EÄŸitim sistemimizde, inanışların, kuramların ve bilimsel iddiaların tarafsızca kontrol edilmesi gerekliliÄŸi muhakkak anlatılmalı ve öÄŸretilmelidir.
Alacakaranlık KuÅŸağı´na girerken;
Bir öÄŸretim üyesi, üniversitede mantıksal eleÅŸtiri ve bilimin felsefesine dayalı dersler veriyordu. ÖÄŸrencilerin çoÄŸu akıllı ve parlak öÄŸrenciler olmalarına raÄŸmen bilimsel metotları kullanmaktan aciz oldukları ve öÄŸrendiklerinin önüne geleneksel inançlarını koydukları için doÄŸaüstü olaylara ve kavramlara inanıyorlardı. O zaman da, bilimsel kurumların düzeyi ne olursa olsun, öÄŸrencilerini çaÄŸdaÅŸlaÅŸtıramadığı görülüyor.
William Grey, “Felsefe ve DoÄŸaüstü” adlı mükemmel makalesinde (Skeptical Enquirer 1994), bu konuyu irdeledi. Buna bilimsel nesnellik ve tekrarlama konusundaki tartışmaların eklenmesi böylesine bilimsel bir araÅŸtırmayı geliÅŸtirecektir. ÖÄŸrenciler arasında, bilimsel metodun sadece özel ölçüm ve süreçlerle “test etme” iÅŸine yaradığına dair bir inanç vardır. Hatta birçoÄŸu psiÅŸik güçlerin varlığını ile ilgili testlere katıldıklarını ve hatta bu güçleri gördüklerini söylüyorlar. Deneylerden bazıları televizyon programlarında gerçekleÅŸmiÅŸti. Bazıları ise kiÅŸisel deneylerden söz ediyordu; “Rüyamda evimizde yangın çıkacağını gördüm ve bir hafta sonra mutfağımızda yangın çıktı” örneÄŸinde olduÄŸu gibi. Ama bu deneylerde eksik olan mantıksal kontroller ve tekrarlanabilirliktir.
Ön yargılar yok edilemez ama izole edilebilir;
Bilim, hipotezleri sadece test etmez, ayrıca test etme yollarını da ortaya koyar. ÖÄŸrenciler deneysel kontrolün öneminden habersiz olduklarında, konu dışı fiziksel faktörleri kontrol etmek eÄŸilimnde olurlar, bu durum ise deneyi baskı altına sokar; bu, tıpkı rüzgarın metal telli bir sarkacı etkilemesini ölçmeye benzer. Eksik olan, testi yapanlar tarafından bilimsel inancın, beklentilerin ve teorilerin mantıksal uygunluÄŸunu ölçmenin öneminin kavranmasıdır. İnançlarımız, beklentilerimiz ve kararlarımız, bir deneyin yönünü ve sonucunu elimizde olmadan tayin eder. İnsanlara herhangi birini gösterin ve onun kutsal bir kiÅŸi olduÄŸunu söyleyin. O kiÅŸi ne söylerse söylesin tereddütsüz doÄŸru olarak kabul edilir. İnsanlar bir evin fareli olduÄŸuna inanıyorlarsa, geceleyin evden gelen her türlü sesi farelere baÄŸlarlar. UFO’lara inanan bir kiÅŸi gece gökyüzünde hareket eden ve parlayan herhangi bir ÅŸey gördüÄŸünde onu dünyadışı canlıların uzay gemisi olarak yorumlar. Bilimcilerin uÄŸraÅŸtıkları konu her ne olursa olsun, onların da o konu hakkında inançları ve beklentileri vardır. Bilim adamları da insandır; profesyonel egoları vardır. Projelerini araÅŸtırırken inançlarını korurlar ve böyle yönlendirirler. Bilimadamları, kendi hipotezlerini kendileri çürütüp, hipotezin yanlışlığını itiraf