EÄŸitim sistemimizde, i­na­nışların, kuramların ve bi­lim­sel id­di­a­la­rın tarafsızca kon­trol e­dil­me­si ge­rek­li­li­ÄŸi muhakkak anlatılmalı ve öÄŸretilmeli­dir.

Alacakaranlık KuÅŸağı´na girerken;

Bir öÄŸretim üyesi, ü­ni­ver­si­te­de man­tık­sal e­leÅŸ­ti­ri ve bi­li­min fel­se­fe­si­ne da­ya­lı ders­ler ve­ri­yo­rdu. ÖÄŸ­ren­ci­le­rin ço­ÄŸu a­kıl­lı ve par­lak öÄŸ­ren­ci­ler ol­malarına raÄŸ­men bi­lim­sel me­to­tları kul­lan­mak­tan a­ciz ol­duk­la­rı ve öÄŸrendiklerinin önüne geleneksel inançlarını koydukları i­çin doÄŸaüstü olay­la­ra ve kavramlara i­nanıyorlardı. O zaman da, bilimsel kurumların düzeyi ne olursa olsun, öÄŸrencilerini çaÄŸdaÅŸlaÅŸtıramadığı görülüyor.

Wil­li­am Grey, “Fel­se­fe ve DoÄŸaüstü” ad­lı mükemmel ma­ka­le­sin­de (Skep­ti­cal En­qu­i­rer 1994), bu ko­nu­yu ir­de­le­di. Buna bi­lim­sel nes­nel­lik ve tek­rar­la­ma ko­nu­sun­da­ki tar­tış­ma­ların ek­lenmesi böylesine bi­lim­sel bir a­raÅŸ­tır­ma­yı ge­liÅŸ­tir­ecektir. ÖÄŸ­ren­ci­le­r a­ra­sın­da, bi­lim­sel me­to­dun sa­de­ce ö­zel öl­çüm ve sü­reç­ler­le “test et­me” i­ÅŸi­ne ya­ra­dı­ÄŸÄ±­na da­ir bir i­nanç vardır. Hat­ta bir­çoÄŸu psi­ÅŸik güç­le­rin var­lı­ÄŸÄ±­nı ile ilgili test­le­re ka­tıl­dık­la­rı­nı ve hat­ta bu güç­le­ri gör­dük­le­ri­ni söy­lü­yor­lar. De­ney­ler­den ba­zı­la­rı te­le­viz­yon prog­ram­la­rın­da ger­çek­leÅŸ­miÅŸti. Ba­zı­la­rı i­se ki­ÅŸi­sel deneylerden söz ediyordu; “Rü­yam­da e­vi­miz­de yan­gın çı­ka­ca­ÄŸÄ±­nı gör­düm ve bir haf­ta son­ra mut­fa­ÄŸÄ±­mız­da yan­gın çık­tı” örneÄŸinde olduÄŸu gibi. Ama bu de­ney­ler­de ek­sik o­lan man­tık­sal kon­trol­ler ve tek­rar­la­na­bi­lir­liktir.

Ön yargılar yok edilemez ama izole edilebilir;

