shy;rı&shy;nın b&uuml;&shy;y&uuml;k bir kıs&shy;mı ba&shy;tı&shy;l inan&ccedil;ları a&shy;raş&shy;tır&shy;ma&shy;ya a&shy;dan&shy;mış&shy;tı. &ldquo;Ge&shy;re&shy;kir&shy;ci&shy;lik, te&shy;sa&shy;d&uuml;&shy;fe ve ba&shy;tı&shy;la o&shy;lan i&shy;nan&ccedil;&rdquo; ad&shy;lı ya&shy;zı&shy;sın&shy;da Fre&shy;ud ba&shy;tıl i&shy;nan&shy;&ccedil; fe&shy;no&shy;me&shy;ni&shy;ni ta&shy;rif e&shy;di&shy;yor ve g&ouml;&shy;re in&shy;san&shy;lar psi&shy;ko-a&shy;na&shy;li&shy;tik kuram hak&shy;kın&shy;da &ccedil;ok az şey bi&shy;li&shy;yor&shy;lardı. Bu ne&shy;den&shy;le o ki&shy;şi ken&shy;di ba&shy;şı&shy;na ge&shy;len raslantısal o&shy;lay&shy;la&shy;rın &ouml;&shy;ne&shy;mi&shy;nin far&shy;kın&shy;da ol&shy;muyordu. Yi&shy;ne de bu raslantısal o&shy;lay&shy;lar bi&shy;lin&ccedil;&shy;siz mo&shy;ti&shy;vas&shy;yon i&shy;le on&shy;la&shy;ra kar&shy;şı bi&shy;lin&ccedil;&shy;li e&shy;şit&shy;leş&shy;me bul&shy;ma&shy;ya &ccedil;a&shy;lı&shy;şıyordu. İn&shy;sa&shy;n giz&shy;len&shy;miş is&shy;tek&shy;le&shy;ri baş&shy;ka t&uuml;r&shy;l&uuml; a&shy;&ccedil;ık&shy;lı&shy;ya&shy;ma&shy;dı&shy;ğı i&shy;&ccedil;in on&shy;la&shy;rı dış d&uuml;n&shy;ya&shy;ya yan&shy;sı&shy;tıyor ve b&ouml;y&shy;le&shy;ce de d&uuml;n&shy;ya&shy;da mey&shy;da&shy;na ge&shy;len ve nor&shy;mal&shy;de fark etmeye&shy;ce&shy;ği raslantı&shy;la&shy;rın far&shy;kı&shy;na va&shy;rı&shy;yordu. Nor&shy;mal&shy;de sev&shy;di&shy;ği bir ki&shy;şi&shy;nin &ouml;l&shy;me&shy;si&shy; is&shy;te&shy;ği&shy;ni bas&shy;kı al&shy;tın&shy;da tu&shy;tu&shy;yordu. Her in&shy;san i&shy;&ccedil;in bir ki&shy;şi&shy;yi sev&shy;mek ve ay&shy;nı za&shy;man&shy;da da nef&shy;ret et&shy;mek &ccedil;ok do&shy;ğaldı. Nef&shy;ret ge&shy;nel&shy;de bi&shy;lin&ccedil; al&shy;tı&shy;na kit&shy;le&shy;ni&shy;yordu &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; in&shy;san&shy;lar e&shy;ği&shy;tim&shy;le&shy;rin&shy;de o&shy;lum&shy;suz d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;le&shy;rin in&shy;kar e&shy;dil&shy;me&shy;si ge&shy;rek&shy;ti&shy;ği&shy;ni &ouml;ğ&shy;re&shy;ni&shy;yor&shy;lardu. Ba&shy;tıl ge&shy;nel&shy;de k&ouml;&shy;t&uuml; tanımlandı&shy;ğı i&shy;&ccedil;in bu&shy;nun k&ouml;&shy;t&uuml; d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;le&shy;re kar&shy;şı bi&shy;lin&ccedil;&shy;siz bir ce&shy;za ol&shy;du&shy;ğu&shy;nu d&uuml;&shy;ş&uuml;&shy;ne&shy;bi&shy;li&shy;riz. İl&shy;gin&ccedil; o&shy;lan Fre&shy;ud&rsquo;un ba&shy;tı&shy;la i&shy;na&shy;nan in&shy;san&shy;la&shy;rı pa&shy;ra&shy;noidlerle karşılaştırmasıdır. O&shy;na g&ouml;&shy;re her i&shy;ki&shy; grup da bi&shy;lin&ccedil;&shy;siz s&uuml;&shy;re&ccedil;&shy;le&shy;ri ve i&shy;liş&shy;ki&shy;le&shy;ri a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;ya&shy;bil&shy;mek i&shy;&ccedil;in do&shy;ğa &uuml;s&shy;t&uuml; bir ger&shy;&ccedil;ek ya&shy;ra&shy;tı&shy;yor&shy;lar. </p>
<p><b>Kehanet yerine telepatinin varlığı; </p>
<p></b>Bu&shy;nu a&shy;raş&shy;tır&shy;mak ve bi&shy;lin&shy;&ccedil;al&shy;tı&shy; psi&shy;ko&shy;lo&shy;ji&shy;si&shy;ne yan&shy;sıt&shy;mak bi&shy;li&shy;min i&shy;şi o&shy;la&shy;cak. Fre&shy;ud ba&shy;tı&shy;la kar&shy;şı ne ka&shy;dar ş&uuml;p&shy;he&shy;li ol&shy;duy&shy;sa da yi&shy;ne de d&uuml;ş&shy;t&uuml;. Bil&shy;has&shy;sa sa&shy;yı&shy;lar&shy;la il&shy;gi&shy;li inan&ccedil;lara &ccedil;ok i&shy;na&shy;nı&shy;yor&shy;du ya&shy;ni be&shy;lir&shy;li sa&shy;yı&shy;la&shy;rın bir an&shy;lam ta&shy;şı&shy;dık&shy;la&shy;rı&shy;nı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor&shy;du. 1899 yı&shy;lın&shy;da te&shy;le&shy;fon nu&shy;ma&shy;ra&shy;sı 14362&rsquo;ydi. Son i&shy;ki ra&shy;ka&shy;mın &ouml;&shy;l&uuml;m ya&shy;şı&shy;nın ol&shy;du&shy;ğun&shy;dan e&shy;min&shy;di. Bu sa&shy;yı Fre&shy;ud&rsquo;a her za&shy;man &ouml;&shy;l&uuml;m&shy;l&uuml;&shy;l&uuml;&shy;ğ&uuml; ha&shy;tır&shy;lat&shy;yor&shy;, ken&shy;di ba&shy;tıl i&shy;nan&shy;cı&shy;nı bi&shy;lin&ccedil; al&shy;tın&shy;da&shy;ki &ouml;&shy;l&uuml;m&shy;s&uuml;z&shy;l&uuml;k is&shy;te&shy;ği&shy;ne bağ&shy;lı&shy;yordu. Fre&shy;ud &ccedil;alışmalarının b&uuml;y&uuml;k bir kısmını r&uuml;&shy;ya&shy;lar&shy;da&shy;ki gi&shy;zemsel fe&shy;no&shy;men&shy;le&shy;re ayırmış ve bu ko&shy;nu hak&shy;kın&shy;da bir ka&ccedil; ya&shy;zı yazmış&shy;tı. De&shy;vam&shy;lı olarak, do&shy;ğa &uuml;s&shy;t&uuml; fe&shy;no&shy;men&shy;le&shy;rin r&uuml;&shy;ya&shy;lar&shy;dan fark&shy;lı ol&shy;du&shy;ğu&shy;nu tek&shy;rar&shy;lı&shy;yor&shy;du. Bir&shy;lik&shy;te oluştukları i&shy;&ccedil;in hep ay&shy;nı ka&shy;te&shy;go&shy;ri&shy;ye so&shy;ku&shy;lu&shy;yor&shy;lar&shy;dı, a&shy;ma do&shy;ğa &uuml;s&shy;t&uuml;&shy;n&uuml;&shy;n r&uuml;&shy;ya kuramlarında hi&ccedil; bir ye&shy;ri yok&shy;tu. &Ouml;nem&shy;li o&shy;lan so&shy;ru şu&shy;dur: Ne&shy;den normal&uuml;st&uuml; olaylar her za&shy;man r&uuml;&shy;ya ortamın&shy;da or&shy;ta&shy;ya &ccedil;ı&shy;kı&shy;yor ve bu fe&shy;no&shy;men&shy;ler ger&shy;&ccedil;ek&shy;ten normal dışı mı? Gi&shy;zem, olayların r&uuml;&shy;ya&shy;lar&shy;la bağ&shy;lı ol&shy;ma&shy;sında bel&shy;ki de i&shy;ki&shy;si&shy;nin de gi&shy;ze&shy;mi&shy;nin da&shy;ha ha&shy;la &ccedil;&ouml;&shy;z&uuml;l&shy;memiş ol&shy;ma&shy;sın&shy;dan kay&shy;nak&shy;la&shy;nı&shy;yor. Fre&shy;ud ya&shy;zı&shy;la&shy;rı&shy;nın bi&shy;rin&shy;de r&uuml;&shy;ya&shy;la&shy;rın &ldquo;gi&shy;zem d&uuml;n&shy;ya&shy;sı&shy;na gi&shy;riş ka&shy;pı&shy;sı&rdquo; o&shy;la&shy;rak ni&shy;te&shy;len&shy;di&shy;ril&shy;di&shy;ği&shy;ni s&ouml;y&shy;le&shy;mişti ve bun&shy;la&shy;rın e&shy;ği&shy;tim&shy;siz bi&shy;ri&shy; i&ccedil;in bir &ccedil;e&shy;şit gi&shy;zemsel fe&shy;no&shy;me&shy;n ol&shy;du&shy;ğu&shy;nu id&shy;di&shy;a et&shy;miş&shy;ti. Ama buna karşın ş&ouml;yle yazıyordu; &quot;R&uuml;&shy;ya&shy;lar ve i&shy;&ccedil;e&shy;rik&shy;le&shy;ri (gi&shy;zem&shy;li ve&shy;ya sı&shy;ra&shy;dan ol&shy;ma&shy;la&shy;rı hi&ccedil; bir şey fark et&shy;mi&shy;yor) sa&shy;de&shy;ce bi&shy;lim&shy;sel bir a&shy;raş&shy;tır&shy;ma i&shy;le &ccedil;&ouml;&shy;z&uuml;&shy;le&shy;bi&shy;lir. Gi&shy;zem&shy;ci&shy;li&shy;ğin r&uuml;&shy;ya a&shy;raş&shy;tır&shy;ma&shy;sın&shy;da hi&ccedil; bir i&shy;şi yoktur.