etseler dahi, gizli kalmış bir inanç ve umutla hipotezin deneylerden geçtiÄŸini ve doÄŸru olduÄŸunu düÅŸünürler. Bilim adamları, ya bir hipotezin kesin bir baÅŸarıya ulaÅŸacağına ya da kesin bir baÅŸarısızlığa uÄŸrayacağına dair güçlü bir beklenti içindedirler. Bir çok öÄŸrenci, bilimadamlarının peÅŸin hükümlülüÄŸünden haberdardır, bazıları da, Yeni Akım hareketinin epistomolojik göreceliÄŸinden etkilenmiÅŸtir. Bu düÅŸünce, bilimin kiÅŸisel deney ve mitlerden daha fazla objektif olamayacağını savunur. Bazıları (toplumun önemli kesimini oluÅŸturdukları ÅŸüphelidir) bilimadamları arasında var olan inanç ve beklentilerin tüm bilimsel araÅŸtırmaları etkilemeyeceÄŸini anlayamıyorlar. Bilimadamları kendi inançlarının bilimsel araÅŸtırmalarının sonuçlarını etkilememesi gerektiÄŸini öÄŸrenerek eÄŸitilirler. Fakat bu eÄŸitim, her zaman kalıcı olamaz. Ön yargı bilimden tamamiyle kaldırılamaz ama izole edilebilir.
Raslantının gerçekle buluÅŸtuÄŸu yer;
Bilimde nesnellikten bahsettiÄŸimizde, bilim adamlarının peÅŸin hükümlülükten kurtulacağından deÄŸil, bu ön yargıyı engelleyecek oluÅŸum ve standartların varlığından söz ederiz. İdeal olan bilimcilerin kiÅŸisel inançlarının bilimsel araÅŸtırmaların sonucunda hiçbir rol oynamamasıdır. AraÅŸtırmacılar bir hipotez hakkında tam ters fikirlere sahip olsalar dahi, standartları ve oluÅŸumları izleyerek nesnel bir sonuca ulaÅŸabilmelidirler. "Yeni Akım-Fikirler Hakkında EleÅŸtirisel DüÅŸünme” adlı kitabın yazarı William D. Gray, ön yargıların kontrollerindeki eksikliÄŸin kaba örneklerini, kendi tanıklığına dayanarak gündeme getiriyor. Ruhsal bir iddia ÅŸöyle diyor; Telepati gücü olan biri, üzerinde kapalı bir kitap olan masaya oturtulmuÅŸ, kitabın içini görmesi imkansızken 5 dakika içerisinde bilmediÄŸi kitabın içeriÄŸini ve resimlerini kağıda dökmeye baÅŸlamış. Böylece telepatik gücü kanıtlanmış. Bilim dışı kiÅŸiler için bu oluÅŸum mantıklı ve yeterince nesneldir ama iÅŸin aslına bakarsanız bu görüÅŸ yanlıştır. Bu deneyin sonucu hakkında verilen karar, kitabın resimlenme ÅŸekline, kiÅŸinin güçlerini nasıl kullandığına ve sonucu deÄŸerlendiren diÄŸer kriterlere baÄŸlıdır. Bu olayda kağıda dökülen resim, kırmızı bir otomobilin su birikintisinden geçerken, tekerleklerinden sıçrayan suyu gösteriyor (Kitaptaki resimle aynıydı). Telepatik güçleri olduÄŸuna inanılan kiÅŸinin istediÄŸi kadar karalama yapmasına izin veriliyor. Ruhsal yetenekli kiÅŸi bu resmi çizerken esnek figürler kullanmış olabilir; yuvarlaklar, kareler, düz çizgiler, kırık çizgiler, dairesel çizgiler veya zig zaglar. Kelimeler ise, siyah, beyaz, kızgınlık, yükseklik, kırmızı ve mutluluk gibi her anlama gelebilecek kadar esnektir. Bu stratejiye “Av Çiftesi Yaklaşımı” adı veriliyor yani hedeften emin deÄŸilsen, herÅŸeye ateÅŸ et.