Bi­lim, hi­po­tez­le­ri sa­de­ce test et­mez, ay­rı­ca test et­me yol­la­rı­nı­ da or­ta­ya ko­yar. ÖÄŸ­ren­ci­ler de­ney­sel kon­tro­lün ö­ne­min­den ha­ber­siz ol­duk­la­rın­da, ko­nu dı­ÅŸÄ± fi­zik­sel fak­tör­le­ri kon­trol et­mek e­ÄŸi­limn­de o­lur­lar, bu du­rum i­se de­ne­yi bas­kı al­tı­na so­kar; bu, tıp­kı rüz­ga­rın me­tal tel­li bir sar­ka­cı et­ki­le­me­si­ni ölç­meye benzer. Ek­sik o­lan, tes­ti ya­pan­lar ta­ra­fın­dan bi­lim­sel i­nancın, bek­len­tilerin ve te­o­ri­le­rin man­tık­sal uy­gun­lu­ÄŸu­nu ölç­me­nin ö­ne­mi­nin kav­ran­ma­sı­dır. İ­nanç­la­rı­mız, bek­len­ti­le­ri­miz ve ka­rar­la­rı­mız, bir de­ne­yin yö­nü­nü ve so­nu­cu­nu e­li­miz­de ol­ma­dan ta­yin e­der. İn­san­la­ra her­han­gi bi­ri­ni gös­te­rin ve o­nun kut­sal bir ki­ÅŸi ol­du­ÄŸu­nu söy­le­yin. O ki­ÅŸi ne söy­ler­se söy­le­sin te­red­düt­süz doÄŸ­ru olarak ka­bul e­di­lir. İn­san­lar bir e­vin fa­re­li ol­du­ÄŸu­na i­na­nı­yor­lar­sa, ge­ce­le­yin ev­den ge­len her tür­lü se­si fa­re­le­re baÄŸ­lar­lar. U­FO’la­ra i­na­nan bir ki­ÅŸi ge­ce gök­yü­zün­de ha­re­ket e­den ve par­la­yan her­han­gi bir ÅŸey gör­dü­ÄŸün­de o­nu dünyadışı canlıların u­zay ge­mi­si o­la­rak yo­rum­lar. Bi­li­mcilerin uÄŸ­raÅŸ­tık­la­rı konu her ne olursa olsun, onların da o konu hak­kın­da i­nanç­la­rı ve bek­len­ti­le­ri var­dır. Bi­li­m a­dam­la­rı da in­san­dır; pro­fes­yo­nel e­go­la­rı var­dır. Pro­je­le­ri­ni a­raÅŸ­tı­rır­ken i­nanç­la­rı­nı ko­rur­lar ve böy­le yön­len­di­rir­ler. Bi­li­ma­dam­la­rı, ken­di hi­po­tez­le­ri­ni ken­di­le­ri çü­rü­tüp, hi­po­te­zin yan­lış­lı­ÄŸÄ±­nı i­ti­raf et­se­ler­ dahi, giz­li kal­mış bir inanç ve u­mut­la hi­po­te­zin de­ney­ler­den geç­ti­ÄŸi­ni ve doÄŸ­ru ol­du­ÄŸu­nu dü­ÅŸü­nür­ler. Bi­li­m a­dam­la­rı, ya bir hi­po­te­zin ke­sin bir ba­ÅŸa­rı­ya u­la­ÅŸa­ca­ÄŸÄ±­na ya­ da ke­sin bir ba­ÅŸa­rı­sız­lı­ÄŸa uÄŸ­ra­ya­ca­ÄŸÄ±­na da­ir güç­lü bir bek­len­ti i­çin­de­dir­ler. Bir çok öÄŸ­ren­ci, bi­li­ma­dam­la­rı­nın pe­ÅŸin hü­küm­lü­lü­ÄŸün­den ha­ber­dardır, ba­zı­la­rı da, Ye­ni A­kım ha­re­ke­ti­nin e­pis­to­mo­lo­jik göreceliÄŸinden et­ki­len­miÅŸtir. Bu dü­ÅŸün­ce, bi­li­min ki­ÅŸi­sel de­ney ve mit­ler­den da­ha fazla ob­jek­tif o­la­ma­ya­ca­ÄŸÄ±­nı sa­vu­nur. Bazıları (top­lumun ö­nem­li ke­si­mi­ni o­luÅŸ­tur­duk­la­rı ÅŸüp­he­lidir) bi­li­ma­dam­la­rı a­ra­sın­da var o­lan inanç ve bek­len­ti­le­rin tüm bi­lim­sel a­raÅŸ­tır­ma­la­rı et­ki­le­me­ye­ce­ÄŸi­ni an­la­ya­mı­yor­lar. Bi­li­ma­dam­la­rı ken­di i­nanç­la­rı­nın bi­lim­sel araÅŸ­tır­ma­la­rı­nın so­nuç­la­rı­nı et­ki­le­me­me­si ge­rek­ti­ÄŸi­ni öÄŸ­re­ne­rek e­ÄŸi­ti­lir­ler. Fakat bu eÄŸitim, her zaman kalıcı olamaz. Ön­ yar­gı bi­lim­den ta­ma­miy­le kal­dı­rı­la­maz a­ma izo­le e­di­le­bi­lir.