&quot; Yazdıkları ve s&ouml;yledikleri arasında t&uuml;m &ccedil;elişkiye rağmen Fre&shy;ud&rsquo;un &ldquo;gi&shy;zem r&uuml;&shy;ya&shy;la&shy;rı&rdquo; o&shy;la&shy;rak a&shy;raş&shy;tır&shy;dı&shy;ğı ge&shy;nel&shy;de te&shy;le&shy;pa&shy;tik r&uuml;&shy;ya&shy;lar&shy;dı. Ke&shy;ha&shy;net r&uuml;&shy;ya&shy;la&shy;rı i&shy;le &ccedil;ok en&shy;der il&shy;gi&shy;le&shy;ni&shy;yor&shy;du. Te&shy;le&shy;pa&shy;ti i&shy;le r&uuml;&shy;ya a&shy;ra&shy;sın&shy;da bir bağ&shy;lan&shy;tı kur&shy;ma ne&shy;de&shy;ni&shy; uy&shy;ku&shy;nun san&shy;ki te&shy;le&shy;pa&shy;tik ko&shy;m&uuml;&shy;ni&shy;kas&shy;yon&shy;la&shy;rı kar&shy;şı&shy;la&shy;ma&shy;ya neden ol&shy;du&shy;ğu&shy;dur. Fre&shy;ud&rsquo;a g&ouml;&shy;re te&shy;le&shy;pa&shy;tik me&shy;saj&shy;lar be&shy;yin ta&shy;ra&shy;fın&shy;dan b&uuml;&shy;t&uuml;n uy&shy;ku ko&shy;nu&shy;la&shy;rı gi&shy;bi i&shy;da&shy;re e&shy;di&shy;li&shy;yor&shy;du &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; r&uuml;&shy;ya&shy;la&shy;rın te&shy;me&shy;li te&shy;le&shy;pa&shy;ti i&shy;le ilgiliydi. Fre&shy;ud&rsquo;un r&uuml;&shy;ya kuramına g&ouml;&shy;re r&uuml;&shy;ya&shy;la&shy;rın i&shy;&ccedil;e&shy;rik&shy;le&shy;ri i&shy;ki gru&shy;ba ay&shy;rı&shy;lır. Bi&shy;rin&shy;ci&shy;si ge&shy;liş&shy;me&shy;miş r&uuml;&shy;ya i&shy;&ccedil;e&shy;ri&shy;ği&shy;dir ve bu i&ccedil;erik, r&uuml;&shy;ya&shy;nın ar&shy;ka&shy;sın&shy;da&shy;ki psi&shy;ko&shy;lo&shy;jik mad&shy;de&shy;den o&shy;lu&shy;şur. Di&shy;ğe&shy;ri i&shy;se bel&shy;li r&uuml;&shy;ya i&shy;&ccedil;e&shy;ri&shy;ği&shy;dir, bu da o an r&uuml;&shy;ya g&ouml;&shy;ren kişi ta&shy;ra&shy;fın&shy;dan ha&shy;tır&shy;la&shy;nan mad&shy;de&shy;dir. &ldquo;R&uuml;&shy;ya &ccedil;a&shy;lış&shy;ma&shy;sı&rdquo; di&shy;ye a&shy;nı&shy;lan bir o&shy;lay bu ge&shy;liş&shy;me&shy;miş du&shy;ru&shy;mu bel&shy;li bir du&shy;ru&shy;ma &ccedil;e&shy;vi&shy;rir ve Fre&shy;ud&rsquo;a g&ouml;&shy;re te&shy;le&shy;pa&shy;tik bir me&shy;saj ge&shy;liş&shy;me&shy;miş r&uuml;&shy;ya i&shy;&ccedil;e&shy;ri&shy;ği&shy;ne ben&shy;zer. Me&shy;saj r&uuml;&shy;ya s&uuml;&shy;re&shy;cin&shy;den de&shy;ği&shy;şi&shy;r ve bu ne&shy;den&shy;le ko&shy;m&uuml;&shy;ni&shy;kas&shy;yo&shy;nun ta&shy;bi&shy;a&shy;tı&shy;nı tam o&shy;la&shy;rak yan&shy;sıt&shy;maz. So&shy;nu&ccedil; o&shy;larak Freud&acute;un ağzından şunu s&ouml;y&shy;le&shy;me&shy;k ge&shy;re&shy;ki&shy;yor; &quot;Sa&shy;de&shy;ce ciddi bir a&shy;na&shy;liz, te&shy;le&shy;pa&shy;tik r&uuml;&shy;ya&shy;yı te&shy;le&shy;pa&shy;tik ol&shy;ma&shy;yan r&uuml;&shy;ya&shy;lar&shy;dan a&shy;yı&shy;ra&shy;bi&shy;lir.&quot; </p>
<p><b>İsteklerin r&uuml;ya yoluyla ger&ccedil;ekleştirilmesi&#8230;</b> <br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
<br />
Fre&shy;ud ay&shy;nı za&shy;man&shy;da psi&shy;ko&shy;a&shy;na&shy;li&shy;zin, b&uuml;&shy;y&uuml; olaylarını &ccedil;&ouml;z&shy;me&shy;ye yar&shy;dım&shy;cı o&shy;la&shy;bi&shy;le&shy;ce&shy;ği&shy;ni de u&shy;mud e&shy;di&shy;yor&shy;du. Bu nok&shy;ta&shy;da Fre&shy;ud&rsquo;un te&shy;le&shy;pa&shy;ti fe&shy;no&shy;me&shy;ni&shy;ni a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;ma&shy;sın&shy;da bir hatayı or&shy;ta&shy;ya &ccedil;ı&shy;kar&shy;mak ge&shy;rekiyor; te&shy;le&shy;pa&shy;tik me&shy;saj&shy;lar r&uuml;&shy;ya i&shy;&ccedil;er&shy;sin&shy;de de&shy;ği&shy;şi&shy;yor&shy;sa o za&shy;man ger&shy;&ccedil;ek&shy;ten te&shy;le&shy;pa&shy;tik ol&shy;duk&shy;la&shy;rı&shy;nı na&shy;sıl ka&shy;nıt&shy;lı&shy;ya&shy;bi&shy;li&shy;riz? Acaba on&shy;lar a&shy;nın&shy;da tanım&shy;lan&shy;ma&shy;nın ar&shy;ka&shy;sın&shy;da sak&shy;la&shy;nan de&shy;ğiş&shy;ken imaj&shy;lar mı&shy;dırlar ve bu ne&shy;den&shy;le biz on&shy;la&shy;rı te&shy;le&shy;pa&shy;ti o&shy;la&shy;rak mı g&ouml;&shy;r&uuml;&shy;yo&shy;ruz? E&shy;ğer bu b&ouml;y&shy;ley&shy;se, do&shy;ğa &uuml;s&shy;t&uuml;&shy;n&uuml; kap&shy;sa&shy;ma&shy;yan r&uuml;&shy;ya yo&shy;rum&shy;la&shy;rı&shy;nın ge&shy;tir&shy;ilme&shy;si la&shy;zım. Te&shy;le&shy;pa&shy;tik bir r&uuml;&shy;ya&shy;nın en i&shy;yi &ouml;r&shy;ne&shy;ği Fre&shy;ud&rsquo;un 1922 yı&shy;lın&shy;da &ldquo;R&uuml;&shy;ya ve Te&shy;le&shy;pa&shy;ti&rdquo; ad&shy;lı &ccedil;alışma&shy;sın&shy;da g&ouml;r&uuml;l&uuml;r; Bu r&uuml;&shy;ya bir mek&shy;tupla Fre&shy;ud&rsquo;a bil&shy;di&shy;ril&shy;miş&shy;ti, yazanı ta&shy;nı&shy;ma&shy;dı&shy;ğı i&ccedil;in r&uuml;&shy;ya g&ouml;&shy;ren ki&shy;şiy&shy;le ko&shy;nuş&shy;ma&shy;sı m&uuml;mk&uuml;n değildi. R&uuml;&shy;ya&shy;yı g&ouml;&shy;ren ol&shy;gun yaşda, ye&shy;ni&shy;den ev&shy;len&shy;miş o&shy;lan bir dul&shy; kadındı. R&uuml;&shy;ya&shy;yı g&ouml;r&shy;d&uuml;&shy;ğ&uuml; za&shy;man ilk ev&shy;li&shy;li&shy;ğin&shy;den o&shy;lan kı&shy;zı ha&shy;mi&shy;leydi ve do&shy;ğuma bir ay vardı. R&uuml;&shy;ya&shy;sın&shy;da kocasının i&shy;kin&shy;ci ka&shy;rı&shy;sı&shy;nı ve do&shy;ğur&shy;muş ol&shy;du&shy;ğu i&shy;kiz&shy;le&shy;ri g&ouml;r&shy;m&uuml;şt&uuml;, i&shy;ki &ccedil;o&shy;cu&shy;ğu da &ccedil;ok i&shy;yi ta&shy;rif ediyor, bi&shy;ri&shy;nin kız di&shy;ğe&shy;ri&shy;nin er&shy;kek ol&shy;du&shy;ğu&shy;nu ve sa&ccedil; renk&shy;le&shy;ri&shy;ni bi&shy;le s&ouml;y&shy;l&uuml;yordu. R&uuml;yadan iki g&uuml;n son&shy;ra kocasına bir tel&shy;graf geldi; tel&shy;graf&shy;ta kı&shy;zı&shy;nın r&uuml;&shy;ya sı&shy;ra&shy;sın&shy;da i&shy;ki cin&shy;si&shy;yet&shy;ten o&shy;lan i&shy;kiz&shy; do&shy;ğur&shy;du&shy;ğu ya&shy;zı&shy;yor&shy;du. A&shy;dam, kı&shy;zıy&shy;la b&uuml;&shy;t&uuml;n ha&shy;mi&shy;le&shy;li&shy;ği bo&shy;yun&shy;ca mek&shy;tup&shy;laş&shy;mıştı. Bu ne&shy;den&shy;le r&uuml;&shy;ya&shy;yı g&ouml;&shy;ren kı&shy;zı&shy;nın do&shy;ğum sı&shy;ra&shy;sın&shy;da o&shy;nu d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;d&uuml;&shy;ğ&uuml;n&shy;den e&shy;mindi. Ay&shy;rı&shy;ca r&uuml;&shy;ya&shy;yı g&ouml;&shy;ren ikinci karısı i&shy;le ilk ka&shy;rı&shy;sı &ccedil;o&shy;cuk&shy;la&shy;ra &ccedil;ok d&uuml;ş&shy;k&uuml;n&shy;d&uuml;ler. Er&shy;kek i&shy;kin&shy;ci ka&shy;rı&shy;sı&shy;nın &ccedil;o&shy;cuk b&uuml;&shy;y&uuml;&shy;te&shy;cek bir yetenekte ol&shy;ma&shy;dı&shy;ğı&shy;nı d&uuml;&shy;ş&uuml;&shy;n&uuml;&shy;yor&shy;du. Bu r&uuml;ya, ba&shy;ba ta&shy;ra&shy;fın&shy;dan bel&shy;ki bas&shy;tı&shy;rıl&shy;mış bir is&shy;te&shy;ğin be&shy;lir&shy;ti&shy;si o&shy;la&shy;bi&shy;lir&shy;di. Bu is&shy;tek ta&shy;bu&shy;la&shy;rı yık&shy;mak ve kı&shy;zı&shy;nın o&shy;nun &ccedil;o&shy;cuk&shy;la&shy;rı&shy;nı do&shy;ğur&shy;ma&shy;sı&shy;nı is&shy;te&shy;mek&shy; olabilirdi. Fre&shy;ud&rsquo;a g&ouml;&shy;re a&shy;da&shy;mın i&shy;kin&shy;ci ka&shy;rı&shy;sı&shy;nı &ccedil;o&shy;cuk&shy;la&shy;rın an&shy;ne&shy;si o&shy;la&shy;rak g&ouml;r&shy;me&shy;si&shy;nin tek ne&shy;de&shy;ni kı&shy;zı&shy;nın i&shy;kin&shy;ci ka&shy;rı&shy;sı ol&shy;ma&shy;sı is&shy;te&shy;ği&shy;ydi. R&uuml;&shy;ya bel&shy;ki de do&shy;ğum ağ&shy;rısı&shy;nın te&shy;le&shy;pa&shy;tik bir me&shy;sa&shy;jı da de&shy;ğil&shy;di. A&shy;dam bi&shy;lin&ccedil; al&shy;tın&shy;da kı&shy;zı&shy;nın ha&shy;mi&shy;le&shy;li&shy;ği&shy;ni bir