Telepati mümkündür ama kanıtlanması bilimsel olmalıdır;
Uzmanlar bu deneyin metodunu kabul etmekle kalmayıp, deneyin içeriÄŸini de gerçekçi olarak deÄŸerlendirdiler. Yuvarlak çizgiler arabanın dış yüzeyi olarak, kırmızı sözcüÄŸü de arabanın rengi olarak yorumlandı. Kırık çizgiler ise arabadan sıçrayan su olarak kabul edildi. Üstüne üstlük sıçrayan suyu simgelediÄŸi düÅŸünülen bu çizgiler araba olarak kabul edilen çizgilere yakın bile deÄŸillerdi. Tüm bunlar baÅŸarılı birer atıştı, diÄŸer yanlış çizimler ise, baÅŸarısız kayıplar olarak deÄŸerlendirildi. Bazı elemanları doÄŸru kabul edip, bunların içindeki diÄŸer yanlışları görmezden gelirseniz buna “peÅŸin hükümlü veri seçimi” denir. Daha kötü olanı ise önceden neyin doÄŸru olup olmadığını belirleyen bir oluÅŸumu oluÅŸturmaktır. SeçilmiÅŸ veriler daha büyük bir ön yargı oluÅŸturur. ÖrneÄŸin; yuvarlak çizgiler arabanın dış yüzeyi olarak kabul edilmiÅŸtir ama bunu çizenin bu karalamayı yaparken neyi hayal ettiÄŸi belli deÄŸildir. Kıvrımlı bir çizgi bir devenin sırtını, su dalgasını, bir yılanı yani sayısız nesneyi temsil edebilir. Kırmızı sözcüÄŸü ise sorgusuz sualsiz, hiçbir destekleyici veri olmadan arabanın rengi olarak yorumlanmıştır (eÄŸer bu doÄŸru bir metod olsaydı, psiÅŸik kiÅŸiye kırmızının ne anlama geldiÄŸi sorulurdu). Kırık çizgiler ise rahatlıkla güneÅŸ ışınlarını, havai fiÅŸekleri ya da bir çiçeÄŸi temsil ediyor olabilir. Buna benzer belirsiz veriler bir çok araÅŸtırmacı için önemsiz olurdu çünkü, bilimsel niteliÄŸi olan araÅŸtırmalar kesin veriler ve ÅŸekiller gerektirirler. Bu tuhaf olay ise, sadece yanlış metod kullananlar tarafından belirlenmiÅŸ bir sonuçtur. Ruhsal telepatiyi ölçmenin daha nesnel yolu ise Zener Kartları kullanmaktır. Bu kartların üzerinde basit, kesin ÅŸekiller vardır. Kırmızı top, yeÅŸil üçgen, dalgalı çizgi ya da mavi kare gibi. Telepat olduÄŸu sanılan kiÅŸiye ise her kart için bir tek figür çizmesi söylenir ve on ila yirmi kartla deney yapılır. DoÄŸru kabul edilecek çizimler ise, daha önceden bir kriterle belirlenir. Bu kriter genelde kiÅŸinin çizdiÄŸi ile kartın üzerindeki figürün uyuÅŸmasıdır. Bu test metodlarıyla, Telepati güçleri olduÄŸunu söyleyen kimseler, genelde baÅŸarısızlık gösterirmiÅŸlerdir. Ayrıca kiÅŸisel önyargıların deneysel sonuçları etkilememesi için, seçilen deneysel metod sonucu etkileyecek diÄŸer tüm nedenleri ortadan kaldıracak derecede etkin olmalıdır. Bu metod “deneysel kontrol” adıyla bilinir. Ama birçok kuram bu metod yüzünden gerçekleÅŸememiÅŸtir. Genelde birçok bilimci, sınıflarına nesnelliÄŸin ve bilimsel deneylerdeki katılığın doÄŸasını yerleÅŸtirmeye çalışırlar.