Raslantının gerçekle buluÅŸtuÄŸu yer;

Bi­lim­de nes­nel­lik­ten bah­set­ti­ÄŸi­miz­de, bi­lim a­dam­la­rı­nın pe­ÅŸin hü­küm­lü­lük­ten kur­tu­la­ca­ÄŸÄ±n­dan de­ÄŸil, bu ön yar­gı­yı en­gel­le­ye­cek oluÅŸum ve stan­dart­la­rın var­lı­ÄŸÄ±n­dan söz ederiz. İ­de­al o­lan bi­li­mcilerin ki­ÅŸi­sel i­nanç­la­rının bi­lim­sel a­raÅŸ­tır­ma­la­rın so­nu­cun­da hiç­bir rol oy­na­ma­ma­sıdır. AraÅŸ­tır­ma­cılar bir hi­po­tez hak­kın­da tam ters fi­kir­le­re sa­hip ol­sa­lar­ dahi, stan­dart­la­rı ve oluÅŸumları iz­le­ye­rek nes­nel bir so­nu­ca u­la­ÅŸa­bil­me­li­dirler. "Ye­ni A­kım-Fi­kir­ler Hak­kın­da E­leÅŸ­ti­ri­sel Dü­ÅŸün­me” ad­lı ki­ta­bın ya­za­rı Wil­li­am D. Gray, ön­ yar­gı­la­rın kon­trol­le­rin­de­ki ek­sik­li­ÄŸin ka­ba ör­nek­le­ri­ni, ken­di tanıklığına da­ya­na­rak gün­de­me ge­ti­ri­yor. Ruhsal bir id­di­a ÅŸöy­le di­yor; Te­le­pa­ti gü­cü o­lan bi­ri, ü­ze­rin­de ka­pa­lı bir ki­tap o­lan ma­sa­ya o­tur­tul­muÅŸ, ki­ta­bın i­çi­ni gör­me­si im­kan­sız­ken 5 da­ki­ka i­çe­ri­sin­de bil­me­di­ÄŸi ki­ta­bın i­çe­ri­ÄŸi­ni ve re­sim­le­ri­ni ka­ÄŸÄ±­da dök­me­ye baÅŸ­la­mış. Böy­le­ce te­le­pa­tik gücü ka­nıt­lan­mış. Bi­lim dı­ÅŸÄ± ki­ÅŸi­ler­ için bu oluÅŸum man­tık­lı ve ye­te­rin­ce nes­neldir a­ma iÅŸin as­lı­na ba­kar­sa­nız bu gö­rüÅŸ yan­lıştır. Bu de­ne­yin so­nu­cu hak­kın­da ve­ri­len ka­rar, ki­ta­bın re­sim­len­me ÅŸek­li­ne, ki­ÅŸi­nin güç­le­ri­ni na­sıl kul­lan­dı­ÄŸÄ±­na ve so­nu­cu de­ÄŸer­len­di­ren diÄŸer kri­ter­le­re baÄŸ­lı­dır. Bu o­lay­da ka­ÄŸÄ±­da dö­kü­len re­sim, kır­mı­zı bir o­to­mo­bi­lin su bi­ri­kin­ti­sin­den ge­çer­ken, te­ker­lek­le­rin­den sıç­ra­yan su­yu gös­te­ri­yor (Ki­tap­ta­ki re­sim­le ay­nıydı). Te­le­pa­tik güç­le­ri ol­du­ÄŸu­na i­na­nı­lan ki­ÅŸi­nin is­te­di­ÄŸi ka­dar ka­ra­la­ma yap­ma­sı­na i­zin ve­ri­li­yor. Ruhsal yetenekli ki­ÅŸi bu res­mi çi­zer­ken es­nek fi­gür­ler kul­lan­mış o­la­bi­lir; yu­var­lak­lar, ka­re­ler, düz çiz­gi­ler, kı­rık çiz­gi­ler, da­i­re­sel çiz­gi­ler veya zig zag­lar. Ke­li­me­ler i­se, siyah, be­yaz, kız­gın­lık, yük­sek­lik, kır­mı­zı ve mut­lu­luk gi­bi her an­la­ma ge­le­bi­le­cek kadar esnektir. Bu stra­te­jiye “Av Çif­te­si Yak­la­ÅŸÄ±­mı” adı veriliyor yani he­def­ten e­min de­ÄŸil­sen, her­ÅŸe­ye a­teÅŸ et.