ay&shy; i&shy;&ccedil;in yanl&shy;ış he&shy;sap&shy;la&shy;mış o&shy;la&shy;bi&shy;lir. Bel&shy;ki &ccedil;o&shy;cuk&shy;la&shy;rın do&shy;ğum za&shy;ma&shy;nı bir ay son&shy;ra de&shy;ğil de tam r&uuml;&shy;ya g&ouml;&shy;r&uuml;l&shy;d&uuml;&shy;ğ&uuml; za&shy;man&shy;dı. Bir &ccedil;o&shy;cuk ye&shy;ri&shy;ne i&shy;kiz g&ouml;r&shy;me&shy;si de baş&shy;ka bir şey&shy;le a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;na&shy;bi&shy;lir. A&shy;dam bi&shy;rin&shy;ci ka&shy;rı&shy;sı&shy;nın ha&shy;yat&shy;ta ol&shy;ması halinde bir to&shy;run&shy;dan faz&shy;lasına sahip olacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. Bu te&shy;le&shy;pa&shy;tik r&uuml;&shy;ya bel&shy;ki sa&shy;de&shy;ce r&uuml;&shy;ya g&ouml;&shy;ren ta&shy;ra&shy;fın&shy;dan is&shy;tek&shy;le&shy;ri&shy;n ye&shy;ri&shy;ne gel&shy;me&shy;sinin ha&shy;ya&shy;li o&shy;la&shy;bi&shy;lir. Bu yo&shy;rum&shy;la&shy;ra rağ&shy;men Fre&shy;ud te&shy;le&shy;pa&shy;tinin tam olarak olup ol&shy;ma&shy;dı&shy;ğı&shy;nın ka&shy;nıt&shy;lan&shy;ma&shy;dı&shy;ğı&shy;nı da s&ouml;y&shy;l&uuml;&shy;yor. &ldquo;Dre&shy;ams and Oc&shy;cult&rdquo; da te&shy;le&shy;pa&shy;tinin olup ol&shy;ma&shy;dı&shy;ğını sa&shy;de&shy;ce o&shy;la&shy;yın b&uuml;&shy;t&uuml;n şart&shy;la&shy;rı&shy;nı a&shy;raş&shy;tır&shy;dık&shy;tan son&shy;ra s&ouml;y&shy;leyebilece&shy;ği&shy;ni yazıyordu ama bu&shy;nu da r&uuml;&shy;ya&shy;yı g&ouml;&shy;ren ki&shy;şi&shy;yi ta&shy;nı&shy;ma&shy;dı&shy;ğı i&shy;&ccedil;in ya&shy;pa&shy;mı&shy;ya&shy;ca&shy;ğı&shy;nı belirtiyordu. </p>
<p><b>Ekran belleklerin s&uuml;rprizi; </p>
<p></b>Fre&shy;ud&rsquo;un a&shy;na&shy;liz et&shy;ti&shy;ği i&shy;kin&shy;ci oc&shy;cult r&uuml;&shy;ya ti&shy;pik bir ke&shy;ha&shy;net r&uuml;&shy;ya&shy;sı&shy;dır, bu tip r&uuml;&shy;ya&shy;ları bi&shy;lin&ccedil; i&shy;le bi&shy;lin&ccedil;al&shy;tı a&shy;rasın&shy;da&shy;ki san&shy;s&uuml;&shy;r&uuml;n ak&shy;ti&shy;vi&shy;te&shy;si&shy;ne bağ&shy;lıyordu. Fre&shy;ud r&uuml;&shy;ya&shy;yı g&ouml;&shy;ren ka&shy;dı&shy;na Ba&shy;yan B. di&shy;ye hi&shy;tap e&shy;di&shy;yor&shy;du. Ba&shy;yan B. r&uuml;&shy;ya&shy;sın&shy;da Vi&shy;ya&shy;na&rsquo;nın a&shy;na cad&shy;de&shy;sin&shy;de ar&shy;ka&shy;da&shy;şı ve ge&ccedil;mişteki psiki&shy;yat&shy;ris&shy;ti Dr. K.&rsquo;ye rast&shy;la&shy;dı&shy;ğı&shy;nı g&ouml;r&shy;m&uuml;ş. Er&shy;te&shy;si g&uuml;n ka&shy;dın aynı yerde ger&shy;&ccedil;ek&shy;ten Dr. K.&rsquo;ye rast&shy;la&shy;mış. İlk ba&shy;kış&shy;ta bu r&uuml;&shy;ya in&shy;sa&shy;na ke&shy;ha&shy;net gi&shy;bi g&ouml;&shy;r&uuml;&shy;n&uuml;&shy;yor &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; son&shy;ra&shy;dan o&shy;lan bir o&shy;la&shy;yı &ouml;n&shy;ce&shy;den g&ouml;s&shy;te&shy;ri&shy;yor. Ba&shy;yan B. r&uuml;&shy;ya&shy;yı u&shy;ya&shy;nır u&shy;yan&shy;maz bir ye&shy;re yaz&shy;ma&shy;mış&shy;tı ve o&shy;la&shy;yı mey&shy;da&shy;na gel&shy;me&shy;den &ouml;n&shy;ce ha&shy;tır&shy;la&shy;dı&shy;ğı&shy;na da&shy;ir bir ka&shy;nıt yok&shy;tu. Bu nok&shy;ta Fre&shy;ud&rsquo;un du&shy;ru&shy;mu a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;ma&shy;sın&shy;da &ccedil;ok &ouml;&shy;nem&shy;li bir rol oy&shy;nu&shy;yor. Ba&shy;yan B. i&shy;ki ke&shy;re ev&shy;len&shy;mişti, ilk ev&shy;li&shy;li&shy;ğini yaş&shy;lı&shy; ve zen&shy;gin bir adamlaydı. Ev&shy;len&shy;dik&shy;le&shy;rin&shy;den bir ka&ccedil; yıl son&shy;ra a&shy;dam pa&shy;ra&shy;sı&shy;nı kay&shy;bet&shy;tikten sonra ve&shy;rem&shy;den &ouml;l&shy;d&uuml;. Ge&shy;ci&shy;ne&shy;bil&shy;mek i&shy;&ccedil;in Ba&shy;yan B. m&uuml;zik ders&shy;le&shy;ri ver&shy;me&shy;ye baş&shy;ladı. İşte o d&ouml;nemde, Dr. K. ona &ccedil;ok b&uuml;&shy;y&uuml;k des&shy;tek ol&shy;muş ve &ouml;ğ&shy;ren&shy;ci bul&shy;ma&shy;sı&shy;na yar&shy;dım et&shy;mişti. A&shy;i&shy;le a&shy;vu&shy;ka&shy;tı Dr. K.&rsquo;nin o za&shy;man&shy;lar Bay B.&rsquo;nin mad&shy;di iş&shy;le&shy;riyle de il&shy;gi&shy;len&shy;di&shy;ği&shy;ni s&ouml;y&shy;l&uuml;&shy;yor&shy;du. O za&shy;man&shy;lar ba&shy;yan B. i&shy;le de, iş dışı bir i&shy;liş&shy;ki&shy;si ol&shy;muştu ama Ba&shy;yan B.&rsquo;nin te&shy;red&shy;d&uuml;t&shy;le&shy;ri bu i&shy;liş&shy;ki&shy;de mut&shy;lu ol&shy;ma&shy;ma&shy;sı&shy;na ne&shy;den ol&shy;muştu. Aşk i&shy;liş&shy;ki&shy;si&shy;nin ba&shy;şa&shy;rı&shy;lı ol&shy;ma&shy;ma&shy;sı&shy;na rağ&shy;men a&shy;vu&shy;kat ona manevi destek olmuştu; Ba&shy;yan B. bir ke&shy;re&shy;sin&shy;de ağ&shy;la&shy;yıp Dr. K.&rsquo;nin ya&shy;nın&shy;da ol&shy;ma&shy;sı&shy;nı is&shy;te&shy;di&shy;ği&shy;ni ha&shy;tır&shy;la&shy;dı. Bu is&shy;tek sı&shy;ra&shy;sın&shy;da Dr. K. i&shy;&ccedil;e&shy;ri gir&shy;mişti. Fre&shy;ud bu&shy;nun ke&shy;ha&shy;net&shy;le il&shy;gi&shy;li ol&shy;du&shy;ğu&shy;na i&shy;nan&shy;mı&shy;yor&shy;du &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; ka&shy;dın adamı sık sık d&uuml;&shy;ş&uuml;&shy;n&uuml;&shy;yor ve Dr. K. da o&shy;nu sık sık zi&shy;ya&shy;ret e&shy;di&shy;yor&shy;du. İşte s&ouml;z konusu r&uuml;&shy;ya bu o&shy;lay&shy;lar&shy;dan 25 yıl son&shy;ra mey&shy;da&shy;na gel&shy;di. Ba&shy;yan B. ge&ccedil;en za&shy;man i&shy;&ccedil;er&shy;sin&shy;de ye&shy;ni&shy;den ev&shy;len&shy;miş ve dul kal&shy;mıştı. Bu se&shy;fer&shy;ki ko&shy;ca&shy;sı o&shy;na hem pa&shy;ra hem de bir &ccedil;o&shy;cuk bı&shy;raktı. Aynı avu&shy;kat yine o&shy;nun iş&shy;le&shy;ri i&shy;le il&shy;gi&shy;len&shy;me&shy;ye de&shy;vam e&shy;di&shy;yor&shy;du. B&uuml;&shy;t&uuml;n bu bil&shy;gi&shy;le&shy;re da&shy;ya&shy;na&shy;rak Fre&shy;ud bu r&uuml;&shy;ya i&ccedil;in bir yo&shy;rum yap&shy;tı. Ba&shy;yan B. Dr. K.&rsquo;nin zi&shy;ya&shy;re&shy;ti&shy;ni daima bek&shy;li&shy;yor&shy;du ve bi&shy;lin&shy;me&shy;yen bir so&shy;nu&ccedil; o&shy;la&shy;rak o&shy;nun gel&shy;me&shy;si&shy;ni ha&shy;yal e&shy;dip ve ger&shy;&ccedil;ek&shy;ten gel&shy;di&shy;ği g&uuml;&shy;n&uuml; ha&shy;yal et&shy;me&shy;ye baş&shy;la&shy;mış&shy;tı. Ge&ccedil;mişte&shy;ki d&ouml;&shy;nem mut&shy;suz bir d&ouml;&shy;nem&shy;di ve ge&ccedil;&shy;miş&shy;te&shy;ki aşk i&shy;liş&shy;ki&shy;si&shy;ni d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;mek o&shy;nu ra&shy;hat&shy;sız e&shy;di&shy;yor&shy;du. Bu ne&shy;den&shy;le r&uuml;&shy;ya&shy;sı&shy;nı bas&shy;tır&shy;dı ve sa&shy;bah kalk&shy;tı&shy;ğın&shy;da o&shy;nu ha&shy;tır&shy;lı&shy;ya&shy;ma&shy;dı, o g&uuml;n do&shy;laş&shy;ma&shy;ya &ccedil;ık&shy;tı ve Dr. K.