Piramit, bıçakları biliyor mu?
Her hafta sonu dünyanın birçok kentinde, pazarlar kurulur. Buralarda satıcılar metal iskeletli piramitler satıyorlar. Satıcı, piramidin geometrisinin kozmik enerji ileticisi olduÄŸunu, bıçakları bilemek için kullanılabileceÄŸini iddia etmektedir. Bu tıpkı gerçek piramitlerde firavunun ve eÅŸyalarının muhafaza edilmesine benziyor. Standart bir krom piramit genelde yeterlidir ama mistik bir hava kazandırmak ve daha pahalıya satmak için gümüÅŸ ve altın kaplandığı da görülmektedir. İddiaya göre, en iyi kozmik enerji kaynağı içeren madde altındır, sırasıyla gümüÅŸ ve krom gelir. Bir süre önce birbirini tanımayan iki öÄŸrenci kullanılmış kör bıçakları bileylediÄŸi iddia edilen piramitlerden satın almışlar. Satıcı bıçakları üç gün piramtin içindeki suda bıraktıklarında bıçakların pırıl pırıl olacağını söylemiÅŸ. PsiÅŸik güçlere ve büyülere inanan öÄŸrenci, anlatılanların gerçekliÄŸine inanmış. Åžüpheci olan diÄŸeri ise, 20 doları havaya savurduÄŸunu düÅŸünmüÅŸ. İkisi de bunlardan birer tane almışlar ve ikisi de bıçaklar üzerinde denemiÅŸler. İlk önce eski bıçakları piramitte üç gün bekletmiÅŸler. PsiÅŸik güçlere inanan öÄŸrenci piramitten çıkardığı bıçağın yanağını kesmesi üzerine bıçağın keskinleÅŸtiÄŸine ve piramidin gücüne inanmış. Åžüpheci olan ise yaptığı denemelerden sonra bıçağın keskinleÅŸmediÄŸine karar vermiÅŸ ve boÅŸa para verdiÄŸini düÅŸünmüÅŸ. Burada iki kiÅŸinin aynı hipotezi, aynı metodla deneyip farklı sonuçlara ulaÅŸtığını görüyoruz. Bunun nedeni, uygulanan yöntemin kiÅŸisel inançları yok etmemesidir. PsiÅŸik olaylara inanan kiÅŸi inancının doÄŸrultusunda hipotezin doÄŸruluÄŸuna inanmıştır. Åžüpheci olanın ise, böyle bir beklentisi yoktur. Uygulanan metod yanılgıya düÅŸmüÅŸtür, çünkü bileylemek için piramidin içindeki suyun derecesi ve bıçaklarda denenen nesnelerin sertliÄŸi veya yumuÅŸaklığı deÄŸiÅŸkendir. İşe bilimsel açıdan bakarsanız bu deney deÄŸersizdir ve bize piramidin gerçekten iÅŸe yarayıp yaramadığını göstermez.
Nereye kadar kuşkucu olunmalıdır?