Telepati mümkündür ama kanıtlanması bilimsel olmalıdır;

Uzmanlar bu de­ne­yin me­to­du­nu ka­bul et­mek­le kal­ma­yıp, de­ne­yin i­çe­ri­ÄŸi­ni de ger­çek­çi o­la­rak de­ÄŸer­len­dir­di­ler. Yu­var­lak çiz­gi­ler a­ra­ba­nın dış yü­ze­yi o­la­rak, kır­mı­zı söz­cü­ÄŸü­ de a­ra­ba­nın ren­gi o­la­rak yo­rum­lan­dı. Kı­rık çiz­gi­ler i­se a­ra­ba­dan sıç­ra­yan su o­la­rak ka­bul e­dil­di. Üs­tü­ne üst­lük sıç­ra­yan su­yu sim­ge­le­di­ÄŸi dü­ÅŸü­nü­len bu çiz­gi­ler a­ra­ba o­la­rak ka­bul e­di­len çiz­gi­le­re ya­kın bi­le de­ÄŸil­ler­di. Tüm bun­lar ba­ÅŸa­rı­lı bi­rer a­tıştı, di­ÄŸer yan­lış çi­zim­ler i­se, ba­ÅŸa­rı­sız ka­yıp­lar o­la­rak de­ÄŸer­len­di­ril­di. Ba­zı e­le­man­la­rı doÄŸ­ru ka­bul e­dip, bun­la­rın i­çin­de­ki di­ÄŸer yan­lış­la­rı gör­mez­den ge­lir­se­niz bu­na “pe­ÅŸin hü­küm­lü ve­ri se­çi­mi” de­nir. Da­ha kö­tü o­la­nı i­se ön­ce­den ne­yin doÄŸ­ru o­lup ol­ma­dı­ÄŸÄ±­nı be­lir­le­yen bir oluÅŸumu o­luÅŸ­tur­mak­tır. Se­çil­miÅŸ ve­ri­ler da­ha bü­yük bir ön yar­gı o­luÅŸ­tu­rur. Ör­ne­ÄŸin; yu­var­lak çiz­gi­ler a­ra­ba­nın dış yü­ze­yi o­la­rak ka­bul e­dil­miÅŸtir a­ma bu­nu çi­ze­nin bu ka­ra­la­ma­yı ya­par­ken ne­yi ha­yal et­ti­ÄŸi bel­li de­ÄŸildir. Kıv­rım­lı bir çiz­gi bir de­ve­nin sır­tı­nı, su dal­ga­sı­nı, bir yı­la­nı ya­ni sa­yı­sız nes­ne­yi tem­sil e­de­bi­lir. Kır­mı­zı söz­cü­ÄŸü i­se sor­gu­suz su­al­siz, hiç­bir des­tek­le­yi­ci ve­ri ol­ma­dan a­ra­ba­nın ren­gi o­la­rak yo­rum­lan­mıştır (e­ÄŸer bu doÄŸ­ru bir me­tod ol­say­dı, psi­ÅŸik ki­ÅŸi­ye kır­mı­zı­nın ne an­la­ma gel­di­ÄŸi so­ru­lur­du). Kı­rık çiz­gi­ler i­se ra­hat­lık­la