&rsquo;ye rast&shy;la&shy;dı. O nok&shy;ta&shy;da r&uuml;&shy;ya&shy;nın be&shy;lir&shy;li par&shy;&ccedil;a&shy;la&shy;rı de&shy;ğiş&shy;miş bir şeki&shy;lde ka&shy;dı&shy;nın bi&shy;lin&shy;ci&shy;ne gir&shy;di. Fre&shy;ud&rsquo;un bas&shy;tı&shy;rıl&shy;ma &uuml;&shy;ze&shy;ri&shy;ne de&shy;ği&shy;şik bir te&shy;o&shy;ri&shy;si vardır: Bas&shy;tı&shy;rıl&shy;ma y&uuml;&shy;z&uuml;n&shy;den ana fik&shy;rin de&shy;ğiş&shy;ti&shy;ril&shy;miş bir şek&shy;li bi&shy;lin&shy;ce gi&shy;re&shy;bi&shy;lir. Ta&shy;raf&shy;sız ki&shy;şi o&shy;lan dok&shy;tor a&ccedil;ıklanmamış his&shy;ler&shy;le do&shy;lu o&shy;lan a&shy;vu&shy;ka&shy;tın ye&shy;ri&shy;ni a&shy;lı&shy;yor. İ&shy;ki ki&shy;şi&shy;nin de a&shy;dı Dr. K. ol&shy;du&shy;ğu i&shy;&ccedil;in Ba&shy;yan B. ger&shy;&ccedil;ek ran&shy;de&shy;vu&shy;yu &ouml;nceden g&ouml;r&shy;d&uuml;&shy;ğ&uuml;&shy;ne i&shy;na&shy;nı&shy;yor. Fre&shy;ud&rsquo;a g&ouml;&shy;re Ba&shy;yan B. ger&shy;&ccedil;ek o&shy;la&shy;ya benzer bir r&uuml;&shy;ya ya&shy;rat&shy;tı. Bu olay &quot;ek&shy;ran bellek&quot; olarak tanımlanan psi&shy;ko&shy;lo&shy;jik bir o&shy;lay&shy;dır ve bil&shy;has&shy;sa &ccedil;o&shy;cuk&shy;la&shy;rın ge&shy;liş&shy;me&shy;sin&shy;de g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Ek&shy;ran bellekler ge&shy;nel&shy;de in&shy;sa&shy;nın ilk yıl&shy;la&shy;rı&shy;nın ha&shy;tı&shy;ra&shy;la&shy;rı i&shy;le ta&shy;nım&shy;la&shy;na&shy;bi&shy;lir ve yılların ge&shy;tir&shy;di&shy;ği duy&shy;gu&shy;lar&shy;la şe&shy;kil&shy;len&shy;di&shy;ri&shy;lir, fab&shy;ri&shy;kas&shy;yon de&shy;ğil&shy;dirler &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; ger&shy;&ccedil;ek ha&shy;tı&shy;ra&shy;lar &uuml;&shy;ze&shy;ri&shy;ne ku&shy;rul&shy;muş&shy;lar&shy;dır ama bi&shy;lin&ccedil; al&shy;tı&shy;na bas&shy;tı&shy;rıl&shy;mış mad&shy;de&shy;ler ol&shy;duk&shy;la&shy;rı i&shy;&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;&shy;nem&shy;li&shy;dir&shy;ler. Ba&shy;yan B.&rsquo;nin r&uuml;&shy;ya&shy;sı&shy;, &ccedil;o&shy;cuk&shy;lu&shy;ğu i&shy;le il&shy;gi&shy;li ol&shy;ma&shy;ma&shy;sı&shy;na rağ&shy;men yi&shy;ne de bir ek&shy;ran belleği i&shy;ma&shy;sı&shy;nı ve&shy;ri&shy;yor. </p>
<p><b>Falcılar, geleceği değil, bilin&ccedil;altı istekleri hissediyorlar&#8230;</b> </p>
<p>R&uuml;&shy;ya&shy;la&shy;ra bağ&shy;lı o&shy;lan oc&shy;cult fe&shy;no&shy;men&shy;le&shy;ri&shy; a&shy;raş&shy;tır&shy;ma&shy;sı&shy;nın ya&shy;nı sı&shy;ra Fre&shy;ud bi&shy;lin&ccedil;&shy;li za&shy;man&shy;da mey&shy;da&shy;na ge&shy;len fe&shy;no&shy;men&shy;ler&shy;le de uğ&shy;ra&shy;şı&shy;yor&shy;du. Ken&shy;di ba&shy;şı&shy;na bir ka&ccedil; de&shy;ney yap&shy;tı: D&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce nak&shy;li&shy;ni Fe&shy;renc&shy;zi ve kı&shy;zı i&shy;le de&shy;ne&shy;di ve bir ke&shy;re&shy;sin&shy;de Jung&rsquo;u be&shy;lir&shy;li eş&shy;ya&shy;la&shy;rın ken&shy;di&shy;le&shy;rin&shy;den ha&shy;re&shy;ket et&shy;me&shy;le&shy;ri&shy;ni sağ&shy;lar&shy;ken sey&shy;ret&shy;ti. Ama sonu&ccedil; ne o&shy;lur&shy;sa ol&shy;sun bu de&shy;ney&shy;ler ge&shy;nel&shy;de bir a&ccedil;ıklamaya ulaşamamıştır. Asıl ya&shy;rar&shy;lı o&shy;lan Fre&shy;ud&rsquo;un ken&shy;disinin has&shy;ta&shy;la&shy;rı&shy; ve ar&shy;ka&shy;daş&shy;la&shy;rı&shy;yla yap&shy;tı&shy;ğı a&shy;ni de&shy;ney&shy;lerdir. Fre&shy;ud, b&ouml;y&shy;le bir ka&ccedil; o&shy;layı a&shy;&ccedil;ık&shy;lı&shy;yordu. Bil&shy;has&shy;sa fal&shy;cı&shy;la&shy;rın ge&shy;le&shy;cek i&shy;&ccedil;in s&ouml;y&shy;le&shy;dik&shy;le&shy;riyle ve daha da &ouml;nemlisi ger&shy;&ccedil;ek&shy;leş&shy;me&shy;yen kehanetlerle uğ&shy;raş&shy;ma&shy;yı se&shy;vi&shy;yor&shy;du. Ke&shy;ha&shy;net&shy;le&shy;re, ge&shy;le&shy;ce&shy;ği g&ouml;sterdikleri i&ccedil;in değil, tele&shy;pa&shy;tik bir o&shy;la&shy;yın mey&shy;da&shy;na gel&shy;me&shy;si&shy; olarak &ouml;nem veriyordu. B&ouml;y&shy;le bir yan&shy;lış ke&shy;ha&shy;net Fre&shy;ud&rsquo;un 43 ya&shy;şın&shy;da&shy;ki bir ba&shy;yan has&shy;ta&shy;sı ta&shy;ra&shy;fın&shy;dan an&shy;la&shy;tıl&shy;mış&shy;tır. Psiko-a&shy;na&shy;liz d&ouml;neminde &ccedil;o&shy;cu&shy;ğu olmamıştı a&shy;ma sonraları &ccedil;ocuk istemeye başladı. (Fre&shy;ud&rsquo;a g&ouml;&shy;re, &ccedil;o&shy;cuk is&shy;te&shy;ği ka&shy;dı&shy;ndaki ba&shy;ba&shy;sı&shy;nın ko&shy;ca&shy;sı&shy;nın ye&shy;ri&shy;ni al&shy;ma is&shy;te&shy;ği&shy;ydi. Babasından olacak &ccedil;o&shy;cu&shy;ğu&shy;nu bi&shy;lin&ccedil; al&shy;tın&shy;da &ouml;&shy;m&uuml;r bo&shy;yu is&shy;te&shy;mişti.) &Ccedil;o&shy;cuk ol&shy;ma&shy;ma nedeni ko&shy;ca&shy;sı&shy;nın ge&shy;&ccedil;ir&shy;di&shy;ği bir has&shy;ta&shy;lık&shy;tan son&shy;ra kı&shy;sır&shy;laş&shy;mış ol&shy;ma&shy;sıy&shy;dı. Kadın, Fre&shy;ud&rsquo;a gel&shy;me&shy;den yıl&shy;lar &ouml;n&shy;ce 27 ya&shy;şın&shy;dayken, Pa&shy;ris&rsquo;de bir o&shy;te&shy;lin lo&shy;bi&shy;sin&shy;de bir fal&shy;cı i&shy;le bu&shy;luş&shy;muş ve ni&shy;kah y&uuml;&shy;z&uuml;&shy;ğ&uuml;&shy;n&uuml; o g&uuml;n takmamış. Fal&shy;cı, o&shy;na ev&shy;le&shy;ne&shy;ce&shy;ği&shy;ni ve 32 ya&shy;şın&shy;da i&shy;ki &ccedil;o&shy;cuk sa&shy;hi&shy;bi o&shy;la&shy;ca&shy;ğı&shy;nı s&ouml;y&shy;le&shy;miş. Ke&shy;ha&shy;net hi&ccedil;&shy;bir za&shy;man ye&shy;ri&shy;ne gel&shy;me&shy;miş a&shy;ma yıllar sonra Fre&shy;ud&acute;a olayı anlatırken b&uuml;&shy;t&uuml;n o deneyi eğ&shy;len&shy;ce&shy;li bir o&shy;lay olarak an&shy;lat&shy;mış. Fre&shy;ud u&shy;zun s&uuml;&shy;reli bir araştırmadan son&shy;ra, kadının an&shy;ne&shy;si&shy;nin yaşamının fal&shy;cı&shy;nın s&ouml;y&shy;le&shy;di&shy;ği şe&shy;kil&shy;de ge&ccedil;&shy;ti&shy;ği&shy;ni &ouml;ğ&shy;rendi. Ge&ccedil; ev&shy;len&shy;miş ve 32 ya&shy;şın&shy;da i&shy;ki &ccedil;o&shy;cuk sa&shy;hi&shy;bi ol&shy;muştu. B&ouml;y&shy;le&shy;ce fal&shy;cı&shy;nın s&ouml;y&shy;le&shy;dik&shy;le&shy;ri doğ&shy;ru &ccedil;ık&shy;saydı ka&shy;dın ay&shy;nen an&shy;ne&shy;si&shy;nin ha&shy;ya&shy;tı&shy;nı ya&shy;şa&shy;mış o&shy;lur&shy;du. Has&shy;ta&shy;nın g&ouml;&shy;z&uuml;n&shy;de an&shy;ne&shy;si i&shy;le eşdeğerde olmak, o&shy;nu ba&shy;ba&shy;sı kar&shy;şı&shy;sın&shy;da e&shy;şit du&shy;ru&shy;ma d&uuml;&shy;ş&uuml;&shy;r&uuml;r. Ta&shy;bii ki fal&shy;cı&shy;nın an&shy;lat&shy;tık&shy;la&shy;rı ona hoş ge&shy;liyordu &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; i&shy;&ccedil;in&shy;de&shy;ki en b&uuml;&shy;y&uuml;k is&shy;te&shy;ği&shy;nin ye&shy;ri&shy;ne gel&shy;me&shy;si an&shy;la&shy;mı&shy;na ge&shy;liyordu. Bir kuram, has&shy;ta&shy;nın &ccedil;ok şid&shy;det&shy;li bi&shy;lin&ccedil;al&shy;tı is&shy;te&shy;ği&shy;ni fal&shy;cı&shy;ya nak&shy;let&shy;me&shy;si şeklinde o&shy;la&shy;bi&shy;lir. Fre&shy;ud&rsquo;un i&shy;nan&shy;cı&shy;na g&ouml;&shy;re duy&shy;gu do&shy;lu d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;ler &ccedil;ok