Bu örnek bir üniversite sınıfında anlatıldığında öÄŸrencilere testin gerçekliÄŸini saÄŸlayacak daha etkin bir kontrol mekanizması düÅŸünüp düÅŸünmediklerini soruldu. Genel öneri deneyin bir kağıt ya da bir parça deri üzerinde yapılmasıydı. Ama bu öneri de diÄŸer metodtan daha iyi deÄŸildi. Bu metod kesim iÅŸlemini yaparken uygulanan gücün miktarını hesaba katmıyordu. Yöntem ne kesildiÄŸine göre deÄŸiÅŸir ve tam bir karar verilemez. PsiÅŸik güçlere inanan ile ÅŸüpheci olan yine tam tersine sonuçlar elde edebilirler. Gereken piramitte bekletilen bıçakların keskinliÄŸini ölçecek daha objektif bir ölçümdür. Bunun bir yolu eski bıçağın bir parçasının mikroskop altındaki görüntüsünün fotoÄŸraflanıp, piramitte bekletildikten sonra mikroskop altında çekilen fotoÄŸrafının karşılaÅŸtırılmasıdır. Yani öncesinin ve sonrasının… Daha sonra da yetkili kiÅŸilerce incelenip, keskinlik derecesi saptanabilir. Böylece bir farklılığın olup olmadığı anlaşılır. Bu yol izlenirse, iki kiÅŸi arasındaki kiÅŸisel inanç ve ön yargı farkları izole edilmiÅŸ olur. Yani, insanlar dışlanarak, karar bilime ve teknolojiye bırakılır. Ama birÅŸey daha var; ÖÄŸrencilere, bu metodun bile tek başına yeterli olamayacağı, bir çok ÅŸeyin atlanabileceÄŸi ve daha çok inceleme yapılması gerektiÄŸi söylendiÄŸinde çok ÅŸaşırdılar. ÖrneÄŸin mikroskop iyi çalışmıyor olabilirdi veya kesilmiÅŸ kenarın incelendiÄŸi yerdeki sıcaklık farkları sonucu etkileyebilirdi. DüÅŸünülmeyen ya da gözden kaçmış bir ayrıntı testin sonucunu deÄŸiÅŸtirebilirdi. Fakat test birçok kez tekrar edilir ve aynı sonuca varılırsa hiçbir ÅŸüphe kalmayacağına güvenebiliriz. 1989´da Derek Gjertsen, testlerin tekrarının önemini anlatan bir tartışmayı baÅŸlattı. Ona göre, tek bir deneyde pozitif sonuçlara ulaÅŸmak o kadar zor deÄŸildi. Ayrıca araÅŸtırmacı tek bir inceleme üzerinde kullanılan metodun doÄŸruluÄŸunu da garanti edemez. Bilgiyi ortaya çıkarmak için bir tek deney yapılıyorsa tüm etkilerden korunmak için büyük deney gerekir. Deneyi sürekli tekrarlamak, izlenen yöntemin ve sonucun objektifliÄŸinden emin olmak için tek yoldur. İşte bu yaklaşım, normalötesi araÅŸtırma yapanlar tarafından hemen reddedilir. Tek bir deneyde elde ettikleri sonuç, deney yinelendiÄŸinde hem sonucun hem de metodun yanlışlığı ortaya konmuÅŸtur. PsiÅŸik güçler için yapılan bir testin sonucunda, ortaya çıkan deney sonucunun istikrarsız olduÄŸu görülür, hele deney tekrarlanırsa böyle güçlerin olmadığı bile görülebilir. Karşı konsa bile tekrarlanmamış deneylerin sonuçlarına inanmaya çalışmanın anlamsızlığı yadsınamaz.
Ciddi ve katı deneyler kolay ve çabuk deÄŸildir. Deneyler genelde karmaşıktır, pek çok aracın ve metodun kullanılmasını gerektirir. Deneyi yapanların güçlü ve deÄŸiÅŸtirilemez önyargıları olabilir, bu yüzden deneyin nesnelliÄŸinden ve geçerliliÄŸinden emin olmak için çok çaba gerekir. Bu durum zaman kaybettirse de gereklidir. Bilgileri ortaya koymak için pek çok yol vardır ama sonuçları elde etmek bizim görüÅŸ kapasitemizle sınırlı olamaz ve olmamalıdır. İşte doÄŸaüstü olarak tanımladığımız Alacakaranlık KuÅŸağı´nda saklanan sırlar ancak bu yoldan aydınlatılabilecektir.
Popularity: 45% [?]
Sayfayı Yazdır
|
Sayfayı Gönder