gü­neÅŸ ı­ÅŸÄ±n­la­rı­nı, ha­va­i fi­ÅŸek­le­ri ya­ da bir çi­çe­ÄŸi tem­sil e­di­yor o­la­bi­lir. Bu­na ben­zer be­lir­siz ve­ri­ler bir çok a­raÅŸ­tır­ma­cı i­çin ö­nem­siz o­lur­du çün­kü, bi­lim­sel ni­te­li­ÄŸi o­lan a­raÅŸ­tır­ma­lar ke­sin ve­ri­ler ve ÅŸe­kil­ler ge­rek­ti­rirler. Bu tu­haf o­lay i­se, sa­de­ce yan­lış me­tod kul­la­nan­lar ta­ra­fın­dan be­lir­len­miÅŸ bir so­nuç­tur. Ruh­sal te­le­pa­ti­yi ölç­me­nin da­ha nes­nel yo­lu i­se Ze­ner Kart­la­rı kul­lan­mak­tır. Bu kart­la­rın ü­ze­rin­de ba­sit, ke­sin ÅŸe­kil­ler var­dır. Kır­mı­zı top, ye­ÅŸil üç­gen, dal­ga­lı çiz­gi ya­ da ma­vi ka­re gi­bi. Telepat ol­du­ÄŸu sa­nı­lan ki­ÅŸi­ye i­se her kart i­çin bir tek fi­gür çiz­me­si söy­le­nir ve on i­la yirmi kart­la de­ney ya­pı­lır. DoÄŸ­ru ka­bul e­di­le­cek çi­zim­ler i­se, da­ha ön­ce­den bir kri­ter­le be­lir­le­nir. Bu kri­ter ge­nel­de ki­ÅŸi­nin çiz­di­ÄŸi i­le kar­tın ü­ze­rin­de­ki fi­gü­rün u­yuÅŸ­ma­sı­dır. Bu test me­tod­la­rıy­la, Telepati güç­le­ri ol­du­ÄŸu­nu söy­le­yen kim­se­ler, genelde ba­ÅŸa­rı­sız­lık gös­te­rir­miÅŸ­ler­dir. Ay­rı­ca ki­ÅŸi­sel ön­yar­gı­la­rın de­ney­sel so­nuç­la­rı et­ki­le­me­me­si i­çin, seçilen de­ney­sel me­tod so­nu­cu et­ki­le­ye­cek di­ÄŸer tüm nedenleri or­ta­dan kal­dı­ra­cak de­re­ce­de et­kin ol­ma­lı­dır. Bu me­tod “de­ney­sel kon­trol” a­dıy­la bi­li­nir. Ama bir­çok kuram bu me­tod yü­zün­den ger­çek­leÅŸ­ememiÅŸtir. Genelde birçok bilimci, sı­nıf­la­rına nes­nel­li­ÄŸin ve bi­lim­sel de­ney­ler­de­ki ka­tı­lı­ÄŸÄ±n do­ÄŸa­sı­nı yer­leÅŸ­tir­me­ye ça­lı­ÅŸÄ±­rlar.

Piramit, bıçakları biliyor mu?