ba&shy;sit bir şe&shy;kil&shy;de nak&shy;le&shy;di&shy;le&shy;bi&shy;li&shy;yor bil&shy;has&shy;sa bun&shy;lar bi&shy;lin&ccedil; i&shy;le bi&shy;lin&ccedil;al&shy;tı a&shy;ra&shy;sın&shy;da yer alıyor&shy;lar&shy;sa. Fre&shy;ud&rsquo;un baş&shy;ka bir kuramı has&shy;ta&shy;nın ken&shy;di&shy;sinin ke&shy;ha&shy;ne&shy;te sayı&shy;la&shy;rı sok&shy;ma&shy;sı&shy;dır. &Ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; a&shy;na&shy;liz&shy;den yıllar &ouml;n&shy;ce o&shy;lan bir o&shy;la&shy;yı an&shy;la&shy;tı&shy;yor&shy;du. Fre&shy;ud bi&shy;lin&ccedil; al&shy;tın&shy;da belleği ya&shy;nılt&shy;ma im&shy;ka&shy;nı&shy;nın ol&shy;du&shy;ğu&shy;nu s&ouml;y&shy;l&uuml;&shy;yor. Bu a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;ma bi&shy;ze da&shy;ha man&shy;tık&shy;lı ge&shy;li&shy;yor &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; be&shy;lir&shy;li bir tip ek&shy;ran belleği i&shy;le i&shy;lgi&shy;li. Bu&shy; yaklaşım, Fre&shy;ud&rsquo;un ya&shy;zı&shy;la&shy;rın&shy;da ka&shy;nıt&shy;lan&shy;mış&shy;tır. Ge&shy;re&shy;kir&shy;ci&shy;lik ve raslantı hak&shy;kın&shy;da Fre&shy;ud &ouml;&shy;zel bir derleme ya&shy;pmış&shy;tı ve bu t&uuml;r bir olayda bi&shy;lin&ccedil;al&shy;tı&shy;nın &ccedil;a&shy;lış&shy;ma&shy;sı dışında bir baş&shy;ka pa&shy;ra&shy;nor&shy;mal fe&shy;no&shy;me&shy;nin sim&shy;ge&shy;lendiğini ve &uuml;st d&uuml;&shy;zey&shy;de bir ke&shy;ha&shy;net&shy; gi&shy;bi g&ouml;&shy;r&uuml;&shy;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; belirtiyordu. Bir &ouml;rnek daha veriyor; </p>
<p><b>&quot;Doğa&uuml;st&uuml; olayların &ccedil;ok basit a&ccedil;ıklamaları vardır.&quot;</b> </p>
<p>Bir ak&shy;şam pro&shy;fe&shy;s&ouml;r &uuml;n&shy;va&shy;nı&shy;nı al&shy;dık&shy;tan son&shy;ra do&shy;laş&shy;ma&shy;ya &ccedil;ık&shy;tı&shy;ğı&shy;nda eski bir anı ak&shy;lı&shy;na geliyor. Anı, kız&shy;la&shy;rının te&shy;da&shy;vi edilmesi&shy;ni is&shy;te&shy;me&shy;yen bir anne-babayla il&shy;gi&shy;liy&shy;di, daha gen&ccedil; bir okutmanken bu &ccedil;ift tarafından reddedilmişti. Fakat Freud, olayı hatırlarken hayalinde değiştiriyordu; An&shy;ne ve ba&shy;ba b&uuml;&shy;t&uuml;n di&shy;ğer te&shy;da&shy;vi&shy;ler ba&shy;şa&shy;rı&shy;sız ge&ccedil;&shy;ti&shy;ğin&shy;den son&shy;ra o&shy;na ge&shy;lip yar&shy;dı&shy;m i&shy;&ccedil;in yal&shy;var&shy;ıyor&shy;lar, ken&shy;di&shy;si ise şu ce&shy;va&shy;bı ve&shy;rdiğini ha&shy;yal e&shy;di&shy;yor&shy;du: &ldquo;Be&shy;nim mes&shy;le&shy;ki yetenekle&shy;rim o&shy;kut&shy;man&shy;lı&shy;ğım&shy;dan be&shy;ri de&shy;ğiş&shy;me&shy;di. O za&shy;man&shy;lar yar&shy;dı&shy;mı&shy;mı is&shy;te&shy;me&shy;di&shy;ği&shy;ni&shy;ze g&ouml;&shy;re bu&shy;g&uuml;n de is&shy;te&shy;me&shy;yin&rdquo;. Tam o anda hayali y&uuml;k&shy;sek bir sesle ke&shy;sil&shy;di. Bi&shy;risi o&shy;na &ldquo;İ&shy;yi g&uuml;n&shy;ler Pro&shy;fe&shy;s&ouml;r&rdquo; diyordu. Fre&shy;ud bak&shy;tı&shy;ğın&shy;da d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;mekte ol&shy;du&shy;ğu &ccedil;if&shy;ti g&ouml;r&shy;d&uuml; acaba ger&shy;&ccedil;ek&shy;ten d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;le&shy;rin&shy;de ge&shy;le&shy;ce&shy;ği mi g&ouml;r&shy;m&uuml;ş&shy;t&uuml;? Her&shy;hal&shy;de &ouml;y&shy;le de&shy;ğil&shy;di da&shy;ha ba&shy;sit bir a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;ma ya&shy;pı&shy;la&shy;bi&shy;lir. Fre&shy;ud bom&shy;boş bir so&shy;kak&shy;ta y&uuml;&shy;r&uuml;&shy;yor&shy;du, bel&shy;ki bak&shy;tı&shy;ğın&shy;da u&shy;zak&shy;tan gelen &ccedil;if&shy;ti g&ouml;r&shy;m&uuml;ş&shy;t&uuml;, ge&ccedil;miyteki d&uuml;ş&shy;man&shy;lı&shy;k ne&shy;de&shy;niy&shy;le g&ouml;r&shy;d&uuml;&shy;ğ&uuml;&shy;n&uuml; bi&shy;lin&ccedil; al&shy;tı&shy;na bas&shy;tır&shy;mış ve bu&shy;nun ye&shy;ri&shy;ne spon&shy;tan g&ouml;&shy;r&uuml;&shy;nen bir ha&shy;ya&shy;le ka&ccedil;&shy;mış&shy;tı. T&uuml;m bunlar bizlere, Fre&shy;ud&rsquo;un oc&shy;cult fe&shy;no&shy;men&shy;le&shy;ri&shy;nin &ccedil;ok do&shy;ğal bir a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;ma&shy;sı o&shy;la&shy;bi&shy;le&shy;ce&shy;ği&shy;ni d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;steriyor belki de b&uuml;&shy;t&uuml;n di&shy;ğer do&shy;ğa&uuml;s&shy;t&uuml; o&shy;lay&shy;lar i&shy;&ccedil;in b&ouml;y&shy;le ba&shy;sit a&shy;&ccedil;ık&shy;la&shy;ma&shy;lar var&shy;dır. Ama so&shy;ra&shy;ca&shy;ğı&shy;mız asıl so&shy;ru, şim&shy;di in&shy;san&shy;la&shy;rın ne&shy;den oc&shy;cul&shy;ta i&shy;nan&shy;dık&shy;la&shy;rı&shy;dır. Dr. Ge&shy;or&shy;ge De&shy;ve&shy;re&shy;ux&rsquo;e g&ouml;&shy;re te&shy;le&shy;pa&shy;ti &ccedil;o&shy;cuk&shy;&ccedil;adır doğa&uuml;st&uuml; g&uuml;&ccedil;leri ba&shy;şa&shy;ra&shy;bil&shy;me fan&shy;ta&shy;zi&shy;le&shy;ri&shy;ne bağ&shy;lıdır. He&shy;le&shy;ne De&shy;utsch&rsquo;un de&shy;di&shy;ği gi&shy;bi bel&shy;ki de er&shy;kek&shy;ler &ldquo;ken&shy;di&shy;le&shy;ri&shy;ni g&ouml;r&shy;d&uuml;k&shy;le&shy;ri i&shy;lah&shy;lık&rdquo; de&shy;re&shy;ce&shy;si&shy;ne oc&shy;cult g&uuml;&ccedil;&shy;le&shy;ri&shy; ol&shy;duk&shy;la&shy;rı&shy;nı id&shy;di&shy;a e&shy;de&shy;rek y&uuml;&shy;celt&shy;mek is&shy;ti&shy;yor&shy;lar. Pa&shy;ra&shy;nor&shy;ma&shy;le olan inan&ccedil; bel&shy;ki de bir &ccedil;e&shy;şit nar&shy;sizim de o&shy;la&shy;bi&shy;lir. Fre&shy;ud narsizim i&shy;le il&shy;gi&shy;li a&shy;raş&shy;tır&shy;ma&shy;la&shy;rı&shy;nı &ccedil;o&shy;cuk&shy;lar ve ba&shy;sit in&shy;san&shy;lar &uuml;&shy;ze&shy;rin&shy;de yap&shy;mıştı &ccedil;&uuml;n&shy;k&uuml; her iki grup da, doğa&uuml;st&uuml;ne ve d&uuml;&shy;ş&uuml;n&shy;ce&shy;le&shy;rin kaynağının ilahi olduğuna i&shy;na&shy;nırlar. İnsan&shy;la&shy;rın ne&shy;den te&shy;le&shy;pa&shy;ti&shy;ye i&shy;nan&shy;dık&shy;la&shy;rı Fre&shy;ud ta&shy;ra&shy;fın&shy;dan &quot;Psycho&shy;a&shy;naly&shy;sis and Te&shy;le&shy;pathy&quot; de a&shy;&ccedil;ık&shy;lan&shy;mıştır. Bel&shy;ki bu&shy;nun ne&shy;de&shy;ni &ldquo;yaşamın bu d&uuml;n&shy;ya&shy;da &ccedil;e&shy;ki&shy;ci&shy;li&shy;ği&shy;ni kay&shy;bet&shy;miş&rdquo; ol&shy;ma&shy;sı o&shy;la&shy;bi&shy;lir. Bu bize, &ldquo;Mi&shy;ni&shy;ver Che&shy;evy&rdquo; i yani E. A. Ro&shy;bin&shy;son&rsquo;un yan&shy;lış za&shy;man&shy;da doğ&shy;du&shy;ğu i&shy;&ccedil;in yaşama sevincini bu&shy;la&shy;ma&shy;yan bir a&shy;da&shy;mın &ouml;y&shy;k&uuml;&shy;s&uuml;n&uuml; ha&shy;tır&shy;la&shy;tı&shy;yor; &ldquo;Mi&shy;ni&shy;ver Che&shy;evy &ccedil;ok ge&ccedil; doğ&shy;du. Ka&shy;fa&shy;sı&shy;nı ka&shy;şı&shy;yıp ka&shy;der de&shy;di ve i&ccedil;&shy;me&shy;ye de&shy;vam et&shy;ti.&rdquo; Ve bel&shy;ki de fa&shy;na&shy;tik de&shy;re&shy;ce&shy;de oc&shy;cult&shy;&acute;ta i&shy;na&shy;nan&shy;lar da &ccedil;ok ge&ccedil; doğ&shy;du&shy;lar&#8230; </p>