Her haf­ta so­nu dünyanın birçok kentinde, pa­zar­la­r ku­ru­lur. Buralarda sa­tı­cı­lar me­tal is­ke­let­li pi­ra­mit­ler sa­tı­yor­lar. Sa­tı­cı, pi­ra­mi­din ge­o­met­ri­si­nin koz­mik e­ner­ji i­le­ti­ci­si ol­du­ÄŸu­nu, bı­çak­la­rı bi­le­mek i­çin­ kul­la­nı­la­bi­le­ce­ÄŸi­ni id­di­a e­tmektedir. Bu tıp­kı ger­çek pi­ra­mit­ler­de fi­ra­vunun ve eÅŸ­ya­la­rı­nın mu­ha­fa­za e­dil­me­si­ne ben­zi­yor. Stan­dart bir krom pi­ra­mit ge­nel­de yeterlidir a­ma mis­tik bir ha­va ka­zan­dır­mak ve da­ha pa­ha­lı­ya sat­mak i­çin gü­müÅŸ ve al­tın kap­la­ndığı da görülmektedir. İd­di­a­ya gö­re, en i­yi koz­mik e­ner­ji kay­na­ÄŸÄ± i­çe­ren mad­de al­tın­dır, sı­ra­sıy­la gü­müÅŸ ve krom ge­lir. Bir sü­re ön­ce bir­bi­ri­ni ta­nı­ma­yan i­ki öÄŸ­ren­ci kul­la­nıl­mış kör bı­çak­la­rı bi­ley­le­di­ÄŸi id­di­a e­di­len pi­ra­mit­ler­den sa­tın al­mış­lar. Sa­tı­cı bı­çak­la­rı üç gün pi­ram­tin i­çin­de­ki su­da bı­rak­tık­la­rın­da bı­çak­la­rın pı­rıl pı­rıl o­la­ca­ÄŸÄ±­nı söy­le­miÅŸ. Psi­ÅŸik güç­le­re ve bü­yü­le­re i­na­nan öÄŸ­ren­ci, an­la­tı­lan­la­rın ger­çek­li­ÄŸi­ne i­nan­mış. Åžüp­he­ci o­lan di­ÄŸe­ri i­se, 20 do­la­rı ha­va­ya sa­vur­du­ÄŸu­nu dü­ÅŸün­müÅŸ. İki­si­ de bun­lar­dan bi­rer ta­ne al­mışlar ve i­ki­si­ de bı­çak­lar ü­ze­rin­de de­ne­miÅŸ­ler. İlk ön­ce es­ki bı­çak­la­rı pi­ra­mit­te üç gün bek­let­miÅŸ­ler. Psi­ÅŸik güç­le­re i­na­nan öÄŸ­ren­ci pi­ra­mit­ten çı­kar­dı­ÄŸÄ± bı­ça­ÄŸÄ±n ya­na­ÄŸÄ±­nı kes­me­si ü­ze­ri­ne bı­ça­ÄŸÄ±n kes­kin­leÅŸ­ti­ÄŸi­ne ve pi­ra­mi­din gü­cü­ne i­nan­mış. Åžüp­he­ci o­lan i­se yap­tı­ÄŸÄ± de­ne­me­ler­den son­ra bı­ça­ÄŸÄ±n kes­kin­leÅŸ­me­di­ÄŸi­ne ka­rar ver­miÅŸ ve bo­ÅŸa pa­ra ver­di­ÄŸi­ni dü­ÅŸün­müÅŸ. Bu­ra­da i­ki ki­ÅŸi­nin ay­nı hi­po­te­zi, ay­nı me­tod­la de­ne­yip fark­lı so­nuç­la­ra u­laÅŸ­tı­ÄŸÄ±­nı gö­rü­yo­ruz. Bu­nun ne­de­ni, uy­gu­la­nan yöntemin ki­ÅŸi­sel i­nanç­la­rı yok et­me­me­si­dir. Psi­ÅŸik o­lay­la­ra i­na­nan ki­ÅŸi i­nan­cı­nın doÄŸ­rul­tu­sun­da hi­po­te­zin doÄŸ­ru­lu­ÄŸu­na i­nan­mıştır. Åžüp­he­ci o­la­nın ise, böy­le bir bek­len­ti­si yok­tur. Uy­gu­la­nan me­tod ya­nıl­gı­ya düÅŸ­müÅŸ­tür, çün­kü bi­ley­le­mek i­çin pi­ra­mi­din i­çin­de­ki su­yun de­re­ce­si ve bı­çak­lar­da de­ne­nen nes­ne­le­rin sert­li­ÄŸi ve­ya yu­mu­ÅŸak­lı­ÄŸÄ± de­ÄŸiÅŸ­ken­dir. İ­ÅŸe bi­lim­sel a­çı­dan ba­kar­sa­nız bu de­ney de­ÄŸer­siz­dir ve bi­ze pi­ra­mi­din ger­çek­ten i­ÅŸe ya­ra­yıp ya­ra­ma­dı­ÄŸÄ±­nı gös­ter­mez.

Nereye kadar kuşkucu olunmalıdır?

Bu ör­nek bir üniversite sı­nı­fında an­latı­ldığında öÄŸ­ren­ci­le­re tes­tin ger­çek­li­ÄŸi­ni saÄŸ­la­ya­cak da­ha et­kin bir kon­trol me­ka­niz­ma­sı dü­ÅŸü­nüp dü­ÅŸün­me­dik­le­ri­ni sor­uldu. Ge­nel ö­ne­ri de­ne­yin bir ka­ÄŸÄ±t ya ­da bir par­ça de­ri ü­ze­rin­de ya­pıl­ma­sıy­dı. A­ma bu ö­ne­ri­ de di­ÄŸer me­tod­tan daha i­yi de­ÄŸil­di. Bu me­tod ke­sim iÅŸ­le­mi­ni ya­par­ken uy­gu­la­nan gü­cün mik­ta­rı­nı he­sa­ba kat­mıyordu. Yöntem ne ke­sil­di­ÄŸi­ne gö­re de­ÄŸi­ÅŸir ve tam bir ka­rar ve­ri­le­mez. Psi­ÅŸik güç­le­re i­na­nan i­le ÅŸüp­he­ci o­lan yi­ne tam tersine so­nuç­lar el­de e­de­bi­lir­ler. Ge­re­ken pi­ra­mit­te bek­le­ti­len bı­çak­la­rın kes­kin­li­ÄŸi­ni öl­çe­cek da­ha ob­jek­tif bir öl­çüm­dür. Bu­nun bir yo­lu es­ki bı­ça­ÄŸÄ±n bir par­ça­sı­nın mik­ros­kop al­tın­da­ki gö­rün­tü­sü­nün fo­toÄŸ­raf­la­nıp, pi­ra­mit­te bek­le­til­dik­ten son­ra mik­ros­kop al­tın­da çe­ki­len fo­toÄŸ­ra­fı­nın kar­ÅŸÄ±­laÅŸ­tı­rıl­ma­sı­dır. Yani öncesinin ve sonrasının… Da­ha son­ra da yet­ki­li ki­ÅŸi­ler­ce in­ce­le­nip, kes­kin­lik de­re­ce­si sap­ta­nabilir. Böy­le­ce bir fark­lı­lığın o­lup ol­ma­dı­ÄŸÄ± an­la­ÅŸÄ±­lır. Bu yol iz­le­nir­se, i­ki ki­ÅŸi a­ra­sın­da­ki ki­ÅŸi­sel i­nanç ve ön ­yar­gı fark­la­rı i­zo­le e­dil­miÅŸ o­lur. Yani, insanlar dışlanarak, karar bilime ve teknolojiye bırakılır. Ama birÅŸey daha var; ÖÄŸ­ren­ci­le­re, bu me­to­dun bi­le tek ba­ÅŸÄ±­na ye­ter­li o­la­ma­ya­ca­ÄŸÄ±­, bir çok ÅŸe­yin at­la­na­bi­le­ce­ÄŸi­ ve da­ha çok in­ce­le­me ya­pıl­ma­sı ge­rek­ti­ÄŸi­ söy­le­ndi­ÄŸin­de çok ÅŸa­ÅŸÄ±r­dı­lar. Ör­ne­ÄŸin mik­ros­kop i­yi ça­lış­mı­yor o­la­bi­lir­di veya ke­sil­miÅŸ ke­na­rın in­ce­len­di­ÄŸi yer­de­ki sı­cak­lık fark­la­rı so­nu­cu et­ki­le­ye­bi­lir­di. Dü­ÅŸü­nül­me­yen ya ­da göz­den kaç­mış bir ay­rın­tı tes­tin so­nu­cu­nu de­ÄŸiÅŸ­ti­re­bi­lir­di. Fa­kat test bir­çok kez tek­rar e­di­lir ve ay­nı so­nu­ca va­rı­lır­sa hiç­bir ÅŸüp­he kal­ma­ya­ca­ÄŸÄ±­na gü­ve­ne­bi­li­riz. 1989´da De­rek Gjert­sen, test­le­rin tek­ra­rı­nın ö­ne­mi­ni an­la­tan bir tar­tış­mayı baÅŸ­lat­tı. O­na gö­re, tek bir de­ney­de po­zi­tif so­nuç­la­ra u­laÅŸ­mak o ka­dar zor de­ÄŸil­di. Ay­rı­ca a­raÅŸ­tır­ma­cı tek bir in­ce­le­me ü­ze­rin­de kul­la­nı­lan me­to­dun doÄŸ­ru­lu­ÄŸu­nu da ga­ran­ti e­de­mez. Bil­gi­yi or­ta­ya çı­kar­mak i­çin bir tek de­ney ya­pı­lı­yor­sa tüm et­ki­ler­den ko­run­mak i­çin bü­yük deney ge­re­kir. De­ne­yi sürekli tek­rar­la­mak, iz­le­nen yöntemin ve so­nu­cun ob­jek­tif­li­ÄŸin­den emin ol­mak i­çin tek yol­dur. İşte bu yaklaşım, normalötesi a­raÅŸ­tır­ma ya­pan­lar­ tarafından hemen red­de­di­lir. Tek bir de­ney­de el­de et­tik­le­ri so­nuç, de­ney yi­ne­len­di­ÄŸin­de hem so­nu­cun hem­ de me­to­dun yan­lış­lı­ÄŸÄ±­ or­ta­ya kon­muÅŸ­tur. Psi­ÅŸik güç­ler i­çin ya­pı­lan bir tes­tin so­nu­cun­da, or­ta­ya çı­kan de­ney so­nu­cu­nun is­tik­rar­sız ol­du­ÄŸu­ gö­rülür, he­le de­ney tek­rar­la­nır­sa böy­le güç­le­rin ol­ma­dı­ÄŸÄ±­ bi­le gö­rülebilir. Kar­ÅŸÄ± konsa bi­le tek­rar­lan­ma­mış de­ney­le­rin so­nuç­la­rı­na i­nan­ma­ya ça­lış­ma­nın an­lam­sız­lı­ÄŸÄ± yad­sı­na­maz.