<p><i>Uzmanlar ve araştırmacılar i&ccedil;in kaynaklar; </p>
<p>1) Gay, Peter. Freud: A Life for Our Time. New York: W.W. Norton and Company, 1988. </p>
<p>2) Jones, Ernest. The Life and Work of Sigmund Freud (vol. 3), New York: Basic Books, Inc., 1957. </p>
<p>3) Freud, Sigmund. &quot;Determinism, Belief in Chance and Superstition&#8211;Some Points of View.&quot; The Psychopathology of Everyday Life. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1965. </p>
<p>4) Freud, Sigmund. &quot;Dreams and the Occult.&quot; Psychoanalysis and the Occult, George Devereux, ed. New York: International Universities Press, Inc. 1953. </p>
<p>5) Benjamin B. Wolman. Handbook of Parapsychology, , ed. New York: Van Nostrand Reinhold Company, 1977, </p>
<p>6) Freud, Sigmund. &quot;Recommendations to Physicians Practicing Psycho-Analysis.&quot; The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>7) Freud, Sigmund. &quot;Psychoanalysis and Telepathy.&quot; Psychoanalysis and the Occult, George Devereux, ed. New York: International Universities Press, Inc., 1953. </p>
<p> <img src='http://astro.zeytin.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Freud, Sigmund. &quot;The Occult Significance of Dreams.&quot; Psychoanalysis and the Occult, George Devereux, ed. New York: International Universities Press, Inc., 1953. </p>
<p>9) Freud, Sigmund. &quot;On Dreams.&quot; The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>10) Freud, Sigmund. &quot;The Dream-Work.&quot; Introductory Lectures on Psychoanalysis. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1966. </p>
<p>11) Freud, Sigmund. &quot;Repression.&quot; The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>12) Freud, Sigmund. &quot;A Premonitory Dream Fulfilled,&quot; pp. 50-1. (in Devereux, Psychoanalysis and the Occult.) </p>
<p>13) Freud, Sigmund. &quot;Screen Memories.&quot; The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>14) Devereux, George. &quot;A Summary of Istvin Hollis&acute; Theories.&quot; Psychoanalysis and the Occult, George Devereux, ed. New York: International Universities Press, Inc., 1953. </p>
<p>15) Deutsch, Helene. &quot;Occult Processes Occurring During Psychoanalysis.&quot; Psychoanalysis and the Occult, George Devereux, ed. New York: International Universities Press, Inc., 1953. </p>
<p>16) Freud, Sigmund. &quot;On Narcissism: An Introduction.&quot; The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>17) Collected Poems of Edwin Arlington Robinson. New York: The Macmillan Company, 1954. </p>
<p>18) Freud, Sigmund. &quot;Repression.&quot; The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>19) Freud, Sigmund. &quot;Screen Memories.&quot; (excerpt) The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>20) Freud, Sigmund. &quot;Totem and Taboo.&quot; (excerpt) The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>21) Freud, Sigmund. &quot;The Unconscious.&quot; (excerpt) The Freud Reader, Peter Gay, ed. New York: W.W. Norton and Company, Inc., 1989. </p>
<p>22) Gay, Peter. Freud: A Life for Our Time. New York: W.W. Norton and Company, 1988. </p>
<p>Yale &Uuml;niversitesi, Silliman College&acute;de hazırlanmıştır. </i></b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/freud-ve-yasadigi-paranormal-olaylar.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Akıllı elementlerin ötesinde ne var?</title>
		<link>http://astro.zeytin.net/akilli-elementlerin-otesinde-ne-var.html</link>
		<comments>http://astro.zeytin.net/akilli-elementlerin-otesinde-ne-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:01:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim ve Ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[element]]></category>

		<category><![CDATA[ötesi]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://astro.zeytin.net/akilli-elementlerin-otesinde-ne-var.html</guid>
		<description><![CDATA[Her ge&#231;en g&#252;n bilim yeni elementler geliştiriyor ve Periyodik Tablo&#180;nın sakladığı sırları araştırıyor. Cornell Disalvo&#180;ya g&#246;re bu zorunludur; &#34;Bu iş, Tanrı tarafından verilen bir bilmecedir. Ve bilimin sahip olduğu en heyecan verici beyin bulmacasıdır.&#34; Bilgisayar destekli yeni d&#252;ş&#252;nceler, biraz şans ve tahmin yeteneği elementler araştırmacılarının ve m&#252;hendislerinin elinde mucizeler yaratabilir. Hatalarını kendi kendine d&#252;zelten silahlar? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" align="left" src="http://astro.zeytin.net/uplimages/periodic.jpg" />Her ge&ccedil;en g&uuml;n bilim yeni elementler geliştiriyor ve Periyodik Tablo&acute;nın sakladığı sırları araştırıyor. Cornell Disalvo&acute;ya g&ouml;re bu zorunludur; &quot;Bu iş, Tanrı tarafından verilen bir bilmecedir. Ve bilimin sahip olduğu en heyecan verici beyin bulmacasıdır.&quot; Bilgisayar destekli yeni d&uuml;ş&uuml;nceler, biraz şans ve tahmin yeteneği elementler araştırmacılarının ve m&uuml;hendislerinin elinde mucizeler yaratabilir. Hatalarını kendi kendine d&uuml;zelten silahlar? Zeki k&ouml;pr&uuml;ler? D&uuml;ş&uuml;nen bilgisayarlar ve kazaları &ouml;ng&ouml;ren metaller? Yeni elementler, r&uuml;yalarımızı ger&ccedil;eğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rebilirler. <span id="more-121"></span></p>
<p>Lisedeki kimya &ouml;ğrencilerinin b&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;oğunluğunun felaketi olan kimyasal elementler tablosu yani Periyodik Tablo, bilimin sıkıcılığının ve zorluğunun simgesi olarak anlaşılmaz bir hiyeroglif şeklinde g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Fakat fizik&ccedil;iler i&ccedil;in Periyodik Tablo d&uuml;nyadaki t&uuml;m elementlerin kimyasal kodlarını deşifre eden bir s&ouml;zl&uuml;kt&uuml;r yani Champillion&acute;un hiyeroglifleri deşifre ettiği Rosetta Taşı&acute;nı simgeler. New York, Ithaca, Cornell &Uuml;niversitesi&acute;nden fizik&ccedil;i Francis DiSalvo;&quot;Daha &ouml;nce, şimdi mevcut olan ya da olacak olan t&uuml;m elementler Periyodik Tablo&acute;da bulunmaktadır&quot; demektedir. Her ge&ccedil;en yıl DiSalvo ve meslekdaşları, yeni ve değeri gittik&ccedil;e artan elementlerin toplandığı Tablo aracılığı ile kimyasal elementleri incelemede ve kullanmada ustalaştılar. Maden alaşımları kendilerini onarırlar ve maddeler kas, kemik, kabuk gibi organik dokular &uuml;zerindeki suni değişimler yaratabilirler ve &ccedil;evrelerine karşılık verirler. Bazı elementler kendi doğası ile rekabete girerler ve gelişime a&ccedil;ıktırlar. Bazıları kullanımdadır ama bazıları halen denenen bu f&uuml;t&uuml;ristik yeni, daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve daha dayanıklı elementler gelecekte varolacaktır ve &ccedil;evreyi atalarından daha az kirletecektir. Ve bu maddeler yani elementler, taşın, bronzun ve demirin kendi &ccedil;ağlarını ifade ettiği gibi yaklaşan ve i&ccedil;inde bulunduğumuz &ccedil;ağı ifade ederler. Madde &Ccedil;ağı modern zamanlar i&ccedil;in iyi bir lakaptır. </p>
<p><b>Element icat edenler</p>
<p></b>New Jersey, Yeni Teknoloji Doğal Bilimler Araştırma B&ouml;l&uuml;m&uuml;n&acute;den kimyager Robert Laudise 20 yıl evvel yeni elementlerin Tanrı ya da iyi bir raslantı nedeniyle ortaya &ccedil;ıktığını s&ouml;yl&uuml;yordu. Fakat şimdiki bilimadamları yaratıcılık dışında kalan raslantılara pek kulak asmıyorlar veya en azından raslantıyı, atomlar, molek&uuml;ller, kristaller ve hatta yaşayan dokuların arkasındaki yapısal karışık elementlerin geliştirilmesiyle elde ediyorlar. Northwestern &Uuml;niversitesi&acute;nden Greg Olson m&uuml;hendislerin elementlerin varlığı ile fazla sınırlı olmayacaklarını belirtiyor ve; &quot;onlar sahip oldukları elementlere g&ouml;re herşeyi icat edecek g&uuml;&ccedil;teler&quot; diyor. Yeni elementler bulmak, yeni bir buluş t&uuml;r&uuml; &ouml;rneğidir. Raslantılara dayalı k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne araştırma yapan bilimadamları &ccedil;ağı, bug&uuml;n i&ccedil;in etkili ve mantıklı yaklaşımlardan &ccedil;ok uzaktadır. Araştırmacılar metalurji aracılığı ile yeni elementleri sistematik olarak icat ederler ve farklı kimyasal bileşimleri g&ouml;stermek i&ccedil;in imkan bulurlar. Yeni elementleri uygulama imkanları ve potansiyel değerlerini belirleyen bilgisayar &ccedil;ıktıları, aday elementlerin ger&ccedil;ekliklerine karar vermede araştırmacılara yardım eder. </p>
<p><b>Terminat&ouml;r ger&ccedil;ek olabilir</p>
<p></b>Greg Olson&acute;un tutku dolu &uuml;nl&uuml; projesi &quot;Yok Edici 3&quot; adıyla tanınır; &quot;Terminator 2&quot; filminde yer alan hayali metalden esinlenilen g&ouml;sterişli madensel alaşım, biyolojik maddeleri taklit edecektir. Filmdeki cani robot, insan dahil her şekle girebilen bir metalden yapılmıştır. Par&ccedil;alara ayrıldıktan sonra bile kendini birleştirir. Hayal edildiği kadar esnek ve g&uuml;&ccedil;l&uuml;, ger&ccedil;ek bir metal yaratmak i&ccedil;in Olson ve ekibi metalin par&ccedil;alara ayrılmadan &ouml;nce kırık kemikleri tamir eden ve aynı y&ouml;ntemle darbelerin oluşturduğu hasarı onarmak i&ccedil;in kendini tekrar yenileyebilen mikroskopik bir anatomiye sahip maden alaşımlarının peşindeler. Ger&ccedil;ekte bu araştırma i&ccedil;in en uygun &ouml;rneklerden birisi deniz kabuklarıdır. Kabuklu deniz hayvanları, mikroskopik taş tahta benzeri, kabuklar şeklinde kolay kırılır bir seramik madde ile (kalsiyum karbonattan meydana gelen taş veya tebeşir gibi) protein karışımının veya bir t&uuml;r har&ccedil;la g&uuml;&ccedil;lenir. Dış darbeler başladığında bu har&ccedil;, bir k&ouml;pr&uuml; yapılması ve iki kenarının halatlarla &ccedil;ekilmesi gibi organları birbirine bağlayan bağları gerer. </p>
<p><b>Poster televizyonlar</p>
<p></b>Olson ve ekibi, protein harcı rol&uuml;n&uuml; oynayabilen şekilsel hafızalı bir maden alaşımı ile hareket eden ve basit bir maden alaşımını biraraya getirip, katlamaya &ccedil;alışıyorlar. Yeni metal kırılmaya başladığı zaman şekilsel hafızalı maden alaşımı ilk olarak darbelere karşı bir k&ouml;pr&uuml; olacak ve sonra ısındığında darbenin kaynak yerlerini gererek değişen şekli eski haline getirecektir. Bu t&uuml;r bir alaşım, en g&uuml;&ccedil; koşullarda bile kusursuzca &ccedil;alışan ve metal b&ouml;l&uuml;mlerine kesin g&uuml;venilen uzay ara&ccedil;larında ve genetik insan fabrikalarında kolayca kullanılacaktır. Bu t&uuml;r maddeler i&ccedil;in etkili ve ucuz kimyasal taslaklar geliştirmek i&ccedil;in bilgisayarlar sayesinde artık olasıdır, eskiden yeni karışımlar i&ccedil;in taslak &ccedil;ıkarma y&ouml;ntemi sınırsız sabır ve iyimserlik gerektiriyordu. Daha kuramsal yaklaşımlar bilgisayarlar tarafından kolayca yapılmaktadır. Fakat araştırma &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml; olduğu gibi, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir konsantrasyon ve titizlik i&ccedil;erir. Bu noktada, silikon t&uuml;r&uuml; yarı ileticilerin elektronik &ouml;zellikleriyle, plastiklerin mekanik ve &ouml;zel işleme tabi tutulan &ouml;zelliklerini birleştiren elementsel, organik transist&ouml;rler, Laudise Yeni Teknoloji Merkezi&acute;nde denenmektedir. Deneme yoluyla elementler incelenmekte ve en iyi birleşimde iyi sonu&ccedil; veren beklenmedik bir molek&uuml;ll&uuml; d&uuml;zenin devam etmeye &ccedil;alışması herkesi şaşırtmıştır. Laudise&acute;de dergi, gazete ya da kitap t&uuml;r&uuml; elektronik kağıtlar ve herhangi bir yere asılarak bir poster gibi a&ccedil;ılabilen bir televizyon ekranı t&uuml;r&uuml;ndeki &uuml;r&uuml;nler deneniyor ve yeni organik elementlerin bulunmasına uğraşılıyor. </p>
<p><b>İki kat g&uuml;&ccedil;l&uuml; ama halı kadar hafif &ccedil;elik </p>
<p></b>California &Uuml;niversitesi&acute;nden Prof. Marvin Cohen yeni elementleri arayan diğer bir araşırmacıdır. 1960&acute;larda Cohen, bilgisayar destekli yeni elementlerin &ouml;zellikleri hakkında inanılır kehanetleri kovalıyordu. Cohen; &quot;Daha &ouml;nce g&ouml;r&uuml;lmemiş elementlerin varlığını &ouml;nceden haber verebiliriz, atomik yapıları (hala var olmamış) incelerim ve bu yapılar iletken madde olacaksa &ouml;nceden bildiririm.&quot; diyordu. Cohen&acute;in dikkat &ccedil;eken kehanetlerden birisi bor, nitrojen ve karbon gibi atomlardan oluşmuş k&uuml;&ccedil;&uuml;k silindir ve borularla ilgiliydi. Bunun sonu&ccedil;ları 1990&acute;larda piyasaya &ccedil;ıktı, bir dizi kimyasal reaksiyon oluşturularak, inanılmaz derecede g&uuml;&ccedil;l&uuml; kabloların kullanıma girdi, daha sonra Olson, bu yaklaşımı kendi araştırmasında ele aldı ve &ccedil;elik &uuml;zerinde denemeler yapmaya başladı. Meydana &ccedil;ıkan deneysel &ccedil;eliğin geliştirilen hali bile bug&uuml;n mevcut olanlardan iki kat daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve hafiftir ve &ouml;rneğin bir araba yapmak i&ccedil;in gereklidir. Ayrıca bu t&uuml;r bir &ccedil;elik &ccedil;evre i&ccedil;in bir nimettir &ccedil;&uuml;nk&uuml; hafif ara&ccedil;lar az yakıt t&uuml;ketecektir. Olson ve meslektaşları iki kat g&uuml;&ccedil;l&uuml; &ccedil;eliği hala tamamlayamadılar ama &ccedil;alışıyorlar ve başaracakları kesin gibi&#8230; </p>
<p><b>T&uuml;m insanlardan daha hızlı bir bilgisayar <br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0520218302898258";