Cid­di ve ka­tı de­ney­ler ko­lay ve ça­buk de­ÄŸil­dir. De­ney­ler ge­nel­de kar­ma­ÅŸÄ±k­tır, pek çok aracın ve me­to­dun kul­la­nıl­ma­sı­nı ge­rek­ti­rir. De­ne­yi ya­pan­la­rın güç­lü ve de­ÄŸiÅŸ­ti­ri­le­mez ön­yar­gı­la­rı o­la­bi­lir, bu yüz­den de­ne­yin nes­nel­li­ÄŸin­den ve ge­çer­li­li­ÄŸin­den e­min ol­mak i­çin çok ça­ba ge­re­kir. Bu du­rum za­man kay­bet­tir­se­ de ge­rek­li­dir. Bil­gi­le­ri or­ta­ya koy­mak i­çin pek çok yol var­dır a­ma so­nuç­la­rı el­de et­mek bi­zim gö­rüÅŸ ka­pa­si­te­miz­le sı­nır­lı o­la­maz ve olmamalıdır. İşte doÄŸaüstü olarak tanımladığımız Alacakaranlık KuÅŸağı´nda saklanan sırlar ancak bu yoldan aydınlatılabilecektir.
 

Popularity: 45% [?]


Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır | Sayfayı Gönder Sayfayı Gönder