google_ad_slot = "4823766956";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"></script>
<br />
</b>Bir bilgisayara metalurjik madenlerden her birini matematiksel yolla programlandığınızda madde alaşımları tamamen değişir. Cohen ve meslektaşı Steven Louise, k&uuml;&ccedil;&uuml;k t&uuml;pler boyunca hareket eden elektronları hesapladıktan sonra, akıllı kabloların yeni bir bilgisayar t&uuml;r&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde yer alabileceğini anladılar. N&ouml;ronların beynimizde birleşmesi gibi karışık şebekelerin birleşmesi &ouml;rneğinden yola &ccedil;ıkan Cohen, mikroskobik t&uuml;nellerle dolu olan 3 şarap şişesi b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nde bir bilgisayarın d&uuml;nyada t&uuml;m insan beyinleri kadar hesap yapabilecek kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; olacağı kuramını ortaya attı. Cohen&acute;in Berkeley&acute;den arkadaşı olan Alex Zettl, ger&ccedil;ekten elektriksel sinyaller alan ve g&ouml;nderebilen bir model geliştirdi. Burada voltaj ve verimlilik &ouml;nemsizdi. &quot;Bu sadece masamın &uuml;zerinde duran rasgele bir bilgisayardır.&quot; diyordu. Zettl, bir diğer bilgisayarın yardımıyla, meydana gelen elektronojik kargaşalığı &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alıştı. Karmaşıklığın kapasitesi hi&ccedil;bir zaman bulunamıyordu. Fakat Zettl, bug&uuml;n&uuml;n PC&acute;leri gibi yılda bir modası ge&ccedil;en bir bilgisayar yerine yaşlandık&ccedil;a kendisini geliştiren bir bilgisayarın peşindeydi ve hala da peşinde. Ama bu buluşun, Bill Gates&acute;in hi&ccedil; hoşuna gitmeyeceği kesindir. Yeni bir teknolojik element, kayak sporunda kullanılıyor. Bu yeni element bir pizo-elektrik seramiktir. B&uuml;k&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde ya da sıkıştırıldığında bir elektrik şarjı ortaya &ccedil;ıkarır. Pizo-elektrik şeritler, kayak takımında ayağı bağlayan par&ccedil;anın &ouml;n&uuml;ne yerleştirilir. Meyilli y&uuml;zeyden gelen titreşimler kayağın hacmi i&ccedil;erisine dağılan ısı enerjisinin i&ccedil;inde elektrik enerjisine d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Kayak&ccedil;ı artık daha fazla kontrole sahiptir, uyarıldığı anda dengesini yitirmeye başladığını ve d&uuml;şeceğini &ouml;nceden anlayabilir. </p>
<p><b>Kayak&ccedil;ıları kurtaran element </p>
<p></b>Pennsylvania Eyalet &Uuml;niversitesi&acute;ndeki Madde Araştırma Laboratuarı&acute;ndan Thomas Shrout ve Seung-Eek Park, daha yetenekli yeni pizo-elektrik elementlerin peşindeler. Bu yılın başlarında, yeni kristallerin keşfiyle, pizoelektrik madde olarak bilinen elementin 10 kat &ouml;tesine ge&ccedil;tiklerini belirttiler. Diğer bir fizik&ccedil;i olan Robert Cross yeni kristallerin suni kas yaratmada kullanılabileceğini s&ouml;yl&uuml;yor. Elektriksel bir alan olan nabzı doğru &ouml;rnek olarak veriyor. Yeni elementler, suni ayak, parmak ve kolların g&ouml;rev yapması sırasında kasma ve genişleme işlevlerinde kullanılabilir. Cross&acute;a g&ouml;re binalara i&ccedil;ine girip dolaşabilen ve b&ouml;cekler gibi kanatlarını &ccedil;ırpan u&ccedil;an k&uuml;&ccedil;&uuml;k ara&ccedil;lar bu şekilde yapılabilir. Bilimadamlarına ve m&uuml;hendislere inanıyorsanız, kontrollu seramik titreşimini icat etmek, &ouml;nc&uuml; olarak kayaklarda kullanmak, gelecekteki u&ccedil;an robotları oluşturacaktır. Yakın gelecekte yapılan bah&ccedil;elerin &ccedil;oğu etkili elementlerle kuşatılacaktır. Bu akıllı elementler tarafından g&ouml;nderilen ve alınan sinyaller, gerekli onarım ve bakım işini programlayıp, denetleyen ve sorun &ccedil;ıkmadan &ouml;nce uyaran merkezi bir bilgisayarla desteklenebilirler. Sonu&ccedil;, yaşayan bir canlı gibi d&uuml;ş&uuml;nen ve tepki g&ouml;steren bir kenti ortaya &ccedil;ıkaracaktır. </p>
<p><b>&quot;Yoruldum&quot; diyen metallere doğru</p>
<p></b>Bu f&uuml;t&uuml;ristik g&ouml;r&uuml;ş d&uuml;nya &ccedil;evresindeki bir&ccedil;ok araştırmacının toplu &ccedil;abalarıyla yavaş yavaş şekil alıyor. Vermont &Uuml;niversitesi&acute;nden Peter Fuhr ve meslektaşları g&ouml;&ccedil;&uuml;klere yol a&ccedil;an k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;atlakları, aşırı y&uuml;k&uuml;n oluşturduğu sarsıntılara ait titreşimleri devamlı g&ouml;zden ge&ccedil;iren, sinir sistemine benzeyen elektronik bir ağla barajları, k&ouml;pr&uuml;leri ve binaları s&uuml;rekli denetleyen bir elektronik y&ouml;ntemden s&ouml;z ediyorlar. Kısaca, bu yapılar kendi sağlıklarına dikkat ediyorlar. Maryland &Uuml;niversitesi&acute;ndeki Kuvvetli Elementler ve Yapı Araştırma Merkezinin m&uuml;d&uuml;r&uuml; olan James Sirkis; &quot;&acute;Aman diyebilen yapılara sahip olacağız.&quot; diyor. Symyx Teknolojisi&acute;nde element taslağına yeni yaklaşımlarda bulunuluyor. Strateji basittir. Bir avu&ccedil; kimyasaldan bir&ccedil;ok farklı element elde edilmesi, tıpkı zekanızın bir araya getirip, hızlı bir şekilde ilgin&ccedil; ve yararlı &ouml;zellikleri test etmesi gibidir. Y&ouml;ntem, her kombinasyonda uygun oluşumlar yaratır. Birleştirici sentez &ccedil;evresindeki bir element, bilimsel, teknolojik ve end&uuml;striyel değerlere sahipse olay yaratabilir. Symyx&acute;deki Teknik B&uuml;ro Şefi Harry Weinberg&acute;e g&ouml;re ince bir silikon par&ccedil;ası &uuml;zerinde 2500 farklı elementi sentezlemek ve bunların bir ya da iki g&uuml;n i&ccedil;inde yararlı &ouml;zelliklerini bulmak bilim adamlarınca m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bir elemente yaklaşım oranı yaklaşık 2500 kezdir. Bu teknik Symyx i&ccedil;in ticari y&ouml;nden &ouml;ncelik taşır, Weinberg &uuml;mitli g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Potansiyel ticari uygulamalarla bu t&uuml;r bir element, bilgisayar g&ouml;stergelerinde ve ışık panellerinde kullanılan ışıklı elementin yeni bir &ccedil;eşididir. Yeni elementleri bulma alanına giren t&uuml;m araştırmalar bile Periyodik Tablo&acute;a hala gizli kalan hazineleri hala tamamiyle a&ccedil;ığa &ccedil;ıkaramamıştır. Cornell Disalvo&acute;ya g&ouml;re bu zorunludur; &quot;Bu Tanrı tarafından verilen bir bilmecedir. Ve bilimin karşılaştığı en heyecan verici beyin bulmacalarından birisidir.&quot; Bilgisayar destekli fikirler, biraz şans ve belli oranda tahminle element araştırmacıları ve m&uuml;hendisler bizlere akla hayale gelmeyen yeni bir d&uuml;nyayı sunabilirler. Geleceğin akıllı elementleri yaşamımızın bir par&ccedil;ası olacaktır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://astro.zeytin.net/akilli-elementlerin-otesinde-ne-var.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

